Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
cumhurreisi ayed hadis en birinci bila kayd u şard kagıt 50 kurus sabim 184 alolambadan vazo bırakın da çalışalım analar günü duelist filmiEMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi." O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı. 28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı. Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı . ' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır. 28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu. Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu. AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim. Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? " Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... " İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit... İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser. Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır. Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi... İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu. Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır. Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır. Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz... AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı. Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı... Misalleri çoğaltabiliriz. Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti. Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek. Yapmazsa, boğarlarezberbozan okuryazarTRT LOGO ginseng çicek Glitter Photos
karar millendirlee young ae duelist filmFree Image Hosting - Photolava.com Free Image Hosting - Photolava.compeygamberimizin doğduğu evsalıncakta ata sosyalguvenligi tam turkeyTRT LOGOsirinler Srebrenica_Inferno.mp3 BİR (  1  )    İHRACAAT DOLARINDAN
SAĞLANAN TOPLAM GELİR
3 tane "ak parti" etiketli yazı bulundu "ak parti" tagli diger ogeler resimler , videolar
 
Tem
04
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 Vatan'a göre, AK Parti sözlü savunmasında Yargıtay eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun oğlu Doç. Korkut Kanadoğlu’nun

kitabındaki bir görüşüne

atıf yaparak,

“İddianame hazırlandıktan sonra ortaya çıkan bir fiil kapatma nedeni olamaz“

dedi.

 

 

SAVUNMA OĞLUYLA YAPILDI, BABASI NE DİYECEK?

AK Parti, Kanadoğlu'nu bitirdi !
AK Parti, Kanadoğlu’nun oğluyla savunma yaptı, Kanadoğlu bu savunmaya ne diyecek?

Vatan'a göre, AK Parti sözlü savunmasında Yargıtay eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun oğlu Doç. Korkut Kanadoğlu’nun kitabındaki bir görüşüne atıf yaparak, “İddianame hazırlandıktan sonra ortaya çıkan bir fiil kapatma nedeni olamaz“ dedi.

AKP, Anayasa Mahkemesi’nde hakkında açılan kapatma davasında sözlü savunma yaptı. Sözlü savunmayı Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile TBMM Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ yaptı.

 

 

 

 

Basına kapalı olan yaklaşık 6.5 saatlik sözlü savunmada Anayasa Mahkemesi üyeleri Çiçek ve Bozdağ’a herhangi bir soru yöneltmedi. Savunmanın

ardından bir açıklama yapan Cemil Çiçek, sözlü savunmada, Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya’nın iddianame, esas hakkındaki mütalaa ve sözlü

açıklamalarında söylediklerinin neden AKP için “varit olmadığını” anlattıklarını söyledi. Çiçek “Biz bu davanın açılmaması gerektiğini, Anayasa, insan

hakları hukuku, insan hakları sözleşmesi, Anayasa Mahkemesi kararları ve doktrin açısından çök yönlü olarak açıkladık”

dedi.

Çiçek, savunmanın içeriğine ilişkin sorulara ise “Zaten gerekçeli karar yayınlandığında bizim sözlü savunmalarımız da açıklanır. Onun dışında

savunmayı Anayasa Mahkemesi heyetine yaptık. Usul böyle. Bu yüzden burada açıklamam doğru olmaz” dedi. Edinilen bilgiye göre savunmadaki

önemli satırbaşları şöyle:

HAK-PAR kararı emsal: Sözlü savunmada, Anayasa Mahkemesi’nin önceki gün açıkladığı HAK-PAR’ın kapatılması davasının reddine ilişkin

gerekçelere değinildi. HAK-PAR kararında, programdaki ifadelerin eyleme dönüşmemesinin parti lehine yorumlandığına dikkat çekilen savunmada,

AKP hakkında açılan davanın iddianamesinde de “düşünce özgürlüğü” sınırları içinde kalan açıklamaların delil olarak gösterilmesinin hukuka aykırı

olduğu savunuldu.

Travma delil olamaz: Savunmada, Yalçınkaya’nın iddianamede yer vermediği Suudi işadamı Yasin El Kadı’ya ilişkin Başbakan Erdoğan’ın

açıklamalarına sözlü açıklamada yer vermesi eleştirildi. AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ın

“Cumhuriyet devrimleri halkta

travma yarattı” sözlerinin de sözlü savunmada dile getirilmesinin yanlış olduğu belirtilen savunmada, iddianameye alınmayan konular ile iddianame

verildikten sonra yapılan açıklamaların dikkate alınmaması gerektiği, Başsavcı’nın dilerse bunlarla ilgili ek dava açabileceği kaydedildi.



Kanadoğlu ile vurdu: Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi olan oğlu Doç. Korkut

Kanadoğlu’nun Anayasa hukuku üzerine yazdığı bir kitaptaki görüşlerine atıfta bulunuldu. Sözlü savunmada, Kanadoğlu’nun kitabında, iddianame

hazırlandıktan sonra ortaya çıkan bir fiilin kapatma nedeni olamayacağı, ancak yeni bir iddianame hazırlanarak Anayasa Mahkemesi önüne

getirilebileceğine ilişkin görüşleri aktarıldı.



Başsavcı’ya eleştiri: Savunmada

“Başsavcı kafasında susan, boyun eğen milletvekili arıyor. Bu tanımda bir milletvekili ancak Başsavcının hayalinde

yaşayabilir. Gerçek dünyada bu olamaz”

denildi.


04.Temmuz.2008 08:18:50

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
May
21
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

  Prof. Dr. Kemal H. Karpat

AK Parti, Atatürk’ü devletçilerin elinden kurtarmak zorunda...

DEVLET VE TOPLUM UYUŞMAZLIĞI: ÇÖZÜM NEREDEN BAŞLAMALI?

Bugün Türkiye onun daha hızla ilerlemesini önleyen ve halkının tarihinin ve kültürünün hak ettiği seviyeye çıkmasını yavaşlatan engelleri demokrasi sayesinde bulmak ve gidermek yolundadır. Bu toplumun gücü ve ilerlemesi mutlaka idare edenlerle idare edilenlerin kültürel, sosyal ve siyasal bakımdan mutabakatına (uyuşmasına) bağlıdır. Bu uyuşma ancak halk oyu ile iktidar olmaya yani demokrasiye bağlıdır. Türkiye’de bu düşünce bir türlü yerleşemiyor. Evet, yerleşemiyor. Çünkü, gerçek devlet gücünü elinde tutan gruplar ve kurumlar mevkilerini, çıkarlarını ve sosyal saygınlıklarını belirli bir ideolojiye sarılarak ve ideolojiye meşruiyet ve yücelik sağlayacak temeller bularak davalarının mukaddes olduğuna kendilerini inandırırlar. Türkiye’de devleti temsil eden gruplar ve kurumlar seçimlere ve demokratik gelişmelere rağmen güçlerini büyük çapta muhafaza etmektedirler. Çünkü aynı elitist grup kendi kültürünü paylaşan küçük fakat etkili bir grup yetiştirmiş ve ondan destek almaktadır. Bu devletçi grubun ideolojisi laikliktir. Özel siyasi bir anlama sahip bu laikliği meşrulaştıran ve adeta mukaddes bir hale sokan “modernizm” ve modernizmle bir tutulan Atatürkçülüktür. Fakat bu “modernizm” ne Türkiye gerçeklerine, tarihine ve ne de Atatürk’ün söylediklerine, yazdıklarına ve düşündüklerine uygundur. Tam tersine laikliği, din, bilhassa İslam karşıtı materyalist bir şekilde yorumlayan bu grup ayrıca kendine “laik” bir milliyetçiliğin temsilcisi olarak bakmaktadır. Aslında bu yaklaşım hem Atatürk’ü hem dini reddeden materyalist ırkçı bir milliyetçiliktir. Onlar, halkın ezici çoğunluğunun Atatürk’e verdiği Gazi ismini herhalde geleneksel-tarihsel çağrısından korktukları için kullanmamaya özenmektedir. Misak-ı Milli ve Kurtuluş Savaşı zamanında kabul edilen “millet” tanıtımı sonradan çok değişik şekilde tarif edilen “millet”ten farklıdır. İki “millet” tanıtımını birbirinden ayıran ana fark, laikliğin çok farklı tanıtımıdır. Birinci “millet” tanıtımındaki laiklik dünyevilik şeklinde olmasına karşılık, ikinci “millet” tanıtımı alabildiğine pozitivist ideolojik bir tanıtımdır. Bu farkları Türk Ocakları ve Halkevlerinin millet ve laiklik anlayışları çok iyi ifade etmektedir. Bugün halk AK Parti hükümetini büyük oy farkı ile seçmiş olmasına rağmen ve bu hükümetin laik, cumhuriyetçi, Atatürkçü olduğunu ısrarla söylemesine ve demokrasiyi güçlendirecek birçok kararlar almasına rağmen küçük bir grup bu hükümete halen kuşku ve şüphe ile bakmaktadır. Eğer AK Parti hükümeti söylediklerinden farklı bir siyaset güder ve bu kesin ispatlanırsa onu halk demokratik yoldan giderek iktidardan uzaklaştıracaktır. Bir yerde tersi ispat edilinceye kadar bir hükümetin söylediklerini kabul etmek demokrasinin ve huzurun gereğidir. Diğer yandan AK Parti hükümetinin yalnız Meclis çoğunluğuna güvenerek istediği zaman istediği şekilde bir siyaset yürüteceğini düşünmesi de Türkiye gerçeklerine uymamaktadır. AK Parti Atatürk’ü devletçi grubun elinden kurtararak, gerçekte olduğu gibi kendisine ve tüm millete ait olduğunu anlatması ve kabul ettirmesi gerektir. Bu konuyu biraz daha açmak yerinde olacaktır.
Her şeyden evvel sunu belirtmek yerinde olur. Atatürk’ün yalnız laik ve modernist taraflarını vurgulamak yeterli değildir. Onu halk nazarında canlı tutan ve kalbinde yaşatan birçok yönlerini de dile getirmek gerek. Her taraftan yapılan solcu, kurtçu, İslamcı, hücumlara rağmen Atatürk halk gözünde değerini ve gücünü koruyor. Bugün Atatürk hayatta olsaydı, Türkiye’nin geçirdiği değişmelere, bilhassa halkın nihayet iktidarı eline alma gayretini çok olumlu karşılayacağına eminim. Atatürk halkçı bir ruha sahip gerçek demokrasiyi hedef almış bir liderdir. Atatürk Cumhuriyeti ve onun karşılaştığı birçok sorunu, günün koşullarına ve ihtiyaçlarına göre anlamak ve ona göre çözümlemek gerektiğini öngörmüştür. Atatürk’ün bazı sert kararlarının ötesine giderek bunların temelinde yatan ana hedeflerini görmek gerek ki bu da demokratik, medeni, özüne bağlı bir toplumdur. Bu söylediklerimi Atatürk’ün birçok konuşmalarına ve beyanatına dayandırarak ispatlamak kolaydır. Türkiye’de yapılan tartışmalar, her gün gazete sütunlarını dolduran yazılar (bunların arasında önemli ve özlü olanlar nedense etkisiz kalıyor) moderniteyi ve muhafazakârlığı birbiriyle uzlaşamaz olarak görmektedirler. Gerçekten, moderniteyi geleneksel kültürü, tarihi ve özümüzü inkâr ederek her gün değişen modaya uymak olarak görenler çoktur. Buna karşılık muhafazakârlığı (tutucu terimi hem yanlış, hem aşağılatıcı ve hem de Türkçeye uymamakta) eskiyi diriltmek, aynen yaşatmak, her değişmeye karşı gelmek olarak görenler ve savunanlar da vardır. Aslında Türkiye’de yapılan siyasi, sosyal tartışmaların birçoğu genelde ya yapmacık modernizmi hatta sert bir iradeyi savunuyor veya dolambaçlı yollardan giderek demokrasi ve hürriyeti savunur gözükmekle beraber “devr-i saadete” dönmeyi arzuluyor. (Hatırlıyorum, Osmanlı ile ilgili bir konuşmada zatın birisi bugün mühendislerin yaptığı evlerin Osmanlı dönemi binalarından çok daha kotu olduğunu savunmuştur.)  Hâlbuki gerçekte Türkiye basmakalıp, yüzeysel “moderniteyi” savunanların ve “devr-i saadeti” özleyenlerin beklentilerinden çok farklı şeyler özlemekte ve o şekilde değişmektedir. Bugün Türkiye özlü bir moderniteyi ve ileriye donuk bir geleneği birleştirerek değişiyor ve kimliğini modernleştiriyor.
Son 2007 seçimlerinde halk birçok baskı ve tehdide rağmen AK Parti’yi 2002’ye kıyasla çok daha büyük bir çoğunlukla iktidarı getirdi. Halk bu sehimlerde büyük olgunluk ve cesaret göstererek siyasi modernitenin ve bizzat Kurtuluş savaşının temelinde yatan ana düşünceyi, 1921 ve 1924 Anayasaları’nda ifade edildiği gibi “iktidar bilâ kayd ü şart milletindir” ilkesiyle gerçekleştirmiştir. Bu ilke 1961 ve 1982 Anayasaları’nda “yeni” Türkçe ile “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” (1961 Anayasası (madde 4) Türk milletinindir terimi kullanmış, 1982 Anayasası (madde 6) “Türk” terimini kullanmamıştır.
Demokrasinin getirdiği hürriyet sayesinde halk iktidar sahibi kimselerden onun anladığı, beklediği ve iki yüz yıldan beri özlediği fakat bir turlu ulaşamadığı gerçek demokrasiyi, insanlığı, özgürlüğü ve refahı istemektedir. Halkın istediği modernite yaşam ve düşünce bakımından hem çağına uygun hem de kendi kültürüne, karakterine ve özüne bağlı kalacak demokratik bir modernitedir. Tekrar edelim. Türkiye’de halk toplumun düşüncesi ve duygusuna aykırı düşen pozitivist maddiyatçı bir laiklik üzerine oturtulmuş bir modernite veya geriye dönük eski yüzyılların özlemi ile yaşayan bir idare istemiyor.
Bugün devlet-toplum dycotomisinde (birbiriyle ilişkisi olmayan ikilik) ancak demokrasinin getirdiği hürriyet ve güvenlik sayesinde tartışılarak sağlam bir sonuca bağlanabilir. Bunun için de ana hedef halk ile devleti, yani idare edenle idare edileni bir araya getirerek ortak bir ruh ve amaç yaratmaktır. Böyle ortak bir görüş ve düşünce birliği ancak demokrasi ve ekonomik gelişme sayesinde gerçekleşebilir. Bunun için de Atatürk’ü ayırıcı değil birleştirici bir güç haline getirmek gerek. Atatürk’ü olduğundan farklı göstererek onun adına kendi ideolojilerini uygulamaya çalışanlar kadar Atatürk’ü yok sayarak onun Türkiye’ye demokrasi, modernizm ve yeni kimlik yollarını açtığını unutanlar da hatalıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü gerçek temel fikirlerine bağlı kalarak anlamak ve anlatmak gerek. Bunun için de Cumhuriyeti, yurdun fikir ve kimlik davalarını milletin dinine, kültürüne, tarihine ve aynı zamanda çağdaş medeni ölçülerine uygun anlatmak gerek. Bu görevi gereği gibi yerine getirecek yeni insanlara ve kurumlara ihtiyaç vardır. Halkın ezici çoğunluğu Türkiye’de cuntacı bir idarenin kurulmasına karşı olduğu kadar yargı darbesine de boyun eğmeyecektir. Türkiye bugün kendisini gerçek demokrasiye götürecek bir devrimin içindedir. Halk-millet nihayet her anayasada yazılı olan “hâkimiyet bilâ kayd ü şart milletindir” prensibini kendi gücü ile gerçekleştirmektedir.
Yarım yüzyıl Türkiye’nin siyasi hayatını bîtaraf olarak incelemiş bir kişi olarak benim sarsılmaz inancım budur: Türkiye’de tek yanlı dar ufuklu bir modernite veya değişmeyi benimsemeyen bir muhafazakârlık devlete tam hâkim olursa her ikisinin de eninde sonunda demokrasiyi yok edip yerine faşist bir rejim kuracağı muhakkaktır. Fakat demokrasiyi benimsemiş halk bu tip bir rejime karşı sert bir direniş gösterecektir.

27.04.2008

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
May
06
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

AK PARTİ, ÇOK ÖNEMLİ BİR DEMOKRASİ VE ŞEFFAFLIK HAMLESİ BAŞLATIYOR

CHP'ye kongre golü
Siyasi Partiler Yasası sil baştan ele alınacak.

AK Parti, çok önemli bir demokrasi ve şeffaflık hamlesi başlatıyor. Siyasi parti yasası, mal bildirimi, seçim harcamaları ve TBMM’de siyasi etik komisyonu kurulması paketin başlıklarını oluşturuyor. AKParti, yıllardır kimsenin   el sürmediği dört önemli yasada değişiklik yapmak için düğmeye bastı.

Parti yönetimi, seçim ve siyasi partilerin yönetiminde ‘şeffaflığın’ sağlanması için, siyasi partiler yasası, seçim kanunları ve mal varlığı kanununda değişiklik, siyasetin finansmanı ile TBMM’de siyasi etik komisyonu kurulmasına ilişkin yeni düzenlemelerle, yönetimde ‘saydamlık’ ve ‘hesap verilebilirlik’ anlayışını hayata geçirmeye hazırlanıyor.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat'ın başkanlığında, akademisyenler ile AK Partili milletvekillerinden oluşan komisyonlar çalışmalarına başladı. AB standardı getiriliyor Siyasi Partiler Yasası'nda yapılacak değişiklikle, siyasi partilerde, üyelik ve adaylık kriterleri AB standartlarına göre yeniden düzenlenecek.

CHP’li muhalifleri sevindirecek yeni düzenlemeyle, partilerin büyük kongrelerinde kişilerin genel başkanlık adaylığı kolaylaşacak. Mal bildiriminde ‘gizlilik esası’ kaldırılacak. Seçim harcamaları şeffaflaşacak ve adaylar her bir seçmen için en fazla 5 YTL para harcayabilecek. Partiler, seçim harcamaları için ‘banka hesabı’ açmak zorunda kalacak.

TBMM’de siyasileri denetlemek üzeri siyasi etik komisyonu kurulacak. Önümüzdeki günlerde gündeme getirilecek yasa değişiklikleri şu şekilde sıralanıyor: Seçim hesabı açılacak Siyasetin Finansmanı Yasa Taslağı ile seçimlerde siyasi partilerin harcamalarına sınırlama gelecek. Siyasi partilere, seçimlerde bankalarda ‘seçim hesabı’ açma zorunluluğu getiriliyor. Adaylar, seçim bölgelerinde her bir seçmen için 5 YTL’den fazla harcama yapamayacak. Yasaya aykırı yardım ve bağış alan adaylara 500 bin YTL’ye kadar para cezası verilecek. Harcama sınırını aşan veya hesaplara aykırı hareket edenlerin belediye başkanlığı veya milletvekilliği düşürülebilecek.

Bildirimde gizlilik kalkıyor Mal Bildirimi Yasası’nda yapılacak değişiklikle, mal bildirimindeki ‘gizlilik’ esası kaldırılacak. Siyasilerin mal beyanları şeffaf olacak. Gerçeğe aykırı olarak beyanda bulunanlara hapis cezası verilecek. Milletvekilleri, menfaat sağlayarak başka bir siyasi partiye geçmeleri halinde, menfaat tutarı kadar haksız mal edinmiş olacak. Haksız mal edinen kişi, fiili daha ağır bir cezayı gerektiren suç oluşturmadığı takdirde, 3 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezasına çarptırılacak.

TBMM siyasi etik komisyonu ‘Saydamlık ve hesap verilebilirlik’ ilkesinin yerleşmesi için TBMM çatısı altında Siyasi Etik Komisyonu kurulacak. Bu komisyonun görevi milletvekilleri ve bakanları denetlemek olacak. Milletvekillerinin ortak olduğu veya yönetim kurulunda bulunduğu şirketler kamu ihalelerine ve özelleştirme ihalelerine katılamayacak. Milletvekilleri ve bakanlara gönderilecek her türlü    hediye  ve hibe niteliğindeki eşya, Etik Komisyonun izni olmadan dağıtılamayacak. Milletvekilleri, şirketlerde yönetim ve denetim kurulu üyeliği, genel yöneticilik yapamayacak.

BAYKAL’I ÜZECEK DEĞiŞiKLiK

Siyasi Partiler Yasası sil baştan ele alınacak. Yasadaki antidemokratik hükümler ayıklanacak. Siyasi partilerin, ‘Büyük Kongre’ maddesinde yapılacak değişiklikle, kongrelerde kişilerin adaylığı konusunda engel konulamayacağı veya adaylık sürecinde en fazla 30-40 delegenin imzası şartı getirilecek. Bu değişikliğe en çok CHP’li muhalifler sevinecek. Çünkü, adaylık için gerekli olan 253 delegenin imza şartı tarihe karışacak. Seçimlerde siyasi partilere ön seçim yapma zorunluluğu getirilecek. Siyasi parti kapatmalarında ‘Venedik Kriterleri’ ölçüt alınacak.

BUGÜN

06.Mayıs.2008 00:43:34

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu