www.blogmedya.deriz.biz
http://ssorulmayansorular.bloggum.com
sıksorulmayansorular sorar ya siz
ayrılmayın
böyle
ayrılık
olmaz
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 23 yeni üniversiteye rektör atadı.
Cumhurbaşkanlığı
Basın Merkezinden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Gül'ün, Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası'nın 130. ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun
13. maddesi uyarınca YÖK'ün önerdiği adaylar arasından yeni kurulan
üniversitelere rektör atadığı bildirildi.
Rektör atanan üniversiteler ve rektörlerin isimleri şöyle:
-Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İrfan ASLAN'ı
-Ardahan Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ramazan KORKMAZ'ı
-Artvin Çoruh Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mehmet DUMAN'ı
-Bartın Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ramazan KAPLAN'ı
-Batman Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Abdüsselam ULUÇAM'ı
-Bayburt Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Murat MOLLAMAHMUTOĞLU'nu
-Bingöl Üniversitesi Rektörlüğüne, Prof. Dr. Gıyasettin BAYDAŞ'ı
-Bitlis Eren Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mahmut DOĞRU'yu
-Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ali İbrahim SAVAŞ'ı
-Gümüşhane Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İhsan GÜNAYDIN'ı
-Hakkari Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İbrahim BELENLİ'yi
-Iğdır Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İbrahim Hakkı YILMAZ'ı
-Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Sabri GÖKMEN'i
-Kırklareli Üniversitesi Rektörlüğüne
Prof. Dr. Mustafa AYKAÇ'ı
-Kilis 7 Aralık Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İsmail GÜVENÇ'i
-Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Serdar Bedii OMAY'ı
-Muş Alparslan Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Nihat İNANÇ'ı
-Nevşehir Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Filiz KILIÇ'ı
-Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Rektörlüğüne, Prof. Dr. Orhan BÜYÜKALACA'yı
-Siirt Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Recep ZİYADANOĞULLARI'nı
-Şırnak Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ali AKMAZ'ı
-Tunceli Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Durmuş BOZTUĞ'u
-Yalova Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. M. Niyazi ERUSLU
www.blogmedya.deriz.biz
http://ssorulmayansorular.bloggum.com
sıksorulmayansorular sorar ya siz
ayrılmayın
böyle
ayrılık
olmaz
Devlet için bile olsa caiz değil
Taraf ADNAN KESKİN ANKARA- Istanbul - 09.08.2007
Yeni yargı yılı açılışında konuşan Yargıtay Başkanı Gerçeker,
Ergenekon davasına değindi,
“Devleti kurtarmak için bile olsa hukuktan
çıkılamaz”
dedi.
Gerçeker, konuşmasının basına dağıtılan metninde yer
alan ama okumadığı bölümünde ise teoloji tartışmalarına girdi, İslam’da
reform
çağrısı yaptı.
Yargıtay Başkanı Hasan
Gerçeker, yeni adli yılın açılış konuşmasında hukuk devleti ilkesinden
uzaklaşmanın doğurduğu boşluğu çetelerin doldurduğunu belirtti.
Ergenekon soruşturmasını ad vermeden gündeme getiren Gerçeker, “Devleti
kurtarma düşüncesi ile olsa bile yanlışı yanlışla düzeltme olgusunun
topluma ne denli zarar verdiği ortadadır. Dilerim, gecikmeden, hukuk
siyasallaştırılmadan gerçek suçlular cezalandırılır” dedi. Laiklik
konusunda da mesajlar veren Gerçeker, erkler arasında süren çatışmanın
sona ermesi temennisinde bulundu.
BARIŞ TEMENNİSİ • Devletin
zirvesi Yargıtay’da düzenlenen adli yılın açılış töreninde bir araya
geldi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Köksal Toptan, Başbakan
Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile yargı mensuplarının
katıldığı törende konuşan Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker gündemdeki
konulara ilişkin önemli mesajlar verdi. Yasama, yürütme ve yargı
arasında çatışmalı bir yılın geride kaldığına dikkat çeken Başkan
Gerçeker, tüm kurumlar arasında barış, kardeşlik, huzur ve güven tesis
edilerek çatışmaların sona erdirilmesi dileğinde bulundu.
TÜRBAN DEMEDEN • Türban
ve sonuçlanan AKP davasına değinmeyen ve yeni bir gerginlik yaratmamaya
özen gösterdiği hissedilen Gerçeker, laiklik değerlendirmeleri şöyle:
“Laik bir devlette dinin kişilerin özel yaşamı kapsamında vicdani bir
inanç konusudur. Dinsel kuralların devlet ve kamusal kurumların
çalışmalarına dayanak oluşturamaz. Devlet tüm dini inançlar karşısında tarafsızdır. Laiklik ile din ve vicdan hürriyeti kavramlarının bu noktada kesişir...
GÜVENCE LAİK CUMHURİYET •
Çeşitli din ve mezhep inanışlarının bulunduğu ülkelerde milli birliği,
üniter devlet yapısını koruma konusunda laiklik çok önem taşımaktadır.
Ülkemizde de milli birliğin, tek millet, üniter devlet ilkesinin en
önemli güvencesi laik cumhuriyet olmuştur.”
ERGENEKONA DOKUNDU • Yargıtay
Başkanı, Ergenekon davası ve ekinde süren soruşturma konusuna da îsim
vermeden girdi: “...Yaşanan son olaylar, hukuk devleti ilkesinden
uzaklaşmanın yarattığı boşluğun mafya türü çeteleşmelerle nasıl
doldurulduğunu çok açık bir biçimde göstermiştir.
DEVLET ADINA DA OLSA HAYIR • Devleti
kurtarma düşüncesi ile olsa bile yanlışı yanlışla düzeltme olgusunun
topluma ne denli zarar verdiği de bu olaylarla açıkça ortaya çıkmıştır.
Kimin suçlu, kimin suçsuz olduğunu tespit etmek ve suçlu görülenlere
yasaların öngördüğü yaptırımları uygulamak yargıya ait bir görevdir.
DİLERİM CEZALANDIRILIRLAR • Herkesin,
hukuk devleti olmanın doğal sonucu olan bu kurala saygılı olması
gerekir. Dilerim ki mümkün olan en kısa sürede, hukuki süreç içinde,
yanlışlar doğrular birbirine karıştırılmadan, hukuk
siyasallaştırılmadan, yargılama tamamlanarak, gerçek ve doğru bir
çözüme ulaşılır, gerçek suçlular cezalandırılır. Böylece hukuk devleti
olmanın hukukun üstünlüğü ilkesinin anlamı bir kez daha ortaya konulmuş
olur.”
DİNE YENİ YORUM İSTEDİ • Yargıtay
Başkanı Hasan Gerçeker, açılış töreni için hazırladığı 62 sayfalık
konuşma metninin tümünü okumadı. Gerçeker’in yazdığı ama konuşmasında
değinmediği bölümde Laik devletin koyduğu kurallar ile dini inançların
çatışması durumunda çözümün ne şekilde olacağına dair öneriler yer
alıyor. “Dini kurallar insan eşitliğine yönelik evrimin amaçlarına göre
yeniden yorumlanabilir” diyen Gerçeker şunları belirtiyor:
AKIL İLE İMAN • “Laik
devletin koyduğu kurallar ile dini inançlar bağdaşmıyor ise ne
olacaktır. Hristiyanlıkta böyle bir sorun yoktur. Musevilik ve
İslamiyette ise böyle bir ikilem olduğu, akıl ile iman arasındaki bu
ikilemin, İslami inancın yaygın olduğu toplumlarda ciddi sorunlar
yarattığı söylenebilir. Bu sorunları çözmek teoloji bilimine ilişkin
bir iş olup, bu konuda şu değerlendirme öne sürülmektedir:
ZAMANA UYARLAMALI • ‘Ayet
ve hadisler, insan eşitliğini sağlamaya yönelik bir evrimin başlangıcı,
ilk aşaması sayılırsa, zamanın şartlarına da uyulmasına cevaz
bulunduğuna göre, kurallar bu evrimin amacına uygun yorumlanabilir ve o
zaman laikliğin İslam inancı ile çelişmesi zaten sözkonusu olamaz.”
www.blogmedya.deriz.biz
http://ssorulmayansorular.bloggum.com
sıksorulmayansorular sorar ya siz
ayrılmayın
böyle
ayrılık
olmaz
İbrahim
Şahin, TRT'nin başına genel müdür olarak atanmasını tenzil-i rütbe
olarak değerlendiriyor.
"Müsteşarsınız.
Kırmızı pasaport, kırmızı
plakanız var"
diyen Şahin, bunlardan feragat ettiğini söylüyor.
TRT Genel Müdürlerinden tek tenzil-i rütbeli Genel Müdürü İbrahim Şahin'den ezber bozan ilkler!
İbrahim
Şahin, TRT'nin başına genel müdür olarak atanmasını tenzil-i rütbe
olarak değerlendiriyor. "Müsteşarsınız. Kırmızı pasaport, kırmızı
plakanız var" diyen Şahin, bunlardan feragat ettiğini söylüyor.
Zaman'dan Nuriye Akman'ın keyifli pazar sohbetlerinin bugünkü konuğu,
İbrahim Şahin! Şahin biraz kendisini biraz da
TRT'yi anlattığı Akman sohbetinde, söz dönüp dolaşıp TRT ve
Kürtçe'ye
geliyor. Şahin, TRT'deki ortalama genel müdür ortalamasını doldurduğu
için biraz da rahat konuşuyor ve Kürtçe TV'yi anlatıyor.
İşte o sohbetten bazı satır araları;
TRT'den 16 genel müdür geldi geçti. Hiçbiri dayanamadı 4 yıl. Siz ne kadar dayanabileceksiniz acaba?
Son
süremize kadar bizim de dayanacağımız şüpheli. Ortalama sekiz buçuk
aydır TRT genel müdürlerinin görevde kalış süresi. Ben de sekiz buçuk
ayı geçtim. Bugünden itibaren ayrılmam konusunda bir mahzur yok yani.
Klasik bir bürokrat gibi mi davranıyorsunuz? Tüccarlığa mı yatkınsınız?
Tüccar
demeyelim de özel sektör mantığıyla hareket ediyoruz. Ben 24 yaşımdan
beri yöneticilik yaptım. Belki farkım biraz çok çalışmam, hızlı karar
verip uygulamam. Müsteşarlık, bürokraside en üst görev. Ulaştırma
Bakanlığı müsteşarı iken TRT genel müdürlüğüne zorlandım. Bu görevi
istemedim.
Ama 'istemem yan cebime koy' dediniz...
Yok,
şöyle; müsteşarlıktan genel müdürlüğe gitmek tenzil-i rütbe oluyor.
Müsteşarsınız. Kırmızı pasaport, kırmızı plakanız var. Bunlardan
feragat ettik. Ayrıca ekonomik olarak da bir darbe oldu. En zor olanı
ilk başta yapayım dedim. TRT Kanunu'nu Meclis'ten geçirdik. O süreçte
bize çok yüklendiler. Gelgitler yaşadım. Dedim ki; bu kadar eziyete
değer mi? Sabahları kalktığımda 'bugün de gitmeyeyim' dediğim oldu.
Protokol haberciliği konusunda sıkıntılarınız oldu mu?
TRT'nin
içinden gelen bir genel müdür olsaydım bazı güçlüklerim olabilirdi.
Dışarıdan geldiğim için muhabirlerle, prodüktörlerle, kameramanlarla,
spikerlerle toplantılar yaptım.
Daha önce herhalde hiçbir genel müdür
yapmamış.
Muhabirlere, sayın cumhurbaşkanımıza da, sayın başbakanımıza
da medeni cesaretlerinizi gösterip sorulması gerekenleri sorun. Problem
olursa bunun muhatabı benim dedim.
Haberlerin veriliş sırasında elinizi bağlayan hiç mi bir şey yok?
Kesinlikle
yok.
Tabii cumhurbaşkanının içinde bulunduğu konum veya konu haberde
öncelikli ise onu birinci vermek durumundayız.
Ama çok önemli bir haber
varken sırf protokolü uygulayalım diye habercilik yapmanın modası
geçti.
Bunu sayın cumhurbaşkanı da istemez.
Neden istemesin?
Protokol
haberciliği yaptığınızda izlenmeyen bir kanal olursunuz.
İstediğiniz
kadar cumhurbaşkanını birinci sırada verin.
İzlenmeyen bir kanalda
cumhurbaşkanının birinci sırada olması ona ne kazandırır?
Kürtçe kanalı ne zaman devreye sokuyorsunuz?
Kürtçe
demeyelim ona.
Çok dilli kanal diyelim.
Çünkü Kürtçe, Arapça, Farsça,
İngilizce yayın olacak.
Biz Kürtçe yayını sadece Türkiye'de izlensin
diye yapmıyoruz.
Ama mutlaka Türkiye'de yaşayan Kürt orijinli
vatandaşlarımızın da bunu izlemesini istiyoruz.
Meslek hayatımın yarısı
Doğu'da, Güneydoğu'da geçti.
Kürt kökenli vatandaşlarımızın ne tarz
sıkıntılar çektiğini çok iyi bilen bir insan olarak böyle bir şeye
inanmasaydım bunu kanuna koydurmazdım.
Avrupa Birliği'nin baskısı var bu kararın alınmasında. Siz tek başınıza ne yapabilirdiniz yani?
Avrupa Birliği'nin baskısı var diye yapmadık biz bunu. Müzakere sürecinde olan onlarca şey var. Onlar niye yapılmıyor?
Eninde sonunda yapılacak.
Yani bu işe inanmamış olsaydım böyle bir şeyde çok ısrarcı olmazdım.
Demek istiyorum ki; devletin vereceği bir karardır bu. Kendinize mal edemezsiniz...
Ama
şöyle. Biz bu kanun Genel Kurul'a inene kadar, çok dilli yayın
yapılması ile ilgili bir hüküm yoktu.
Israrla böyle bir metnin bu
kanuna girmesini istedim.
Tabii ki Sayın Başbakan'ımızın görüşlerini
aldık.
Genelkurmay'ın görüşlerini aldık.
TRT'den sorumlu bakanımızın
düşüncelerini aldık.
Ve ondan sonra da kulislerde olsun, Genel Kurul'da
olsun çok
ciddi saldırılar olmasına rağmen bunun çok gerekli olduğunu
söyledik.
Niye başlamadı o zaman Kürtçe yayın?
Benim
birinci önceliğim çocuk kanalı.
Türkiye'deki gerek suni gerekse doğal
tüm problemlerin altında çocuklarımızı iyi eğitemeyişimiz var.
Çok
dayatmacı, çocukların izlerken bile nefret edebileceği bir kanal değil,
son derece sempatik, çocukların keyifle izleyebileceği bir kanal olsun
diye
geldiğim günden beri mücadele veriyorum.
TRT 4, çocuk kanalı
oluyor ekimde.
Yani Kürtçe yayın, önceliğini çocuk kanalına kaptırdı...
Yok.
Şöyle tabii.
Çocuk kanalı kurmak diğerine göre hızlı olacağı için bunu
söyledim.
Kürtçe yayın konusunda Dışişleri Bakanlığı'ndan İngilizcesi,
Fransızcası, İbranicesi, Arapçası, Kürtçesi olan Sinan İlhan adlı bir
arkadaşı
görevlendirdik.
Bu arkadaşımız değişik şahıslarla,
derneklerle, vakıflarla görüşmeler yaptı. Bir taraftan bu kanalda
çalışabilecek elemanları, bir
taraftan programın içeriğini belirliyor.
Bu programın mekân olarak nerede yapılacağı ile ilgili çalışmalarını
sürdürüyor. Ama henüz arzu ettiğimiz
noktada değiliz.
Neden? Arzu mu etmiyorsunuz yoksa?
Hayır.
Diyelim ki Kürtçe kanalda şarkı söyleyecek bir şahıs bulacağız.
Türkçe
kanallarda müsaade etmemişsiniz.
Gitmiş Roj TV'de söylemiş.
Roj TV'de
çıkınca da adeta çizilmiş.
Yani bizim TRT'deki Kürtçe kanala
çıkaracağımız insanların kanalımızda çıktığından dolayı eleştiri
almaması gerekiyor.
Çünkü daha temiz bir sayfa açılmış.
Kürt kökenli
vatandaşların devletle bir problemi yok.
Hatta İstiklal Marşı'yla
açılıp kapatılmasını istiyorlar bu
kanalın.
Ne gerek var? Türk kanallarını İstiklal Marşı'yla mı açıp kapatıyorsunuz ki?
Bu
benim değil, Kürt kökenli vatandaşların talebi.
Ve o talep yerine
gelecek.
Nedeni şu.
Onlar, biz aslında bu ülkeyi seviyoruz.
İstiklal
Marşı'na, ülkenin bütünlüğüne bağlıyız.
Ama kendi anladığımız dilden de
bir yayın izlemek istiyoruz diyorlar.
Nasıl çözeceksiniz eleman meselesini?
Bununla
ilgili hep yardım talep ediyoruz. Arkadaşları tek tek listeliyoruz.
Belki bazı programları mecburen Türkçe vereceğiz. Çünkü bizim yayını
dolduracağımız aşamayı bir şekilde geçiştirmemiz lazım. Bir dizi film
düşünün. Mesela Çanakkale Savaşları'nı anlatan bir dizi film. Şimdi
bunu
Kürtçeye çevireceğiz. O zaman dublaj gerektiriyor. Bunun için de
eleman istihdamı lazım. Dolayısıyla hemen bir kanalın ortaya çıkması
mümkün
olmuyor. Fakat bunu mutlak surette marta yetiştireceğiz.
Bu
yayın TRT'nin herhangi bir kanalı gibi normal haberi, eğlencesi olan
bir kanal mı? Yoksa propagandaya, beyin yıkamaya yönelik bir yayın mı
yapacak?
Anadolu insanını bir kere kandırabilirsiniz.
İkinciye şansınız yok. Böyle propaganda mantığıyla televizyonculuk
yaparsanız kimse izlemez.
İzlenmeyen bir kanalı kurmanın anlamı var mı?
Tam tersine son derece samimi bir kanal olacak. Bunun içerisinde
propagandist unsurlar varsa da o
bilerek konulan bir şey olmayacak.
Yani baştan sona vatan, millet, Sakarya edebiyatı yapılmayacak mı?
Böyle
bir şey yaptığınız zaman başarıya ulaşamazsınız. Bu denenmiş ayrıca.
Aynı hataya niye düşeceğiz ki? Bunun tersini düşünün.
Bölücü
örgütlerin
kurduğu kanallar var. Kürtçülük yapıyorlar, bölücülük yapıyorlar. Bakın
onlar da gitti. Ne zaman ki popüler kanal üretiyorsunuz, aile kanalı
üretiyorsunuz, onlar izleniyor.
Kaç saat olacak yayın?
İlk etapta on iki saat Kürtçe. Altı saat Arapça. Altı saat Farsça.
Ekranda Kürtçe öğrenimine dair bir program olabilir mi?
Şimdilik
düşünmüyorum. Çünkü amacım Kürtçe öğretmek değil. O zaman bizi
eleştirenlere haklılık vermiş oluruz. Amacımız hasbel kader Kürt
anne-babadan doğmuş, Türkçe öğrenememiş insanların bir ihtiyacını
karşılamak.
Özel kanallardan büyük transferler olacak mı bu dönemde?
Biliyorsunuz
Tayfun Talipoğlu bizde bir buçuk aydır program yapıyor. Şimdi Mithat
Bereket'i transfer ediyoruz. Pusula programı aynen bizde devam
edecek.
Bir de tartışma programı yapacak bize. Ancorman olarak bir iki temasta
bulunduk. Tabii diğer kanalların konumuna düşme korkusundan
dolayı
açıkçası çok aman illa bu olsun diye değil.
Siz neden bir yıldız yaratmıyorsunuz?
Bizim
akşam ana haberlerini sunan Tülin Hanım, son derece keyifle sunuyor.
Biraz da biz onlara klasik memur duruşundan vazgeçmelerini söyledik.
Daha rahatlar artık. Sizin söylediğiniz tarzda bir ancorman
çıkarabilmek kırk yılı gerektiriyor. Yani birini çıkartıp hemen
ancorman yapamazsınız. Ali
Kırca, Uğur Dündar ancorman olmak için kırk
yıl beklemişler. İnsanlar aynı şahısları görmekten bıkıyorlar. Kim
olursanız olun. İşte karı koca
birbirinden bıkıyor. Televizyonlarda
aynı kişilere haberleri sunduruyorsunuz bıkıyor. Dolayısıyla bunun uzun
nefes olacağı kanaatinde değilim. Ancak
zamanla TRT'nin de mutlaka flaş
isimleri olacak.
Haber kanalı kuracaksınız. O ne zaman yayına geçiyor?
Gelecek
yıl ağustosta. Öyle bir haber kanalını çok izlenir hale getirmemiz
gerekiyor. Birtakım kısıtlardan sıyrılması gerekiyor. O zaman TRT'nin
diğer kanallarından farkı olur. Bu kanalın biraz daha evrensel bakışı
olması lazım. İşte onun zorluğu da bu.
Şu anda evrensel bakışın TRT'de olmadığını söylemiş oldunuz.
Benim
buradaki çalışan arkadaşım memur. Örneğin diğer kanalda haber sunan bir
arkadaş haber sunduktan sonra çıkıyor Reina'da eğlenebiliyor. Ama benim
elemanım oraya gittiğinde devlet memuru olmasından dolayı belki ceza
alıyor. Biz TRT çatısı içinde ama TRT kurallarının kısmen dışında bir
kanal kuracağız. El Cezire'ye, BBC World'a yakın bir şey olacak. Son
haberlere ulaşmak gibi bir endişeyi taşıyacaklar.
BBC gibi olması kolay değil. Türkiye'nin önce demokrasiyi içselleştirmesi lazım.
Biz
öncü olmak durumundayız. Bazı şeyleri iyi yapacağız ki Türkiye'de
demokrasiye katkımız olsun. Zaten televizyonculuğun üç tane özelliği
var: Eğlendirmek, eğitmek, yönlendirmek. Tabii demokratik kurallara
yönlendirme konusunda katkısı olursa TRT genel müdüründen daha bahtiyar
kim olabilir?
Kendinizi TRT'nin son şansı olarak mı görüyorsunuz?
Yok,
hayır. Genelde taşrada yöneticiliğe gittiğinizde size bir gaz verirler.
Zannedersiniz ki, sizden daha iyi bir kaymakam gelmemiş. Ama siz
gittikten sonra gelene de aynı havayı verirler. Biz buradaki görev
süremiz içinde yapabileceğimizin azamisini bu ülkenin halkına sunmak
istiyoruz.
Her dönemde TRT'nin bazı kelimelere alerjisi vardır. Yasak listeleri vardır.
Bu dönemin yasakları neler? Bizim yasak listemizin içerisinde sansür kelimesi var. Sansür yasak bize.
Ben de inandım şimdi buna!
İsterseniz inanmayın. TRT'nin varsa kırmızı kitabı bana kimse ulaştırmadı.
CHP ve MHP muhalefet olarak sizden memnun mu?
Yani iktidar memnun mu ki?
Değil mi?
Değildir
herhalde. TRT genel müdürlerinden hiç kimse memnun olmaz. Nedeni şu:
İktidar partisi der ki; ben çok yer alayım. Muhalefet de der ki; niye
iktidar partisi çok yer alıyor? Böyle olunca ister istemez bir
mutsuzluk oluyor.
Tarkan'ı yılbaşında çıkarmaya ne gerek vardı?
Bir
defa Tarkan çok uygun bir fiyata bize geldi. Şimdi siz konuşmaya
başlayacağınız zaman birisi cama tık tık vurur. Herkes dikkat kesilir.
Tarkan, TRT genel müdürü olduğumda benim "arkadaşlar biz varız" dememin
bir başlangıcıydı.
Tarkan'la kendinizi pazarladınız yani!
TRT'yi
efendim, kendimizi değil. Şöyle bir avantaj yaşadık orada. TRT'de 14-25
yaş arası izleyici sıfırdı. Mutlak surette biz genç izleyici bulmak
zorundayız. Peşinden Komedi Dükkânı'nı getirdik. Hem reytingde çok
ciddi anlamda bir yerlere çıktık. Hem genç izleyici kitlesi geldi
TRT'ye.
www.blogmedya.deriz.biz
http://ssorulmayansorular.bloggum.com
sıksorulmayansorular sorar ya siz
ayrılmayın
böyle
ayrılık
olmaz
Doğan'a bankalardan şok
09 Eylül 2008 Salı 12:07
Kavga Aydın Doğan'ı batırdı. Borsada hisseleri çöktü. Bugün de 3 bankadan şok bir karar geldi. Bakın bankalar ne tavsiye ediyor?
Erdoğan'la kavga sonrasında borsada hisseleri çöken Doğan Grubu’na bir darbe de bankalardan geldi.
Türkiye’nin
önde gelen bankaları İş Bankası ve TEB, son dönemdeki haberler yüzünden
Doğan Grubu şirketlerinin hisselerini öneri listesinden çıkardıklarını
açıkladılar.
RİSKİ ARTTI
İş
Bankası’nın iştiraki İş Yatırım dünkü bülteninde Doğan Grubu
hisselerinden uzak durulması gerektiğini belirtti. İş Yatırım bülteninde ‘Son gelişmeler göz önüne alındığında, Doğan Grubu şirketlerinin risk primlerinin arttığını düşünüyoruz’ denildi.
Doğan Yayın Holding’i tavsiye listesinden çıkardığını açıklayan TEB de buna sebep olarak şunları gösterdi: Doğan Yayın ağustos başında tavsiye listemize eklenmişti. Doğan
Grubu hükümet ile tartışmaya girdi. Sonuç olarak, ucuz değerine rağmen
hisselerin endeksin üzerinde işlem görmesini sağlayacak bir şey yok.
Müşterileri
için hazırladığı Model Portföyünde değişikliğe giden Yapı Kredi;
yaptığı açıklamada; portföyündeki Hürriyet'i (HURGZ) tavsiye
listesinden çıkardığını açıkladı.
Başbakan ile Doğan
Grubu arasında yaşanan gerginlik nedeniyle tavsiye listelerinden
çıkardıklarını açıklayan banka; Palmali & Socar
tarafından yüzde
elli hissesi satın alınan TKFEN'i; HURGZ yerine koyduklarını belirtti.
Doğan medyası topyekün
saldırıya geçti. Hem manşetler
hem köşe yazarları serbest
atışa başladı.
www.blogmedya.deriz.biz
http://ssorulmayansorular.bloggum.com
sıksorulmayansorular sorar ya siz
ayrılmayın
böyle
ayrılık
olmaz
CANLI YAYINDA 'MÜSLÜMAN İNANCIM' DEDİ
Obama'dan ilginç çıkış ! Müslüman olup olmadığı yönündeki tartışmaların hiç bitmediği Demokrat başkan adayı Barack Obama'dan ilginç sözler...
ABC
kanalına konuşurken kazara 'Müslüman inancım' diyen Obama, sunucunun
uyarısıyla zor toparlandı. Amerika'da seçim yarışı kıyasıya devam
ederken, Müslüman olduğu yönünde iddiaların ortaya atıldığı Demokrat
Parti'nin başkan adayı Barack Obama'nın son sözleri olay oldu.
Amerikan ABC televizyonuna konuşan Obama, Cumhuriyetçi rakibi John
McCain'in kampanyasının, kendisinin Müslüman olduğunu öne sürdüğünü
belirterek, “Bu adamlar taş atmayı ve sonra da ellerini saklamayı
seviyor” dedi. Sunucu George Stephanopoulos, “Rakibiniz McCain
kampanyası sizin Müslüman bağlantınız olduğunu söylemedi' diyince
Obama'nın dili sürçtü ve “Evet haklısınız. John McCain benim Müslüman
inancım hakkında konuşmadı' dedi. Obama, sunucunun uyarısıyla zor
toparlandı.
www.blogmedya.deriz.biz
http://ssorulmayansorular.bloggum.com
sıksorulmayansorular sorar ya siz
ayrılmayın
böyle
ayrılık
olmaz
Toplumdaki ayrışma ve çelişkiler
09
09
2008
document.write();
Özdem Sanberk
AB
üyeliğinin Türkiye gibi bir ülke bakımından önemli vasfı, bireylerin
inanç ihtiyacı gerçeğini reddetmeden kişisel siyasetle dini birbirinden
ayıran bir hukuki düzene sahip olması. Bu vasfı ile AB ülkemizde, sağda
veya soldaki laik ve aydın çevrelerin Batı’nın ana düşünce sistemiyle
yeniden buluşabilmesi için en uygun ortak zemini oluşturuyor
Çelişen hayat tarzları: Avrupa Birliği meselesi Türkiye’nin gündemine bir türlü giremiyor.
Oysa Türkiye’deki siyasi ve sosyokültürel ayrışma her geçen gün daha
keskinleşmekte. Bu kutuplaşmaya ortak bir zeminde çare bulmak gittikçe
zorlaşıyor. Bugün ülkemizde birbirine zıt iki özgürlük ve kültür
anlayışı ile birbiriyle çelişen iki hayat tarzı var. Önümüzdeki
yılların bizim için en büyük sınavı, bu iki çelişken görüşü taşıyan
insanlarımızın çoğulcu demokratik bir çerçevede, barış içinde bir arada
ahenkle yaşamalarının mümkün olup olmayacağı. Avrupa Birliği’nin
sunduğu dinamik hukuki düzen bu çoğulcu demokratik çerçeveyi, gerçek
hayatta da, herkes için geçerli kılmakta.
Kültürel ayrışma derin
Ama Avrupa kapısı şimdilik kapalı görünüyor. Bu kapı kapalı olduğu
müddetçe büyük bir genç nüfusa sahip Türkiye’de reformist ve liberal
politikalar insanların zihinlerinde ve emellerinde kolay kolay
filizlenip yeşeremiyor ve Türkiye’de inança ve etnik aidiyete ve cemaat
aidiyetine dayalı kimlik bağlarıyla ile farklılıkların ötesine geçen
soyut yurttaşlık kavramına ve akılcılığa dayalı kimlik bağları arasında
uyumlu bir denge kurulamıyor. Mevcut anayasal düzen ve siyasi
partilerin değişime kapalı yapıları, Toplumumuzdaki gerginliklerin ve
kutuplaşmaların ortadan kaldırılmasına yeterli olmadığı gibi, genç
kuşaklara dört elle sarılabilecekleri ortak idealler ve dinamik
hedefler ve hep birlikte paylaşacağımız ortak bir gelecek sunmuyor.
Siyasi partiler gençlere ne vaat ediyor?: Milli birlik sırf geçmiş
kazanımlar üzerinde güçlenemez. Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları
Türkiye Cumhuriyeti’ni geçmişin üzerinde değil, geleceğin başarıları
üzerine kurdular. Türkiye’de çağdaş uygarlığa dönük oldukları
iddiasıyla faaliyet gösteren siyasi partiler, genç kitlelerin
ideallerini gerçekleştirecekleri, enerjilerini fedakarca tüketecekleri
çağdaş hedefler öneremedikçe, Batılı hayat tarzını benimseyen sağ veya
sol çevreler, genç kuşaklara, laik ve demokrat bir siyasi bir gelecek
perspektifi açamadıkça, sosyal demokratlar alternatif sosyal politika
önerileriyle ülkedeki kırılgan kitlelerin haklarını koruyacak
inandırıcılığı gösteremedikçe, Adalet ve Kalkınma Partisi, değişimi
savunan liberal ve reformist icraatı ve yerel politikalarıyla, görünür
bir gelecekte Türk siyasi hayatına dahil olmak isteyen genç kuşakların
hayallerine egemen olmaya devam edecek ve yukarıda değindiğimiz iki
özgürlük ve kültür anlayışı arasındaki denge, gelenekçi/dindar ve
muhafazakâr hayat tarzı lehine bozulmayı sürdürecektir.
AB perspektifi
21’inci yüzyılın genç kuşakları için siyasi gelecek perspektifi
bireysel özgürlükler, hukukun üstünlüğü, kadın erkek eşitliği, sosyal
adalet, farklılıklara saygı temelinde, çoğulcu, sürekli değişime açık,
insan onuruna saygılı, barışçı, çevre dostu ve adil yönetimler
perspektifidir. Bu perspektif aslında Avrupa Birliği üyeliğidir.
Birliğe üyelik aslında çağın evrensel değerlerinin de benimsenmesi ile
eşanlamlıdır.
Çelişki
Ne var ki Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı on yıllardır takındığı
tutum ülkemizde Batılı hayat tarzını benimsemiş ve çağdaş uygarlığa
erişmek çaba harcayan geniş çevreleri, devlet kurumlarını ve sosyal
demokratları büyük bir hayal kırıklığı içine sürükledi. Batı taraftarı
aydınların çoğu ve kimi sosyal demokratlar arasında Birliğe karşı
yaygın bir direnç cephesi oluşmasına sebep oldu. Avrupa’nın Türkiye’ye
karşı hasmane tutumu ( Soykırım iddiaları, çözüme evet diyen Kıbrıslı
Türklerin izolasyonlara maruz bırakılmaya devamla cezalandırılması,
müzakere başlıklarının açılmaması, üçüncü ülkelerle imzaladığı Serbest
Ticaret Anlaşmalarında Gümrük Birliği’nden doğan yükümlülüklerine saygı
göstermemesi, Gümrük Birliği, hizmetler/ulaştırma başlığını kapsamazken
limanların açılmasında ısrar etmesi, bazı üyelerinin PKK teröristlerine
yardım ve yataklık etmesi, Roj TV) Türkiye’de Batılı hayat tarzına
yatkın laik çevrelerin yalnız Avrupa’nın değil, tüm Batı dünyasının
anadoğru düşünce sistemiyle arasına mesafe koyması sonucunu doğurdu ve
bu sistemle
bütünleşmesini engelledi. Batılı çevreleri temsil eden siyasi partileri
içine kapalı bir milliyetçilik akımına itti. Bu partilerin reformist
eğilim-lerini olumsuz etkiledi. Türk sosyal demokrasi hareketi,
Türkiye’de zemin kaybetti. Avrupa’dan ise silindi. Buna mukabil
gelenekçi/ muhafazakâr kitleler kendilerini Avrupa Birliğ’indeki
liberal demokrasinin sağladığı bireysel özgürlük, toplumsal haklar ve
cemaatlaşma serbestisi gibi çoğulculuk ortamına daha kolaylıkla
yerleştirerek Batı dünyasındaki post modern düşünce sistemleriyle daha
ahenkli bir ilişki düzeni içine girebildiler.
Bu şekilde Türkiye’de, bir yandan dış dünya ile bütünleşme doğrultusunda geniş tabanlı
reformcu bir gelenekçi muhafazakâr kitle, bir yandan da, dış dünyaya ve
Batıda gelişen yeni fikir akımlarına şüphe ile bakan Batılı, laik,
sosyal demokrat fakat tutucu bir kesim oluştu. Ortaya çıkan görüntü,
Batılılaşmaya ve çağdaşlaşmaya gelenekçi/dindar ve muhafazakarlar sahip
çıkarken, direnç gösterenler ise sosyal demokratlar, Batılı ve laik
hayat tarzını benimseyenler şeklinde dünyaya yansıyor.
Zihinsel sınırlamalarımız
Türkiye’deki liberal Batılılaşma hareketine en büyük darbeyi vuran da
işte bu çelişki oldu. Oysa Batılılaşma hareketi ki aslında çağdaşlaşma
hareketi diye okunmalıdır -Cumhuriyetimizin meşruiyetini sağlayan ve
modern Türkiye’nin yelkenlerini, zamanın ruhu doğrultusunda terakki
rüzgarlarıyla şişiren en etkili itici gücü oluşturmaktaydı. Şimdi
yelkenlerimizi artık bu rüzgar doldurmuyor. Gelenekçi/muhafazakâr
kanatta yer almayan büyük bir çoğunluğumuz 1919’lara geri döndüğümüz
düşüncesinde. Kendimizi yeniden bölünme ve izolasyon tehditleri
karşısında görüyoruz. Bu tedirginlik ve endişeler bizi zihni
sınırlamalara mahkûm ediyor, sağlıklı durum muhakemeleri yapmamızı
engelliyor, girişim kabiliyetimizi elimizden alıyor. En önemlisi bizi
milletçe kutuplaştırıyor, kamplara bölüyor, kurumlararası dayanışma ve
işbirliğini zedeliyor, Türkiye’de ve Avrupa’daki sosyal demokrasi
hareketi arasındaki bağları koparıyor ve bizi ülke olarak zaafa
uğratıyor. Bu durum kendini en fazla Avrupa Birliği tartışmalarında
hissettiriyor.
Ayrışma azaltılabilir mi?
Böyle bir atmosfer içinde Hükümet Avrupa Birliği reform sürecine ne
kadar öncelik verirse versin bu çelişkinin yarattığı ayrışmayı bir
ölçüde azaltmadan, yeni reform paketleri açmasının büyük yararı
olamayacağı gibi, şimdiye kadar gerçekleştirdiği reformları gerçek
hayatta uygulanabilmesi, kısacası sürecin sağlıklı işlemesi mümkün
değil.
Bu ayrışmanın azaltılması için üyelik müzakerelerinin toplumumuzda
kırılmalar yaratan değil zaman içinde ulusal birlik ve beraberliği
pekiştiren bir sürece dönüştürülmesi gerekir.
Bu nasıl olur? Şöyle olur: Cumhuriyetimizin temel aldığı ülke
bütünlüğü, tekil devlet, kucaklayıcı yurttaşlık kavramı ve laiklik gibi
değerleri, birliğin ortak mukadderat felsefesiyle bağdaştıran ve Avrupa
Birliği ile ortak geleceği bu zeminde inşa eden bir siyasi irade
sergilenmesiyle olur. Üye ülkelerin, çağdaş demokratik kriterlere
dayalı Anayasal düzenlerinin hangi yönetim modellerini benimseyeceği
Avrupa Birliği’ni ilgilendirmez.
Muhalefet partilerinin sorumluluğu: Ancak böyle bir siyasi iradenin
sırf iktidar partisinden sadır olması yetmez. Bu siyasi irade TBMM’de
temsil edilen tüm siyasi partilerin sorumluluğunu ve bilhassa sosyal
demokratların gerektirir ve birlikte yapılacak bir ortak çalışmanın
sonucunda doğabilir. Ama bu çalışmayı başlatma sorumluluğu muhakkak ki
iktidar partisine aittir. Hükümetin bu tür bir girişiminin temelinde
ise Avrupa Birliği’nin ne olup ne olmadığını önce kendisinin anlaması
ve ondan sonra bunun tüm kurumlar, kamu oyu ve siyasi partilerce
anlaşılmasını sağlayabilmesi gerekir. Bu çalışma bir büyük siyasi
stratejiyi gerektiren öncelikli ve kapsamlı bir çalışmadır.
Gönüllü irade
Avrupa Birliğinin ne olup ne olmadığını anlatmak ayrı bir inceleme
konusu olmakla beraber en azından bilinmesi gereken temel unsurların
başında birliğin bir dayatma projesi olmadığı ve sınırlı alandaki yetki
paylaşımı ve ulusüstü niteliğin tamamen gönüllü iradeye bağlı bir
tercih üzerinde oturduğu, birliğinin temelinde kültür birliği
bulunmadığı, bir Avrupa Birliği kimliği olmadığı ve Birliğin
meşruiyetini, her biri farklı kültür, dil ve tarihi özelliklerinden
oluşan ulus devletlerden sağladığıdır.
Ayrışmayı aşacak yöntem: Ancak bu bilgiler ayrışmanın giderilmesi için
yeterli olmaz. Ayrışmayı aşmak için tartışmanın yöntemi üzerinde de
düşünmek gerekir. Bu düşüncenin temelinde ise, Türkiye’nin Avrupa
Birliği’ne katılmasına karşı olanlar da dahil, tüm görüşlerin
dinlenmesi yatar. Avrupa Birliği bir “imtiyazlı bir grubun düşünce
alanı” değildir. Ancak salt “savunma veya saldırı hattı” da değildir.
Süreç bir paylaşma, görüşleri birleştirme ve ortak seslendirmeyi arama
zemini olarak görülebilmelidir. Tartışmalarımızın yelpazesi ne kadar
genişse Avrupa projesi o kadar sağlıklı tartışılır. Sürece zihinsel
katılımın çeşitlendirilmesi katılım iradesine yeniden geçerlilik
kazandırılmasının koşuludur. Bunun pratik ifadesi herkesin görüsüne
saygı gösterilmesi, her çevreden öneri beklenmesidir.
AB gündemi bizim gündemimiz: Duraklayan sürecin Türkiye’nin katılım
boyutunu on plana taşıyarak canlandırılması, 4 milyon yurttaşımız ve
soydaşımızın yaşadığı ve Türkiye’deki onlarca milyon insanımızın ekmek
yediği Avrupa Birliğinin gündemini artık kendi gündemimiz haline
getirmemizi de ima eder. Türkiye’de Avrupa tartışılmıyor. Oysa üye
olmak istediğiniz Birlik kendi tartışmasına ilgisiz bir adayın ısrarını
görüyor ve yabancılık çekiyor.
Girişim açığı
Ancak ne yazık ki son birkaç yıldan beri sürecin canlandırılası sadedinde hükümetten ve
yetkili kurumlarımızdan ciddi bir teşvik veya girişim geldiğini
duymuyoruz. Girişimlerin sadece Komisyon’dan geldiğini görüyoruz.
İcraatımız ise Komisyon önerilerine yanıt vermekle sınırlı kalıyor.
Evet Avrupa Birliği kapısı açık değil. Ama bu kapı zorlanmadan açılacak bir kapı da değil.
Kültürel düalite kaldırılabilir mi?: Oysa mesele Avrupa Birliği’ne
üyelik hedefinin çok ötesinde. Ülkemizdeki kültürel ikili yapılanma ve
dolayısıyla siyasi kutuplaşma ve ayrışmalarının giderilmesi ile ilgili.
Tüm yurttaşların çoğulcu demokratik bir çerçeve içinde farklılıklara
saygı temelinde onurlu ve ahenkli bir yaşam tarzına kavuşturulabilmesi
iradesinin varlığı veya yokluğu ile ilgili. Çünkü Avrupa Birliği
üyeliğinin Türkiye gibi bir ülke bakımından önemli vasfı, bireylerin
inanç ihtiyacı gerçeğini reddetmeden kişisel siyasetle dini birbirinden
ayıran bir hukuki düzene sahip olması. Bu vasfı ile Avrupa Birliği
ülkemizde, sağda veya soldaki laik ve aydın çevrelerin Batının anadoğru
düşünce sistemiyle yeniden buluşabilmesi için en uygun ortak zemini
oluşturuyor. Mesele, Türkiye’nin, insanlığın ortak yürüyüşüne katılması
idealinin sadece gelenekçi/dindar/muhafazakâr bir iktidar partisinin
tekeline bırakılıp bırakılmayacağı meselesi.
Özdem Sanberk: Emekli Büyükelçi, eski Dışişleri Müsteşarı
www.blogmedya.deriz.biz
http://ssorulmayansorular.bloggum.com
sıksorulmayansorular sorar ya siz
ayrılmayın
böyle
ayrılık
olmaz
NATO genişlemesi intiharla eşdeğer
09 09 2008
document.write();
Kaveh L. Efrasiyabi
Rusya’yla
ilişkileri giderek bozulan ABD, NATO’yu genişletme planını rafa
kaldırmalı. Üstelik, NATO genişlemesi sadece Rusya’yla ilişkiler değil,
ittifakın iç bütünlüğü açısından da riskli. NATO’nun rolü güvenliği
artırmak, Rusya ve Çin’i bir başka Soğuk Savaş’a sürüklemek değil
Rusya’nın
Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlıklarını tanıma kararı, sadece
Rusya ve Gürcistan değil, ABD ve NATO için de Güney Kafkasya’daki
riskleri artırdı.
Küresel strateji koşullarında, Gürcistan krizi, bir Soğuk Savaş sonrası düzenin
artık birbirleriyle rekabet halindeki askeri ittifaklarla yürümeyeceği
yönündeki iyimser öngörüyü yalancı çıkaran daha yaygın bir hakikatin
küçük bir minyatürü niteliğinde. Bugün yeni ABD-Rusya gerilimi üzerine
ABD’de yapılan yorumlar,
eski başkan Ronald Reagan’ın en büyük mirası olan Soğuk Savaşı sona
erdirmenin ‘yeni bir soğuk savaş’ sisi içinde kolaylıkla
kaybolabileceği gerçeğini kavrayamıyor.
Rusya İran’a ‘kaptırılabilir’
ABD-Rusya ilişkilerindeki eski ahenk hızla yok oluyor. Bush yönetimi
Rusları çileden çıkaracak bir adım atarak, sadece Gürcistan’a değil
Azerbaycan ve Ukrayna’ya da Rusya konusunda en şahin adamı olan Başkan
Yardımcısı Dick Cheney’i göndermeyi tercih etti. ABD savaş gemileri
insani yardım sağlama kisvesi altında Gürcistan açıklarında demirlemiş
durumda. ABD ve Polonya, önleyici füzeler konuşlandırılmasına dair bir
anlaşmayı sonlandırdı ve bu üst düzey bir Rus generalin askeri
misilleme tehdidine yol açtı. Ve Batı hâlâ Gürcistan ve Ukrayna’ya NATO
üyeliği verme planlarında ısrar ediyor.
Rusya, Gürcistan’la ateşkesi ihlal etmesi halinde daha büyük bir
karşılaşmanın sorumluluğunu ve risklerini şüphesiz paylaşacaktır. Ancak
Washington ve Moskova giderek büyüyen farklılıklarını bir şekilde
yamamayı beceremezse Gürcistan krizi muhtemelen Sivil Nükleer İşbirliği
Anlaşması’na, Rusya’nın Tehditlerin Azaltılması Programı’na katılımına,
Aralık 2009’da süresi dolacak SALT I anlaşmasının akıbetine,
ABD/Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütü temelindeki ticari müzakerelerine ve
bir dizi diğer bölgesel ve küresel meseleye dair büyük sorunlara da yol
açacaktır.
Eylül ayı, ABD ve Rusya’nın farklılıklarını, İran’a yönelik yeni
yaptırımların görüşüleceği BM Güvenlik Konseyi toplantısında çözüp
çözemeyeceklerini belirleyecek bir turnusol işlevi görebilir. Rusya,
Çin gibi, nükleer programı dolayısıyla Tahran’a yönelik yeni sert
yaptırımlar konusunda şimdiye dek isteksiz davrandı. Moskova artık
‘İran altılısı’na verdiği eski vaatlerle ABD ve NATO konusunda
Moskova’nın güvenlik endişelerini paylaşan bir ülke olan İslam
Cumhuriyeti’yle daha yakın ilişkiler kurma fırsatı arasında bir karar
vermek zorunda.
Baskı yapılırsa Rusya, yaptırımları veto etmenin ötesine geçebilir.
Moskova, İran’ın Şangay İşbirliği Örgütü’ne girmesine izin verebilir.
Karşılığında İran ABD’nin geleneksel olarak at oynattığı Basra
Körfezi’nde Rus askeri varlığının tesisini kolaylaştırabilir. Bir Rus
generalin deyimiyle, Rusya’ya yönelik ‘Şeytani’ eylemler, Moskova’nın,
ABD’nin halihazırdaki nüfuz alanı içinde karşısına çıkacak çok daha
saldırgan bir tepki vermesine yol açabilir. Bu da Rusya’nın Suriye ve
İran gibi ülkelere gelişmiş silahlar satmasıyla Ortadoğu’da yeni bir
silahlanma yarışının fitilini ateşleyebilir.
Bitmedi. Rusya, ABD’nin iç işlerine müdahaleciliğinden sıtkı sıyrılmış
Amerikan topraklarının yakınındaki Küba, Venezüella, Nikaragua gibi
ülkelerle tarihsel bağlarını canlandırabilir. Rusya basınının feryat
figan ABD’nin Karadeniz’i ‘bir Amerikan gölü’ne dönüştürmeye
çalıştığından şikâyet etmesi ve ABD’nin Rusya çevresindeki güvenlik
kuşağını sıkılaştırmaktan geri adım atmak konusundaki isteksizliğiyle,
Kremlin liderliği şüphesiz tüm seçenekleri değerlendirecektir.
Ve elbette Rusya sonunda gerçek bir küresel beyzbol oynayabilir. Rusya
Başbakanı Putin, işi bölgedeki ABD destekli boru hatlarını tehdit
etmeye kadar vardırabilir. Bu Rusya’nın Karadeniz’deki savaş gemilerini
veya küçük Baltık ülkelerine yönelik baskıyı artırabilir. Bu durum da
ABD’nin zaten gereğinden fazla silahlı gücünü daha da yaymasına yol
açabilir. Ama bedeli en ağır olacak adım, Rusya’nın halihazırda
Afganistan’da NATO’yla savaşan Taliban güçlerini el altından
silahlandırmasıyla atılabilir.
Ruslar’ın Amerikan imparatorluğunun belini Afganistan’ı araç olarak kullanarak bükmesi gerçekten ironik olur.
Hal böyleyken Moskova umudunu Gürcistan kriziyle tetiklenen yeni bir
Avrupa güvenlik stratejisine yükledi. Amacı, NATO’yu merkezden
kaydırmak ve AB-Rusya işbirliği için yeni bir çerçeve formüle ederek
yapılacak Avrupa güvenlik planlarına Rusya’yı daha organik bir biçimde
yerleştirmek. Rusya Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nı (AGİT)
Moskova ve AB arasında bir güvenlik muhatabı olarak kullanacaktır.
Şüphesiz Rusya’nın AB stratejisinin başarısı, Moskova’nın Amerikan
tehdidi konusunda Pekin’i ikna kabiliyetine bağlı. Pekin’in ABD’yle
ekonomik bağlılığı Rusya’yla tam ortaklığı engelliyor, ama ABD’nin
bölgedeki kolunun uzun olduğu düşünüldüğünde, Şangay İşbirliği
Örgütü’nün NATO’ya karşı dengeleyici işlev görecek biçimde
evrilebilmesi mümkün.
Gürcistan krizi, halihazırda ABD ve NATO’nun Avrupa barışını ve
güvenliğini tehlikeye atan tahrik edici eylemlerinden bıkmış usanmış
Avrupalılar için bir uyandırma çağrısı oldu. Bu durum geleneksel
Avrupa’yı, ABD vergileriyle fonlanmış koruyucu kalkan peşindeki Doğu
Avrupa’daki yeni AB üyeleriyle karşı karşıya getiriyor. Bush
yönetiminin yerden yere vurulduğu İspanya, Almanya, Fransa ve İtalya
gibi ülkelerde kamuoyu yeni bir trans-Atlantik yarığı korkusuyla
galeyana gelmişken, Avrupa ve ABD arasındaki ciddi anlaşmazlıklar
NATO’nun mutlak yapısını da tehdit edebilir görünüyor.
Yeni başkana büyük iş düşüyor
Aslında Avrupa’yı şu anda kasıp kavuran ‘Obama çılgınlığı’ da ABD’yi
beceriksizce kaba güce bağımlı bir süper güç olarak gören yaygın
Avrupalı algısına pekâlâ bağlanabilir. Kısmen Rusya’nın Avrupa
basınındaki karşı saldırılarının sonucu olarak, az sayıda Avrupalı,
ABD’nin Rusya’nın Gürcistan’daki tavrını 1968’de Sovyetler’in
Çekoslovakya işgaliyle kıyaslamasına itibar ediyor. Ve Rusya tüm siyasi
kartlarını oynamadı. Rusya henüz Bush’un NATO genişlemesi konusunda
babası tarafından Ruslara verilen sözden döndüğünü ya da Rusya’nın NATO
ülkelerinin bireysel olarak oransız askeri güç kullanmasına izin
verdiği için Silahların Azaltılması Anlaşması’ndaki işbirliğini askıya
aldığını Avrupalılara hatırlatmadı.
ABD’nin Rusya politikasında ciddi düzenlemelere ihtiyaç var. Yeni
başkan, Rus endişelerini hesaba katmalı ve NATO genişlemesinin sadece
Rusya’yla ilişkiler açısından değil, NATO’nun Soğuk Savaş sonrasındaki
iç bütünlüğüne dair yarattığı riskler konusunda da hassas davranmalı.
NATO’nun rolü güvenliği artırmak, Rusya ve Çin’i bir başka Soğuk
Savaş’a sürüklemek değil. Yeni ABD başkanı, Gürcistan krizinin, küresel
jeopolitikteki büyük depremlerin öncü sarsıntısı olmasına izin
vermemeli.
www.blogmedya.deriz.biz
http://ssorulmayansorular.bloggum.com
sıksorulmayansorular sorar ya siz
ayrılmayın
böyle
ayrılık
olmaz
Almanya’da da Türkiye’de de aynı isimler
Deniz Feneri iddianamesinde adı geçen Almanya ve Türkiye’deki şirketlerdeki ortak ve yönetici görünen kişiler şöyle:
ALMANYA
Deniz Feneri e. V.: (Kuruluş 1999) Kurucu ve Eski Başkan: Mehmet Gürhan
Weiss
(Beyaz) Gmbh: (Kuruluş 2003) Mehmet Gürhan, Mehmet Balıkçı, Zekeriya
Karaman, İsmail Karahan, Zahid Akman (Akman 8.12.2005’te ayrıldı)
Euro
7 Gmbh (Avrupa Kanal 7 televizyonu): (Kuruluş 2004) Zekeriya Karaman,
Mehmet Gürhan, Mustafa Çelik, İsmail Karahan, Zahid Akman (Akman
8.12.2005’te ayrıldı)
Atlas Media Gmbh: Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mehmet Gürhan, Zahid Akman (Akman 4.10. 2005’te ayrıldı)
Yeni
Şafak Europa Gmbh: (Kuruluş 2003) Firdevsi Ermiş, Mehmet Gürhan, Mehmet
Balıkçı, Zahid Akman (Akman RTÜK Başkanlığına seçildikten bir yıl
sonra, 24.8.2006’da ayrıldı)
TÜRKİYE
Deniz Feneri Derneği:
(Kuruluş 1998) Kurucular Uğur Arslan, Nurettin Karataş, Nurettin
Ertemel, Mahmut Sarıçiçek, Turgut Durmuş, Engin Yılmaz, Mustafa Yılmaz
Beyaz
Holding (Beyaz İletişim A.Ş.): (Kuruluş 1998) Zekeriya Karaman, Mustafa
Çelik, İsmail Karahan, Mehmet Gürhan, Zahid Akman (Akman 21.7.2005’te
ayrıldı)
Yeni Dünya İletişim A.Ş. (Kanal 7): (Kuruluş 1993) Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik
Aktif Barter: (Kuruluş 2001) Zekeriya Karaman, Mustafa Çelik, İsmail Karahan, Zahid Akman (Akman 22.7.2005’te ayrıldı)