Blog nedir? . . . Kendine blog oluştur ;)
ezberbozan şirin cumhurreisi ayed hadis en birinci bila kayd u şard nufüs huviyet cuzdanıkagıt 50 kurus sabim 184 alo Banner Makerlambadan vazo bırakın da çalışalım analar günü duelist filmiEMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi." O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı. 28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı. Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı . ' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır. 28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu. Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu. AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim. Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? " Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... " İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit... İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser. Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır. Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi... İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu. Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır. Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır. Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz... AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı. Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı... Misalleri çoğaltabiliriz. Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti. Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek. Yapmazsa, boğarlarezberbozan okuryazarbezmi alemTRT LOGO ginseng çicekgökyüzü kadar kırmızı 2006

orfeonrecord13289.bloggum Glitter Photos
karar millendirlee young ae duelist filmnaruto shippudenFree Image Hosting - Photolava.com Free Image Hosting - Photolava.compeygamberimizin doğduğu evsalıncakta ata sirinler Srebrenica_Inferno.mp3 BİR (  1  )    İHRACAAT DOLARINDAN
SAĞLANAN TOPLAM GELİR kırmızı beyazsosyalguvenligi tam turkey poem poetry TRT LOGO

Yazılar arşiv 05.2008 Other entries in 2008-05 resimler , videolar
 
Mayıs
31
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

Başörtüsüne ilişkin Anayasa değişikliği
DAVA 5 HAZİRANDA GÖRÜŞÜLECEK

ResimANKARA -

Anayasa Mahkemesi, üniversitelerde başörtüsü serbestliği getiren Anayasa değişikliğinin ''iptali veya yok hükmünde

kabul edilmesi ve yürürlüğünün durdurulması'' istemiyle açılan davayı 5 Haziran Perşembe günü esastan görüşmeye

başlayacak.


CHP ve DSP, üniversitelerde başörtüsüne serbestlik getiren 5735 sayılı ''Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın Bazı

Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un birinci ve ikinci maddelerinin iptali veya yok hükmünde olduklarına karar verilmesi ve dava

sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulması'' istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açmıştı.


Yüksek Mahkeme, davayı 5 Haziran Perşembe günü esastan görüşmeye başlayacak.


Mahkeme, anayasa değişikliğinin ''iptali veya yok hükmünde kabul edilmesi ve yürürlüğünün durdurulması'' istemi karara bağlanacak.


Davayı, 11 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi Heyeti karara bağlayacak. Asıl üyelerden herhangi birinin bulunmaması veya emekliye ayrılması halinde 4 yedek üyeden en kıdemlileri heyete katılacak.

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mayıs
31
    
okuryazarhay | 31 Mayıs 2008 15:40 | 0 fav | etiket: , ,  
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

 NİSANDA İHRACAT %37, İTHALAT %38,3 ARTTI

ResimANKARA -

İhracat bu yılın Nisan ayında, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 37 artarak 11 milyar 375 milyon dolar oldu.
İthalat da Nisan'da yüzde 38,3 oranında yükseldi ve 17 milyar 869 milyon dolara ulaştı.

 

 

Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) açıkladığı dış ticaret verilerine göre, aynı dönemde dış ticaret açığı ise yüzde 40,8 oranında artarak 4 milyar 614 milyon dolardan 6 milyar 494 milyon dolara yükseldi.


2007 Nisan ayında yüzde 64,3 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı, 2008 Nisan ayında yüzde 63,7'ye geriledi.

 

 

  İRAN-TÜRKİYE DOĞAL GAZ BORU HATTI DEVREYE GİRDİ

Hafta başı, Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesi kesiminde yaşanan patlamayla gaz akışının durduğu İran-Türkiye doğal gaz boru hattı devreye girdi ve gaz akışı yeniden başladı.


   31.05.2008 - 17:22:00

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mayıs
31
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

1799- Napolyon Bonapart, Akka yenilgisinin ardından, savaş
meydanını Cezzar Ahmet Paşa kuvvetlerine terk etti


   

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mayıs
31
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

DOĞAL GAZA ZAM

ResimANKARA  - Konutlarda ve sanayide kullanılan doğal gaza yarından geçerli olmak üzere zam yapıldı.
BOTAŞ üst düzey yetkilerinden alınan bilgiye göre, BOTAŞ, yarından geçerli olmak üzere konutlarda kullanılan doğal gaz fiyatını yüzde 7,4, sanayide kullanılan doğal gaz fiyatını da yüzde 8,3 oranında artırdı.
BOTAŞ yetkilisi, uluslararası ham petrol ve petrol ürünleri fiyatlarındaki artışlara bağlı olarak doğal gaz satış fiyatlarında düzenleme yapılmasının zorunlu hale geldiğini, fakat artışın tüketiciye en düşük düzeyde yapılması politikasının da sürdürüldüğünü kaydetti.

 TÜRKSAT 3A 12 HAZİRANDA FIRLATILACAK

ResimKRAL ADASI - Fatma Başok bildiriyor - Ulaştırma bakanı Binali Yıldırım, Türksat 3A uydusunun yeni fırlatma tarihinin 12 Haziran olarak belirlendiğini bildirdi.
Türksat 3A'nın fırlatma töreni için Fransız Guyanası'na gelen Ulaştırma Bakanı Yıldırım, Kral Adası'nda verilen yemekte yaptığı açıklamada, 31 Mayıs Cumartesi TSİ 00.52'de gerçekleştirilmesi gereken fırlatmadan 4 saat 25 dakika önce fırlatma rampasında teknik bir sorun olduğunun anlaşıldığını söyledi.
Bu nedenle fırlatmanın durdurulduğunu belirten Yıldırım, dün gece yetkililerin arızanın sebebini bulmak için çalıştıklarını belirtti.
Yeni fırlatma tarihinin 12 Haziran olarak belirlendiğini bildiren Yıldırım, ''Ümit ederim bu son gecikme olur. İnşallah her şey yolunda gider. Türksat 3A İngiliz Skynet 5C uyduları uzaya fırlatılır'' dedi.
Uydularda bir sorun olmadığını kaydeden Bakan Yıldırım, ''Onların performansını fırlatma işleminden sonra roketlerin ayrıldığı zaman göreceğiz. Sistem hangara alınacak, yeni baştan gözden geçirilecek. Milyonda bir de olsa hiç risk almak istemiyorlar. Biz de buna saygı duyuyoruz, 'geç olsun da güç olmasın' diyoruz. Ama bir an önce gerçekleştirilmesini istiyoruz'' diye konuştu.

 

ANADOLU AJANSI FİNALDE

ResimANKARA -

Etimesgut Belediyesi tarafından bu yıl 3'üncüsü düzenlenen Medya Kupası'nda, Anadolu Ajansı futbol takımı finale yükseldi.


Anadolu Ajansı, Etimesgut Stadı'nda oynanan yarı final mücadelesinde, geçen yılın şampiyonu TRT'yi 4-3 yendi. Anadolu Ajansı'nın gollerini Celalettin Gürbüz (3) ve Ercan Gölpınar atarken, TRT'nin gollerini Barış Çakmak, Deniz Elgin ve Seyfettin Demir kaydetti.
Anadolu Ajansı, finalde Kanal A futbol takımı ile şampiyonluk mücadelesi verecek.
Şampiyonluk maçı yarın 20.00-21.00 saatleri arasında 30 Ağustos Mahallesi Hikmet Özer caddesinde (Dumlupınar İlköğretim Okulu yanı) bulunan Kemal Atatürk Stadyumu'nda yapılacak.
Anadolu Ajansı futbol takımı kaptanı Ercan Gölpınar, tüm Ajans çalışanlarını, aileleri ile birlikte final maçında kendilerine destek olmaya çağırdı.
Anadolu Ajansı futbol takımı, aynı turnuvada geçen yıl ikinci olmuştu.

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mayıs
31
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

TSK'nın hava operasyonu...
''HEDEFLER TAM İSABETLE VURULDU''

Resim ANKARA -

Genelkurmay Başkanlığı, Irak'ın kuzeyinde Hakurk bölgesinde tespit edilen PKK/KONGRA-GEL terör örgütüne ait 9 barınak, 3 malzeme stok yeri ve 4 muhtelif tesisin 29 Mayıs'ta yoğun ve etkili bir şekilde ateş altına alındığını belirterek, teröristlerin bulunduğu tespit ve teyit edilen hedeflerin hepsinin tam isabetle vurulduğunu ve vurulan tesislerdeki teröristlerin etkisiz hale getirildiğini bildirdi.


Genelkurmay Başkanlığı, 29 Mayıs'taki hava operasyonuna ilişkin görüntü ve fotoğrafları basın kuruluşlarına dağıttı.
Konuya ilişkin olarak Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde yer alan bilgi notunda, şunlar kaydedildi:
''Irak'ın kuzeyinde Hakurk bölgesinde tespit edilen PKK/KONGRA-GEL terör örgütüne ait hedefler, 29 Mayıs 2008 günü saat 11.00'den itibaren Hava Kuvvetlerine mensup uçaklarımız tarafından yoğun ve etkili bir şekilde ateş altına alınmıştır.


Teröristlerin bulunduğu tespit ve teyit edilen hedeflerin hepsi tam isabetle vurulmuş ve vurulan tesislerdeki teröristler etkisiz hale getirilmiştir. Terörist kayıpları konusundaki değerlendirme çalışmaları devam etmektedir. İcra edilen operasyonda, terör örgütüne ait 9 barınak, 3 malzeme stok yeri ve 4 muhtelif tesis kullanılamayacak şekilde tahrip edilmiştir.


Vurulan hedefler arasında, sınırdan sızma ve Türkiye'de eylem yapma hazırlığında olan bir grup teröristin toplanma bölgeleri de bulunmaktadır.
Türk Silahlı Kuvvetleri terörle mücadelesini yurt içinde ve yurt dışında artan bir güç ve kararlılıkla sürdürecek ve Irak'ın Kuzeyinin terör örgütü için güvenli bir bölge olmadığı tüm kesimler tarafından öğrenilecektir.''

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mayıs
31
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

 

Resim
 Kapatma Davası...
''SÜRECİN UZAMASINDAN RAHATSIZIZ''

Resim KIZILCAHAMAM- Adem Kadam Bildiriyor-

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti kapatma davası ile ilgili sürecin uzamasından rahatsız olduklarını belirterek, ''Çünkü bu süreç uzadıkça ülke ekonomik alanda birçok sıkıntıları yaşıyor ve yaşayacak''

dedi.


Başbakan Erdoğan, AK Parti 12. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nın açılışında yaptığı konuşmada, AK Parti hakkında açılan kapatma davasına da değinerek, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın esas hakkındaki mütalaasını dün Anayasa Mahkemesi'ne sunduğunu ve bu mütalaanın akşam saatlerinde de AK Parti'ye ulaştığını kaydetti.


Erdoğan, ''Tabii ki Türkiye'de de vatandaşlarımızın bu noktada sıkıntısı var. Bir an önce neticelenmesi lazım ki AK Parti'ye gönül vermiş insanların bu beklentileri de flu olmaktan çıkıp netleşsin. Çünkü önümüzde bir Mart 2009 seçimleri var. İnanıyoruz ki demokrasimiz de hukuk sistemimiz de bu süreçten daha güçlenerek çıkmayı başaracaktır. Yolumuz açık, bahtımız açık olsun. Allah yar ve yardımcımız olsun''diye konuştu.

DİNLEME İDDİALARI
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Sayın Baykal, istesen de istemesen de, istediğin yere kaç, istediğin yere gir, biz sizi kovalayacağız'' dedi.
Erdoğan, CHP Genel Sekreteri Önder Sav'ın yasa dışı dinlenildiği yönündeki iddialara ilişkin gelişmelerle ilgili olarak da, ''yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Ne oldu? Yatsıya bile çıkmadan hakikat rüzgarı mumlarını söndürdü. Şimdi yalancı çobanlar vardır ya onların durumuna düştüler'' diye konuştu.

VALİ SERİNDAĞ'A HENÜZ SORUŞTURMA YOK
Öte yandan, toplantıya katılan İçişleri Bakanı Beşir Atalay, basın mensuplarının bir sorusu üzerine Eski Bolu Valisi Ali Serindağ hakkında henüz soruşturma başlatmadıklarını açıkladı.

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mayıs
30
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

 medya ekonomistlerin bankacıların büyük yalanı buyrun

 

  günlük alışverişler BANKAMATİK KART İLE DE YAPILABİLİR.

 

   PEKİ NEDEN KREDİ İLLÂ DAYATILDI. !!!

 

  BANKAMATİK VE KREDİ KARTI FARKINI VE İŞLEVİNİ NEDEN ONCA

    PARALAR DÖKTÜKLERİ REKLAMLARDA ANLATMIYORLAR.!!!

 

   CHİPPARA'NIN YAN ETKİSİ 

 

  )))))

 hadi  alışverişee
 

 

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mayıs
30
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

  Ayşe Hür

Taşnak arşivini bırak, Osmanlı arşivine bak

 

Geçtiğimiz günlerde Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu

"Taşnak arşivlerinin açılması için 20 milyon dolar para teklif ettim. Bu parayla arşivdeki belgeler rahatlıkla tasnif edilebilir, ama buna kimse

yanaşmadı" dedi. Teklifin yakışıksızlığı ve taraflar arasında böyle bir konuşma geçip geçmediği konusu bir yana (yazı matbaaya gittikten sonra

Boston’daki Taşnak Arşivi’nden arşivlerin açık olduğu ve Halaçoğlu ile aralarında böyle bir konuşma geçmediğine dair tekzip geldi), Halaçoğlu’nun bu arşivlerde ne bulmayı umduğunu bilmiyoruz.

 

Ancak yıllardır resmi tezi radikal biçimde sorgulayan Taner Akçam, tehcir konusundaki en savunmacı pozisyonda olduğu bilinen Osmanlı Arşivlerinde bile hala ‘Türk resmi tezi’ni çürütmeye yetecek sayıda ve nitelikte belgenin bulunduğunu iddia ediyor.

 

Nitekim bu tezini İletişim Yayınları’ndan 2008 yılında çıkan kısa adıyla ‘Ermeni Meselesi Hallolunmuştur’ adlı kitabıyla ispat etmeye koyuldu.

RESMÎ TARİH . Bu kitapta aşağıda bir özetini sunduğumuz arşivlere ilişkin bilgiler ve Yusuf Halaçoğlu’nun Ermeni Tehciri ve Gerçekler, 1914-1918 (Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2001) kitabında dile getirdiği bazı iddialara yönelik eleştiriler de var. Halaçoğlu henüz ne bu iddialara, ne de bu kitabın bütününe ilişkin bir yorumda bulunmadı. Hâlbuki, ağırlıklı olarak Osmanlı arşivlerine dayanarak hazırlanmış kitabın iddialarını Boston’daki Taşnak arşivinde bulmayı hayal ettiği belgelerle çürütmesi pek kolay görünmüyor. Halaçoğlu’nun resmi tezi savunmak için yaptığı bu sansasyonel atak eğer dikkatleri Akçam’ın kitabından uzaklaştırmayı hedeflemiyorsa, topu taca atarak, iç kamuoyunu bir süre daha oyalamayı hedefliyor. Peki, bu konuda gerçek durum nedir?

Önce olumlu olaylardan bahsedelim. Ermeni Tehciri konusunda çalışmak isteyen biri için çok önemli bir kaynak olan Başbakanlık Osmanlı Arşivi eskiden kataloglama işlemlerinin tamamlanmamış olması gibi teknik nedenlerle ya da hükümet politikaları nedeniyle araştırmacılar tarafından özgürce kullanılamıyordu. Bir zamanlar arşivde çalışan akademisyenlerin sorguya çekilmesi, belge verilmemesi ve hatta arşivden atılmaları gibi birçok tatsız olay yaşandı. (Bir örnek olarak bakınız; Ara Sarafyan, "The Ottoman Archives Debate and the Armenian Genocide", http://www.gomidas.org/forum/archives.pdf ) Fakat özellikle son yıllarda Arşiv'de ciddi değişiklikler oldu. Hem yeni kataloglar araştırmacıların hizmetine sunuldu hem de araştırmacıların hakaret ve tehditlere muhatap olması son buldu.

ŞİFRE KALEMİ BELGELERİ . Başbakanlık Arşivi’nin içerdiği belgelere gelirsek; Ermeni Tehciri konusunda çalışmak isteyen biri için Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi belgeleri çok önemli bir kaynaktır. Bunlar esas olarak merkezden taşraya çekilen kısa telgraflardır. Vilâyetlerden bu telgraflara gelen cevaplar ise kısmen Emniyet Umum Müdürlüğü Birinci, İkinci ve Üçüncü Şube evrakı içinde dağınık olarak bulunur. Ancak bugün bu evrak arasında, doğrudan Ermeni sürgünleri ile ilgili evrak neredeyse yok gibidir. Bu evrakların nerede oldukları bilinmemektedir.

Yine aynı arşivde bulunan Hariciye Nezareti gibi başka dairelere ait belgelerden geniş bir seçme yapılmış ve internet ortamına konmuştur. http://www.devletarsivleri.gov.tr adresinden ulaşılabilecek bu belgelerin toplam sayısı 1.500'ün üzerindedir. Bunlar resmi tezi desteklemek amacıyla özel olarak seçilmiş belgeler olmakla birlikte, orijinal arşiv belgelerinin internet ortamına konulması son yıllarda arşivlerde yaşanan olumlu gelişmeleri göstermektedir.

MECLİS-İ MEBUSAN ZABITLARI. Bir başka önemli kaynak, 1918 Kasım-Aralık aylarında Ermeni tehcir ve öldürmeleri konusunda yoğun tartışmalara sahne olan Osmanlı Meclis-i Mebusan zabıtlarıdır. Bunlar,  TBMM tarafından transkripsiyonu yapılarak yayınlanmıştır. Aynı döneme ait bir başka kaynak Osmanlı Meclis-i Mebusanı tarafından, savaş yıllarında hükümet üyelerinin (savaş ve tehcir) suçlarını araştırmak amacıyla oluşturulan ve 5. Şube olarak bilinen komisyona ait tutanaklardır. Bu tutanaklar Necmettin Sahir (Sılan) Bey tarafından tutulmuş ve İstanbul Meclis-i Mebusan Matbaası tarafından 1334 (1919) tarihinde basılmıştır. Kitabın yeniden basımını, Osman Selim Kocahanoğlu, İttihat ve Terakki'nin Sorgulanması ve Yargılanması (İstanbul, Temel Yayınları) adıyla 1998 yılında yapmıştır.

Ancak yine Meclis tarafından Ermenilere yönelik tehcir ve katliam suçlarını kovuşturmak amacıyla, 24 Kasım 1918 tarihinde kurulan Tedkik-i Seyyiat Komisyonu’nun belgelerinin nerede olduğu bilinmemektedir. Bunların 1922 sonrasında, İstanbul'un Ankara Hükümetinin kontrolü altına girmiş olması nedeniyle İstanbul Örfi İdare (Sıkıyönetim) Kumandanlığı tarafından Ankara’da Genelkurmay Başkanlığı'na aktarılmış olması gerekir ancak belgelerin Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt ve Denetleme Başkanlığı (ATASE) arşivinde olup olmadığına dair herhangi bir bilgi veya açıklama bugüne kadar yapılmamıştır.  

TAKVİM-İ VEKAYİLER . Üçüncü grup önemli kaynak, dönemin resmi gazetesi Takvim-i Vekayi'de yayınlandıkları kadarıyla, 1919-21 yıllarında İstanbul Divan-ı Harb-i Örfi'de görülen İttihat ve Terakki merkez ve yerel yöneticileri aleyhine açılan davalara ilişkin belgelerdir. Bu gazetede toplam 63 davadan sadece 12’sine ait bazı belgeler  yayınlanmıştır. Bu davalardan İttihat ve Terakki Merkez Komite ve Teşkilat-ı Mahsusa sorumlularına karşı açılan dava ile dönemin Bakanlar Kurulu mensupları aleyhine açılan dava gerek iddianame gerekse sanık ifadeleri nedeniyle çok önemlidir. Önce ayrı davalar olarak başlayan sonra ortak bir kararla sonuçlanan 14 oturumluk bu yargılama sürecinin  duruşma tutanakları, iki iddianamesi ve ortak karar sureti tam metin olarak Takvim-i Vekayi'de yayınlanmıştır. İttihat ve Terakki’nin parti sekreterleri davasının toplam 13 oturumundan sadece ilk üç oturumu ve karar sureti yayınlanmıştır. Geriye kalan 10 davanın ise ya Yozgat ve Trabzon davalarında olduğu gibi sadece karar suretleri ya da Erzincan ve Bayburt davalarında olduğu gibi, kararların Padişahça onayları yayınlanmıştır. (Ancak gazetede yayınlanan davaların da, yayınlanmayan davaların da belgelerinin asılları ortada yoktur.)Takvim-i Vekayi'de yayınlanmış bu belge tutanakları, V. N. Dadrian ve Taner Akçam kitap haline getirilmiştir ve yakında Bilgi Üniversitesi Yayınları arasında yayınlanacaktır.

İSTANBUL BASINI . Dördüncü önemli kaynak grubu 1918-22 arası İstanbul basınıdır. Her ne kadar, resmi tarih yazımında ‘Mütareke Basını’ diye yaftalanarak nesnellikleri üzerinde ciddi bir kuşku bulutu yaratılmışsa da, dönemi biraz araştıranlar, Mondros Mütarekesi’ni izleyen yıllarda üzerindeki İttihatçı ve Saray baskısından kurtulan basının başta Ermenilere yönelik politikalar olmak üzere, savaş dönemi olayları hakkında son derece ayrıntılı bilgiler aktardıklarını görebilir. İstanbul, Erzincan ve Bayburt davalarının karar suretleri gibi, Takvim-i Vekayi’lerde bulunmayan birçok belge ile tehcire doğrundan katılmış veya şahit olmuş kişilerin mahkeme ifadeleri veya anıları basınında yer bulmuştur. Örneğin Halep Valisi Celal Bey'in anıları Vakit gazetesinin 10-13 Kânunievvel (Aralık) 1918 tarihli sayılarında üç bölüm halinde; III. Ordu Kumandanı Vehip Paşa'nın mahkeme ifadesi 31 Mart 1919 tarihli Vakit gazetesinde yayınlanmıştır. Tehcirde görev alan Çerkez Hasan Amca adlı görevlinin "Tehcirin İç Yüzü" adlı yazı dizisi, Alemdar gazetesinde 19 Haziran 1919'da başlamış ancak 28 Haziran 1919'da yayınlanan 8. tefrikada arkası geleceği bildirilmesine rağmen kesilmiştir.

KUDÜS ARŞİVİ . Bir diğer önemli kaynak Kudüs Patrikhane Arşivi’dir. Bu arşivin özelliği, yukarıda sözünü ettiğimiz Tedkik-i Seyyiat Komisyonu’nun bugün kayıp olan bazı belgelerinin kopyalarını ihtiva etmesidir. Bu kopyalar, o yıllarda Divan-ı Harb-i Örfilerde çalışan bazı Ermeni memurlar tarafından mahkeme dosyalarından gizlice elle kopyalanmıştır. Ancak arşiv araştırmacılara açık değildir. Bu arşivin araştırmacılara kapalı tutulması son derece yanlıştır.

TAŞNAK ARŞİVİ . Halaçoğlu’nun 20 milyon dolarlık şovunun konusu olan Boston’daki Taşnak arşivi ise, Türk tarafına göre kapalı, Ermeni tarafına göre açık. Gerçek durumu ancak bu arşivlerde çalışmak üzere eyleme geçen araştırmacılar söyleyebilir. Velev ki Yusuf Halaçoğlu’nun dediği gibi kapalı olsun, bu arşiv ‘sosyalist-milliyetçi’ bir çizgide faaliyet gösteren Taşnaklar’ın o günlerde siyasi tartışmalarını anlatması açısından muhtemelen ilginç bilgiler içerir, ancak bu arşivlerden elde edilecek en uç noktadaki bulgular bile Taşnaklar’la hiç bir ilişkisi olmayan yüz binlerce insanın Türk milliyetçiliğinin kurbanı olmasını haklı çıkarmayacağı için Halaçoğlu’nun 20 milyon dolarına yazıktır.  

ANDONYAN BELGELERİ . Önemli bir belge grubu da, 1914’teki seferberlik sırasında orduda mektup ve yazışmaları okuyan memur olarak görevli Aram Andonyan adlı bir Ermeni’nin tehcirden sağ çıkan Ermeni erkeklerin, kadınların ve çocukların şahitlikleri ile Halep’teki tehcir komitesinin genel sekreteri Naim Bey adındaki bir Türk yetkiliden aldığı, Naim Bey’in görevi sırasında edindiğini söylediği çok sayıda belge, telgraf ve kararnamenin de içinde bulunduğu anılarından oluşan The Memoirs of Naim Bey: Turkish Official Documents Relating to the Deportations and Massacres of Armenians adlı kitaptır. 1920’de Ermenice, 1965’te ise Fransızca ve İngilizce olarak basılan kitaptaki belgelerin asılları henüz bulunmadığı için, resmi tarihçiler bu kaynağı dikkate almama eğilimindedir. Halbuki, bu anı kitabı ile bazı arşiv belgeleri uyum içindedir.

Elbette başlı başına bir yazı konusu olmayı hak eden İngiliz, Amerikan, Alman, Fransız, Avusturya ve Rus arşivleri ile, o yıllarda Osmanlı ülkesinde bulunan misyonerler, gazeteciler, araştırmacılar, yardım kuruluşu mensupları ve bir dizi başka aktörün derlediği belge ve bilgiler de var. Üstelik bu kaynakların tümünden yararlanılarak oluşturulmuş binlerce kitap var. Kapalı tüm arşivlerin açılması elbette önemli ancak kamuoyunda, ‘Taşnak arşivleri açılmazsa gerçek ortaya çıkmaz’ havası yaratmak, en hafifinden etik değil.

Bazı Osmanlı Belgeleri Neden Ortada Yok?

Yerli ve yabancı arşiv belgeleri, mahkeme tutanakları, basında çıkan haberler, günlük ve hatıralar birlikte değerlendirildiğinde tehcir sırasında veya sonrasında bir çok belgenin bizzat zanlılar tarafından çalınmış ya da imha edilmiş olduğu anlaşılır. Bunların başında Teşkilat-ı Mahsusa'ya ait evraklar gelir. İkinci grup evrak, İttihat ve Terakki Merkez Komitesi'ne ait olanlardır. İstanbul’daki yargılamaların değişik oturumlarında, sanıklardan Midhat Şükrü (Bleda), ‘Küçük’ Talat (Muşkara) ve Ziya Gökalp verdikleri ifadelerde, bu evrakların Merkez Komite üyesi Doktor Nazım tarafından alındığını söylemişlerdir. (Takvim-i Vekayi, no. 3543, 8 Mayıs 1919)

EMVAL-İ METRUKE DEFTERLERİ . Üçüncü kayıp belge grubu Dahiliye Nezaretine ait bazı evraklardır. Örneğin, 30 Mayıs 1915 tarihli Meclis-i Vükela mazbatası ve 10 Haziran 1915 tarihli talimatnameyle oluşturulan tehcir edilen Ermenilerin mallarını takip için kurulan Emval-i Metruke (Terkedilmiş Mallar) Komisyonları’nın defterleri ortada yoktur. Şevket Süreyya Aydemir anılarında Talat Paşa'nın, yurt dışına kaçmadan önce "evvela bir bavul evrakla, Arnavutköy kıyı¬sında (…) bir yalıdaki dostuna" gittiğini; "bu evrakın yalının alt katındaki ocakta yakıldığını” duyduğunu söyler. (Makedonya'dan Ortaasya'ya Enver Paşa, Cilt III, 1914-1922, Remzi Kitabevi, 1978, s. 468.)

ÇALINAN ASKERÎ BELGELER . Sadece yerli aktörler değil yabancılar da belge çalmıştır. Harp döneminde, Osmanlı Genelkurmay Başkanlığı görevinde bulunan Hans F. L. Von Seeckt, Almanya'ya dönerken, Osmanlı Genelkurmayına ilişkin önemli belgeleri beraberinde götürmüştür. Sadrazam İzzet Paşa 6 Kasım 1918'de yazdığı bir mektupla hem durumu protesto etmiş hem de belgelerle birlikte, Talat, Enver ve Cemal başta olmak üzere Almanya'da bulunanların iadesini istemiştir. Berlin belgeleri geri gönderme sözü vermiş ama hiçbir zaman yerine getirmemiştir. Hans von Seeckt, görevi sırasında, resmi emirleri, gizli kararların ve geçersizliğini gösteren imaların takip etmesinin bir kural olduğunu anlatır. (Aktaran V. N. Dadrian, Documentation of the Armenian Genocide in German and Austrian Sources, Yay. Haz. Israel Charny, New Brunswick: Transaction Publishers, s. 109-110)

ENVER VE TALAT’IN TELGRAFHANELERİ . Yüzbaşı Selahattin anılarında Enver’in, resmi kanallardan Almanların gönlünü hoş tutmak için çektiği resmi telgrafları, daha sonra kendi evinde bulundurduğu ‘telgrafhaneden’ çektiği telle iptal ettiğini aktarır. (İlhan Selçuk, Yüzbaşı Selehattin´in Romanı, Cilt 1, Remzi Kitabevi 1993, s. 292.) Tehciri yönlendiren beyin olan Talat’ın eski bir telgrafçı olarak evine özel bir hat kurduğunu ve haberleşmesini buradan yaptığını İTC Merkez Komitesi üyesi ve Hariciye Nazırı Halil Menteşe’nin anılarından öğreniriz. (Osmanlı Mebusan Meclisi Reisi Halil Menteşe’nin Anıları, Yay. Haz. İsmail Arar, Hürriyet Yayınları, s. 216)

YAKILAN BELGELER . Başbakanlık Arşivi Dahiliye Nezareti kayıtları arasında bile "okunduktan sonra yakılması" istenen resmi devlet evrakına ilişkin kayıtlar mevcuttur. Örneğin, 22 Haziran 1915 tarihli, Talat Paşa imzasıyla Emniyet Umum Müdürlüğü tarafından bazı vali ve mutasarrıflara, isim verilerek çekilen şifreli bir telgrafta, sevk edilen kafileler içinde din değiştirenlere nasıl davranılması gerektiği bildirildikten sonra şunlar söylenir: "...ve bu tebligatımızın icab edenlere hususi surette tefhimi [bildirilmesi] ile işbu telgrafname kopyesinin telgrafhaneden ahz ettirilerek imhası [alınarak yok edilmesi]" (BOA/DH.ŞFR., nr. 54/100) Bir başka örnek, "bizzat hal olunacaktır" özel notu ile 23 Haziran 1915'te Musul ve Deyr-i Zor'a yollanan bir telgraftır. Telgrafta Ermenilerin yerleştirilmesi meselesine ilişkin son derece önemli bazı direktifler verilen telgraf şöyle biter: "işbu şifrenin lâzım gelenlere irâesinden sonra imhâsı tamimen tebliğ olunur." (BOA/DH.ŞFR. nr., 54/41)

Belge yakma eylemi, yenilgi sonrası, mütareke döneminde de devam etmiştir. Talat Paşa kabinesinin istifa etmesi üzerine, 14 Ekim 1918'de kabineyi kuran Ahmet İzzet Paşa Harbiye Nazırlığını da üstlenmiştir. Teşkilat-ı Mahsusa’nın son başkanı Hüsamettin Ertürk’ün hatıralarına bakılırsa Paşa'nın yaptığı ilk işlerden birisi, "Teşkilat-ı Mahsusa Müdürlüğüne hemen çalışmalarını durdurması, arşivlerini yoketmesi (…) talimatını" vermektir.(Aktaran, Bilge Criss, İşgal Altında İstanbul, İletişim, 1983, s. 147)

POSTADA İMHA . Belgelerin imhası savaşın yenilgi ile sonuçlanacağının anlaşılması üzerine devam etmiştir. İstanbul'daki Divan-ı Harb-i Örfi yargılamalarında, 1914-1918 dönemi Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında açılan davanın 3 Haziran 1919 tarihli oturumunda, eski Posta Bakanı Hüseyin Haşim, Harbiye Nezareti'ne ait belgelerin yakıldığı bilgisini verir. Bunun üzerine konu ile ilgili görülen Çatalca Posta ve Telgraf Müdür Vekil-i Sabıkı Osman Nuri Efendi hakkında evrak yakma suçu nedeniyle dava açılır. Dava 4 Ağustos 1919'da başlar. Sanık ifadesinde, "verilen emir üzerine bazı evrakı yaktım. Amirlerim kendi mesuliyyetleri tahtında olarak falan seneden falan seneye kadar olan evrakı yak dediler, yaktım" der. Davanın sonucu belli değildir. (Alemdar, 5, 6 Ağustos 1919)

Refik Halid Karay mütareke döneminde Posta Telgraf Genel Müdürlüğü yapmıştır. Bu döneme ait anılarını 1948 yılında Aydede dergisinde yayınlarken, P.T.T.'de (Posta Telgraf Telefon İdaresi) uzun yıllar hizmette bulunmuş H. Sadık Durakan adlı bir memurdan, oldukça uzun bir mektup alır. Refik Halid, daha sonra anılarını topladığı kitapta bu mektubu aynen yayınlar. Buna göre, söz konusu memur, Mütareke döneminde PTT merkezlerindeki devlet muhabere evrakının düşman eline geçmesini önlemek maksadıyla Mehmet Emin Bey tarafından bütün merkezlere, mevcut resmi evrakın, telgraf kopya ve asıllarının tamamen imhası için emir gönderdiği anlatmaktadır. (Minelbab İlelmihrab, Mütareke Devri Anıları, İnkılap Kitabevi, 1992, s. 271-2.)

KİŞİSEL İMHALAR . Önemli bir İttihatçı olan, kaymakamlık, valilik gibi çeşitli idari görevler yanı sıra son İttihat ve Terakki kabinesinde Nafia Bakanı olarak da görev yapan, Adana'daki tehcir olaylarına katıldığı için tutuklanarak Malta'ya sürülen Ali Münif "İtilafçıların teşvikiyle bir taraftan harb suçluları, diğer taraftan kalburüstü İttihatçılar tevkif ve muhakeme ediliyordu (…) evimin aranacağı haberini verdiler. Mühim bir şey bırakmadığımı zannederken, evimiz baskına uğradı ve buldukları bazı muhabere evrakı yüzünden tevkif edil(dim) (…) Suç olarak hakkımda isnad edilen mevzu, Ermeni muhaceratıyla ilgili olarak, bu işi tahrik edişim gösteriliyordu (…) bir bavulun cep kısmında (…) Adana'dan Dahiliye nazırına keşide eylediğim telgraf müsveddeleri ele geçmişti (…) Esasen daha mühim evrakı zamanında imha ettiğim halde, bunu bavulun küçük cebinde unutmuştum (…) İmhasını unuttuğum bu vesika aleyhimde şuç delili olarak kullanılıyordu." (Taha Toros, Ali Münif Bey'in Hatıraları, İSİS, 1996, s. 96-7.)

Milli Mücadele yıllarında Adalet Bakanı olarak görev yapan Ahmet Rıfat Çalıka anılarında şöyle der: "Savcı bir gün Vilâyete şifreli bir telgraf geldiğini, Kayseri'ye karma bir komisyon gelerek tehcir işini inceleyeceğini, şüpheli görülenler hakkında soruşturma ve kovuşturma yapacağını, evleri arayacağını... bana bildirdi. Okul arkadaşımla birlikte eve geldik, belge ve anılarımı yaktım." (Ahmet Rifat Çalika'nın Anıları, Hurşit Çalıka'nın özel yayını, 1992, s. 7, 15-6).

İNGİLİZ ARŞİVİNDEN . 24 Ocak 1919 tarihinde, İngilizler, Dahiliye Nezareti’nden Antep vilayetine çekilen bir telgraf örneğini ele geçirirler. Telgrafta, seferberlikten bu yana, bölgeye yollanmış resmi telgrafların orijinal örneklerinin imha edilmesi istenmektedir. (FO371/4174/15450: folio 182) 17 Haziran 1919 tarihinde, dönemin Dışişleri Bakanı Safa Bey, İngiliz Yüksek Komiserliği nezdinde, olayı protesto ederken, Diyarbakır Telgraf idaresinin kaza ve nahiyelere, 1914-1918 arasında aldıkları belgelerin orjinallerinin imha edilmesi konusunda bir tamim yolladığını kabul etmiştir. (FO371/4174/15450: folio 182) Şimdi Yusuf Halaçoğlu’na soralım: Acaba bu belgelerde neler vardı da imha edilmeleri gerekti?


Taner Akçam’ın Yusuf Halaçoğlu’na eleştirileri

Sorun sadece belgelerin yokluğunda değil. Mevcut belgelerin dürüstçe kullanımında da sorunlar var. Buna ilişkin bir örnek resmi Türk tezini savunmak amacıyla tehcir edilen Ermenilerden kalan malların bedellerinin Emval-i Metruke komisyonları tarafından sahiplerine gönderildiğine ilişkin iddialardır. Bu iddia Yusuf Halaçoğlu tarafından Ermeni Tehciri ve Gerçekler kitabında (s. 69) da tekrarlanıyor. Taner Akçam son kitabında buna ilişkin şunları söylüyor:  “Resmi Türk tezini savunmak amacıyla kaleme alınmış bir çalışmada, ‘satılan malların bedelleri Emval-i Metruke komisyonları tarafından sahiplerine gönderilmiştir. Nitekim iskân mahallerine varan muhacirler, kendilerine aktarılan bu paralarla işlerini kurmuşlar ve bölgeye uyum sağlamışlardır", iddiası ileri sürülür. (Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri ve Gerçekler, s. 69.) (…) bu tezi ileri süren kişi 1989-1992 yılları arasında Başbakanlık Osmanlı Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü yapmış ve 1993 yılından beri de Türk Tarih Kurumu başkanıdır. Yazar, iddiasına kanıt olarak da üç adet Osmanlı belgesi sunmaktadır. İlginç olan şudur ki, iddaya kanıt olarak gösterilen bu telgrafların hiçbirisinin içeriği açıklanmamış, belgelerden herhangi bir alıntı yapılmamıştır. Aslında yapsaydı görülecek olan şu idi: Bu üç telgraf da tek bir olaya ilişkindir ve konunun muhatabı olan 3 ayrı yere aynı gün çekilmiştir. Üstelik telgrafların, Ermenilerin bıraktıkları malların satışından elde edilen gelirlerin, kendilerine iade edilmesi sorunu ile hiçbir alakası yoktur.

(…) Görüldüğü gibi, telgraflar sadece Eskişehir'den Ermeni mallarının satışından elde edilen bir miktar paranın, tehcir sırasındaki Hükümet masraflarının karşılanması ile ilgili olarak Halep'e yollanmasına ilişkindir. Osmanlı arşivlerinde genel müdürlük yapan, arşivdeki her kayda ve her belgeye, her an ulaşma şansı olan bir kişinin Ermenilere gittikleri yerde, geride bıraktıkları malların karşılıklarının kendilerine verildiğine ilişkin tek bir belge bulamamış olması ve konuyla alakası olmayan bazı belgeleri kasıtlı olarak çarpıtarak kullanması bile tek başına birçok şeyi anlatmaya yeter.”

1397 KİŞİ YALANI . Taner Akçam söz konusu kitabında, tehcirin Ermenilerin imhası amacına yönelik olmadığını iddia etmek için sıkça kullanılan bir argümanı da sorgulamış. İlk kez Kamuran Gürün’ün Ermeni Dosyası adlı kitabında (s. 8 dile getirdiği, ardından Yusuf Halaçoğlu’nun Ermeni Tehciri ve Gerçekler kitabında (s. 62’de 205 no’lu dipnot) tekrarladığı iddiaya göre ‘tehcir sırasında bazı memurların suiistimalleri olmuştur ama özel soruşturma kurulu oluşturularak suçlu bulunanlar örfi idare mahkemelerine sevkedilmiş, 1397 kişi hakkında soruşturma açılmış ve bunların büyük bir kısmı, idam da dahil olmak üzere, çeşitli cezalara çarptırılmıştır.’

Şimdi tekrar Taner Akçam’ı okuyalım: “Halaçoğlu'nun ‘ağır cezalara çarptırılma’ya kanıt olarak gösterdiği 12 belgenin tek tek içeriklerine baktığımızda, bu belgelerin hiçbirisinin Ermenilere yönelik suç işleyen memurların yargılanmaları ve ceza almaları ile ilgili olmadıkları görülür. Belgeler, Ermenilerin geride bıraktıkları mallara yönelik, yağma, hırsızlık, rüşvet ve zimmete mal geçirme gibi suçlarla ilgilidir ve çoğu da zaten yargılama sorunu ile alakalı değildir. (…) Yukarıdaki belgeleri "Divan-ı Harp'te yargılanma" ve "ağır cezalara çarptırılma" örnekleri olarak sunan Halaçoğlu, yaptığı çarpıtmalarda bununla da yetinmemekte ve Ermenilere karşı faaliyetleri nedeniyle övülen devlet memurları hakkındaki belgeleri bile iddiasına kanıt olarak sunmaktan çekinmemektedir. Örneğin bir belge, Cemal Paşa tarafından görevden alınmış bir kaymakamın Talat Paşa tarafından övülerek yeniden göreve iade edilmesiyle ilgilidir. (…) Bu belgenin, Ermenilere karşı suç işleyen devlet memurlarının "idam da dahil değişik hapis cezalarına çarptırılmasının" örneği olarak sunulması bilim adına bir ayıp, bir cinayet telakki edilmelidir.”  

25.05.2008

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mayıs
30
    
okuryazarhay | 30 Mayıs 2008 15:25 | 0 fav | etiket:  
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

  Amberin Zaman

Ankara havası ANKARA


Biz de son günlerin modasına uyup, yargı muhtıraları, telekulak skandalları ile çalkalanan Ankara’ya gidip ne olup bittiğini anlayalım dedik. Batılı diplomatlar, siyasetçiler ve farklı kesimlerden insanlarla görüştük. AKP kapatılır mı? Eğer kapatılırsa ne olur? Batı nasıl tepki vermeli? Aldığımız cevaplar çoğunlukla kötümserdi. Başörtüsü davasının raportörünün davayı ret etme eğilimine bir tür yalancı bahar gözüyle bakılıyor. Benzer yorumlar birçok gazetede yayımlanmış olsa dahi yine de sizinle paylaşmak istedik. Hem tüm bu kargaşanın arasında ışıldayan umut sinyalleri de yok değil.


AKP kapatılır mı sorusuna, görüştüğüm kişilerin çoğu “mutlaka” cevabını verdi. Batılı diplomatlar arasındaki hâkim kanı AKP’yi saf dışı bırakmak isteyen güçler bu işi “ölümüne bir savaş” olarak görüyor ve işi “yarım bırakmayacakları” yönünde. Hatta aralarında daha da pesimist olanları “Partiyi kapatmakla kalmayacaklar, daha da ileri gidecekler,” diyor. Hatta darbe sözcüğünü de çekinmeden kullanabilenler de var ancak bunun ne şekil alabileceğini de bir türlü izah edemiyorlar. “Biz, merkeze analizlerimizi yollarken hiç bu kadar zorlanmamıştık,” diye yakınıyor bir üst düzey AB diplomatı. “En kritik süreç, olası kapatmadan sonra AKP’den kopuşlar olup olmayacağı” diyorlar. Eğer olursa AKP’nin tasfiyesini isteyenler tatmin olurlar mı peki? “Hayır,” diyor bir tanesi. “İşi sansa bırakmazlar, farz edelim ki AKP yerli yerinde duruyor ve yeni bir çatı altında toplanıyor, bütün çabaları boşuna gitmiş olacak.” Peki sonra? Mantığa yatan hiç bir cevap yok. Ancak yine bir Batılı diplomatın belirttiği gibi yaşanan sürecin hiç bir yanı mantığa sığmıyor ki. Memleket çıldırmış.


Tüm bu apokalips [kıyamet, mahşer] manzaraları arasında Anayasa Mahkemesi üyelerinden birinin bazı yabancı büyükelçilere sarf ettiği kritik sözler bir umut oluşturmuş vaziyette. Bize bizzat büyükelçilerden birinin aktardığına göre anılan Anayasa Mahkemesi üyesi ısrarla “İlle AKP kapatılacak diye bir şey yok, hazine yardımı kesilir, olur biter,” demiş. Böylece AKP ciddi şekilde uyarılmış olur, her şey normale döner türünden bir senaryo. “Kapatmanın ekonomide yaratacağı tahribatı kimse göze alamaz,” diyor bu sonucun olasılığına gönül bağlamış büyükelçi.


Batı’nın tepkisine gelince; görüştüğüm AB’li diplomatlar AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri, Olli Rehn’in verdiği ilk demeçlerin fazlası ile AKP’ye angaje bir imaj yansıttığını düşünüyorlar. “İtirazlarımız demokrasinin, AB kriterlerinin temel prensipleri üzerinden yapılmalı, bir partiyi savunmak şeklinde değil,” diyor birisi. Aynı diplomat, partinin kapatılması durumunda dahi AB müzakerelerinin dondurulmasını yanlış buluyor. “AKP’nin yerine gelecek (çatı partisinin oluşturacağı iktidardan söz ediyor) hükümeti zor durumda bırakmış oluruz, elini zayıflatmış oluruz,” diye tamamlıyor sözlerini. Bir diğer AB’li yetkili ise, “Son iki yıldır 301 başta olmak üzere reformları niye askıya aldınız” diye sorduğumuzda “AKP’liler hep ‘ortam müsait değil, düşmanlarımız üstümüze gelir” bahaneleri ile savuşturuyorlardı bizi. Şimdi düşmanlarının en çok üstlerine geldiği noktada nasıl oluyor da reformlara yeniden sarılıyorlar, hiç samimi gelmiyor bize, AKP bizi kendi oyunları içine çekemez,” diyor. Özetle AKP’yi de eleştiren çok ama yerine konacak birilerini de görmüyorlar.


Amerikan yönetimine gelince: Edindiğimiz izlenim, davayı beyanları ile kınamaktansa işi “doğal” seyrine bırakma eğilimi ağır basıyor. “Fazla eleştirirsek bu sefer AKP’yi kolladığımız savları güçlenecek bu da en fazla AKP’yi yıpratır,” diyorlar. Türkiye demokrasisine, AKP hükümeti üzerinden sözlerden ziyade hareketleri ile arka çıkmayı yeğliyorlar.
Daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi özellikle ABD dışişlerinde, olup bitene ibretle bakılıyor. ABD’nin aralık ayına doğru gelmesi neredeyse kesin gözüyle bakılan asker kökenli, Vietnam savaşında yer almış, yeni büyükelçisi, Jim Jeffrey’in, bu bakış açısını etkileyip etkilemeyeceğini o zamanki şartlar belirleyecektir mutlaka


Ne var ki AB’den farklı olarak ABD’nin Türkiye’yle olan ilişkileri halen ağırlıklı olarak stratejik ve askerî nitelikte. Dolayısıyla iktidarda kim olursa olsun ABD Türkiye ile ipleri koparma lüksüne sahip değil. Ancak yine bir ABD’li kaynağımızın ifade ettiği gibi ABD’nin TSK’ya ilettiği gayri resmî mesajı özetle şöyle “gerçekçi olun, artık darbe yapma günleri geride kaldı.” Bizce de...

30.05.2008

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mayıs
30
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

  Alper Görmüş

“Susma hakkını kullanan” hukukçulardan özür

Taraf’ın “Yargıtay bildirisi”ni izleyen günlerdeki tavrı, gazetemizin başlangıçtan bu yana ortaya koyduğu çizgiyle uyumluydu, gayet netti ve sanırım Taraf okurlarının tam beklediği türdendi.


Fakat bir nokta var ki, güzel bir yemeğin ortasında beliriveren bir saç teli misali, bu güzel gazeteciliğin tadını kaçırıverdi.


22 mayıs tarihli Taraf’taki, “Bildiri yargıya müdahaledir” başlıklı haberi kast ediyorum. Gazetenin, “Yargı darbesi”nin bir devamı olarak gördüğü bildiriye birinci sayfadan verdiği güçlü tepkiye “politika” sayfasının bir katkısı niteliğindeki haberde, “Yargıtay bildirisine sert tepki gösteren” hukukçuların görüşleri aktarılıyordu. Haberin “Bazıları susma hakkını kullandı” ara başlığını izleyen bölümünde şöyle deniyordu:


“Taraf’ın Yargıtay Başkanlar Kurulu bildirisini değerlendirmelerini istediği bazı hukukçular ise sorulara yanıt vermedi. Yargıtay eski başkanı Sami Selçuk ve Prof. Dr. Ergun Özbudun, Prof. Dr. Levent Köker, emekli hâkim Ümit Kardaş, ‘bildirinin içeriğinden haberdar olmadıklarını’, Doç. Dr. Serap Yazıcı da uygun olmadığını belirterek açıklama yapmak istemedi.”


Şu isimlere bakın: Hepsi, ömürlerini siyasete bu türden müdahalelere karşı harcamış beş insan. Fakat bu defa, üzerinden henüz birkaç saat geçmiş bir bildiriyle ilgili “o anda” bir şey söyleyemeyeceklerini belirttiler diye gazetemizin sayfalarında alay konusu oluveriyorlar, minderden kaçan güreşçi muamelesi görüyorlar.


Bu büyük ayıp net bir özrü gerektirirdi kuşkusuz ama bugüne kadar bu gerçekleşmedi. Oysa olan bitenden herkesin derin bir teessür içinde olduğunu biliyorum. Anladığım kadarıyla o kargaşada bu yükümlülük yerine getirilemedi ve sonra da kaynadı gitti.


Arkadaşlarımın hissiyatını bildiğim için burada onlar adına (da) özür dileyebileceğimi, bundan onların da memnuniyet duyacağını hissediyorum.


Biraz geç olsa da beş değerli hukukçudan kendim ve gazetem adına özür diliyorum.

30.05.2008

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu