1994 yılı 1 Mayıs'ının Taksim Meydanı'nda yapılması için yapılan başvuru yine reddedilir.
Taksim meydanında ilk 1 Mayıs

51
yıllık bir aradan sonrasında ilk büyük kitlesel 1 Mayıs kutlaması
DİSK'in öncülüğünde 1976 yılında İstanbul,
Taksim Meydanı’nda onbinlerce emekçinin katılımıyla yapılır. Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen DGM
Yasası, MC hükümeti tarafından yeniden çıkarılmak istenir. DİSK 16 Eylül'de bir günlük 'Genel Yas' eylemi yapar.
Yüzbinlerce işçi iş bırakır. DİSK yeni bir eylem tarzı uygulayarak, yüzlerce araçlık bir konvoyla İstanbul
caddelerinde trafiği felç eder.
1 Mayıs katliamı ve ikinci MC
Bir
yıl sonra yüzbinlerce işçinin katıldığı 1 Mayıs 1977 kutlamaları
bitiminde 'kimliği belirlenemeyen' kişilerin açtığı
ateş sonucu Taksim alanı kana bulandı. ‘1 Mayıs katliamı’ olarak anılan olayda 36 kişi yaşamını yitirdi. Olayların
kontrgerilla eylemi olduğu yönünde ciddi iddialar onlarca kanıt ve ifade yer alır. Ama bir sonuç çıkmaz.
MESS
ile T. Maden-İş arasında dokuz ay süren toplu sözleşmelerin
uyuşmazlıkla sonuçlanması üzerine 30 Mayıs'ta 10 binin üzerindeki işçi
greve
çıkar. "DGM'yi ezdik sıra MESS'te" sloganıyla yürütülen grev iki sınıf arasında ortaya konulan tezler bakımından sert bir çatışma ortamına sahne olur.
Bu arada, DİSK Yönetim Kurulu 1977 yılının
Haziran ayında yapılacak seçimlerde yine CHP'yi destekleme kararı alır.
CHP, 1977 genel seçimlerinden
birinci parti olarak çıkar, ancak bu tek başına iktidar olmak için 12 milletvekili gerekir. CHP azınlık hükümeti kurar. Fakat, azınlık hükümeti güvenoyu
alamaz. Bunun sonucunda AP-MSP-MHP koalisyonundan oluşan ikinci MC hükümeti kurulur. Türkler, 6. Genel Kurul'da DİSK Başkanlığı görevini
Genel-İş Sendikası Başkanı
Abdullah Baştürk'e devreder.
MC döneminde katliamlar artar
İkinci
MC hükümeti döneminde kanlı saldırılar dozunu artırır. 16 Mart 1978'de
İstanbul Üniversitesi'nden çıkan öğrenciler bombalı, silahlı saldırıya
uğrar. Yedi öğrenci ölür. DİSK, saldırıyı protesto için 20 Mart'ta
'Faşizme İhtar Eylemi' düzenler. Bir saatlik işbırakma eylemine 600
bini aşkın işçi katılır. 1 Mayıs, yapılan onca karşı propagandaya ve
kışkırtma çabalarına rağmen yine yüzbinlerce işçinin katılımıyla
İstanbul, Taksim Meydanı’nda kutlanır.
Saldırılar daha da şiddetlenir. 26-27 Aralık tarihlerinde 'Maraş Katliamı' yaşanır. Hükümet 13 ilde sıkıyönetim ilan eder.
DİSK,
Kahramanmaraş katliamını kınamak amacıyla 5 Ocak 1979'da tüm yurtta beş
dakikalık saygı duruşu eylemi yapar. Yüzbinlerce kişi katılır. 1
Mayıs'ın İstanbul'da kutlanması sıkıyönetim tarafından yasaklanır. DİSK
Genel Merkezi basılır. Genel Başkan Baştürk ve DİSK yöneticileri
gözaltına alınır. Bu arada, Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul, Prof.
Dr. Ümit Doğanay, Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil de öldürülmüştür.
Tariş direnişi
MC
hükümeti iktidardadır ve MHP'li 'komandoların' saldırısına uğrayan DİSK
üyesi işçiler Tariş Fabrikaları’nda direnişe geçer. 22 Ocak 1980'de
genel bir arama yapılacağı bahanesiyle tüm işletmeler polislerce işgal
edilmek istenir. İşçiler direnişe geçer. Fabrika polis ve askerlerce
kuşatılır. Tariş işçilerinin oturduğu mahallere yönelik geniş operasyon
başlatılır, ancak bu kez halkın direnişiyle karşılaşılır. Bu arada,
IMF'nin istemleri doğrultusunda hazırlanan 24 Ocak Kararları açıklanır.
Kemal Türkler öldürüldü
Metal
işkolunda 107 işyerinde çalışan 25 bin işçi adına sürdürülen toplu
sözleşme görüşmesi uyuşmazlıkla noktalanır. 19 Mart 1980'den itibaren
grevdeki işçi sayısı 22 bine ulaşır. Grevler ve 1 Mayıs sıkıyönetim
tarafından yasaklanır. Birçok kentte sokağa çıkma yasağı ilan edilir. 1
Mayıs gerekçe gösterilerek DİSK üyesi sendikalar mühürlenir,
sendikacılar ve çalışanlar gözaltına alınır. DİSK'in kurucusu ve T.
Maden-İş Başkanı Kemal Türkler, 22 Temmuz 1980'de Merter'deki evinin
önünde vurularak öldürülür.
Türk-İş 12 Eylül darbesini destekler
Bir
kaç ay sonra 12 Eylül darbesi yapılır. Tüm yurtta sokağa çıkma yasağı
ilan edilir. Sendikal faaliyetler yasaklanır. Faaliyetine izin verilen
Türk-İş yönetimi ise genelge yayınlayarak, 12 Eylül yönetiminin
desteklenmesini ister. Yazdığı mektuplarla MGK'yı ve darbeyi över.
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, 14 Eylül'de DİSK yöneticilerini
"güvence" için teslim olmaya çağırır. DİSK yöneticileri ve üyeleri uzun
süre yargıç önüne çıkarılmaz. Milli Güvenlik Konseyi, DİSK'in mal
varlıklarına el koyar.
1477 sanıklı DİSK davası
1981
yılında aralarında DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk'ün de bulunduğu
52 DİSK yöneticisi hakkında idam cezası istemiyle dava açılacağı
açıklanır. DİSK üyesi Deri-İş Sendikası Başkanı Kenan Budak, 25
Temmuz'da polis tarafından sokak ortasında öldürülür. DİSK Davası 24
Aralık'ta İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi'nde başlar. 160 dosya
birleştirilir, toplam sanık sayısı 1477'ye, hakkında idam
istenilenlerin sayısı 78 çıkar. Sonraki yıllar DİSK'in yasaklı olduğu
dönemlerdir.
Askeri savcılar 15 Ocak 1986'da DİSK Davası'yla ilgili
"Esas Hakkında Mutala"yı okur. 25 Şubat 1986'da DİSK davası savunması
başlar. Askeri Mahkeme 23 Aralık'ta 264 sendikacı ve sendika uzmanı
hakkında 5 yıl 6 ay 20 gün ile 15 yıl 8 ay arasında hapis cezaları
verir. Hukuk skandalına dönüşen dava 10 yıl 10 ay sürer. Askeri
Yargıtay, 16 Temmuz 1991'de DİSK Davası'nı beraatle sonuçlandırır.
Yıllar
sonra, DİSK Yürütme, Yönetim ve Başkanlar Kurulu ortak toplantısı 20
Temmuz 1991'de İstanbul Bürosu'nda ilk kez toplanır. 12 Eylül
sonrasında çıkarılan yeni yasalar gereği tüzükte yapılması zorunlu
değişikleri düzenlemek amacıyla 7 Aralık 1991'de DİSK Olağanüstü Genel
Kurulu toplanır. DİSK Başkanı Abdullah Baştürk geçirdiği ani
rahatsızlık sonucu 21 Aralık’ta yaşamını yitirir. 1992'de Genel
Başkanlığa Gıda-İş Sendikası Başkanı Kemal Nebioğlu seçilir. 12 Eylül
darbesinden sonra 1 Mayıs ilk kez 1992 yılında DİSK, Türk-İş ve Hak-İş
yöneticilerinin katılımıyla Ankara'daki bir salon toplantısında
birlikte kutlanır.
Taksim'de 1 Mayıs'a izin yok
1994
yılı 1 Mayıs'ının Taksim Meydanı'nda yapılması için yapılan başvuru
yine reddedilir.
Sonraki yıllarda da buna izin çıkmaz. 1 Mayıs, Demokrasi Platformu tarafından İstanbul Abide-i Hürriyet Meydanı, İzmir, Ankara, Samsun, Antalya ve
Bursa'da düzenlenen mitinglerle kutlanır.
1994 yılında DİSK Genel Başkanlığına Tekstil Sendikası Başkanı Rıdvan Budak seçilir. 1995 yılında İstanbul
Kadıköy Meydanı'nda yapılan 1 Mayıs mitingine 70 binin üzerinde katılım olur. Mitingde artık, Türk-İş Başkanı Bayram Meral, DİSK Başkanı Rıdvan
Budak ve Kamu Çalışanları Sendikal Platformu (KÇSP) Dönem Sözcüsü Yıldırım Kaya da vardır.
Rıdvan Budak'ın 1999 yılında DSP'den milletvekili
seçilmesinden sonra Başkanlığa Tekstil Sendikası Genel Başkanı Süleyman Çelebi seçilir.


EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu