Bakır mı pahalı koyun mu?
| 15/05/2008 |
İçinde demir bulunmayan (non ferrous) metallerin (yani alüminyum, bakır, nikel, kalay, çinko ve kurşun) fiyatlarının belirlendiği yer olan Londra Metal
Borsası (LME) 1877 yılında kurulmuş. LME’nin 2000 yılından beri bu altı metalden oluşturduğu indeks GFMS adıyla anılıyor.
İlk kez 4 Ocak 2000’de
yayımlanan indeks, bu altı metalin nakit satış fiyatlarının aynı ağırlıkla toplanıp ortalamasının alınmasıyla bulunuyor.
GFMS indeksi baz yılı olan 2000’de 100 indeks değeriyle başlamış ve indeks değeri 2003 yılının son çeyreğine kadar 100’ün altında kalmış.
İndeksteki sıçrama 2006 yılının Mayıs ayında başlamış ve artarak yukarı gitmiş. GFMS indeksinin bugünkü değeri 351.
Bu indeks içinde yer alan metallerden birisi olan bakırın fiyatı da son
dönemde hızla artarak rekor düzeylere ulaşmış durumda. Bundan 10 yıl
önce aşağı yukarı 2,000 USD / Ton olan bakırın fiyatı bugünlerde 8,450
USD (10,650 YTL) / Ton dolayında. Yani fiyat on yılda 4 kattan fazla
artış göstermiş. Aslında bakırın fiyat gelişim grafiğine bakıldığında,
GFMS indeksinde olduğu gibi, fiyatların 1998 ile 2005 arasında pek bir
değişim göstermediği, artışın 2005 ortalarında başladığı ve asıl
sıçramaların 2006 yılı Mayıs ayında uluslararası finans piyasalarında
yaşanan dalgalanmanın ardından geldiği görülüyor. Bu dalgalanma,
hatırlanacağı üzere dünya konjonktürünün terse dönmeye başladığına
ilişkin ilk sinyal, doların rezerv para olma niteliğinin tartışılmaya
başlamasına yol açan ilk gelişmeydi.
Reel ekonomiyi sanal bazda temsil eden şeyler başta para olmak üzere,
hisse senedi, tahvil gibi sanal değer taşıyan kağıtlardır. Eğer bu
kağıtların reel ekonomiyi doğru biçimde temsil etmediği kaygısı
yayılırsa o zaman kağıdın değeriyle reel ekonomiye ait malların değeri
arasında farklar oluşmaya başlar. Dolara karşı ortaya çıkan güven
kaybının, reel ekonomiye ait malların fiyatlarının sıçramasıyla
sonuçlanmasının nedeni budur.
Günümüzden 3500 yıl önce en önemli metaller bakır ve kalaydı. Her ikisi
de yumuşak birer metal olan bakır ile kalayın eritilerek belirli oranda
karıştırılmasından elde edilen sert ve kolay okside olmayan bir alaşım
olan bronz, savaş araçları, iş araçları, mutfak araçları yapımında
kullanılıyor ve dönemin en önemli buluşu sayılıyordu. Ortadoğu’da bakır
kaynaklarına ulaşmak, savaşların temel nedenleri arasındaydı. Mısır ve
Asur krallıklarının gözleri bakır kaynakları zengin olan Anadolu
toprakları üzerindeydi. O dönemde Anadolu’da egemen olan Hititler, mal
fiyatlarını yasalarına yazmışlardı. Örneğin 1 mina bakırın fiyatı º
şekeldi. Şekel, orta doğuda hem ağırlık hem de hesap ölçme birimi
olarak kullanılan bir değerdi. Hititlerde 1 şekel; ağırlık ölçüsü
olarak 12.5 gram ağırlığa, hesap ölçüsü olarak da 12.5 gram gümüşün
değerine, 1 mina da 40 şekele (500 gram) eşitti. Buradan hareketle 3500
yıl öncesi için bakırın kilogramı 1/2 şekel, tonu ise 500 şekel olarak
hesaplanabilir. Yani (500 x 12.5 =) 6,250 gram gümüş karşılığı. Gümüşün
gramı bugünlerde yaklaşık 72 kuruş olduğuna göre bugünkü değerlerle
3500 yıl öncesinde bakırın kilosu 4.5 YTL, tonu da 4,500 YTL
ediyor.
Bundan 3500 yıl önce Anadolu’da bakırın tonu 4,500 YTL iken bugün
10,650 YTL. Yani bakırın fiyatı 3500 yılda 2.5 misline yakın artmış.
Yine Hitit yasalarından çıkardığımız kadarıyla 3500 yıl önce bir koyunun fiyatı 1 şekelmiş. Yani bugünkü değerlerle 9 YTL. Bugün bir koyunun fiyatını
400 YTL olarak kabul edersek, koyun fiyatları 3500 yılda 45 misli artmış.
Ya da başka bir açıdan bakarsak bundan 3500 yıl önce bir koyun almak için 2 kilo bakır vermek gerekirken bugün aynı koyunu almak için 38 kilo bakır vermek gerekiyor.
Metal fiyatlarında son birkaç yaşanan artış ürkütücü bulunurken koyun
fiyatlarının geldiği nokta tevekkülle karşılanıyor.
Çünkü ekonomide korkutucu olan yükseklik değil, hızlı yükseliştir.


EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu