Cumhuriyet Üniversitesinde öğrenci çatışması
Bu arada, darbedilen öğrenciler, arkadaşlarıyla birlikte kentte protesto yürüyüşü yaptı.
Alınan bilgiye göre, Cumhuriyet Üniversitesinde (CÜ) eğitim gören karşıt görüşlü 2 öğrenci grubu arasında dün gece saatlerinde Şenyurt Sitesi önünde kavga çıktığı belirtildi.
İddiaya göre, yaklaşık 20 civarındaki sağ görüşlü öğrenci grubunun, sol görüşlü öğrenci grubuna demir sporlarla saldırdığı öne sürüldü. Olayda 7 öğrencinin vücutlarının çeşitli yerlerinden darbedildiği belirtildi.
Yaralanan öğrencilerin Sivas Numune Hastanesinde tedavi altına alındığı bildirildi.
Olayla ilgili 13-14 civarında öğrencinin gözaltına alındığı, emniyetteki sorgu ve işlemlerinin ardından Sivas Cumhuriyet Başsavcılığına sevk edileceği belirtildi.
-ÖĞRENCİLER OLAYI PROTESTO ETTİ-
Bu arada, aralarında olayda başından ve ayağından yaralanan üniversite öğrencilerinin de bulunduğu yaklaşık 75 kişilik bir grup, kentte yürüyüş yaparak olayı protesto etti.
Afyon Sokak'taki Eğitim-Sen Sivas Şube binası önünde ellerinde çeşitli dövizlerle toplanan ve kendilerini Sivas Demokrasi Platformu ve CÜ Devrimci-Demokrat öğrenciler olarak adlandıran grup, kent meydanına kadar yürüdü.
Meydanda çeşitli sloganlar atan grup, olayın zanlılarının cezalandırılmasını istedi. Grup adına açıklama yapan Merve Yağmur isimli öğrenci,
''Cumhuriyet Üniversitesi Geleneksel Bahar Şenlikleri'nde devrimci-demokrat öğrencilerin açtığı stantları 1 haftadır taciz eden odaklar, dün gece
yüzlerini göstermiştir. Gece saat 23.00 sularında Şenyurt Sitesi önünde yaklaşık 20 kişilik faşist bir grup, demir sopalarla arkadaşlarımıza saldırmış
ve 7 arkadaşımız yaralanmıştır'' dedi.
Bu olaylar öncesinde kendilerine yönelik tacizleri üniversitenin güvenlik birimlerine ve diğer yetkililere bildirdiklerini ifade eden Yağmur, tüm
uyarılarına rağmen hiçbir güvenlik önleminin alınmadığını ileri sürdü.
Açıklamanın
ardından grup, sloganlar atarak Eğitim-Sen Sivas Şube binasına kadar
yürüdü. Grubun açıklaması ve yürüyüşü sırasında geniş güvenlik
önlemleri alındı.
AA



EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar












