Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
ayed hadis en birinci bila kayd u şard kagıt 50 kurusalo 150lambadan vazoanalar günü duelist filmiEMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi." O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı. 28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı. Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı . ' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır. 28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu. Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu. AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim. Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? " Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... " İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit... İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser. Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır. Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi... İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu. Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır. Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır. Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz... AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı. Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı... Misalleri çoğaltabiliriz. Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti. Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek. Yapmazsa, boğarlarezberbozan okuryazarTRT LOGO ginseng çicekGlitter Photos
karar millendirlee young ae duelist filmFree Image Hosting - Photolava.com Free Image Hosting - Photolava.compeygamberimizin doğduğu evsalıncakta ata sosyalguvenligi tam turkeyTRT LOGOsirinler
Mayıs 2008 tarihli yazilar (sayfa 5)Mayıs 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar
 
May
30
    

 

 

 DANIŞTAY BAŞKANI BİRDEN ANITKABİR'DE

ResimANKARA -

Danıştay Başkanı seçilen Mustafa Birden, Anıtkabir'i ziyaret etti.

 

 

 


Birden'in başkan seçilmesi dolayısıyla gerçekleştirilen Anıtkabir ziyaretine, Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan, Danıştay Başkan Vekili Sinan

Yörükoğlu, Danıştay Genel Sekreteri Taci Bayhan, genel sekreter yardımcıları ve bazı tetkik hakimler katıldı.

 


Heyet, cübbeleriyle Arslanlı Yol'dan yürüyerek mozoleye geldi.


Birden, heyet adına Büyük Önder Atatürk'ün kabrine çelenk koydu, ardından saygı duruşunda bulunuldu.


Danıştay Başkanı Birden, Anıtkabir Özel Defteri'ne şunları yazdı:


''140 yıllık onurlu bir geçmişe sahip ve ulusumuzun demokratik gelişimine ve hukuk devletinin yerleşmesine önemli katkılarda bulunmuş olan

Danıştay'a başkan seçilmiş olmam nedeniyle size olan bağlılığımızı ve en derin saygılarımızı yinelemek için mensuplarımızla birlikte huzurlarınızdayız.

Cumhuriyetimizi demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti kimliğiyle sizin çizdiğiniz çağdaş uygarlık yolunda ve barış içinde sonsuza dek yaşatma

azim ve kararlılığı içerisindeyiz.''

 



 
May
30
    

 

 

PETROL FİYATLARI 126 DOLARIN ALTINDA

ResimSİNGAPUR -

 Uluslararası piyasalarda geçtiğimiz hafta 135 doların üzerine çıkan petrol fiyatları, ABD Doları'nın değer kazanması üzerine 126 doların altına geriledi.

 


Dün 4,41 dolar azalan ABD ham petrolünün varil fiyatı bugün de 86 sent gerileyerek 125,76 dolara düştü. Londra Brent tipi petrolün varil fiyatı da 69 sent düşüşle 126,20 dolar oldu.


ABD ekonomisinin ilk çeyrekte daha önceki tahminlerden daha fazla büyüdüğünün belirlenmesinden sonra ABD Doları'nın değer kazanmasıyla birlikte yatırımcılar ABD'de hisse senedi piyasasına dönmeye başladılar.


ABD Doları ayrıca, ABD ekonomisinin ilk çeyrek büyüme rakamlarının revize edilmesinin ardından yen karşısında son 3 aydır en yüksek seviyesine çıktı.
ABD Enerji Enformasyon İdaresi'nin (EIA) dün, ham petrol stoklarının 23 Mayıs itibariyle biten haftada 8,8 milyon varil azalarak 311,6 milyon varile gerilediğini açıklamasından sonra petrol fiyatları 131 doları geçmişti.

 



 
May
30
    

 

1740

Osmanlı Devleti, Fransa ile imtiyaz (kapitülasyon)
antlaşması yaptı


   

 



 
May
30
    
TCMB finansal istikrar raporu REFORMLAR HIZLA HAYATA GEÇİRİLMELİ

TCMB finansal istikrar raporu
"REFORMLAR HIZLA HAYATA GEÇİRİLMELİ"

ResimANKARA -

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, yapısal reformların hızla hayata geçirilmesi ve etkin risk yönetiminin tavizsiz

uygulanmasının, önümüzdeki dönemde de ekonominin küresel çalkantıların olumsuz etkilerinden korunması açısından önem arz ettiğini bildirdi.


Merkez Bankasının yılda iki kez yayımlanan ''Finansal İstikrar Raporu''nun 6. sayısında yer alan ve Durmuş Yılmaz'ın

imzasını taşıyan önsözünde, 2007 yılının ikinci yarısında başlayan finansal dalgalanmaların etkilerinin b

elirginleşmeye başlandığının görüldüğü belirtildi.


Merkez Bankası Başkanı Yılmaz şöyle dedi:


''Küresel ekonomik konjonktürdeki tehditler sürmekle beraber, dalgalanmanın etkilerinin ülkemiz açısından bugüne kadar sınırlı kaldığını ifade

edebilmemiz sevindiricidir. Ülkemiz finansal otoriteleri arasındaki sıkı işbirliği, ihtiyatlı düzenlemelerin varlığı, bankacılık sektörümüzün risk

farkındalığının yüksek olması ile para ve maliye politikalarının uyumlu bir biçimde kararlılıkla uygulanmış olması, bu gelişmede önemli rol oynamıştır.

Bununla birlikte, var olan belirsizlik ortamında enflasyon hedefine ulaşılmasının öngörülenden daha uzun bir zaman alma ihtimali yükselmiş olup,

cari açıktan kaynaklanan riskler önemini korumaya devam etmektedir.''

 



 
May
30
    
okuryazarhay | 30 Mayıs 2008 09:26 | 0 fav | etiket:  

 

 

 

YAZ ÇOK SICAK OLMAYACAK

ResimANKARA -

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdür Yardımcısı Mahmut Kayhan, önümüzdeki yaz aylarıyla ilgili hazırlanan mevsimsel

tahmin raporunu değerlendirirken,

 

 

''Mevsim normalleri civarında bir yaz yaşanacağını tahmin ediyoruz.

Sadece güney bölgelerinde 1 derece civarında sıcaklık artışı olabilir. Bunun da geçtiğimiz yaz kadar etkili olmayacağını tahmin ediyoruz'' dedi.

 


Kayhan, bu yaz son 30 yıllık mevsim normalleri dolayında bir sıcaklık ve yağış trendinin etkili olmasını beklediklerini anlattı.


Türkiye'nin yaz aylarında çok yağış alan bir ülke olmadığını belirten Kayhan, ''Yıllık toplam yağışın yüzde 7 ila 13'lük kısmı yaz aylarında alınıyor.

Mevsimsel tahminlere bakarak çok sıcak bir yaz yaşamayacağımızı söyleyebiliriz. Mevsim normalleri civarında bir yaz yaşanacağını tahmin ediyoruz.

Sadece güney bölgelerinde 1 derece civarında sıcaklık artışı olabilir'' diye konuştu.


Kayhan, son 7,5 aylık periyottaki yağış miktarlarında, Marmara Bölgesi'nde mevsim normallerine göre yüzde 7,3 azalma, Karadeniz Bölgesi'nde

yüzde 8,9 artma, İç Anadolu Bölgesi'nde yüzde 8,5 azalma, Ege Bölgesi'nde yüzde 13.8 azalma, Akdeniz Bölgesi'nde yüzde 17.5 azalma, Doğu

Anadolu Bölgesi'nde yüzde 25 azalma söz konusu olduğunu anlattı.


Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde durumun biraz daha sıkıntılı olduğunu

ifade eden Kayhan, bu bölgede aynı periyotta yağışlarda yüzde 59.4 azalma belirlendiğini kaydetti.

 

 



 
May
30
    

 

CHP VE SAV'DAN SUÇ DUYURUSU

ResimANKARA -

CHP, parti Genel Sekreteri Önder Sav'ın ''dinlenildiği'' yönündeki iddialarla ilgili suç duyurusunda bulundu.

 

 


Şikayetçiler CHP ve Önder Sav'ın avukatı Ahmet Çörtoğlu, suç duyurusu dilekçesini Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verdi.

 


Suç duyurusu dilekçesinde, ''şikayetçileri yasal olmayan yöntemlerle dinlemek ve elde ettikleri verileri başkalarına vermek fiilinin failleri'' ile Anadolu'da Vakit Gazetesi Sahibi Nuri Aykon, yazı sahipleri Serdar Arseven ve Aslan Değirmenci ''şüpheliler'' olarak yer aldı.


Dilekçede, Sav ile Merkez Valisi Ali Serindağ arasında, ''hiç kimsenin bulunmadığı bir ortamda özel sohbet niteliğinde geçen konuşmanın, gazetenin 26 Mayıs Pazartesi günlü nüshasında aynen yayımlandığı'' ifade edildi.


''Dinlemenin dışarıdan, yüksek teknolojiyle yapıldığının açık olduğu'' öne sürülen dilekçede, ''Kimin tarafından, ne amaçla yapıldığı belli değilse de dinlemeyi yapanların elde ettikleri verileri kime ya da kimlere verdiği tüm açıklığıyla ortadadır'' denildi. Dilekçede, gazete ile yazarlarının ''kendilerine servis edilen bu metni yayımladığı'' öne sürülerek, bu şekilde ''Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türk Ceza Kanunu'ndaki ilgili düzenlemelere aykırı olduğu ve açıkça suç işlendiği'' iddiasına yer verildi.


TCK'nın 132. maddesi ve devamında iki kişinin görüşmesinin onların izni olmadan yayımlanmasının suç olduğu ifade edilen dilekçede, ''Bu usulsüz ve suç teşkil eden fiilin belli olan faillerinin cezalandırılması'' talep edildi.

 



 
May
30
    

 

TÜRKSAT 3A FIRLATILMAYA HAZIR

ResimCAYEN - Fatma Başok bildiriyor -

Türkiye'nin yeni uydusu TÜRKSAT 3A, bu gece yarısından sonra (TSİ: 00.52'de) uzaya fırlatılacak.


TÜRKSAT 3A'nın uzay yolculuğu çok kısa sürecek. Fırlatmadan 22 dakika sonra fırlatıcı roketin kapsülünden çıkacak ve

uzayla tanışacak. Fırlatıcı roketten başarıyla ayrılması uydunun fırlatılışının başarılı olduğu anlamını taşıyor.


Kontrol istasyonları aracılığı ile 12 gün süresince kontrolleri gerçekleştirilecek uydu, daha sonra ''42 derece Doğu'' yörüngesine yerleştirilecek.

Fırlatılıştan 12 gün sonra uydunun kontrolü Gölbaşı Uydu Yer İstasyonu'na devredilecek ve buradan gönderilecek komutlarla uydu 20 gün daha

performans testlerine tabi tutulacak.  

 



 
May
30
    

 

 TERÖR ÖRGÜTÜNDE İÇ ÇATIŞMA  çöküşün geri sayımı başladı sebeb örgüt mal varlığı!!!

Resim
 TERÖR ÖRGÜTÜNDE İÇ ÇATIŞMA

ResimANKARA -

Terör örgütünde liderlik

mücadelesine giren Murat

Karayılan ve Suriyeli Fehman

Hüseyin'in adamları arasında çıkan çatışmada 8 terörist öldü.


Alınan bilgiye göre, İran güvenlik güçlerinden kaçan ve

Murat Karayılan'a bağlı olduğu bildirilen 6 terörist Salmas

adı verilen bölgede bulunan bir mağarada gizlenirken Dr.

Bahoz kod adlı Fehman Hüseyin'e bağlı bir grubun

baskınına uğradı. Muto kod adlı teröristin liderliğindeki

Fehman Hüseyin'in adamları 7 kişiyi öldürdü.


Mağarada öldürülen örgüt mensuplarının cesetleri İran

güvenlik güçleri tarafından bulundu.


Olayın ardından Murat Karayılan tarafından görevlendirilen

Yılmaz kod adlı terörist ise 7 kişiyi infaz eden grubun sözde

lideri Muto kod adlı teröristi Kızılkent yakınlarında pusuya düşürerek öldürdü.

 



 
May
30
    

 

 

Öncelik, özel hayat ve mahrem olanı korumaktır

Gizli Kulak, kulağından tutulup sergilenmeli!

Gizli kulak olayıyla ilk kez 1960’lı yılların sonunda tanışmıştım. 27 Mayıs’ın liderlerinden Cemal Madanoğlu Paşa, Devrim dergisi bürosuna her uğradığında, kocaman siyah bir jip de gelip binanın önüne çalışır halde park ederdi.
Madanoğlu Paşa gidene kadar binanın önünden hiç ayrılmayan resmi araba için, “MİT dinleme yapıyor” derdi büyüklerimiz...
Hatırlıyorum o günleri.
Sohbetler sırasında bir radyonun açık bırakılması dinlemeye karşı bir çare görülürdü. Radyo cızırtılarının ‘gizli kulak’ın işini bozduğu söylenirdi.
Eğer gündemde fazlasıyla gizli kalması gereken hassas bir konu varsa, büyüklerimiz o zaman arabaya binip kırlık yerlere gider, konuşmalarını açık havada yaparlardı.
Arada bir de bu işleri bildiği varsayılan kişiler eliyle, büroda böcek taraması yapılırdı.
Telefon ahizeleri, avizeler, masa altları, kıyıda köşede kalmış yerler elden geçirilir, dışarıdan dinlemeyi kolaylaştırıcı cihaz var mı, yok mu aranırdı.
Demirel hükümetlerinin İçişleri Bakanı Faruk Sükan o tarihlerde “Solcuların kalp atışlarını bile dinliyoruz!” diyerek övünürdü. 
12 Mart sonrası Akşam gazetesinin Ankara bürosunda, meslek büyüğümüz İlhami Soysal’ın odasında bir dinleme böceği bulunduğunda nasıl heyecanlandığımız şimdi gözümün önüne geliyor.
Yıllar böyle geçti.
Fazla değişen bir şey yok.
Yine gizli kulak var.
Yine dinleniyoruz.
Ama şimdiki ‘gizli kulaklar’ın teknolojik açıdan çok geliştiği, siyasal açıdan iyice derinleştiği malum.
Kutsal olması gereken özel hayatlar artık daha kolay kuşatılıyor, mahrem kalması gereken mekanlar daha ince yöntemlerle tecavüze uğruyor.
‘Büyük birader’ her kimse, ne özel hayat tanıyor, ne de mahrem olana herhangi bir saygı gösteriyor.
Ne yazık ki öyle.
Önce Anayasa Mahkemesi Başkan vekili Osman Paksüt’ün, son olarak CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın dinlenmeleri elbette skandaldır.
Elbette özgürlüğün ihlalidir.
Elbette suçtur.
Elbette cezayı gerektirir.
Bu suçu kim işledi?
Devletin kendisi mi?
Devlet içindeki odaklar mı?
Çeteler mi?
Türkiye’nin zaten her an zıvanadan çıkabilecek gibi görünen siyaset ortamını daha beter germek için oynanan yeni bir kepazelik mi?
Pis bir provokasyon mu?
Sorular çoğaltılabilir.
‘Gizli kulak’ neden ve nasıl devreye sokuldu sorusunun yanıtı keşke ortaya çıkartılsa...
Bu kepazeliği, bu ‘kanunsuz dinlemeyi’ yapanlar keşke yakalansa ve cezalandırılsa...
Bu açıdan öncelikli görev hiç kuşkusuz hükümete düşüyor. Başbakan Erdoğan’ın bu konuda gereken duyarlığı göstermesi lazım.
Özel hayat ve mahrem olan korunmadan ne demokrasiden, ne hukuktan söz edilebilir.
Bireyin hakları, bireyin özgür alanı güvence altına alınmadan toplumsal barış ve huzur olmaz.
Hukuksuzluk ve haksızlık örnekleriyle onca yıldır, o kadar iç içe yaşıyoruz ki, bir nokta geliyor, orada artık birçok şey kanıksanıyor ve ne yazık ki duyarlığımızı yitirmeye başlıyoruz.
Dileriz, bu son gizli kulak olayında farklı olan yaşanır ve skandal aydınlanır.

 



 
May
30
    

 

Mehmet Barlas
mbarlas@sabah.com.tr



Kartel medyası dönemine özlem duyanlar gerçekleri görmelidir

Serbest rekabet, bireylerin de toplumların da itici gücüdür. Ama rekabet "Haklı" olabildiği oranda, kendisinden beklenen toplumsal ve ekonomik faydaları sağlar.
Bu nedenle haksız rekabetin önlenmesini amaçlayan yasalar vardır. Ayrıca rekabetin haklı olmasına ilişkin ve bazıları yazılı olmayan ahlak kuralları da, toplumun bilinç altına yerleşmiştir. Diyelim ki buzdolabı alacaksınız. Piyasada da, aynı fiyat yelpazesinde en az on marka var.
Bunlar reklam, satış kolaylığı, ödeme imkânı ile farklılık yaratmaya çalışır. Tüketicinin kendi markasını talep etmesi için, tüm pazarlama yöntemlerini ve satış tekniklerini devreye sokar.
Bu markalardan biri ürününe talep yaratmak için teknik özelliklerini ve satış kolaylıklarını anlatmak yerine, rakip markaların negatif yanlarını anlatmaya kalkışırsa, işte bu "haksız rekabet"e yol açar.
Veya aynı ürüne sahip birkaç şirket birleşip, rakipleri yok etmek için fiyat anlaşmaları yapar, bayileri yıldırma politikası izlerse, yine serbest ve haklı rekabet devre dışı kalır.

Medya rekabet
Türkiye'de serbest rekabet olabildiğince korunuyor. "Rekabet Kurulu" bu alanda dikkate değer çalışmalar yapmakta. Bu alanda içtihatlar oluşmaya başladı.
Serbest rekabetin kurallarının pek hesaba alınmadığı tek alan, galiba medya sektörü.
Hatırlarsak çok yakın dönemde, yani 28 Şubat postmodern darbesi sürecinde bir "medya karteli" bile oluşturulmuştu.
Çalışanların işyeri seçme özgürlüğünün bile kısıtlandığı, satış ve reklam fiyatının ortak belirlendiği, dağıtımın tek elden yapıldığı, göreceli küçük gazetelerin engellendiği ve mesela o zamanki Akşam gazetesinin dağıtılmayarak öldürüldüğü bir kartel uygulamasıydı bu.
"Medya Karteli" nin siyasete yansıması ise, Ankara'dan verilen ortak manşetlerin büyük gazetelerde aynen yayınlanması, eleştiren yazarların susturulması biçiminde görülüyordu. O kartelleşme dönemi, mesleki, ekonomik ve siyasi açıdan fiyasko ile sonuçlandı.
Kartele katılanlardan bazıları iflas etmekle kalmadı, cezaevine bile girdi. Ortak manşetlerle oluşturulmaya çalışılan siyasi senaryoyu halk reddetti ve o dönemin siyasi aktörleri seçimde baraj altına itildi. O döneme kadar kamuoyu oluşturmada gerçekten etkili olan merkez gazetelerinin, halk çoğunluğu katında güvenilirliği sarsıldı.

Hangi çağdaşlık
Kartel medyasınca örtülen ülke gerçekleri 2001 ekonomik krizi ile açığa çıktı. Sadece medya sektöründe 4 bin çalışan işsiz kaldı. Bugün durum çok farklı. Medya sektöründe birden fazla gazete ve TV kanalına sahip büyük bir grup var. Ama bunun karşısında da, hem rekabeti, hem çoksesliliği güvence altına alan gazeteler ve TV kanalları var.
Bu sağlıklı bir tablodur. Ama şimdi bir bölüm medya, kartel dönemi özlemini yansıtan görüntü içinde. Halkı veya seçmeni devredışı bırakmayı öngören girişimleri, "Çağdaşlık" veya "Laiklik" biçiminde sunup, demokrasiyi Cumhuriyet'in tehdidi olarak gören akımları kendi okur ve izleyicilerine pompalıyorlar.
Demokrasiyi sadece "iktidarda kim var" sorusuna endeksliyorlar. Laiklik "inanç ve ibadet özgürlüğü" olarak algılandığı zaman bu "şeriatçılık tehdidi" biçiminde haberleştiriliyor, yorumlanıyor.

Halk düşmanı medya mı?
Tüm bunlar da çokseslilik ve basın özgürlüğünün doğal sonuçlarıdır. Ancak bu çizgiyi izleyen medya kendi dışındaki medyaları hiç utanmadan ve sakınmadan "dinci medya", "anti-laik medya", "iktidar medyası" olarak nitelediğinde, hem haklı rekabetin en azından ahlaki kuralları çiğneniyor, hem de 28 Şubat post-modern darbesinin medyadaki rezillikleri unutulmuş oluyor.
Bu gerçeklerin ışığında, geçmişteki siyasi ve medyatik hastalıkların, çarpıklıkların en fazla zararını çekmiş olan SABAH'ın, Türk medyasındaki rekabetin ve çoksesliliğin güvencesi olduğunu bilmeliyiz.
"Militarist medya" veya "Halk düşmanı medya" gibi nitelemelerle, rakipleri yaftalamanın hem kural hem de ahlak dışı olduğunu düşünenlerdeniz.
Ama çok yakın geçmişte yaşananların unutulmasını ve olayın "Hafıza-i medya nisyan ile maluldür" diye geçiştirilmesini de içimize sindiremiyoruz.