www.blogmedya.deriz.biz
http://ssorulmayansorular.bloggum.com
sıksorulmayansorular sorar ya siz
ayrılmayın
böyle
ayrılık
olmaz
Bir parodi olarak “iddianame”
Fıkrayı
bilirsiniz. Padişah vergileri arttırmış; vezir insanların kızdığı
haberini getirmiş... Padişah “devam” demiş ve bir müddet sonra
vergileri gene arttırmış, vezir insanların daha da çok kızdığını
aktarmış... Padişah “devam” demiş ve gene vergileri arttırmış; vezir
padişaha bu sefer insanların kahkahalarla güldüğü ve sokaklarda zil
takıp oynadıkları haberini getirmiş... Bunun üzerine padişah “aman
duralım” demiş, “vaziyet kötüye gidiyor!”
Bizim vaziyet de buna benzedi. Kendilerini padişah zannedenler
kendi tahakkümlerini, hegemonyalarını gizlemek ve sarsılan bu
hegemenonyalarının açıklarını kapatmak için toplumun konuşma yollarını
kapatmaya çalışıyorlar. Bitmez tükenmez bir inatla, toplumun sinir
katsayısını test ediyorlar. İpleri elinden bırakmamak için, her gün
skandal değeri taşıyan başka bir zorbalığa imza atıyorlar. Kendi
gazetelerini bombalıyorlar, insanları sindirmek için “İran / şeriat”
korkusunu, “bölünme” korkusunu provoke ediyorlar, “ihanet! ihanet!”
diye bağırıyorlar. Gerekçesi kendinden menkul kararlarla genç
kadınların başörtüleriyle üniversiteye girmesini engelliyorlar. İnsan
hakları ve demokrasi konusunda atılmak istenen adımların karşısına
dikiliyorlar; “güvenlik” kelimesini kalkan yapıp, yıllardır partiler
kapatıyorlar, yenilerini kapatmak için akla ziyan yollar deniyorlar...
Ama artık toplum sinirlenmek, kızmak aşamasını tüketip, sanki
başka bir aşamaya geçti. Artık attıkları bu adımlarla toplumu
güldürüyorlar. İşte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bay Abdurrahman
Yalçınkaya vasıtasıyla sahneye konan AKP'yi kapatma operasyonu,
niyetinin aksine bir 'parodi' olarak karşımıza geldi. Sözlüklerde
“ciddi bir yapıtın konusunun ya da anlatı yöntemlerinin gülünç biçimde
değiştirilmesiyle ortaya konan hicivli öykünme yapıt” olarak tanımlanan
(Büyük Larousse) ve bir üslubun taklidini içeren, abartarak güldürmeyi
amaçlayan 'parodi'ye bambaşka bir boyut kazandırdı bu operasyon. Bu
vesileyle, “yargı alanının tarzını, dilini ve üslubunu taklit ederek,
ona gülünç ve abartılı yorumlar ekleyerek, statükonun açıklarını
göstererek güldürmeyi amaçlayan bir parti kapatma iddianamesi
operasyonu” sahnelenmiş oldu. Ve tabii ki, “sizi güldüreceğim” diyerek
espri patlatmak için yanıp tutuşanlarınkine kıyasla, sıradanlığın,
normalliğin içine sıkıştırılmış bir güldürme tekniği her zaman için
daha başarılı olur. A.Y.'ninki de böyle oldu.
Bu parodi bir korkudan besleniyor... “Paranoyanın
dehlizlerinden mizah hikayeleri” başlığı taşıyacak bir kitabı
dolduracak bu operasyonlar zinciri, kitabın adından da anlaşılabileceği
gibi, hep 'korku'yu anlatıyor... A.Y.'nin aracılık yaptığı bu son
operasyon da bu kitaptaki -şimdilik- son hikaye... Bu son hikaye,
'korku'nun nasıl akıldan, düşünceden koptuğunu gösteriyor; uçuklaşıyor
ve 'gerçeküstü' bir mizah boyutu kazanıyor...
Aslında niyetinin hilafına güldüren ciddiyet ve korku
yapıtlarının en sonuncu versiyonu, geçen hafta Star gazetesinde
yayınlanan, Mümtaz'er Türköne ve Ahmet Demirel ile birlikte yaptığımız
“Toplumun İslam algısı” araştırmasının hemen akabinde geldi. Bu
araştırmada dinden kaynaklanan korkuları besleyen bir azınlığın
seçkin-sınıfsal özelliğine vurgu yapmıştık ki, o azınlık, A.Y.
vasıtasıyla 'konuştu'. Bizim araştırmanın rakamları arasında yer alan o
azınlığın 'sert çekirdeğini' görünür kıldı. Binbir dereden su
getirerek, gazete haberlerinden kesme-yapıştırma yaparak, hurafe
yazarak, bir “laik inanç-kurgu” üreterek bütün iptidailiğini,
yetersizliğini, zavallılığını ortaya serdi.
Korkuyu üreten ve araçsallaştıran bu parodi yazarları toplumda,
toplumun inançlarında, toplumsal kesimlerin taşıdığı değerler ve
taleplerde sürekli olarak bir 'art niyet' bulmaya çalışıyor. Varsaydığı
art niyet bir 'ötekilik' fikrine dayanıyor. Bu 'ötekilik' bazen din,
bazen dil oluyor; bazen de Avrupa, İran ya da Arap ülkeleri gibi
coğrafya ve kültürler olarak tezahür ediyor. Ancak her seferinde, bu
ötekilik inşası bu toplumun insanlarını, insanların taleplerini
görünmez kılmaya çalışıyor.
Son olarak, akıldan kopmuş olan bu korkuyu bir ölçüde anlamak
da mümkün... Bu memlekette şimdiye kadar bu parodi yazarlarının
sürdürmüş oldukları korku politikaları kendilerinin de korkusu haline
geliyor. Bastırdıkları insanlık halleri ve yarattıkları travmalar
onların kişilik ve kimliklerine de yansıyor ve en çok travmaya
uğrattıklarının kendileri gibi davranacaklarından korkuyorlar. Bu
yüzden insanların nefes almasından bu kadar çok korkuyorlar.
Bu memleketin insanları onlar gibi davranmak istemediğini
söylüyor habire... Ama padişah hikayesinde olduğu gibi, parodi
yazarları ve oyuncularının artık dikkat etmeleri gerekiyor. Her şeyin
bir sınırı var ve artık kabak tadı vermeye başladı insanların tahammül
sınırlarını zorlayarak gülmelerine neden olan Deli Dumrul hikayeleri...
Birbirini takibeden bu hikayeler bu toplumda çok derin yaralar açıyor
ve insanların bütün dirençlerine rağmen, birbirlerine olan güvenini
yıpratıyor.
Ama belki de, bu parodilerin yazarları bu güven kaybından
korkmuyorlar ve hatta istedikleri belki tam da bu... Eğer öyleyse, çok
daha korkunç niyetleri var demektir... Ya da çok daha korkunç niyetleri
olan birilerinin uzantılarıdır onlar...
www.blogmedya.deriz.biz
http://ssorulmayansorular.bloggum.com
sıksorulmayansorular sorar ya siz
ayrılmayın
böyle
ayrılık
olmaz
Bir parodi olarak “iddianame”
Fıkrayı
bilirsiniz.
Padişah vergileri arttırmış; vezir insanların kızdığı
haberini getirmiş...
Padişah
“devam”
demiş ve bir müddet sonra
vergileri gene arttırmış, vezir insanların daha da çok kızdığını
aktarmış...
Padişah “devam” demiş ve gene vergileri arttırmış; vezir
padişaha bu sefer insanların kahkahalarla güldüğü ve sokaklarda zil
takıp oynadıkları
haberini getirmiş...
Bunun üzerine padişah “aman
duralım” demiş, “vaziyet kötüye gidiyor!”
Bizim vaziyet de buna benzedi. Kendilerini padişah zannedenler
kendi tahakkümlerini, hegemonyalarını gizlemek ve sarsılan bu
hegemenonyalarının açıklarını kapatmak için toplumun konuşma yollarını
kapatmaya çalışıyorlar. Bitmez tükenmez bir inatla, toplumun sinir
katsayısını test ediyorlar. İpleri elinden bırakmamak için, her gün
skandal değeri taşıyan başka bir zorbalığa imza atıyorlar. Kendi
gazetelerini bombalıyorlar, insanları sindirmek için “İran / şeriat”
korkusunu, “bölünme” korkusunu provoke ediyorlar, “ihanet! ihanet!”
diye bağırıyorlar. Gerekçesi kendinden menkul kararlarla genç
kadınların başörtüleriyle üniversiteye girmesini engelliyorlar. İnsan
hakları ve demokrasi konusunda atılmak istenen adımların karşısına
dikiliyorlar; “güvenlik” kelimesini kalkan yapıp, yıllardır partiler
kapatıyorlar, yenilerini kapatmak için akla ziyan yollar deniyorlar...
Ama artık toplum sinirlenmek, kızmak aşamasını tüketip, sanki
başka bir aşamaya geçti. Artık attıkları bu adımlarla toplumu
güldürüyorlar. İşte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bay Abdurrahman
Yalçınkaya vasıtasıyla sahneye konan AKP'yi kapatma operasyonu,
niyetinin aksine bir 'parodi' olarak karşımıza geldi. Sözlüklerde
“ciddi bir yapıtın konusunun ya da anlatı yöntemlerinin gülünç biçimde
değiştirilmesiyle ortaya konan hicivli öykünme yapıt” olarak tanımlanan
(Büyük Larousse) ve bir üslubun taklidini içeren, abartarak güldürmeyi
amaçlayan 'parodi'ye bambaşka bir boyut kazandırdı bu operasyon. Bu
vesileyle, “yargı alanının tarzını, dilini ve üslubunu taklit ederek,
ona gülünç ve abartılı yorumlar ekleyerek, statükonun açıklarını
göstererek güldürmeyi amaçlayan bir parti kapatma iddianamesi
operasyonu” sahnelenmiş oldu. Ve tabii ki, “sizi güldüreceğim” diyerek
espri patlatmak için yanıp tutuşanlarınkine kıyasla, sıradanlığın,
normalliğin içine sıkıştırılmış bir güldürme tekniği her zaman için
daha başarılı olur. A.Y.'ninki de böyle oldu.
Bu parodi bir korkudan besleniyor... “Paranoyanın
dehlizlerinden mizah hikayeleri” başlığı taşıyacak bir kitabı
dolduracak bu operasyonlar zinciri, kitabın adından da anlaşılabileceği
gibi, hep 'korku'yu anlatıyor... A.Y.'nin aracılık yaptığı bu son
operasyon da bu kitaptaki -şimdilik- son hikaye... Bu son hikaye,
'korku'nun nasıl akıldan, düşünceden koptuğunu gösteriyor; uçuklaşıyor
ve 'gerçeküstü' bir mizah boyutu kazanıyor...
Aslında niyetinin hilafına güldüren ciddiyet ve korku
yapıtlarının en sonuncu versiyonu, geçen hafta Star gazetesinde
yayınlanan, Mümtaz'er Türköne ve Ahmet Demirel ile birlikte yaptığımız
“Toplumun İslam algısı” araştırmasının hemen akabinde geldi. Bu
araştırmada dinden kaynaklanan korkuları besleyen bir azınlığın
seçkin-sınıfsal özelliğine vurgu yapmıştık ki, o azınlık, A.Y.
vasıtasıyla 'konuştu'. Bizim araştırmanın rakamları arasında yer alan o
azınlığın 'sert çekirdeğini' görünür kıldı. Binbir dereden su
getirerek, gazete haberlerinden kesme-yapıştırma yaparak, hurafe
yazarak, bir “laik inanç-kurgu” üreterek bütün iptidailiğini,
yetersizliğini, zavallılığını ortaya serdi.
Korkuyu üreten ve araçsallaştıran bu parodi yazarları toplumda,
toplumun inançlarında, toplumsal kesimlerin taşıdığı değerler ve
taleplerde sürekli
olarak bir 'art niyet' bulmaya çalışıyor.
Varsaydığı
art niyet bir 'ötekilik' fikrine dayanıyor. Bu 'ötekilik' bazen din,
bazen dil oluyor; bazen de Avrupa,
İran ya da Arap ülkeleri gibi
coğrafya ve kültürler olarak tezahür ediyor. Ancak her seferinde, bu
ötekilik inşası bu toplumun insanlarını, insanların
taleplerini
görünmez kılmaya çalışıyor.
Son olarak, akıldan kopmuş olan bu korkuyu bir ölçüde anlamak
da mümkün...
Bu memlekette şimdiye kadar bu parodi yazarlarının
sürdürmüş oldukları korku politikaları kendilerinin de korkusu haline
geliyor.
Bastırdıkları insanlık halleri ve yarattıkları travmalar
onların kişilik ve kimliklerine de yansıyor ve en çok travmaya
uğrattıklarının kendileri gibi
davranacaklarından korkuyorlar. Bu
yüzden insanların nefes almasından bu kadar çok korkuyorlar.
Bu memleketin insanları onlar gibi davranmak istemediğini
söylüyor habire...
Ama padişah hikayesinde olduğu gibi, parodi
yazarları ve oyuncularının artık dikkat etmeleri gerekiyor.
Her şeyin
bir sınırı var ve artık kabak tadı vermeye başladı insanların tahammül
sınırlarını zorlayarak gülmelerine neden olan Deli Dumrul hikayeleri...
Birbirini takibeden bu hikayeler bu toplumda çok derin yaralar açıyor
ve insanların bütün dirençlerine rağmen, birbirlerine olan güvenini
yıpratıyor.
Ama belki de, bu parodilerin yazarları bu güven kaybından
korkmuyorlar ve hatta istedikleri belki tam da bu...
Eğer öyleyse, çok
daha korkunç niyetleri var demektir...
Ya da çok daha korkunç niyetleri
olan birilerinin uzantılarıdır onlar...