1 Mayıs
BİRLİK DAYANIŞMA GÜNÜ KUTLU OLSUN
DÜNYA’DA ve ÜLKEMİZDE 1 MAYIS
1 Mayıs işçi sınıfının “ birlik, mücadele, dayanışma günü”. Chicago’da 1884’de toplanan Trade-Unıons kongresinde “ 1 Mayıs 1886 dan
başlayarak normal iş günü 8 saat olarak saptanması ve tüm işçi örgütlerinin buna hazırlıklı olması” kararlaştırılmıştır.
1886 da yapılan
grevlerde kanlı çatışmalar olmuş ve sonuçta 1889 da bu savaşımlar ve mücadeleleriyle 1 Mayıs işçilerin birlik, mücadele, dayanışma günü olarak
kabul ettirilmiştir. 1890 da bu
gün işçi bayramı olarak alanlarda kutlanmıştır.
Ama bunları
kazanmak kolay olmamış, 1886 1 Mayısın da yapılan genel grev eyleme
katılanlar üzerine ateş açılması sonucu 10 kişi hayatını
kaybetmiştir. Bu olayların sorumlusu olarak 8 işçi lideri tutuklanmış ve bunlardan 4 ü idama mahkum edilmiş- infazları yapılmıştır.
Amerikalı işçi lideri
Albert PARSAN idama giderken
“ suçsuzum ben, tüm dünya biliyor
suçsuz olduğumu. Cani olduğum için değil, işçi haklarını savunduğum
için, sosyalist olduğum için asılıyorum” demiştir.
Ülkemizde
1 Mayıs ilk kez 1906 da kutlanır. 1908 de Üsküp’te, 1910 da Rumeli’nin
bazı şehirlerinde ve 1912 de ilk kez İstanbul’da kutlanmıştır.
1920 ye kadar savaş nedeniyle kutlanamamış 1921 de işgal kuvvetlerinin yasaklamalarına karşın kitlesel 1 Mayıs gösterileri yapılır.
1922 İstanbul ve Ankara’da iş bırakma ve mitinglerle kutlanır. 1923 yılında İzmir’de toplanan İktisat Kongresinde 1 Mayıs Türkiye işçilerinin bayramı
olması benimsenir. Bu yılın 1 Mayısı İstanbul- Ankara- İzmir- Adapazarı’nda kutlanır. 1924 de hükümet 1 Mayısı yasaklar. 1935 de 1 Mayıs bahar
bayramı olarak tatil günleri arasında yerini alır. Yarım
yüzyıl sonra 1975 de İstanbul Tepebaşı' nda bir düğün salonunda
kutlanır.
İlk kez 1976 da görkemli bir şekilde DİSK’in
organizasyonu altında Taksim’de kitlesel olarak kutlamalar yapılır.
1977 1 Mayıs’ı daha coşkulu, daha
katılımcı bir şekilde iki koldan Taksim alanına yürüyen emekçiler ve yandaşları tarafından kutlandı. DİSK genel başkanı ( rahmetle andığımız) sayın
Kemal Türkler kürsüde konuşmasını bitirmek üzereyken atılan silah sesleri ile beraber panik halinde kaçışan işçiler üstüne ateş açılmış, bu olaylar
sonucu 37 işçi- emekçi insanımız hayatını kaybetmiş ve olayların sorumlusu olarak sendikacılar gözaltına alınıp sorgulanmışlardır. 1978 1 Mayıs’ı da
Taksim alanında daha coşkulu bir şekilde mitingle kutlanmış ve 1977 olaylarının katillerinin bulunması istenmiştir. 1979 ve1980 Taksim alanı işçilere
emekçilere yasaklanmıştır. 1980 de 1 Mayıs kutlamaları da yasaklanmıştır. Uzun yıllar sonra 1987 1 Mayısı salonlarda kutlanmış, 1992 de Türk-iş,
Hak-iş ve DİSK Ankara’da salon toplantısı ile 1 Mayıs’ı kutladılar. 1993 hem Pendik hem de Çağlayan da kutlamalar yapılmıştır. 1995 Kadıköy’de
kutlanmış- 1996 hem Taksim hem Kadıköy de kutlanmıştır. Kadıköy’deki gösterilerde 3 emekçi hayatını kaybetmiştir.
1997 1 Mayıs ı İstanbul- Ankara- İzmir-Mersin- Antalya- Denizli
ve Uşak’ta yürüyüş ve mitinglerle kutlanmıştır. Bu organizasyonu
Türk-İş / DİSK /
KESK yapmıştır. 1998 1 Mayısı “ Şimdi Demokrasi Zamanıdır ” sloganı ile alanlarda kutlanmıştır.
1999 da Büyük Kentler dışında ilçelerde de
kutlamalar yapılmıştır.
2000 yıl farklı bir şekilde “Küresel saldırıya küresel direniş “ sloganı ile alanlarda mitinglerle kutlandı. 2001 yılı 1 Mayısı “
küresel saldırıya karşı güç birliği “ sloganı ile kutlandı.
Bu kutlamalar 2004 1 Mayısına gelince DİSK, KESK vediğer meslek örgütleri “ bizi Çağlayan
alanına hapis edemezsiniz” direnmesi ile kutlamalarını Saraçhane’ de toplanıp Yenikapı’ya yürüyüşlerle ve mitingle kutlarken, Türk-iş ile diğer bazı
parti ve
meslek kuruluşları Çağlayan alanını doldurdular.
Bu
kutlamalar nice 1 Mayıs larda savaşsız, sömürüsüz, eşitlikçi,
özgürlükçü herkesin işi- aşı, yaşam kalitesininç yükseldiği ve
geleceğinin aydınlık
olacağı bir dünya içinde yaşamak dileğiyle
YAŞASIN 1 MAYIS
Bu kutlamalar 2004 1 Mayısına gelince DİSK, KESK vediğer meslek örgütleri “ bizi Çağlayan
alanına hapis edemezsiniz” direnmesi ile kutlamalarını Saraçhane’ de toplanıp Yenikapı’ya yürüyüşlerle ve mitingle kutlarken, Türk-iş ile diğer bazı
parti ve meslek kuruluşları Çağlayan alanını doldurdular
2008 niye taksim ısrarı !!!!
ki seçenekler çoğaldığı halde
en büyük alan kazlıçeşme
ayrıca düşünülmesi gereken:
21. yüzyılda sendikalara yer yoktur.
büyük varlıkların üstünde oturan sendikalar o varlıkları hangi fonlarda değerlendiriyorlar
işçilerin bundan ne haberi var, olmadığı ap açık...
ki sendika yönetimlerinin işçi olmadığını artık herkes biliyor.
21.yüzyılda SOSYALGÜVENLİK ( SGK ) HERKESE YETER
SGK: prim gün sayısı vesâireden ÇOK DAHA FAZLA BİRŞEYDİR.
BİR KAVRAM'DIR.
MİLLİ GELİRİN ADÂLETLİ DAĞITIM SİSTEMİDİR.
ARACI İSE MERNİS VATANDAŞLIK NÜFUS NUMARASIDIR
BİLİNE



EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu