Sırplar ilerlemekten yana oy kullandı
Sırbistan’da Batı eğilimli Demokratların kazandığı genel seçimler, ne Kosova ne de Mladiç sorununu çözüyor. Ancak milliyetçilerin yenilmesi ileriye doğru bir adım
Sırplar
geçen pazar istikrarsız bir koalisyonun çöküşü sonrası parlamento
seçimleri için sandığa gitti. Muhtemelen yeni bir istikrarsız koalisyon
çıkacak.
Fakat siyasi karmaşa, sonuçların önemini gözden kaçırmamıza yol
açmamalı. Seçim öncesi ABD ve AB ülkelerinin çoğunun Kosova’yı tanıma
kararının Sırbistan’ı Batı karşıtlığına sürükleyeceğine, milliyetçi
Radikalleri güçlendireceğine dair korkular vardı.
Gelinen noktada Radikaller bırakın güç kazanmayı, destek bile kaybetti.
En büyük galiplerse, Devlet Başkanı Tadiç’in Batı eğilimli Demokratik
Partisi’yle müttefikleri. Neredeyse tüm diğer gruplar gibi onlar da
Kosova’nın bağımsızlığını tanımayı reddediyor. Fakat Radikallerden ve
eski başbakan Koştunitsa’nın liderliğindeki ılımlı milliyetçilerden
farklı olarak, Demokratlar için AB’yle entegrasyon Kosova’dan önce
geliyor. Kosova ezberinin bozulacağını söylemek için henüz çok erken.
Fakat vaktiyle içerdiği ezici kuvvet giderek azalıyor gibi.
İdeal şartlar altında Tadiç güçlü bir AB yanlısı hükümet kurardı.
Fakat sandalye dağılımı Demokratlara en azından bir dizi muhalif
unsurla anlaşma zorunluluğu dayatıyor. Radikallerle veya Tadiç’in
Kosova konusunda belki de kesin olarak ayrıldığı
Koştunitsa’yla anlaşmak imkânsız. Duy da inanma ama, geriye müteveffa
Miloşeviç’in Sosyalistleri kalıyor. Bu göründüğü kadar kötü değil: Genç
kuşak Sosyalistler normal AB sosyal demokratları olmayı umuyor ve
Tadiç’le çalışabilirler.
Diyelim ki AB yanlısı bir koalisyon kurulabildi; bu koalisyon
seçimlerin yarattığı ivmeyi kullanıp AB’ye yönelik reformları
sürdürmeli. AB’yse bunu, üyeliğin ilk adımı mahiyetindeki istikrar ve
ortaklık anlaşmasıyla yanıtlamalı.
Sırbistan’ın uluslararası savaş suçları mahkemesiyle tam işbirliğine
yanaşmaması gibi sorunlar da var. Bosnalı Sırp komutan Mladiç özgür
oldukça Sırbistan, ticaret gibi pratik meselelerde ne kadar ilerleme
kaydedilirse edilsin, AB’ye aday olamaz. Seçimler ne Kosova ne de
Mladiç sorununu çözüyor ama çözümlerin mümkün hale gelebileceği bir
döneme doğru ileri bir adım.
(Başyazı, 12 Mayıs 2008)


EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu