Derin Ergenekon’un gizli anayasası paşanın evinde
Ergenekon’a yönelik önceki operasyonlarda ele geçirilen örgüt manifestosu son perdede gözaltına alınan emekli paşaların evinden de çıktı.
Şok
belgede, holding ve banka kurulması öngörülüyor
Terör
örgütü Ergenekon iddianamesine giren ve örgütün manifestosu olarak
nitelendirilen ‘Ergenekon Analiz Yapılanma Yönetim ve Geliştirme
Projesi’, gözaltına alınan emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’un ev ve ofislerinde çıktı.
Daha önceki operasonlarda
tutuklanan emekli paşaların ikametlerinde ele geçirilen
‘Analiz Yapılanma Projesi’
adlı belge polis fezlekesine ve
Ergenekon dosyasına ‘Önemli delil’ olarak girmişti.
Çok gizli tutulan bu manifesto, operasyonun son perdesinde gözaltına alınan emekli orgeneraller
Eruygur
ile Tolon’un ev ve işyerlerinde de ele geçirildi. Sözkonusu belgede,
örgütlenme şeması 7 ana başlıkta toplandı. Buna göre;
Ergenekon Başkanlığı,
İstihbarat Dairesi Komutanlığı,
İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Dairesi Komutanlığı,
Operasyon Dairesi Başkanlığı,
Finansman Daire Başkanlığı (Sivil),
Örgüt İçi Araştırma Dairesi Komutanlığı,
Teori Tasarım ve Planlama Başkanlığı Dairesi (Sivil).
BANKA VE HOLDİNG KURULACAK
Manifestoda,
Manifestoda, ajanlar 6 ünitede görevlendirildi.
Örgütün üst düzey yöneticileri ile personel ve ajanlar arasında mutlak mesafe olması
istendi.
‘Bu nedenle Ergenekon, doğrudan kendi örgütüne bağlı holdingler ve bankaları süratle kurup ideolojiye uygun ekonomi-politik denge
sağlayabilmeledir’, ‘Ergenekon’un üretim tesislerine, ticari holdinglere ve bankalara ihtiyacı vardır.
Hem de doğrudan ve mutlak sahibi olarak.’,
‘Medya, uluslararası Ticaret Bankacılık alanlarında deneyimli, Kemalist ideolojiye uygun sivil personele ihtiyaç var’ ifadeleri dikkat çekti.
STK adı altında örgütlenmişler
ERUYGUR’UN Fenerbahçe
Orduevi’ndeki ofisinde örgütün
‘Hücresel yapılanması’
ortaya çıktı.
En altta sivil toplum kuruluşu adı altında
örgütlenenler, ortada Veli Küçük ile ekibinin oluşturduğu yapı ve Eruygur ile Tolon’un da yer aldığı üst hücre. Küçük’ün başında bulunduğu
yapılanmanın deşifre olmasının ardından,Eruygur ve Tolon’un ‘7 Temmuz Kaos Planı’nı devreye soktukları belirlendi.



EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu