'Evlat, şu krizinizi çözüverin!'
Lula'nın Bush'la konuşmasını anlattığı Brezilyalı ve Meksikalı işadamları kahkahalara boğuldu.
Brezilya lideri
Lula, dünya ABD yüzünden ekonomik krize girdi diye, Bush'a fırça atmış.
Bush'a telefon açan Lula şöyle demiş: 'Evlat bir sorun var! 26 yıldır
ilk kez büyüyoruz, sen işleri mahvediyorsun. Şu krizinizi bir zahmet
çözün'
29/03/2008 (221 kişi okudu)
RECIFE - Latin Amerika'da 1985'te sona eren
20 yıllık diktatörlüğün yaralarını saramayıp 21'inci yüzyıla derin
ekonomik krizle giren Brezilya'yı altı yılda ayağa kaldırıp IMF'in
pençesinden kurtaran solcu Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva,
uluslararası piyasaları allakbullak eden ABD Başkanı George W. Bush'a
biraz iğreleyici bir dille 'baba nasihatı' verdi. Petrole alternatif
olarak etonole yönelim sayesinde ekonominin iki yakasını bir araya
getiren Lula, dünya piyasalarını olumsuz etkileyen ABD'deki ekonomik
sıkıntılar yüzünden Bush'a telefon açıp, "Evladım, şu krizinizi bir
zahmet çözün" dedi.
Brown dedikodu taşımış
Lula, Recife kentinde Meksikalı ve Brezilyalı işadamlarına
seslenirken liderler arasındaki dedikodu trafiğini de ifşa etti. Buna
göre, Britanya Başbakanı Gordon Brown, Brezilya liderinin bir süre önce
küresel krizle ilgili yorumlarından Bush'un rahatsız olduğunu
çıtlatmış. Bunun üzerine Lula Beyaz Saray'ı aramış. Lula, ABD başkanına
söylediklerini şöyle aktardı: "Hey Bush, burada bir sorunumuz var,
evlat! Biz Brezilyalılar hiçbir büyüme kaydedemeden 26 yıl yerimizde
saydık. Ve şimdi büyüyoruz. Sen gelip işleri karıştırıyorsun,
mahvediyorsun. Önümüzü mü keseceksin? Kendi krizinizi bir zahmet
çözün."
İşadamlarının kahkahalar atarak dinlediği bu sözleri ABD'deki
krizin başka ülkelerin canını yakmadan önlem alınması için söylediğini
belirten Lula, Brown ve Bush'la ne zaman konuştuğunu belirtmedi.
Bush'la sık sık görüşen ve etenol üretiminin artırılmasında işbirliğine
gitmiş Lula, ABD'de iki hafta önce bir yatırım bankasını kapanmanın
eşiğine getiren krizin aşılması konusunda Brezilya'da 1995'de bankaları
batmaktan kurtaran Proer programına atıf yaparak, "Bush istiyorsa
gelsin Brezilya'ya, ben öğretmeyeceğim ama ona bir bankanın nasıl
kurtarılacağını öğretecek insanlarımız var. Brezilya'da teknik bilgi
var, ihtiyaçları varsa bu teknolojiyi göndeririz" vurgusu da yaptı.
Amerika'daki krizin Brezilya'ya ulaşacağına inanmadığını, yine de olası
etkilerine karşı önlem alma gereği hissettiklerini belirten Lula,
"Mortgage krizinden kaynaklanan ve dünya ekonomilerini diken üstünde
tutan Amerikan ekonomisindeki sorun belki sanıldığı kadar ciddi
değildir ama daha kötü de olabilir. Amerikan krizinin kurbanı olmamak
için gözümüz açık. Bütün gün onları büyüteç altında tutuyoruz" diye
ekledi.
200 milyar dolar rezervine ve iç talepteki istikrarlı artışa
güvenen Brezilya hükümeti, Amerika'daki ekonomik durdugunluğun
etkilerine dayanabileceklerini söylüyor. Anketler enflasyonun düşmesi,
ücretlerdeki düzelmeler, yeni istihdam alanları açılması, sağlık ve
eğitim alanındaki yatırımlara bağlı olarak halkın Lula'nın ekonomi
yönetimine güvendiğini de gösteriyor. Ibope'nin son anketine göre
halkın Lula'ya güveni aralıkta yüzde 51 iken martta yüzde 58'e çıktı.
Brezilya yıllarca iplerini ellerine teslim ettiği IMF ile yollarını
2005'te ayırmıştı. 183 milyonluk ülkede kamu borçları Lula döneminde
350 milyar dolardan 182 milyar dolara, enflasyon yüzde 12'den yüzde 3'e
geriledi.
(Dış Haberler)


EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu