Yine de, kapatma davası, AKP'yi eleştirme konusunda derin bir vicdan krizi yaratıyorAKP karşısındaki anamuhalefet olan
CHP ve MHP'nin demokrasi gibi bir
derdi olmadığı açık, bunu ciklet gibi
çiğnemenin faydası yok.
AKP'nin sonu
Nuray Mert 06/05/2008 (4586 kişi okudu) Hakkında kapatma davası açılmış bir siyasi partiyi kıyasıya eleştirmek tatsız bir şey. Ele güne, eşe dosta karşı demokratlığımıza halel gelir kaygısını hiç taşımadım, benim hesabım kendi vicdanımla, doğru, haklı bildiğimle. Tam da bu nedenle, Cumhurbaşkanlığı krizinden bu yana, toplumsal normalleşme ve demokratikleşme sürecini kurban etme bahasına, rövanşist, fetihçi, iktidar mutlakçısı bir yol izlemeyi tercih eden AKP'yi eleştirmekten geri durmadım.
eleştirme konusunda derin bir vicdan krizi yaratıyor. Üstelik, mevcut AKP liderliğinin, zamanında aynı vicdan muhasebesinde pek de titizlenmemiş, kendi partileri olan Fazilet Partisi kapatılırken fazla ses çıkarmamış, bugünkü iktidarlarına giden yolda fırsatı ganimet bilmiş olmalarına rağmen.
Ama, demokrasi, vicdan diye tutturup, olanı biteni görmezden gelmek mümkün değil. Sonuçta, filler dövüşüyor, çimen eziliyor.
AKP, sağcı, ağır muhafazakâr, popülist bir kitle partisi. Toplumun muhafazakârlarının desteğine dayalı bir parti olarak, onların katı laik resmi ideolojiyi zorlayan taleplerini temsil ediyor, bu nedenle resmi ideolojiyi zorluyor, yine bu nedenle ister istemez demokratik bir dinamik oluşturuyor, hepsi bu.
Aslında bu da az bir şey değil, zira demokrasi farklı taleplerin sistemleri esnetmesinin macerasıdır, ama başka hayallere kapılanları hiç anlamadım.
AKP'nin sistemle boğuşmak adına çıktığı AB yolculuğu AB'cilerin işine geliyor ama bu yol arkadaşlığının sınırları da hep zorlanıyor, işler normal rayında gitse aslında daha da zorlanacak.
Sosyal politikalar, son sosyal güvenlik yasaları yetmediyse, 'ayaklar baş olursa kıyamet kopar' lafı ve ardından 1 Mayıs sahneleri artık herhalde herkesin yüzünü kızartmıştır.
70'li yıllardan bu yana ilk kez ağır sağ söylemi bu kadar sahneye çıkardığı, işçiye amekçiye 'ayaklar' demekte tereddüt etmediği, sendikları fesat yuvası olmanın ötesinde konumlandıramadığı için ürkütüyor. Baykal söylediği için kenara atılmayı hak etmeyen bir iddia olan, 'kendi derin devletini yaratma' hevesinde olduğunun işaretlerini verdiği için ürkütüyor. Ve en çok yandaş basını bir nevi Pravda mantığı ile gazetecilik yaptığı için ürkütüyor. Zira, muteber gördüğü basın anlayışı bu olan, dahası yandaşı dışında kalan tüm basını, açıkça düşman olarak gören bir siyasi iktidar ve genelde bir siyasi çevrenin vaat ettiği (daha fazla güç kazandığında) mutlak susturmadır.
CHP ve MHP'nin demokrasi gibi bir derdi olmadığı açık, bunu ciklet gibi çiğnemenin faydası yok.
Asıl kâbus, memlekette demokrasi dinamiği diye herkesin bir ucundan tuttuğu gölge oyununda perdenin yırtılması, sahnenin tüm çıplaklığı ile ortaya çıkması oldu. Bir yanda bu, diğer yanda hiçbir şeye çare olmamak bir yana, hiçbir şekilde yanında durulması söz konusu olmayan kapatma davası var. Bu tablo karşısında, değil siyasal duruşumuz, ruhumuz ve vicdanımız yaralanıp berelenmeden çıkma ihtimalimiz hiç yok gibi görünüyor. |

EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








AKP'nin sonu

GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.



multimedya
internet
aşamasındaki
bugünkü
internette
limit ve aşırı
fiyatlar da bir
sansürdür