
Ezberbozan
| Ezberbozan | TAMER KORKMAZ |
| Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı'nca (TESEV) yaptırılan geniş kapsamlı ankete göre Türkiye'de başını örten kadın oranı yüzde 73'ten yüzde 63'e gerilemiş! | |
|
Kamuoyu anketini yapanların zihninde "annelerimizin siyasi olmayan başörtüsü" ile "üniversitelerdeki siyasi türban" gibi politik kompartımanlar bulunduğundan olsa gerek ankette "türbanlı kadınların oranı" ayrıca yer almış... Yine de sonuç değişmiyor: "Türbanlıların" oranı 1999'dan bu yana yüzde 13'ten yüzde11'e düşmüş! *** Kasım ayı başında yayınlanacak anket hafta sonunda Hürriyet'in manşetindeydi: TESEV'in anketi, Hürriyet'i şaşırtmıştı... Hürriyet yöneticilerinin çevresinde yer alan insanların çoğunun -Türkiye'de başını bağlayan kadın sayısının büyük hızla arttığını düşündüğünü söylemeye gerek yok... Bu iddia, sadece Hürriyet yönetiminin ya da onların etrafındakilerin değil; hatta yalnızca CHP örgütünün veya tabanının da değil, bütün laikçi kesimin özellikle son yıllarda sıkı sıkıya sarıldığı bir sav! TESEV'in türbanla ilgili iki anketi arasında tam yedi yıl var: Yani, bu süre AKP'nin iktidara geldiği dönemi de içeriyor. "AKP iktidarı ile birlikte Türkiye'de başını örten kadın sayısı patlama derecesinde arttı" tezi sözünü ettiğim iddianın temelini oluşturuyor... Şimdi, TESEV'in 'Zincirbozan' değil 'Ezberbozan' anketini şöyle bir önümüze koyalım. Ardından da "Demek ki Neymiş?" klasiğimizi çalalım... Laikçilerin en baba iddialarından biri, hatta son dönemdeki en önde gelen savı yerle bir olmuş durumda! Hepsine, kocaman bir Geçmiş Olsun! TESEV'in anketini okuyan birçok laikçi mutlaka "Türbanlılar her yerde artıyor. Gördüğümüze mi inanalım, anketlere mi?" diye itiraz edeceklerdir... TESEV anketini yapan Doç. Ali Çarkoğlu, örneklem konusunda herhangi bir yanlışlık olmadığını hatta bu kez yedi yıl öncesine göre çok daha sağlam bir örneklemle çalıştıklarını söylüyor. Gazetede yayınlanan sonucun "yanılma payı çıkarıldıktan sonra verilen oran" olduğunu da vurguluyor... Gelelim temeldeki soruya: Başını örten kadınların sayısında patlama derecesinde bir artış şöyle dursun, sınırlı da olsa bir azalma meydana gelmişse -hadiseyi nasıl izah etmek gerekiyor? Gayet açık: Başını örten kadınlar geçmişle, önceki yıllarla kıyaslanamayacak seviyede sosyal hayata giriyorlar... Bir başka deyişle, -"Cumhur'un değil Cumhuriyet Gazetesi'nin Cumhurbaşkanı" olmakta ısrar eden Sezer'in kendilerine yasaklamaya çalıştığı- kamusal alana çıkmış durumdalar! O nedenledir ki, sayıları patlama seviyesinde artmış gibi görünüyor. Türkiye'deki laikçiler ısrarla "bilim, bilim" derlerse de onlar sadece bilimcidirler; gerçekte sosyolojik gerçeklerle uzaktan yakından alakaları yoktur... Egemenler ve solcu laikçiler, 1968'de başı bağlı Hatice Babacan'ı üniversite kapısında gördüklerinde "İrtica hortladı" demişler ve bilim yuvasının kapılarını sıkı sıkıya sürgülemişlerdi. 1986'dan itibaren türbanlı öğrenciler üniversite kapılarına geldiklerinde Laikçi "İrtica Var" Korosu sesini çok daha fazla yükseltti... YÖK Komutanı Kemal Gürüz döneminde ise Türkiye Demokrasisi'nin yüzünü kızartan zorbalık timsali ikna odaları kuruldu: Başı bağlı öğrencilerin yüzde 85'i başını açıp üniversiteye girdiğinde "Bunların niyeti okumak değil irticaı yaymaktır" hurafesinin üreticisi Egemenler'in en önemli tezlerinden biri berhava oluyor, ancak laikçilerin yüzü yine kızarmıyordu... Final: Laikçiler, sosyolojik gelişmeleri doğru okuyanları hiç sevmezler. Başörtülü öğrencilerin -asla gericiliğin değil, Türkiye'de yaşanan çoklu modernleşme sürecinin bir sonucu olarak üniversite kapısına geldiği gerçeğini görmek istemezler. 'İrtica' kozları elden gitmesin diye, son ankete de dudak bükeceklerdir!
|
|
| 26 Eylül 2006, Salı |

EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.



multimedya
internet
aşamasındaki
bugünkü
internette
limit ve aşırı
fiyatlar da bir
sansürdür
