yargı destekli siyaset yapmak CUMHÛR'a gözdağı vermek
|
"Türkiye talihsiz bir sürece girdi"
|
|
| Turhan Çömez: "Söz artık yüce mahkemededir." 15.03.2008 10:18 |
|
AKP'den
kesin ihraçı istenen eski Balıkesir milletvekili Turhan Çömez, Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının AKP’nin kapatılması istemiyle Anayasa
Mahkemesi’nde açtığı davayla birlikte Türkiye’nin talihsiz bir sürece
girdiğini söyledi. Çömez, “Olgun demokrasilerde iktidarlar halkın
iradesi ile gelirler ve haklın iradesi ile giderler. Yani ödül makamı
da ceza makamı da halktır” dedi.Çömez yaptığı açıklamada, kapatma davasıyla birlikte istikrara, huzura, güvene, toplumsal uzlaşı ve barışa ve ulusal onura en fazla ihtiyaç duyulan dönemde, Türkiye’nin talihsiz bir sürece girdiğini ifade etti. Dünya dengelerinin değiştiği, güç merkezlerinin yeniden şekillendiği bir dönemde, Türkiye’nin, içine kapandığını ve içsel sorunlarının esaretine girdiğini kaydeden Çömez , “Yöneten ve denetleyen demokrasilerde, kuşkusuz iktidarlar kontrolsüz ve sınırsız bir güç sahibi olamazlar. Ve bu gücü dilediklerince kullanamazlar. Ancak yine olgun demokrasilerde iktidarlar halkın iradesi ile gelirler ve haklın iradesi ile giderler. Yani ödül makamı da ceza makamı da halktır” dedi. Yaşanan bir dizi olumsuzluğun, süreci bu noktaya taşıdığını belirten Çömez şunları söyledi : “Söz artık yüce mahkemededir. Gelişmeleri hepimizin sorumlu bir yurttaş duyarlılığı ile izlemesi, son derece önemlidir. Dilerim süreçten Türk demokrasisi bir yara almadan çıkar ve halkın demokrasiye olan inancı ve güveni zedelenmez. Siyasi partilerin halk tarafından sandıkta cezalandırılması geleneğinin yerleşmesi için hepimizin daha fazla özen ve gayret göstermesi gerekiyor. Aksi halde gelecek nesillere ayıplı ve engelli bir demokrasiyi miras bırakmış oluruz ki bu Türkiye’ye büyük bir haksızlık olur.” ANKA |



EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar










AKP'den
kesin ihraçı istenen eski Balıkesir milletvekili Turhan Çömez, Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının AKP’nin kapatılması istemiyle Anayasa
Mahkemesi’nde açtığı davayla birlikte Türkiye’nin talihsiz bir sürece
girdiğini söyledi. Çömez, “Olgun demokrasilerde iktidarlar halkın
iradesi ile gelirler ve haklın iradesi ile giderler. Yani ödül makamı
da ceza makamı da halktır” dedi.

