Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
cumhurreisi ayed hadis en birinci bila kayd u şard nufüs huviyet cuzdanıkagıt 50 kurus sabim 184 alolambadan vazo bırakın da çalışalım analar günü duelist filmiEMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi." O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı. 28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı. Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı . ' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır. 28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu. Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu. AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim. Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? " Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... " İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit... İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser. Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır. Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi... İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu. Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır. Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır. Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz... AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı. Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı... Misalleri çoğaltabiliriz. Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti. Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek. Yapmazsa, boğarlarezberbozan okuryazarTRT LOGO ginseng çicek Glitter Photos
karar millendirlee young ae duelist filmFree Image Hosting - Photolava.com Free Image Hosting - Photolava.compeygamberimizin doğduğu evsalıncakta ata sosyalguvenligi tam turkeyTRT LOGOsirinler Srebrenica_Inferno.mp3 BİR (  1  )    İHRACAAT DOLARINDAN
SAĞLANAN TOPLAM GELİR
Yazılar
 
Eki
09
    
okuryazarhay | 09 Ekim 2008 16:54 | 0 fav | etiket:  
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

ezberbozan  açıldı

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Eyl
09
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 23 yeni üniversiteye rektör atadı.

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Gül'ün, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 130. ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca YÖK'ün önerdiği adaylar arasından yeni kurulan üniversitelere rektör atadığı bildirildi.

Rektör atanan üniversiteler ve rektörlerin isimleri şöyle:

-Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İrfan ASLAN'ı
-Ardahan Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ramazan KORKMAZ'ı
-Artvin Çoruh Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mehmet DUMAN'ı
-Bartın Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ramazan KAPLAN'ı
-Batman Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Abdüsselam ULUÇAM'ı
-Bayburt Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Murat MOLLAMAHMUTOĞLU'nu
-Bingöl Üniversitesi Rektörlüğüne, Prof. Dr. Gıyasettin BAYDAŞ'ı
-Bitlis Eren Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mahmut DOĞRU'yu
-Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ali İbrahim SAVAŞ'ı
-Gümüşhane Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İhsan GÜNAYDIN'ı
-Hakkari Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İbrahim BELENLİ'yi
-Iğdır Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İbrahim Hakkı YILMAZ'ı
-Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Sabri GÖKMEN'i
-Kırklareli Üniversitesi Rektörlüğüne
Prof. Dr. Mustafa AYKAÇ'ı
-Kilis 7 Aralık Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İsmail GÜVENÇ'i
-Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Serdar Bedii OMAY'ı
-Muş Alparslan Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Nihat İNANÇ'ı
-Nevşehir Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Filiz KILIÇ'ı
-Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Rektörlüğüne, Prof. Dr. Orhan BÜYÜKALACA'yı
-Siirt Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Recep ZİYADANOĞULLARI'nı
-Şırnak Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ali AKMAZ'ı
-Tunceli Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Durmuş BOZTUĞ'u
-Yalova Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. M. Niyazi ERUSLU

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Eyl
09
    
okuryazarhay | 09 Eylül 2008 18:24 | 0 fav | etiket:  
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

Devlet için bile olsa caiz değil

Taraf ADNAN KESKİN ANKARA - Istanbul - 09.08.2007
Devlet için bile olsa caiz değil

Yeni yargı yılı açılışında konuşan Yargıtay Başkanı Gerçeker, Ergenekon davasına değindi,

“Devleti kurtarmak için bile olsa hukuktan çıkılamaz”

dedi.

Gerçeker, konuşmasının basına dağıtılan metninde yer alan ama okumadığı bölümünde ise teoloji tartışmalarına girdi, İslam’da reform

çağrısı yaptı.

 

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, yeni adli yılın açılış konuşmasında hukuk devleti ilkesinden uzaklaşmanın doğurduğu boşluğu çetelerin doldurduğunu belirtti. Ergenekon soruşturmasını ad vermeden gündeme getiren Gerçeker, “Devleti kurtarma düşüncesi ile olsa bile yanlışı yanlışla düzeltme olgusunun topluma ne denli zarar verdiği ortadadır. Dilerim, gecikmeden, hukuk siyasallaştırılmadan gerçek suçlular cezalandırılır” dedi. Laiklik konusunda da mesajlar veren Gerçeker, erkler arasında süren çatışmanın sona ermesi temennisinde bulundu.

BARIŞ TEMENNİSİ • Devletin zirvesi Yargıtay’da düzenlenen adli yılın açılış töreninde bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Köksal Toptan, Başbakan Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile yargı mensuplarının katıldığı törende konuşan Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker gündemdeki konulara ilişkin önemli mesajlar verdi. Yasama, yürütme ve yargı arasında çatışmalı bir yılın geride kaldığına dikkat çeken Başkan Gerçeker, tüm kurumlar arasında barış, kardeşlik, huzur ve güven tesis edilerek çatışmaların sona erdirilmesi dileğinde bulundu.

TÜRBAN DEMEDEN • Türban ve sonuçlanan AKP davasına değinmeyen ve yeni bir gerginlik yaratmamaya özen gösterdiği hissedilen Gerçeker, laiklik değerlendirmeleri şöyle: “Laik bir devlette dinin kişilerin özel yaşamı kapsamında vicdani bir inanç konusudur. Dinsel kuralların devlet ve kamusal kurumların çalışmalarına dayanak oluşturamaz. Devlet tüm dini inançlar karşısında tarafsızdır. Laiklik ile din ve vicdan hürriyeti kavramlarının bu noktada kesişir...

GÜVENCE LAİK CUMHURİYET • Çeşitli din ve mezhep inanışlarının bulunduğu ülkelerde milli birliği, üniter devlet yapısını koruma konusunda laiklik çok önem taşımaktadır. Ülkemizde de milli birliğin, tek millet, üniter devlet ilkesinin en önemli güvencesi laik cumhuriyet olmuştur.”

ERGENEKONA DOKUNDU • Yargıtay Başkanı, Ergenekon davası ve ekinde süren soruşturma konusuna da îsim vermeden girdi: “...Yaşanan son olaylar, hukuk devleti ilkesinden uzaklaşmanın yarattığı boşluğun mafya türü çeteleşmelerle nasıl doldurulduğunu çok açık bir biçimde göstermiştir.

DEVLET ADINA DA OLSA HAYIR • Devleti kurtarma düşüncesi ile olsa bile yanlışı yanlışla düzeltme olgusunun topluma ne denli zarar verdiği de bu olaylarla açıkça ortaya çıkmıştır. Kimin suçlu, kimin suçsuz olduğunu tespit etmek ve suçlu görülenlere yasaların öngördüğü yaptırımları uygulamak yargıya ait bir görevdir.

DİLERİM CEZALANDIRILIRLAR • Herkesin, hukuk devleti olmanın doğal sonucu olan bu kurala saygılı olması gerekir. Dilerim ki mümkün olan en kısa sürede, hukuki süreç içinde, yanlışlar doğrular birbirine karıştırılmadan, hukuk siyasallaştırılmadan, yargılama tamamlanarak, gerçek ve doğru bir çözüme ulaşılır, gerçek suçlular cezalandırılır. Böylece hukuk devleti olmanın hukukun üstünlüğü ilkesinin anlamı bir kez daha ortaya konulmuş olur.”

DİNE YENİ YORUM İSTEDİ • Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, açılış töreni için hazırladığı 62 sayfalık konuşma metninin tümünü okumadı. Gerçeker’in yazdığı ama konuşmasında değinmediği bölümde Laik devletin koyduğu kurallar ile dini inançların çatışması durumunda çözümün ne şekilde olacağına dair öneriler yer alıyor. “Dini kurallar insan eşitliğine yönelik evrimin amaçlarına göre yeniden yorumlanabilir” diyen Gerçeker şunları belirtiyor:

AKIL İLE İMAN • “Laik devletin koyduğu kurallar ile dini inançlar bağdaşmıyor ise ne olacaktır. Hristiyanlıkta böyle bir sorun yoktur. Musevilik ve İslamiyette ise böyle bir ikilem olduğu, akıl ile iman arasındaki bu ikilemin, İslami inancın yaygın olduğu toplumlarda ciddi sorunlar yarattığı söylenebilir. Bu sorunları çözmek teoloji bilimine ilişkin bir iş olup, bu konuda şu değerlendirme öne sürülmektedir:

ZAMANA UYARLAMALI • ‘Ayet ve hadisler, insan eşitliğini sağlamaya yönelik bir evrimin başlangıcı, ilk aşaması sayılırsa, zamanın şartlarına da uyulmasına cevaz bulunduğuna göre, kurallar bu evrimin amacına uygun yorumlanabilir ve o zaman laikliğin İslam inancı ile çelişmesi zaten sözkonusu olamaz.”

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Eyl
09
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

İbrahim Şahin, TRT'nin başına genel müdür olarak atanmasını tenzil-i rütbe olarak değerlendiriyor.

"Müsteşarsınız.

Kırmızı pasaport, kırmızı plakanız var"

diyen Şahin, bunlardan feragat ettiğini söylüyor.

 

TRT Genel Müdürlerinden tek tenzil-i rütbeli Genel Müdürü İbrahim Şahin'den ezber bozan ilkler!

İbrahim Şahin, TRT'nin başına genel müdür olarak atanmasını tenzil-i rütbe olarak değerlendiriyor. "Müsteşarsınız. Kırmızı pasaport, kırmızı plakanız var" diyen Şahin, bunlardan feragat ettiğini söylüyor.

Zaman'dan Nuriye Akman'ın keyifli pazar sohbetlerinin bugünkü konuğu,

 


 

 

İbrahim Şahin! Şahin biraz kendisini biraz da TRT'yi anlattığı Akman sohbetinde, söz dönüp dolaşıp TRT ve

Kürtçe'ye geliyor. Şahin, TRT'deki ortalama genel müdür ortalamasını doldurduğu için biraz da rahat konuşuyor ve Kürtçe TV'yi anlatıyor.

İşte o sohbetten bazı satır araları;

TRT'den 16 genel müdür geldi geçti. Hiçbiri dayanamadı 4 yıl. Siz ne kadar dayanabileceksiniz acaba?

Son süremize kadar bizim de dayanacağımız şüpheli. Ortalama sekiz buçuk aydır TRT genel müdürlerinin görevde kalış süresi. Ben de sekiz buçuk ayı geçtim. Bugünden itibaren ayrılmam konusunda bir mahzur yok yani.

Klasik bir bürokrat gibi mi davranıyorsunuz? Tüccarlığa mı yatkınsınız?

Tüccar demeyelim de özel sektör mantığıyla hareket ediyoruz. Ben 24 yaşımdan beri yöneticilik yaptım. Belki farkım biraz çok çalışmam, hızlı karar verip uygulamam. Müsteşarlık, bürokraside en üst görev. Ulaştırma Bakanlığı müsteşarı iken TRT genel müdürlüğüne zorlandım. Bu görevi istemedim.

Ama 'istemem yan cebime koy' dediniz...

Yok, şöyle; müsteşarlıktan genel müdürlüğe gitmek tenzil-i rütbe oluyor. Müsteşarsınız. Kırmızı pasaport, kırmızı plakanız var. Bunlardan feragat ettik. Ayrıca ekonomik olarak da bir darbe oldu. En zor olanı ilk başta yapayım dedim. TRT Kanunu'nu Meclis'ten geçirdik. O süreçte bize çok yüklendiler. Gelgitler yaşadım. Dedim ki; bu kadar eziyete değer mi? Sabahları kalktığımda 'bugün de gitmeyeyim' dediğim oldu.

Protokol haberciliği konusunda sıkıntılarınız oldu mu?

TRT'nin içinden gelen bir genel müdür olsaydım bazı güçlüklerim olabilirdi. Dışarıdan geldiğim için muhabirlerle, prodüktörlerle, kameramanlarla, spikerlerle toplantılar yaptım.

Daha önce herhalde hiçbir genel müdür yapmamış.

Muhabirlere, sayın cumhurbaşkanımıza da, sayın başbakanımıza da medeni cesaretlerinizi gösterip sorulması gerekenleri sorun. Problem olursa bunun muhatabı benim dedim.

Haberlerin veriliş sırasında elinizi bağlayan hiç mi bir şey yok?

Kesinlikle yok.

Tabii cumhurbaşkanının içinde bulunduğu konum veya konu haberde öncelikli ise onu birinci vermek durumundayız.

Ama çok önemli bir haber varken sırf protokolü uygulayalım diye habercilik yapmanın modası geçti.

Bunu sayın cumhurbaşkanı da istemez.

Neden istemesin?

Protokol haberciliği yaptığınızda izlenmeyen bir kanal olursunuz.

İstediğiniz kadar cumhurbaşkanını birinci sırada verin.

İzlenmeyen bir kanalda cumhurbaşkanının birinci sırada olması ona ne kazandırır?

 

Kürtçe kanalı ne zaman devreye sokuyorsunuz?

Kürtçe demeyelim ona.

Çok dilli kanal diyelim.

Çünkü Kürtçe, Arapça, Farsça, İngilizce yayın olacak.

Biz Kürtçe yayını sadece Türkiye'de izlensin diye yapmıyoruz.

Ama mutlaka Türkiye'de yaşayan Kürt orijinli vatandaşlarımızın da bunu izlemesini istiyoruz.

Meslek hayatımın yarısı Doğu'da, Güneydoğu'da geçti.

Kürt kökenli vatandaşlarımızın ne tarz sıkıntılar çektiğini çok iyi bilen bir insan olarak böyle bir şeye inanmasaydım bunu kanuna koydurmazdım.

 

Avrupa Birliği'nin baskısı var bu kararın alınmasında. Siz tek başınıza ne yapabilirdiniz yani?

Avrupa Birliği'nin baskısı var diye yapmadık biz bunu. Müzakere sürecinde olan onlarca şey var. Onlar niye yapılmıyor?

Eninde sonunda yapılacak.

Yani bu işe inanmamış olsaydım böyle bir şeyde çok ısrarcı olmazdım.

 

Demek istiyorum ki; devletin vereceği bir karardır bu. Kendinize mal edemezsiniz...

Ama şöyle. Biz bu kanun Genel Kurul'a inene kadar, çok dilli yayın yapılması ile ilgili bir hüküm yoktu.

Israrla böyle bir metnin bu kanuna girmesini istedim.

Tabii ki Sayın Başbakan'ımızın görüşlerini aldık.

Genelkurmay'ın görüşlerini aldık.

TRT'den sorumlu bakanımızın düşüncelerini aldık.

Ve ondan sonra da kulislerde olsun, Genel Kurul'da olsun çok

ciddi saldırılar olmasına rağmen bunun çok gerekli olduğunu söyledik.

 

Niye başlamadı o zaman Kürtçe yayın?

Benim birinci önceliğim çocuk kanalı.

Türkiye'deki gerek suni gerekse doğal tüm problemlerin altında çocuklarımızı iyi eğitemeyişimiz var.

Çok dayatmacı, çocukların izlerken bile nefret edebileceği bir kanal değil, son derece sempatik, çocukların keyifle izleyebileceği bir kanal olsun diye

geldiğim günden beri mücadele veriyorum.

TRT 4, çocuk kanalı oluyor ekimde.

Yani Kürtçe yayın, önceliğini çocuk kanalına kaptırdı...

Yok.

Şöyle tabii.

Çocuk kanalı kurmak diğerine göre hızlı olacağı için bunu söyledim.

Kürtçe yayın konusunda Dışişleri Bakanlığı'ndan İngilizcesi, Fransızcası, İbranicesi, Arapçası, Kürtçesi olan Sinan İlhan adlı bir arkadaşı

görevlendirdik.

Bu arkadaşımız değişik şahıslarla, derneklerle, vakıflarla görüşmeler yaptı. Bir taraftan bu kanalda çalışabilecek elemanları, bir

taraftan programın içeriğini belirliyor.

Bu programın mekân olarak nerede yapılacağı ile ilgili çalışmalarını sürdürüyor. Ama henüz arzu ettiğimiz

noktada değiliz.

 

Neden? Arzu mu etmiyorsunuz yoksa?

Hayır. Diyelim ki Kürtçe kanalda şarkı söyleyecek bir şahıs bulacağız.

Türkçe kanallarda müsaade etmemişsiniz.

Gitmiş Roj TV'de söylemiş.

Roj TV'de çıkınca da adeta çizilmiş.

Yani bizim TRT'deki Kürtçe kanala çıkaracağımız insanların kanalımızda çıktığından dolayı eleştiri almaması gerekiyor.

Çünkü daha temiz bir sayfa açılmış.

Kürt kökenli vatandaşların devletle bir problemi yok.

Hatta İstiklal Marşı'yla açılıp kapatılmasını istiyorlar bu

kanalın.

Ne gerek var? Türk kanallarını İstiklal Marşı'yla mı açıp kapatıyorsunuz ki?

Bu benim değil, Kürt kökenli vatandaşların talebi.

Ve o talep yerine gelecek.

Nedeni şu.

Onlar, biz aslında bu ülkeyi seviyoruz.

İstiklal Marşı'na, ülkenin bütünlüğüne bağlıyız.

Ama kendi anladığımız dilden de bir yayın izlemek istiyoruz diyorlar.

Nasıl çözeceksiniz eleman meselesini?

Bununla ilgili hep yardım talep ediyoruz. Arkadaşları tek tek listeliyoruz. Belki bazı programları mecburen Türkçe vereceğiz. Çünkü bizim yayını

dolduracağımız aşamayı bir şekilde geçiştirmemiz lazım. Bir dizi film düşünün. Mesela Çanakkale Savaşları'nı anlatan bir dizi film. Şimdi bunu

Kürtçeye çevireceğiz. O zaman dublaj gerektiriyor. Bunun için de eleman istihdamı lazım. Dolayısıyla hemen bir kanalın ortaya çıkması mümkün

olmuyor. Fakat bunu mutlak surette marta yetiştireceğiz.

Bu yayın TRT'nin herhangi bir kanalı gibi normal haberi, eğlencesi olan bir kanal mı? Yoksa propagandaya, beyin yıkamaya yönelik bir yayın mı yapacak?

Anadolu insanını bir kere kandırabilirsiniz. İkinciye şansınız yok. Böyle propaganda mantığıyla televizyonculuk yaparsanız kimse izlemez.

İzlenmeyen bir kanalı kurmanın anlamı var mı? Tam tersine son derece samimi bir kanal olacak. Bunun içerisinde propagandist unsurlar varsa da o

bilerek konulan bir şey olmayacak.

Yani baştan sona vatan, millet, Sakarya edebiyatı yapılmayacak mı?

Böyle bir şey yaptığınız zaman başarıya ulaşamazsınız. Bu denenmiş ayrıca. Aynı hataya niye düşeceğiz ki? Bunun tersini düşünün.

Bölücü

örgütlerin kurduğu kanallar var. Kürtçülük yapıyorlar, bölücülük yapıyorlar. Bakın onlar da gitti. Ne zaman ki popüler kanal üretiyorsunuz, aile kanalı

üretiyorsunuz, onlar izleniyor.

Kaç saat olacak yayın?

İlk etapta on iki saat Kürtçe. Altı saat Arapça. Altı saat Farsça.

Ekranda Kürtçe öğrenimine dair bir program olabilir mi?

Şimdilik düşünmüyorum. Çünkü amacım Kürtçe öğretmek değil. O zaman bizi eleştirenlere haklılık vermiş oluruz. Amacımız hasbel kader Kürt

anne-babadan doğmuş, Türkçe öğrenememiş insanların bir ihtiyacını karşılamak.

Özel kanallardan büyük transferler olacak mı bu dönemde?

Biliyorsunuz Tayfun Talipoğlu bizde bir buçuk aydır program yapıyor. Şimdi Mithat Bereket'i transfer ediyoruz. Pusula programı aynen bizde devam

edecek. Bir de tartışma programı yapacak bize. Ancorman olarak bir iki temasta bulunduk. Tabii diğer kanalların konumuna düşme korkusundan

dolayı açıkçası çok aman illa bu olsun diye değil.

Siz neden bir yıldız yaratmıyorsunuz?

Bizim akşam ana haberlerini sunan Tülin Hanım, son derece keyifle sunuyor. Biraz da biz onlara klasik memur duruşundan vazgeçmelerini söyledik.

Daha rahatlar artık. Sizin söylediğiniz tarzda bir ancorman çıkarabilmek kırk yılı gerektiriyor. Yani birini çıkartıp hemen ancorman yapamazsınız. Ali

Kırca, Uğur Dündar ancorman olmak için kırk yıl beklemişler. İnsanlar aynı şahısları görmekten bıkıyorlar. Kim olursanız olun. İşte karı koca

birbirinden bıkıyor. Televizyonlarda aynı kişilere haberleri sunduruyorsunuz bıkıyor. Dolayısıyla bunun uzun nefes olacağı kanaatinde değilim. Ancak

zamanla TRT'nin de mutlaka flaş isimleri olacak.

Haber kanalı kuracaksınız. O ne zaman yayına geçiyor?

Gelecek yıl ağustosta. Öyle bir haber kanalını çok izlenir hale getirmemiz gerekiyor. Birtakım kısıtlardan sıyrılması gerekiyor. O zaman TRT'nin diğer kanallarından farkı olur. Bu kanalın biraz daha evrensel bakışı olması lazım. İşte onun zorluğu da bu.

Şu anda evrensel bakışın TRT'de olmadığını söylemiş oldunuz.

Benim buradaki çalışan arkadaşım memur. Örneğin diğer kanalda haber sunan bir arkadaş haber sunduktan sonra çıkıyor Reina'da eğlenebiliyor. Ama benim elemanım oraya gittiğinde devlet memuru olmasından dolayı belki ceza alıyor. Biz TRT çatısı içinde ama TRT kurallarının kısmen dışında bir kanal kuracağız. El Cezire'ye, BBC World'a yakın bir şey olacak. Son haberlere ulaşmak gibi bir endişeyi taşıyacaklar.

BBC gibi olması kolay değil. Türkiye'nin önce demokrasiyi içselleştirmesi lazım.

Biz öncü olmak durumundayız. Bazı şeyleri iyi yapacağız ki Türkiye'de demokrasiye katkımız olsun. Zaten televizyonculuğun üç tane özelliği var: Eğlendirmek, eğitmek, yönlendirmek. Tabii demokratik kurallara yönlendirme konusunda katkısı olursa TRT genel müdüründen daha bahtiyar kim olabilir?

Kendinizi TRT'nin son şansı olarak mı görüyorsunuz?

Yok, hayır. Genelde taşrada yöneticiliğe gittiğinizde size bir gaz verirler. Zannedersiniz ki, sizden daha iyi bir kaymakam gelmemiş. Ama siz gittikten sonra gelene de aynı havayı verirler. Biz buradaki görev süremiz içinde yapabileceğimizin azamisini bu ülkenin halkına sunmak istiyoruz.

Her dönemde TRT'nin bazı kelimelere alerjisi vardır. Yasak listeleri vardır.

Bu dönemin yasakları neler? Bizim yasak listemizin içerisinde sansür kelimesi var. Sansür yasak bize.

Ben de inandım şimdi buna!

İsterseniz inanmayın. TRT'nin varsa kırmızı kitabı bana kimse ulaştırmadı.

CHP ve MHP muhalefet olarak sizden memnun mu?

Yani iktidar memnun mu ki?

Değil mi?

Değildir herhalde. TRT genel müdürlerinden hiç kimse memnun olmaz. Nedeni şu: İktidar partisi der ki; ben çok yer alayım. Muhalefet de der ki; niye iktidar partisi çok yer alıyor? Böyle olunca ister istemez bir mutsuzluk oluyor.

Tarkan'ı yılbaşında çıkarmaya ne gerek vardı?

Bir defa Tarkan çok uygun bir fiyata bize geldi. Şimdi siz konuşmaya başlayacağınız zaman birisi cama tık tık vurur. Herkes dikkat kesilir. Tarkan, TRT genel müdürü olduğumda benim "arkadaşlar biz varız" dememin bir başlangıcıydı.

Tarkan'la kendinizi pazarladınız yani!

TRT'yi efendim, kendimizi değil. Şöyle bir avantaj yaşadık orada. TRT'de 14-25 yaş arası izleyici sıfırdı. Mutlak surette biz genç izleyici bulmak zorundayız. Peşinden Komedi Dükkânı'nı getirdik. Hem reytingde çok ciddi anlamda bir yerlere çıktık. Hem genç izleyici kitlesi geldi TRT'ye.

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Eyl
09
    
okuryazarhay | 09 Eylül 2008 13:10 | 0 fav | etiket:  
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

Doğan'a bankalardan şok
Doğan'a bankalardan şok
09 Eylül 2008 Salı 12:07
Kavga Aydın Doğan'ı batırdı. Borsada hisseleri çöktü. Bugün de 3 bankadan şok bir karar geldi. Bakın bankalar ne tavsiye ediyor?
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Erdoğan'la kavga sonrasında borsada hisseleri çöken Doğan Grubu’na bir darbe de bankalardan geldi.

Türkiye’nin önde gelen bankaları İş Bankası ve TEB, son dönemdeki haberler yüzünden Doğan Grubu şirketlerinin hisselerini öneri listesinden çıkardıklarını açıkladılar.


RİSKİ ARTTI

İş Bankası’nın iştiraki İş Yatırım dünkü bülteninde Doğan Grubu hisselerinden uzak durulması gerektiğini belirtti. İş Yatırım bülteninde ‘Son gelişmeler göz önüne alındığında, Doğan Grubu şirketlerinin risk primlerinin arttığını düşünüyoruz’ denildi.
 
Doğan Yayın Holding’i tavsiye listesinden çıkardığını açıklayan TEB de buna sebep olarak şunları gösterdi: Doğan Yayın ağustos başında tavsiye listemize eklenmişti. Doğan Grubu hükümet ile tartışmaya girdi. Sonuç olarak, ucuz değerine rağmen hisselerin endeksin üzerinde işlem görmesini sağlayacak bir şey yok.

Müşterileri için hazırladığı Model Portföyünde değişikliğe giden Yapı Kredi; yaptığı açıklamada; portföyündeki Hürriyet'i (HURGZ) tavsiye listesinden çıkardığını açıkladı.

Başbakan ile Doğan Grubu arasında yaşanan gerginlik nedeniyle tavsiye listelerinden çıkardıklarını açıklayan banka; Palmali & Socar
 
tarafından yüzde elli hissesi satın alınan TKFEN'i; HURGZ yerine koyduklarını belirtti.

Doğan medyası topyekün
saldırıya geçti. Hem manşetler
hem köşe yazarları serbest
atışa başladı.

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Eyl
09
    
okuryazarhay | 09 Eylül 2008 13:04 
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

"http://www.korsanhaber.com/images/haberler/09092008155341.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

 

Mehmet Büyükekşi TİM'in yeni başkanı oldu

 

Türkiye İhracatçılar Meclisinin (TİM) 15. Olağan Genel Kurulunda
yapılan başkanlık seçiminde, adaylardan Mehmet Büyükekşi 201
delegenin oyunu, Adnan Dalgakıran ise 125 delegenin oyunu aldı...
 
EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Eyl
09
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

CANLI YAYINDA 'MÜSLÜMAN İNANCIM' DEDİ

Obama'dan ilginç çıkış !Obama'dan ilginç çıkış !
Müslüman olup olmadığı yönündeki tartışmaların hiç bitmediği Demokrat başkan adayı Barack Obama'dan ilginç sözler...

ABC kanalına konuşurken kazara 'Müslüman inancım' diyen Obama, sunucunun uyarısıyla zor toparlandı. Amerika'da seçim yarışı kıyasıya devam ederken, Müslüman olduğu yönünde iddiaların ortaya atıldığı Demokrat Parti'nin başkan adayı Barack Obama'nın son sözleri olay oldu.

Amerikan ABC televizyonuna konuşan Obama, Cumhuriyetçi rakibi John McCain'in kampanyasının, kendisinin Müslüman olduğunu öne sürdüğünü belirterek, “Bu adamlar taş atmayı ve sonra da ellerini saklamayı seviyor” dedi. Sunucu George Stephanopoulos, “Rakibiniz McCain kampanyası sizin Müslüman bağlantınız olduğunu söylemedi' diyince Obama'nın dili sürçtü ve “Evet haklısınız. John McCain benim Müslüman inancım hakkında konuşmadı' dedi. Obama, sunucunun uyarısıyla zor toparlandı.


09.Eylül.2008 07:32:49

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Eyl
09
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

Toplumdaki ayrışma ve çelişkiler


09

09

2008

document.write(); Özdem Sanberk 

AB üyeliğinin Türkiye gibi bir ülke bakımından önemli vasfı, bireylerin inanç ihtiyacı gerçeğini reddetmeden kişisel siyasetle dini birbirinden ayıran bir hukuki düzene sahip olması. Bu vasfı ile AB ülkemizde, sağda veya soldaki laik ve aydın çevrelerin Batı’nın ana düşünce sistemiyle yeniden buluşabilmesi için en uygun ortak zemini oluşturuyor

Çelişen hayat tarzları: Avrupa Birliği meselesi Türkiye’nin gündemine bir türlü giremiyor.
Oysa Türkiye’deki siyasi ve sosyokültürel ayrışma her geçen gün daha keskinleşmekte. Bu kutuplaşmaya ortak bir zeminde çare bulmak gittikçe zorlaşıyor. Bugün ülkemizde birbirine zıt iki özgürlük ve kültür anlayışı ile birbiriyle çelişen iki hayat tarzı var. Önümüzdeki yılların bizim için en büyük sınavı, bu iki çelişken görüşü taşıyan insanlarımızın çoğulcu demokratik bir çerçevede, barış içinde bir arada ahenkle yaşamalarının mümkün olup olmayacağı. Avrupa Birliği’nin sunduğu dinamik hukuki düzen bu çoğulcu demokratik çerçeveyi, gerçek hayatta da, herkes için geçerli kılmakta. 

Kültürel ayrışma derin
Ama Avrupa kapısı şimdilik kapalı görünüyor. Bu kapı kapalı olduğu müddetçe büyük bir genç nüfusa sahip Türkiye’de reformist ve liberal politikalar insanların zihinlerinde ve emellerinde kolay kolay filizlenip yeşeremiyor ve Türkiye’de inança ve etnik aidiyete ve cemaat aidiyetine dayalı kimlik bağlarıyla ile farklılıkların ötesine geçen soyut yurttaşlık kavramına ve akılcılığa dayalı kimlik bağları arasında uyumlu bir denge kurulamıyor. Mevcut anayasal düzen ve siyasi partilerin değişime kapalı yapıları, Toplumumuzdaki gerginliklerin ve kutuplaşmaların ortadan kaldırılmasına yeterli olmadığı gibi, genç kuşaklara dört elle sarılabilecekleri ortak idealler ve dinamik hedefler ve hep birlikte paylaşacağımız ortak bir gelecek sunmuyor. 

Siyasi partiler gençlere ne vaat ediyor?: Milli birlik sırf geçmiş kazanımlar üzerinde güçlenemez. Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları Türkiye Cumhuriyeti’ni geçmişin üzerinde değil, geleceğin başarıları üzerine kurdular. Türkiye’de çağdaş uygarlığa dönük oldukları iddiasıyla faaliyet gösteren siyasi partiler, genç kitlelerin ideallerini gerçekleştirecekleri, enerjilerini fedakarca tüketecekleri çağdaş hedefler öneremedikçe, Batılı hayat tarzını benimseyen sağ veya sol çevreler, genç kuşaklara, laik ve demokrat bir siyasi bir gelecek perspektifi açamadıkça, sosyal demokratlar alternatif sosyal politika önerileriyle ülkedeki kırılgan kitlelerin haklarını koruyacak inandırıcılığı gösteremedikçe, Adalet ve Kalkınma Partisi, değişimi savunan liberal ve reformist icraatı ve yerel politikalarıyla, görünür bir gelecekte Türk siyasi hayatına dahil olmak isteyen genç kuşakların hayallerine egemen olmaya devam edecek ve yukarıda değindiğimiz iki özgürlük ve kültür anlayışı arasındaki denge, gelenekçi/dindar ve muhafazakâr hayat tarzı lehine bozulmayı sürdürecektir. 

AB perspektifi
21’inci yüzyılın genç kuşakları için siyasi gelecek perspektifi bireysel özgürlükler, hukukun üstünlüğü, kadın erkek eşitliği, sosyal adalet, farklılıklara saygı temelinde, çoğulcu, sürekli değişime açık, insan onuruna saygılı, barışçı, çevre dostu ve adil yönetimler perspektifidir. Bu perspektif aslında Avrupa Birliği üyeliğidir. Birliğe üyelik aslında çağın evrensel değerlerinin de benimsenmesi ile eşanlamlıdır.

Çelişki
Ne var ki Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı on yıllardır takındığı tutum ülkemizde Batılı hayat tarzını benimsemiş ve çağdaş uygarlığa erişmek çaba harcayan geniş çevreleri, devlet kurumlarını ve sosyal demokratları büyük bir hayal kırıklığı içine sürükledi. Batı taraftarı aydınların çoğu ve kimi sosyal demokratlar arasında Birliğe karşı yaygın bir direnç cephesi oluşmasına sebep oldu. Avrupa’nın Türkiye’ye karşı hasmane tutumu ( Soykırım iddiaları, çözüme evet diyen Kıbrıslı Türklerin izolasyonlara maruz bırakılmaya devamla cezalandırılması, müzakere başlıklarının açılmaması, üçüncü ülkelerle imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşmalarında Gümrük Birliği’nden doğan yükümlülüklerine saygı göstermemesi, Gümrük Birliği, hizmetler/ulaştırma başlığını kapsamazken limanların açılmasında ısrar etmesi, bazı üyelerinin PKK teröristlerine yardım ve yataklık etmesi, Roj TV) Türkiye’de Batılı hayat tarzına yatkın laik çevrelerin yalnız Avrupa’nın değil, tüm Batı dünyasının anadoğru düşünce sistemiyle arasına mesafe koyması sonucunu doğurdu ve bu sistemle
bütünleşmesini engelledi. Batılı çevreleri temsil eden siyasi partileri içine kapalı bir milliyetçilik akımına itti. Bu partilerin reformist eğilim-lerini olumsuz etkiledi. Türk sosyal demokrasi hareketi, Türkiye’de zemin kaybetti. Avrupa’dan ise silindi. Buna mukabil gelenekçi/ muhafazakâr kitleler kendilerini Avrupa Birliğ’indeki liberal demokrasinin sağladığı bireysel özgürlük, toplumsal haklar ve cemaatlaşma serbestisi gibi çoğulculuk ortamına daha kolaylıkla yerleştirerek Batı dünyasındaki post modern düşünce sistemleriyle daha ahenkli bir ilişki düzeni içine girebildiler.
Bu şekilde Türkiye’de, bir yandan dış dünya ile bütünleşme doğrultusunda geniş tabanlı
reformcu bir gelenekçi muhafazakâr kitle, bir yandan da, dış dünyaya ve Batıda gelişen yeni fikir akımlarına şüphe ile bakan Batılı, laik, sosyal demokrat fakat tutucu bir kesim oluştu. Ortaya çıkan görüntü, Batılılaşmaya ve çağdaşlaşmaya gelenekçi/dindar ve muhafazakarlar sahip çıkarken, direnç gösterenler ise sosyal demokratlar, Batılı ve laik hayat tarzını benimseyenler şeklinde dünyaya yansıyor.

Zihinsel sınırlamalarımız
Türkiye’deki liberal Batılılaşma hareketine en büyük darbeyi vuran da işte bu çelişki oldu. Oysa Batılılaşma hareketi ki aslında çağdaşlaşma hareketi diye okunmalıdır -Cumhuriyetimizin meşruiyetini sağlayan ve modern Türkiye’nin yelkenlerini, zamanın ruhu doğrultusunda terakki rüzgarlarıyla şişiren en etkili itici gücü oluşturmaktaydı. Şimdi yelkenlerimizi artık bu rüzgar doldurmuyor. Gelenekçi/muhafazakâr kanatta yer almayan büyük bir çoğunluğumuz 1919’lara geri döndüğümüz düşüncesinde. Kendimizi yeniden bölünme ve izolasyon tehditleri karşısında görüyoruz. Bu tedirginlik ve endişeler bizi zihni sınırlamalara mahkûm ediyor, sağlıklı durum muhakemeleri yapmamızı engelliyor, girişim kabiliyetimizi elimizden alıyor. En önemlisi bizi milletçe kutuplaştırıyor, kamplara bölüyor, kurumlararası dayanışma ve işbirliğini zedeliyor, Türkiye’de ve Avrupa’daki sosyal demokrasi hareketi arasındaki bağları koparıyor ve bizi ülke olarak zaafa uğratıyor. Bu durum kendini en fazla Avrupa Birliği tartışmalarında hissettiriyor.

Ayrışma azaltılabilir mi?
Böyle bir atmosfer içinde Hükümet Avrupa Birliği reform sürecine ne kadar öncelik verirse versin bu çelişkinin yarattığı ayrışmayı bir ölçüde azaltmadan, yeni reform paketleri açmasının büyük yararı olamayacağı gibi, şimdiye kadar gerçekleştirdiği reformları gerçek hayatta uygulanabilmesi, kısacası sürecin sağlıklı işlemesi mümkün değil.

Bu ayrışmanın azaltılması için üyelik müzakerelerinin toplumumuzda kırılmalar yaratan değil zaman içinde ulusal birlik ve beraberliği pekiştiren bir sürece dönüştürülmesi gerekir.
Bu nasıl olur? Şöyle olur: Cumhuriyetimizin temel aldığı ülke bütünlüğü, tekil devlet, kucaklayıcı yurttaşlık kavramı ve laiklik gibi değerleri, birliğin ortak mukadderat felsefesiyle bağdaştıran ve Avrupa Birliği ile ortak geleceği bu zeminde inşa eden bir siyasi irade sergilenmesiyle olur. Üye ülkelerin, çağdaş demokratik kriterlere dayalı Anayasal düzenlerinin hangi yönetim modellerini benimseyeceği Avrupa Birliği’ni ilgilendirmez.
Muhalefet partilerinin sorumluluğu: Ancak böyle bir siyasi iradenin sırf iktidar partisinden sadır olması yetmez. Bu siyasi irade TBMM’de temsil edilen tüm siyasi partilerin sorumluluğunu ve bilhassa sosyal demokratların gerektirir ve birlikte yapılacak bir ortak çalışmanın sonucunda doğabilir. Ama bu çalışmayı başlatma sorumluluğu muhakkak ki iktidar partisine aittir. Hükümetin bu tür bir girişiminin temelinde ise Avrupa Birliği’nin ne olup ne olmadığını önce kendisinin anlaması ve ondan sonra bunun tüm kurumlar, kamu oyu ve siyasi partilerce anlaşılmasını sağlayabilmesi gerekir. Bu çalışma bir büyük siyasi stratejiyi gerektiren öncelikli ve kapsamlı bir çalışmadır. 

Gönüllü irade

Avrupa Birliğinin ne olup ne olmadığını anlatmak ayrı bir inceleme konusu olmakla beraber en azından bilinmesi gereken temel unsurların başında birliğin bir dayatma projesi olmadığı ve sınırlı alandaki yetki paylaşımı ve ulusüstü niteliğin tamamen gönüllü iradeye bağlı bir tercih üzerinde oturduğu, birliğinin temelinde kültür birliği bulunmadığı, bir Avrupa Birliği kimliği olmadığı ve Birliğin meşruiyetini, her biri farklı kültür, dil ve tarihi özelliklerinden oluşan ulus devletlerden sağladığıdır.

Ayrışmayı aşacak yöntem: Ancak bu bilgiler ayrışmanın giderilmesi için yeterli olmaz. Ayrışmayı aşmak için tartışmanın yöntemi üzerinde de düşünmek gerekir. Bu düşüncenin temelinde ise, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılmasına karşı olanlar da dahil, tüm görüşlerin dinlenmesi yatar. Avrupa Birliği bir “imtiyazlı bir grubun düşünce alanı” değildir. Ancak salt “savunma veya saldırı hattı” da değildir. Süreç bir paylaşma, görüşleri birleştirme ve ortak seslendirmeyi arama zemini olarak görülebilmelidir. Tartışmalarımızın yelpazesi ne kadar genişse Avrupa projesi o kadar sağlıklı tartışılır. Sürece zihinsel katılımın çeşitlendirilmesi katılım iradesine yeniden geçerlilik kazandırılmasının koşuludur. Bunun pratik ifadesi herkesin görüsüne saygı gösterilmesi, her çevreden öneri beklenmesidir. 

AB gündemi bizim gündemimiz: Duraklayan sürecin Türkiye’nin katılım boyutunu on plana taşıyarak canlandırılması, 4 milyon yurttaşımız ve soydaşımızın yaşadığı ve Türkiye’deki onlarca milyon insanımızın ekmek yediği Avrupa Birliğinin gündemini artık kendi gündemimiz haline getirmemizi de ima eder. Türkiye’de Avrupa tartışılmıyor. Oysa üye olmak istediğiniz Birlik kendi tartışmasına ilgisiz bir adayın ısrarını görüyor ve yabancılık çekiyor.

Girişim açığı
Ancak ne yazık ki son birkaç yıldan beri sürecin canlandırılası sadedinde hükümetten ve
yetkili kurumlarımızdan ciddi bir teşvik veya girişim geldiğini duymuyoruz. Girişimlerin sadece Komisyon’dan geldiğini görüyoruz. İcraatımız ise Komisyon önerilerine yanıt vermekle sınırlı kalıyor. 

Evet Avrupa Birliği kapısı açık değil. Ama bu kapı zorlanmadan açılacak bir kapı da değil.
Kültürel düalite kaldırılabilir mi?: Oysa mesele Avrupa Birliği’ne üyelik hedefinin çok ötesinde. Ülkemizdeki kültürel ikili yapılanma ve dolayısıyla siyasi kutuplaşma ve ayrışmalarının giderilmesi ile ilgili. Tüm yurttaşların çoğulcu demokratik bir çerçeve içinde farklılıklara saygı temelinde onurlu ve ahenkli bir yaşam tarzına kavuşturulabilmesi iradesinin varlığı veya yokluğu ile ilgili. Çünkü Avrupa Birliği üyeliğinin Türkiye gibi bir ülke bakımından önemli vasfı, bireylerin inanç ihtiyacı gerçeğini reddetmeden kişisel siyasetle dini birbirinden ayıran bir hukuki düzene sahip olması. Bu vasfı ile Avrupa Birliği ülkemizde, sağda veya soldaki laik ve aydın çevrelerin Batının anadoğru düşünce sistemiyle yeniden buluşabilmesi için en uygun ortak zemini oluşturuyor. Mesele, Türkiye’nin, insanlığın ortak yürüyüşüne katılması idealinin sadece gelenekçi/dindar/muhafazakâr bir iktidar partisinin tekeline bırakılıp bırakılmayacağı meselesi.

Özdem Sanberk: Emekli Büyükelçi, eski Dışişleri Müsteşarı

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Eyl
09
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

NATO genişlemesi intiharla eşdeğer


09 09 2008
document.write(); Kaveh L. Efrasiyabi 

Rusya’yla ilişkileri giderek bozulan ABD, NATO’yu genişletme planını rafa kaldırmalı. Üstelik, NATO genişlemesi sadece Rusya’yla ilişkiler değil, ittifakın iç bütünlüğü açısından da riskli. NATO’nun rolü güvenliği artırmak, Rusya ve Çin’i bir başka Soğuk Savaş’a sürüklemek değil

Rusya’nın Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlıklarını tanıma kararı, sadece Rusya ve Gürcistan değil, ABD ve NATO için de Güney Kafkasya’daki riskleri artırdı. 

Küresel strateji koşullarında, Gürcistan krizi, bir Soğuk Savaş sonrası düzenin
artık birbirleriyle rekabet halindeki askeri ittifaklarla yürümeyeceği yönündeki iyimser öngörüyü yalancı çıkaran daha yaygın bir hakikatin küçük bir minyatürü niteliğinde. Bugün yeni ABD-Rusya gerilimi üzerine ABD’de yapılan yorumlar,
eski başkan Ronald Reagan’ın en büyük mirası olan Soğuk Savaşı sona erdirmenin ‘yeni bir soğuk savaş’ sisi içinde kolaylıkla kaybolabileceği gerçeğini kavrayamıyor.

Rusya İran’a ‘kaptırılabilir’
ABD-Rusya ilişkilerindeki eski ahenk hızla yok oluyor. Bush yönetimi Rusları çileden çıkaracak bir adım atarak, sadece Gürcistan’a değil Azerbaycan ve Ukrayna’ya da Rusya konusunda en şahin adamı olan Başkan Yardımcısı Dick Cheney’i göndermeyi tercih etti. ABD savaş gemileri insani yardım sağlama kisvesi altında Gürcistan açıklarında demirlemiş durumda. ABD ve Polonya, önleyici füzeler konuşlandırılmasına dair bir anlaşmayı sonlandırdı ve bu üst düzey bir Rus generalin askeri misilleme tehdidine yol açtı. Ve Batı hâlâ Gürcistan ve Ukrayna’ya NATO üyeliği verme planlarında ısrar ediyor.
Rusya, Gürcistan’la ateşkesi ihlal etmesi halinde daha büyük bir karşılaşmanın sorumluluğunu ve risklerini şüphesiz paylaşacaktır. Ancak Washington ve Moskova giderek büyüyen farklılıklarını bir şekilde yamamayı beceremezse Gürcistan krizi muhtemelen Sivil Nükleer İşbirliği Anlaşması’na, Rusya’nın Tehditlerin Azaltılması Programı’na katılımına, Aralık 2009’da süresi dolacak SALT I anlaşmasının akıbetine, ABD/Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütü temelindeki ticari müzakerelerine ve bir dizi diğer bölgesel ve küresel meseleye dair büyük sorunlara da yol açacaktır.

Eylül ayı, ABD ve Rusya’nın farklılıklarını, İran’a yönelik yeni yaptırımların görüşüleceği BM Güvenlik Konseyi toplantısında çözüp çözemeyeceklerini belirleyecek bir turnusol işlevi görebilir. Rusya, Çin gibi, nükleer programı dolayısıyla Tahran’a yönelik yeni sert yaptırımlar konusunda şimdiye dek isteksiz davrandı. Moskova artık ‘İran altılısı’na verdiği eski vaatlerle ABD ve NATO konusunda Moskova’nın güvenlik endişelerini paylaşan bir ülke olan İslam Cumhuriyeti’yle daha yakın ilişkiler kurma fırsatı arasında bir karar vermek zorunda.

Baskı yapılırsa Rusya, yaptırımları veto etmenin ötesine geçebilir. Moskova, İran’ın Şangay İşbirliği Örgütü’ne girmesine izin verebilir. Karşılığında İran ABD’nin geleneksel olarak at oynattığı Basra Körfezi’nde Rus askeri varlığının tesisini kolaylaştırabilir. Bir Rus generalin deyimiyle, Rusya’ya yönelik ‘Şeytani’ eylemler, Moskova’nın, ABD’nin halihazırdaki nüfuz alanı içinde karşısına çıkacak çok daha saldırgan bir tepki vermesine yol açabilir. Bu da Rusya’nın Suriye ve İran gibi ülkelere gelişmiş silahlar satmasıyla Ortadoğu’da yeni bir
silahlanma yarışının fitilini ateşleyebilir. 

Bitmedi. Rusya, ABD’nin iç işlerine müdahaleciliğinden sıtkı sıyrılmış Amerikan topraklarının yakınındaki Küba, Venezüella, Nikaragua gibi ülkelerle tarihsel bağlarını canlandırabilir. Rusya basınının feryat figan ABD’nin Karadeniz’i ‘bir Amerikan gölü’ne dönüştürmeye çalıştığından şikâyet etmesi ve ABD’nin Rusya çevresindeki güvenlik kuşağını sıkılaştırmaktan geri adım atmak konusundaki isteksizliğiyle, Kremlin liderliği şüphesiz tüm seçenekleri değerlendirecektir.

Ve elbette Rusya sonunda gerçek bir küresel beyzbol oynayabilir. Rusya Başbakanı Putin, işi bölgedeki ABD destekli boru hatlarını tehdit etmeye kadar vardırabilir. Bu Rusya’nın Karadeniz’deki savaş gemilerini veya küçük Baltık ülkelerine yönelik baskıyı artırabilir. Bu durum da ABD’nin zaten gereğinden fazla silahlı gücünü daha da yaymasına yol açabilir. Ama bedeli en ağır olacak adım, Rusya’nın halihazırda Afganistan’da NATO’yla savaşan Taliban güçlerini el altından silahlandırmasıyla atılabilir. 

Ruslar’ın Amerikan imparatorluğunun belini Afganistan’ı araç olarak kullanarak bükmesi gerçekten ironik olur. 

Hal böyleyken Moskova umudunu Gürcistan kriziyle tetiklenen yeni bir Avrupa güvenlik stratejisine yükledi. Amacı, NATO’yu merkezden kaydırmak ve AB-Rusya işbirliği için yeni bir çerçeve formüle ederek yapılacak Avrupa güvenlik planlarına Rusya’yı daha organik bir biçimde yerleştirmek. Rusya Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nı (AGİT) Moskova ve AB arasında bir güvenlik muhatabı olarak kullanacaktır.

Şüphesiz Rusya’nın AB stratejisinin başarısı, Moskova’nın Amerikan tehdidi konusunda Pekin’i ikna kabiliyetine bağlı. Pekin’in ABD’yle ekonomik bağlılığı Rusya’yla tam ortaklığı engelliyor, ama ABD’nin bölgedeki kolunun uzun olduğu düşünüldüğünde, Şangay İşbirliği Örgütü’nün NATO’ya karşı dengeleyici işlev görecek biçimde evrilebilmesi mümkün.
Gürcistan krizi, halihazırda ABD ve NATO’nun Avrupa barışını ve güvenliğini tehlikeye atan tahrik edici eylemlerinden bıkmış usanmış Avrupalılar için bir uyandırma çağrısı oldu. Bu durum geleneksel Avrupa’yı, ABD vergileriyle fonlanmış koruyucu kalkan peşindeki Doğu Avrupa’daki yeni AB üyeleriyle karşı karşıya getiriyor. Bush yönetiminin yerden yere vurulduğu İspanya, Almanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerde kamuoyu yeni bir trans-Atlantik yarığı korkusuyla galeyana gelmişken, Avrupa ve ABD arasındaki ciddi anlaşmazlıklar NATO’nun mutlak yapısını da tehdit edebilir görünüyor.

Yeni başkana büyük iş düşüyor
Aslında Avrupa’yı şu anda kasıp kavuran ‘Obama çılgınlığı’ da ABD’yi beceriksizce kaba güce bağımlı bir süper güç olarak gören yaygın Avrupalı algısına pekâlâ bağlanabilir. Kısmen Rusya’nın Avrupa basınındaki karşı saldırılarının sonucu olarak, az sayıda Avrupalı, ABD’nin Rusya’nın Gürcistan’daki tavrını 1968’de Sovyetler’in Çekoslovakya işgaliyle kıyaslamasına itibar ediyor. Ve Rusya tüm siyasi kartlarını oynamadı. Rusya henüz Bush’un NATO genişlemesi konusunda babası tarafından Ruslara verilen sözden döndüğünü ya da Rusya’nın NATO ülkelerinin bireysel olarak oransız askeri güç kullanmasına izin verdiği için Silahların Azaltılması Anlaşması’ndaki işbirliğini askıya aldığını Avrupalılara hatırlatmadı.
ABD’nin Rusya politikasında ciddi düzenlemelere ihtiyaç var. Yeni başkan, Rus endişelerini hesaba katmalı ve NATO genişlemesinin sadece Rusya’yla ilişkiler açısından değil, NATO’nun Soğuk Savaş sonrasındaki iç bütünlüğüne dair yarattığı riskler konusunda da hassas davranmalı. NATO’nun rolü güvenliği artırmak, Rusya ve Çin’i bir başka Soğuk Savaş’a sürüklemek değil. Yeni ABD başkanı, Gürcistan krizinin, küresel jeopolitikteki büyük depremlerin öncü sarsıntısı olmasına izin vermemeli. 

(29 Ağustos 2008)

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Eyl
09
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

 

Almanya’da da Türkiye’de de aynı isimler

Deniz Feneri iddianamesinde adı geçen Almanya ve Türkiye’deki şirketlerdeki ortak ve yönetici görünen kişiler şöyle:


ALMANYA


Deniz Feneri e. V.: (Kuruluş 1999) Kurucu ve Eski Başkan: Mehmet Gürhan
Weiss (Beyaz) Gmbh: (Kuruluş 2003) Mehmet Gürhan, Mehmet Balıkçı, Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Zahid Akman (Akman 8.12.2005’te ayrıldı)


Euro 7 Gmbh (Avrupa Kanal 7 televizyonu): (Kuruluş 2004) Zekeriya Karaman, Mehmet Gürhan, Mustafa Çelik, İsmail Karahan, Zahid Akman (Akman 8.12.2005’te ayrıldı)


Atlas Media Gmbh: Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mehmet Gürhan, Zahid Akman (Akman 4.10. 2005’te ayrıldı)
Yeni Şafak Europa Gmbh: (Kuruluş 2003) Firdevsi Ermiş, Mehmet Gürhan, Mehmet Balıkçı, Zahid Akman (Akman RTÜK Başkanlığına seçildikten bir yıl sonra, 24.8.2006’da ayrıldı)


TÜRKİYE


Deniz Feneri Derneği: (Kuruluş 1998) Kurucular Uğur Arslan, Nurettin Karataş, Nurettin Ertemel, Mahmut Sarıçiçek, Turgut Durmuş, Engin Yılmaz, Mustafa Yılmaz


Beyaz Holding (Beyaz İletişim A.Ş.): (Kuruluş 1998) Zekeriya Karaman, Mustafa Çelik, İsmail Karahan, Mehmet Gürhan, Zahid Akman (Akman 21.7.2005’te ayrıldı)
Yeni Dünya İletişim A.Ş. (Kanal 7): (Kuruluş 1993) Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik
Aktif Barter: (Kuruluş 2001) Zekeriya Karaman, Mustafa Çelik, İsmail Karahan, Zahid Akman (Akman 22.7.2005’te ayrıldı)

 

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu