| "AKP paranoyak oldu" | |
| MHP'li Bölükbaşı: "39 kişiyi feda etmeyeyim derken tümünüz gideceksiniz!" 10.06.2008 11:09 |
|
Türban mutabakatı olmasaydı kapatma davası açılmazdı’ diyen AKP’lilere MHP’li Bölükbaşı’nın cevabı sert: AKP bu kadar basiretsiz bir parti mi? Sayın Bahçeli’nin klonlama önerisi de iyi niyetli. 39 kişiyi feda etmeyeyim derken tümünüz gideceksiniz! MHP Ankara Milletvekili Deniz Bölükbaşı, TBMM Başkanı Köksal Toptan’ın önerilerini Akşam Gazetesi'nden Deniz Güçer'e “Krizi çözmeye yönelik değil” sözleriyle değerlendirdi. Bahçeli’nin ‘AKP klonlansın’ önerisini anlatan Bölükbaşı, “Bu iyi niyetli bir öneridir. AKP kapatma davasından sonra herkesin kendilerine tuzak kurduğu paranoyasına kapılmıştır” yorumunu yaptı. Anayasa Mahkemesi üyelerine yönelik "tutuklanmalılar" çıkışına da sert yanıt veren Bölükbaşı bu öneriyi yapanların "acilen tıbbi gözetim altına alınması" gerektiğini söyledi. . İşte MHP'li Bölükbaşı'nın açıklamaları...
Türkiye’de bir kriz ortamı, tüm unsurlarıyla oluşmuştur. Karşımızdaki en önemli tehlike rejimin bunalımıdır. Burada önemli olan demokratik rejimin geleceğini kurtarmak. Bu AKP’nin geleceğinden çok daha önemlidir. Kapatma davasıyla birlikte hükümet Türkiye’yi idare etme kabiliyetini kaybetmiştir. Önce anayasa sonra da bir rejim bunalımı olmaması için Türkiye’nin süratle bir normalleşme sürecine girmesi lazım. Mahkeme önündeki bir parti ve hükümetle bu mümkün görünmüyor.
AKP’de siyasi yasak istenen 39 kişi var. Diğer 301 kişi sanık değil. Bu durumda onlar ayrı bir siyasi oluşum oluştursunlar ve hükümeti kursunlar. Önerimiz budur. Erdoğan ve 38 arkadaşı mahkeme sürecinin sonunu beklesin. Parti kapatılmazsa 301 kişi tekrar AKP’ye dönebilir. Ama sarsıntılı dönemi en az zararla atlatırız.
AKP ‘Kapatılırsak yeni parti kurarız’ diyorsa sorun var. Çünkü Anayasa’nın 69’uncu maddesine göre kapatılan bir partinin devamı niteliğinde bir parti kurulamaz. Kapatılan partinin milletvekillerinin yoğun bir şekilde yeni bir partiye katılması, partinin devamı olduğunun karinesidir. Yeni bir davaya muhatap olabilirler. Sayın Bahçeli’nin önerdiği bir düşüncedir. Bunu kabul ederler, etmezler; kendi bilecekleri iş. ‘Başbakan ve 38 kişiyi niye feda edelim?’ diyorlar. O zaman bekleyin. Partiniz kapatılmazsa ne ala. Kapatılırsa bütün teşkilatlarınızı, üyelerinizi milletvekillerini mağdur etmiş olacaksınız. 39 kişiyi feda etmeyeyim derken tümünüz gideceksiniz.
AKP kapatma davası sürecinde kendisi her bakımdan haklı ve masum, dışındakiler komplo kuruyor gibi bir paranoyaya girdi. Bu paranoya hali önerinin altında da başka şeyler aramalarına neden olur mu bilemem. Ama iyi niyetli olduğumuz kesin. Çiçek ve Kuzu basiretsiz mi AKP milletvekillerinin ‘Başörtüsü düzenlemesi olmasaydı dava açılmazdı. MHP bizi itti’ gibi beyanları var. İktidar yanlısı basının paranoya taşıyan yazıları var. Bendenizin de ismi bu büyük tuzağın mimarı gibi geçmekte. Bana hak etmediğim bir değer ve önem atfediliyor. AKP tuzağa düştü diyenler ne anlama geldiğini hesap edemiyorlar. İnanıyorlarsa iki sonucu var: Birincisi, AKP siyasi basiretten yoksun bir parti demek ki. Eski Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Anayasa Profesörü Burhan Kuzu, iki hukukçu grup başkanvekili var Komisyon’da. Ben düz bir hukuk fakültesi mezunuyum. Diğerleri kendi alanlarında önemli insanlar. Bu kadar basiretten uzaklar mı? İkincisi: Ortada bir samimiyetsizlik var. AKP, başörtüsü sorununu siyasi istismar aracı olarak kullanıyordu. Ne tuzak kuran var ne de tuzağa düşen. MHP’ye karşı benim üzerimden başlatılan basındaki bazı köşe yazarlarının başını çektiği bu çirkin kampanya, başka amaçlara yöneliktir. Mahkeme türbanı kangren yaptı
Mahkeme maalesef Anayasa’da çizilen yetkilerini aşmıştır. Öyle uç sayılacak örneklerle bunu haklı göstermeye çalışmak ne derece doğrudur? Mahkeme, Türkiye’nin kanayan yarası olan üniversitelerde başörtüsü sorununu kangrene çevirmiştir. Bunları söylemek saygısızlık ya da hakaret değildir.
AKP önce ne düşündüğünü ortaya koymalıdır. 340 milletvekili, referandumlu anayasa değişikliğine yeterlidir. Türkiye’nin hayrına olacağını düşünüyorsa istediğini yapmakta serbest. Ama sonuçlarına katlanır.
Anayasa’nın neresini değiştireceklerine bağlı.
Krize çıkış yolu aranıyorsa Sayın Toptan’ın önerileri bu nitelikte değildir.
Biz partilerin değil bireylerin cezalandırılması önerisini de sunduk. AKP buna da itibar etmedi. AKP kapatılmazsa demokrasi açısından memnuniyet duyarız. Bir açıdan da seviniriz çünkü AKP’yle seçim sandığında hesaplaşacağız. Ama kapatılırsa da dünyanın sonu değildir. TBMM görevinin başındadır ve bir hükümet çıkarır. Hiçbir siyasi parti, genel başkan vazgeçilmez değildir. AKP kapatılırsa dünyanın sonu olmayacaktır.
Saçmalığın da bir sınırı vardır. O kişilerin acilen tıbbi gözetim altına alınması lazım. |


EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu



CENEVRE - Göksel Yıldırım
-
ÇOCUĞUNU SOKAKTA ÇALIŞTIRAN AİLELERE CEZA
ANKARA -

ATİNA - Coşkun Ergül bildiriyor -
TAHRAN
-


DÖRTYOL
-
WASHINGTON -


