Kendi blogunu oluştur ;)
kagıt 50 kurusanalar günü duelist filmiEMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi." O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı. 28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı. Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı . ' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır. 28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu. Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu. AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim. Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? " Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... " İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit... İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser. Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır. Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi... İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu. Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır. Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır. Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz... AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı. Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı... Misalleri çoğaltabiliriz. Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti. Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek. Yapmazsa, boğarlarTRT LOGO ginseng çicekkarar millendirlee young ae duelist filmFree Image Hosting - Photolava.com Free Image Hosting - Photolava.com
Banner Maker
salıncakta ata sosyalguvenligi tam turkeyTRT LOGO
4 tane "28 nisan 2008" etiketli yazı bulundu "28 nisan 2008" tagli diger ogeler resimler , videolar
 
May
02
    

 

Arabuluculuk ABD'siz olmaz

Arabuluculuk ABD'siz olmaz
Türkiye'nin İsrail'le Suriye arasında yaptığı söylenen arabuluculuğun ABD'den destek alması şart. Dolayısıyla barış sevinci için henüz erken

02/05/2008 (226 kişi okudu)

 

ZÜHEYR MACİD 

Eski Lübnan başbakanı Selim el Hos, Suriye'ye İsrail'le tek başına anlaşma yapmaması yönünde bir çağrıda bulundu. Bu çağrı şu iki durumdan birinin göstergesi: Ya El Hos bu yöndeki Türk hareketinin vardığı noktanın bilincinde ya da yaşananlar tıpkı Lübnan'da olduğu gibi zaman kazanma oyunundan ibaret. Zira Lübnan krizinin şu ana kadar tozu dumanı dağılmış değil.
Fakat eski başbakanın çığlığı, İsrail'le Suriye arasındaki bu etkileyici sürüklenme açıkça ortaya çıkıncaya ve Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın oynadığı arabuluculuk rolü ağırlığını koyuncaya kadar askıda kalacak. Erdoğan, İsrail'e bir Türk yetkili gönderdi ve görünen o ki bu yetkili Erdoğan'ın İsrail liderlerine yanıtını iletecek.
Bazı gözlemciler Türk çabasını, ABD'nin gözetimi ve doğrudan kontrolü altında bulunmaksızın atılması mümkün olmayan bir adım gibi görüyor. Zira İsrail'le Suriye arasındaki barışın Amerika'yla ilgili bir yanı da var ve bu adımların, ABD'nin genelleştirilmesi ve desteklenmesi yönünde etkisi olmaksızın atılması mümkün değil.

ABD süreci başlamadan bitirebilir
Fakat bazıları daha da ileriye gidiyor ve ABD'nin bu çabalara onay vermiş olmadığı varsayımından hareketle, Washington'ın görüşmelerin tamamlanmadan felce uğramasına yol açacabilecek türden çeşitli baskılarda bulunacağı, kendi gözetimi ve desteği olmaksızın tamamlansa bile İsrail yönetiminin kafasını karıştırabileceğini veya ortamı, sonuçları buna uygun olması beklenen bir savaşa hazırlayabileceği düşüncesini paylaşıyorlar.


Fakat ABD'nin bakış açısının, Osmanlı'nın torunları için büyük projeye uygun anın seçimine elverişli olduğunu varsaysak bile, Türkiye niçin bu zor ve çetrefilli görevi seçti? Bu büyük proje başarılı olursa, Türkiye Ortadoğu bölgesinde büyük, önemli ve hatta korkunç bir değişim sağlayabilir.

Türkiye tek başına başaramaz


Belki de Erdoğan'ın liderliğini yaptığı AKP, kapatılması ve dolayısıyla iktidardan uçurulması açısından iç politikada yaşananlara direnebilecek büyük bir başarıya ihtiyaç duyuyordu.

Zira Erdoğan, mevcut çabalarının hedefini ABD'nin de onayıyla gerçekleştirmesi durumunda, Türkiye içindeki varlığını güçlendirebilir ve birkaç hafta önce önüne konan tuzakları kaldırarak varlığını kanıtlayabilir.

Fakat Türkiye tek başına böylesine çetrefilli ve 60 yıllık bir düşmanlık barındıran bir dosyada başarılı olamaz. Burada Türkiye'nin farklı türden bir 'Arap girişimi' rolü oynaması mümkün: İsrail ve Suriye, bir Arap girişiminin yolunu kolaylaştıracak parlak sonuçlara ulaştığında, Türkiye bu girişimin önündeki mayınları temizleyecektir.


İsrail'le Suriye arasında münferit bir barıştan söz etmek için hâlâ erken. O halde eski başbakan El Hos'un sözleri, Arap direnişinin kalbi ve aklı olan ve ABD'nin geçmişte istediğini gerçekleştirme karşılığında İran, Hizbullah ve Hamas'la bağlantısını kesmesi için imkânlar sunduğu Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat'a bir uyarı mahiyetinde.

(Umman gazetesi Vatan, 28 Nisan 2008)

 



 
May
01
    

 

 

Afganistan her an Irak'a benzeyebilir

Afganistan her an Irak'a benzeyebilir

Afganistan'daki savaş hiç de kazanılmaya yakın durmuyor.

Taliban'la konuşmayı da içeren sarih bir karşı-isyan stratejisi ve merkezine yardımı koyan bir operasyon olmazsa, Afganistan pekâla Irak'ın yolundan gidebilir

01/05/2008 (150 kişi okudu)

Suikastçının mermisi veya roketi hedefine, yani Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai'ye isabet etmiş olsaydı, dünkü saldırı NATO'nun bu ülkeyi istikrara kavuşturmaya yönelik çabalarına yıkıcı bir darbe sayılacaktı. Ne yazık ki aynı önermeyi ölüme olduğu kadar hayata bakıp öne sürmek mümkün.
Çeşitli suikast girişimlerinden sağ çıkan Karzai, bir günü daha kurtardı, fakat Afganistan için verilen savaş hiç de kazanılmaya yakın gibi görünmüyor.
Altı yıldır ABD öncülüğünde verilen askeri desteğin ardından, ülkedeki güvenlik durumu kötüleşmeyi sürdürüyor. Bunu hiçbir şey, dün Kabil'deki askeri bir geçit töreni sırasında düzenlenen saldırıdan daha canlı tasvir edemezdi; ağır silahlarla donanmış militanlar, her biri önemli birer hedef konumundaki bakanların toplu halde bulunduğu alana 100 metre yaklaştı. Ön sırada oturan iki milletvekili (ki Karzai'nin durduğu yerin 30 metre yakınındaydılar) vuruldu. Daha da kötüsü, Afganistan'ın nasıl istikrara kavuşturulacağına dair ortada hiçbir plan ve oybirliği yok gibi görünüyor.

Karzai seçimi düşünüyor
Üst düzey Britanyalı ve Amerikalı kaynaklar Karzai'nin zayıf liderliği, yozlaşmış yetkilileri görevden alma ya da uyuşturucu trafiğinin üzerine gitme yeteneksizliği veya gönülsüzlüğü konusunda açıkça kuşku beyan ediyor. Karzai gelecek yıl meclis ve başkanlık seçimleriyle yüz yüze gelecek, bu yüzden ülkenin Taliban tarzı kurallara geri döndürüldüğü korkuları var. Sözgelimi Hint yapımı popüler pembe dizileri yayımlayan televizyon kanalları kapatılmaya çalışılıyor.
Bir nevi 'kalp kalbe karşı' durumu söz konusu. Cumartesi günü New York Times'a verdiği röportajda Karzai Britanya ve Amerika'nın savaşı yürütüş biçimini eleştirdi. ABD'nin Taliban militanlarını ve onların sempatizanlarını tutuklamasının, Taliban'ı silah bırakmaya teşvik etme çabalarını sekteye uğrattığını söyledi. Bazı savaş ağalarıyla Amerikan güçlerinin kötü muamelelerinin, Taliban'ı Pakistan'a kaçırdığından ve hareketin orada tekrar toplanıp silahlandığından yakındı.
Gerek İslami kuralların dönüşü, gerekse Karzai'nin kendisini iktidara getiren yabancı ülkelere karşı giderek sertleşen tutumunun arkasında siyasi hesaplar yattığı söylenebilir. Karzai seçimler yaklaştıkça daha bağımsız, milliyetçi bir görüntü vermek istiyor olabilir. Diğer yandan generallerin Karzai hakkında söylediklerinde de gerçek payı var.

Geçen yıl yaklaşık 2 bin sivil öldü
Karzai sivil ölümlerin Taliban'la mücadele çabalarına zarar verdiğini söylerken kesinlikle haklı. Afganistan Güvenlik Dairesi adlı sivil toplum kuruluşuna göre, geçen yıl yaşanan çatışmalar sonucunda yaklaşık 2 bin sivil hayatını kaybetti, bunların 240'ı hava saldırılarında can verdi. Karzai'nin ABD ve Britanya taktiklerine yönelik iddialarının sarpa sardığı nokta, kendisinin Taliban'a karşı yaptıklarına dair anlattıkları. Devlet başkanı Taliban militanlarının ülkeden çıkmak zorunda bırakılmaması gerektiğini söylüyordu, fakat hükümeti öylesine zayıf ki, bunu ancak 'çok geç olduğunda' öğrendi.
Buna inanması güç. Birincisi, Taliban ülkeden çıkmaya zorlanmış değil ve sadece ülkenin kendi kontrolünde olan yüzde 10'luk kesiminde değil, hükümetin kontrol ettiği yüzde 30'luk bölgede de var oldukları gayet aşikâr. İkincisi yozlaşma ve kayırma çok ileri boyutlar kazanmış durumda. Karzai'nin Lord Ashdown'un süper-temsilci olarak atanmasını veto etmesinin veya iki AB ve BM diplomatını sınırdışı etmesinin nedenlerinden biri, Taliban'la bir diyaloğu engelleyecek olmaları değildi. Diplomatlar bu tür temaslardan birine de dahil olmuştu. Asıl sebep, Karzai'nin müteakip diyaloğu manipüle edemeyecek olmasıydı.

Sivil hükümet her zaman alternatif
Helmand'daki çatışmalarda köşeye sıkıştırılan Taliban, Irak'taki direnişe çok benzeyen taktikler benimsiyor -intihar eylemleri, yol kenarı bombaları ve kent merkezinde düzenlenen saldırılar. Bunlar Afganistan görevinin bir dönüm noktasında olduğuna dair açık uyarı işaretleri. Karzai ülkeyi yönetecek tek adam olduğunu iddia ediyor, fakat General Müşerref de Pakistan için benzer iddialarda bulunuyordu.
Ve şimdi başına gelenlere bir bakın: Yeni sivil hükümet daima bir alternatif olduğunu kanıtlıyor. Taliban'la konuşmayı da içeren sarih bir karşı-isyan stratejisi ve merkezine yardımı koyan bir operasyon olmadan Afganistan pekâla Irak'ın yolundan gidebilir.

(Başyazı, 28 Nisan 2008)

 



 
Nis
30
    

 


Hamas olmadan barış sağlanamaz

Hamas olmadan barış sağlanamaz
ABD'nin kendi vasiliğini kabul etmeyen grup ve hükümetleri cezalandırma siyaseti geri tepiyor. Nepal'de yaşandığı gibi, Ortadoğu'da da barışa giden yol dışlamadan değil müzakereden geçiyor. Hamas'ı barışçıl bir yolla tartışma zeminine çekecek imkânlar araştırılmalı

30/04/2008 (158 kişi okudu)

 

JImmy Carter

Washington'ın son yıllardaki ters tepen politikalarından biri de, ABD'nin vasiliğini kabul etmeyen siyasi gruplar ve hükümetleri boykot edip cezalandırmak. Bu tavır karşıt liderlerin politikalarını yumuşatma olasığını zorlaştırıyor. Buna dair iki önemli örnek Nepal ve Ortadoğu. Yaklaşık 12 yıl önce Maocu gerillalar monarşiyi devirmek, ulusun siyasal ve toplumsal yaşamını değiştirmek amacıyla silaha sarıldı. ABD Nepalli devrimcileri terörist ilan etse de, Carter Merkezi ülkedeki üç büyük cephe olan kraliyet ailesi, eski siyasi partiler ve Maocular arasındaki arabuluculuk faaliyetlerine yardımcı olmayı kabul etti.
2006'da, baskıcı monarşinin yetkilerinin alınmasından altı ay sonra ateşkes imzalandı. Maocu gerillalar silahlarını bırakırken, Nepal ordusu da kışlasında kalmayı kabul etti. Merkezimiz girişimlerini sürdürdü ve ABD olmasa bile çeşitli ülkelerle uluslararası örgütler soruna uzlaşı getirmek ve seçimleri düzenlemek için tüm taraflarla birlikte çalışmaya başladı.

Hamas'ın desteği hâlâ artıyor
Maocular başlıca amaçlarının gerçekleştiğini görüyor; monarşinin yıkıldığını, demokratik bir cumhuriyet kurulduğunu ve vatandaşlık hakları tarih boyunca kısıtlanan dokunulmazlarla diğerlerine yönelik ayrımcılığın son bulduğunu. 10 Nisan'daki seçimlerde sürpriz bir zafer kazandıktan sonra Maocular önümüzdeki yaklaşık iki yıl boyunca anayasanın yazımında ve hükümette önemli rol oynayacaklar. ABD'ye göreyse onlar hâlâ terörist.
Nepal seçimlerini izledikten sonra yurda dönerken karım ve oğlumla
birlikte İsrail'e uğradım. Amacım Başkan Bush ve Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın desteklediği, tekleyen barış girişimine yardımcı olmak için ne mümkünse öğrenmekti. ABD'nin resmi politikasının Suriye hükümetini ve Hamas liderlerini boykot etmek olduğunu bilmeme rağmen, Gazze'ye gitmenin tehlikeli olabileceğini belirten bir tanesi dışında gezime ilişkin herhangi bir olumsuz mesaj ya da uyarı almadım.
Carter Merkezi 2006'da parlamento için yapılanı da dahil olmak üzere üç Filistin seçimini gözetledi. Daha öncesinde bazı belediye seçimlerinden galip çıkan, etkin ve dürüst yönetimiyle ün salan Hamas, parlamento seçimlerinden sürpriz biçimde lider çıkıp iktidardaki Fetih'i yerinden etti. Muzaffer Hamas, Fetih lideri Mahmud Abbas'ın devlet başkanı olduğu, dışişleri ve maliye dahil bazı kilit bakanlıkların Fetih'e sunulduğu bir birlik hükümeti önerdi.
Hamas, ABD ve İsrail tarafından terör örgütü ilan edildiğinden seçilmiş Filistin hükümeti zorla dağıtıldı. O zamandan beri Hamas Gazze'nin denetimini ele geçirirken, Fetih de İsrail hâkimiyetindeki Batı Şeria'yı 'yönetiyor'. Kamuoyu anketleriyse Hamas'ın desteğini düzenli bir biçimde artırdığını göstermekte. Filistinliler bölündüğü sürece barış olamayacağına inandığımızdan, Carter Merkezi'ndeki bizler Hamas'ın
tekrardan barışçıl bir yöntemle tartışma zeminine çekilmesine imkân tanıyacak şartların araştırılmasının önemli olduğuna inanıyoruz. (Güncel bir anket de, olayların seyrini bilen İsraillilerin yüzde 64'ünün İsrail'le Hamas arasındaki doğrudan görüşmeleri desteklediğini gösterdi).
Aynı şekilde Golan Tepeleri sorunu çözülmeden İsrail Suriye'yle barış yapamaz. ABD'nin politikası burada da Suriye hükümetini görmezden gelme
ve İsrailli üst düzey yetkililerin arzusunun aksine ikili barış görüşmelerini engelleme yönünde.
Gazze, Batı Şeria ve Suriye'deki Hamaslı liderlerle görüşüp iki günlük yoğun tartışmalarda bulunduktan sonra barış umutlarını güçlendirmeyi amaçlayan önerilerimize şu yanıtları aldık:

  • Referandumla veya seçilmiş hükümetçe onaylandığı sürece Hamas, Abbas'la İsrail Başbakanı Ehud Olmert arasında müzakere edilen her türlü anlaşmayı kabul edecektir. Bazı yardımcıları basın önünde bunu
    yalanlasa da, Hamas lideri Halid Meşal yeniden teyin etti.
  • Zamanı geldiğinde, Hamas bir sonraki seçimler düzenlenene kadar tarafsız bir teknokratlar hükümeti kurulması olasılığını kabul edecektir.
  • Tarafsız profesyonel güvenlik gücü kurulabilirse Hamas Gazze'deki milislerini de dağıtacaktır.
  • Hamas 2006'da Filistinli militanlarca yakalanan İsrail askeri Gilad Şalit'in ailesine bir mektup göndermesine izin verecektir. İsrail bir dizi mahkûmun karşılıklı salıverilmesini kabul eder ve bu kapsamda ilk grubu bırakırsa, Onbaşı Şalit de nihai salıvermeler öncesinde Mısır'a gönderilecektir.
  • Daha sonra Batı Şeria'yı da kapsayacağı umuduyla (şartıyla değil) Hamas, Gazze'de karşılıklı ateşkesi kabul edecektir.
  • Kapıların kapanmasını İsrailliler değil de Mısırlılar denetlediği sürece Hamas, Gazze'yle Mısır arasındaki Refah geçiş noktasının uluslararası kontrol altında olmasını kabul edecektir.

    ABD Esad'a da kulak vermeli
    Bunlara ek olarak Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad da Golan Tepeleri'ne ilişkin açmazı sonlandırmak için İsrail'le müzakerelere başlama istediği duyurdu. Sadece ABD'nin de buna müdahil olmasını ve barış görüşmelerinin kamuya açık yürütülmesini talep ediyor.
    Yasaklanan söz konusu liderlerle daha fazla resmi istişarede bulunarak İsrail'le komşuları arasında açmaza giren barış görüşmelerini yeniden canlandırmak ve hızlandırmak mümkün olabilir. Tıpkı Nepal'deki gibi Ortadoğu'da da barışa giden yol dışlamadan değil, müzakereden geçiyor.

    (Eski ABD başkanı, Carter Merkezi'nin kurucusu ve 2002 Nobel Barış Ödülü sahibi, 28 Nisan 2008)

  •  



     
    Nis
    29
        

     

     

     

    Yeni Pakistan hükümeti ABD desteğini hak ediyor

    Yeni Pakistan hükümeti ABD desteğini hak ediyor
    ABD, Pakistan'ın sivil hükümetini Afgan sınırındaki aşiretlerle yapılan yeni anlaşma konusunda desteklemeli. Bu sadece ABD'nin değil, Pakistan'ın da aşırılıkçılığa karşı savaşı

    29/04/2008 (148 kişi okudu)

    Pervez Müşerref Pakistan'ı yönetirken, hukukun işlemediği bölgeleri sakinleştirme amacıyla aşiret liderleriyle üst üste anlaşmalar yapardı. Sonuçlar hep felaket yaratırdı. Taliban ve Kaide bu zamanı,
    yeniden gruplaşmak ve hem Pakistan içinde hem de Afganistan'a karşı saldırı düzenlemek için kullanırdı. Şimdi, yeni seçilmiş sivil hükümet bir daha deniyor ve Müşerref'ten daha fazla şansı olacağından şüpheliyiz. Yeni liderler, sınırdaki gelişmeleri izlemek noktasında daha iyi bir iş çıkarmalı. Ve aşiretlerle yapılan anlaşma çöktüğünde hayata geçirilecek bir askeri çekilme planına ihtiyaçları var.
    Müşerref ve ABD aşırılıkçılarla savaşırken sivil ölümler karşısında pek endişe ortaya koymamıştı. Müşerref bu savaşın neden Pakistan'ın çıkarına olduğunu bile bir kez bile açıklamaya çalışmadı. Bu her zaman ABD'nin savaşıydı. Yeni hükümetin yaptığı son anlaşma, aşiretlerin yabancı militanları bölgeden atmasını, saldırılarını durdurmasını ve yerel güvenlik güçlerine seyahat özgürlüğü sağlamasını öngörüyor.
    Butto suikastının beyni olmakla suçlanan milis lideri de, savaşçılarına buradaki faaliyetleri durdurma emri verdi.
    ABD anlaşmadan memnun değil, fakat kendi başarısızlığı da inkâr edilemez. CIA sınırı Afganistan, Pakistan ve Batı açısından 'açık tehlike' diye niteliyor. Bir Kongre soruşturması, yönetimin bu açık tehlikeyi ele almak için hiçbir zaman kapsamlı bir plan geliştirmediğini belirtiyor.
    11 Eylül'den beri, ABD Pakistan'a -çoğunlukla Müşerref'in ordusuna-
    10 milyar dolar akıttı. Fakat ne Kaide bastırıldı, ne de militanların sığınakları yok edildi. ABD istihbaratı, Kaide'nin Pakistan'da güç kazandığını söylüyor.
    Yeni hükümetse bugüne dek beklentileri aştı: Rakip siyasetçiler işbirliği yapmanın yanı sıra, medya üzerindeki kısıtlamaları kaldırma ve diğer reformları hayata geçirme sözü verdi. Amerikalı yetkililer, aşiretlerle anlaşmanın çökme ihtimaline karşı, yeni bir stratejiye ortam
    hazırlamak için yeni hükümetle çalışmalı. ABD'nin, Pakistan demokrasisinin güçlenmesine yardım etmek için de daha fazlasını yapması gerekiyor. Yönetim, Senatör Biden'in Pakistan'a 2,5 milyar dolarlık askeri olmayan ek yardım yapma çağrısını desteklemeli. Böyle bir durum yeni hükümete barış anlaşmasının çökmesi durumunda militanların peşine düşmesi için siyasi alan sağlar. Ve, Pakistanlıları bunun ABD'nin savaşı olmaktan daha fazla şey ifade ettiğine inandırmak için son umut bu.

    (Başyazı, 28 Nisan 2008)