21 polise rüşvet tutuklaması
Antalya'da kamyonlarında aşırı yük belirlenen nakliyecilerden rüşvet alındığı iddiasıyla sürdürülen soruşturma kapsamında gözaltında bulunan polis memurlarından 21'i ile bir kurumda görevli 2 memur ve rüşvete aracılık ettiği iddia edilen zanlı tutuklandı.
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın koordinesinde, Antalya Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi Müdürlüğü ekiplerinin düzenlediği operasyonda gözaltına alınan Bölge Trafik denetleme Şube Müdürü E.B'nin de aralarında bulunduğu 29'u polis 32 kamu görevlisi ile rüşvete aracılık yaptığı öne sürülen Ahmet A'nın dün sabah saatlerinde başlayan sorguları bu sabahın erken saatlerine kadar sürdü.
Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcıları Yusuf Hakkı Doğan ile Sabri Yılmaz tarafından ifadeleri alınan 33 zanlıdan Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürü E.B. ile birlikte 6 polis memuru ve bir kurumda görevli 1 personel serbest bırakıldı.
Savcılık, 23 polis memuru ile bir kurumda görevli 2 memuru ve rüşvete aracılık ettiği öne sürülen Ahmet A'nın yer aldığı 26 kişiyi tutuklanmaları talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk etti.
Zanlılardan 21 polis memuru ile bir kurumda görevli 2 memur ''rüşvet almak'', Ahmet A. ''rüşvet vermek ve nakliye şirketlerinin rüşvet vermesine aracılık yapmak'' suçlamalarıyla tutuklandı. Nöbetçi mahkeme, 2 memurunu ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bıraktı.
Son olarak 21'i polis 23 kamu görevlisinin tutuklanmasıyla operasyonda tutuklanan zanlı sayısı, nakliye şirketlerinin sahipleri, kamyoncular kooperatifi başkanı, kamyon şoförleri ve Ahmet A. adlı zanlı ile birlikte 43'e yükseldi.
Gözaltında bulundukları Antalya Emniyet Müdürlüğü'nde ifadeleri alınmayan zanlı polis memurlarının ifadelerinin bizzat savcılar tarafından alındığı öğrenildi. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin 2 aydır sürdürdüğü takipte elde edilen bazı görüntülü ve sesli delillerin savcılık ifadeleri sırasında zanlılara gösterildiği belirtildi.
Deliller arasında, rüşvet alınması sırasında çekilen gizli kamera görüntülerinin bulunduğu ifade edildi.
A.A.


EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu
