Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
cumhurreisi ayed hadis en birinci bila kayd u şard nufüs huviyet cuzdanıkagıt 50 kurus sabim 184 alolambadan vazo bırakın da çalışalım analar günü duelist filmiEMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi." O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı. 28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı. Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı . ' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır. 28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu. Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu. AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim. Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? " Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... " İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit... İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser. Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır. Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi... İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu. Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır. Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır. Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz... AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı. Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı... Misalleri çoğaltabiliriz. Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti. Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek. Yapmazsa, boğarlarezberbozan okuryazarTRT LOGO ginseng çicek Glitter Photos
karar millendirlee young ae duelist filmFree Image Hosting - Photolava.com Free Image Hosting - Photolava.compeygamberimizin doğduğu evsalıncakta ata sosyalguvenligi tam turkeyTRT LOGOsirinler Srebrenica_Inferno.mp3 BİR (  1  )    İHRACAAT DOLARINDAN
SAĞLANAN TOPLAM GELİR
Nisan 2008 tarihli yazilar (sayfa 9)Nisan 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar
 
Nis
28
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

 

Aşırı laikler demokrasinin içini boşaltmak istiyor

Aşırı laikler demokrasinin içini boşaltmak istiyor
Kapatılma davasıyla karşı karşıya kalan AKP'ye yöneltilen suçlamalar doğru değil. Parti ne cumhuriyet rejimine ne de Anayasa'ya düşman oldu. Güçlerini geri kazanmak isteyen laikler, demokrasinin içini boşaltma peşinde

28/04/2008 (519 kişi okudu)

 

ABDULLAH ALİ ULYAN 

AKP'nin son seçimlerdeki büyük yükselişi ve Abdullah Gül'ün Türkiye cumhurbaşkanlığını teslim alma başarısı sonrası, Türkiye'deki köktenci laik güçler partiyi kuşatma altına alma, kapatma ve liderlerini siyasetten men etme talebiyle demokrasinin içini boşaltmak için harekete geçmeye başladı.
AKP'ye yönelik suçlamalar doğru değil. Zira AKP ne cumhuriyet rejimine ne de yürürlükteki anayasaya düşman oldu. Fakat laik köktenciler Türk seçmeni kendilerine oy vermeye ikna edemedi. AKP seçilince de çıldırdılar ve Anayasa Mahkemesi'ni, partinin demokratik meşruiyetine karşı laiklik karşıtlığı gerekçesiyle darbe yapmanın kılıfı olarak kullanmaya çalıştılar.
Gerçekten de, bazı laiklerin AKP'ye yönelik muhalefeti ve partinin yasaklanması talebi anayasaya açıkça aykırı. Türkiye'de bütün devlet kurumlarını bu anayasa yönetiyor. Peki bu ret niçin? Ordunun ve bazı laik çevrelerin, anayasaya bağlı sivil bir siyasi partiyi seçimler yoluyla siyasi tercihlerini sunma imkânından uzaklaştırma girişimi, yasal ve demokratik sayılır mı? Anayasal sistemle uyuşur mu?
Şu an Türkiye'de, halk desteği en geniş partiyle, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın elde ettiği büyük ekonomik ve siyasi başarı sonrası konumlarını ve desteklerini kaybeden bazı aşırı laik partiler arasında siyasi bir çekişme yaşanıyor.
Bu nedenle, Erdoğan başarılı olduğu zaman bazı laik siyasiler, uzaklaştırma, yasaklama veya ordu aracılığıyla tehdit yöntemine başvurdular. AKP'nin laik anayasayı ihlal etmemesine rağmen, bu ilkeler laik demokrasiye aykırı bir yöntemle siyasi kazanımlar elde etmenin aracı oldu. Oysa 'laiklik olmadan demokrasi olmaz' diyorlardı. Bu laikliği koruduklarını iddia edenler, laikliğin kurallarını ve kurulu sistemini ihlal ediyor.
Laiklik bir ıslah hareketi değil; kurulu düzenin dayattığını meşrulaştıran fırsatçı bir düşünceye daha yakın. Buna kanıtsa, Kemalist Türkiye'deki laikliğin Avrupa laikliğine benzememesi. ABD'deki laiklik de Rusya ve Doğu Avrupa'dakine benzemiyor; Britanya'daki laiklik Fransa'daki laiklikten farklı. Pek çok örnek var.

Hem AB hem de İslam âlemiyle ilişkileri bozar
Türk aydınlar ve akademisyenler, ülkede siyasi istikrarı sarsmaya çalışan bazı siyasilerin tavırlarından kurtulmalı, mevcut hükümetin elde ettiği büyük ekonomik ve siyasi başarıyı ortadan kaldırmamalı. Anayasa ve hukukun gölgesinde siyasi çalışma yapmasını istediği kimseyi özgür tercihiyle belirleme yetkisi Türk halkına bırakılmalı. Uzaklaştırma, baskı ve despotizm Türk siyasetine başarı getirmez. Ne zaman bir siyasi güç üzerindeki baskı artarsa, o siyasi gücün halk desteği ve gördüğü sempati de artar.
Orduya düşen de, kendisini siyasi çekişmeden ve bu çekişmenin dönüşümlerinden uzak tutması. Ayrıca köktenci laikliğin kapatma davasıyla attığı son adım, sadece AKP'ye değil, Türk demokrasisine de zarar verir; ülkeyi çalkantılı siyasi şartlara çekerken, bu partiyi destekleyen kalabalıkları da gerginliğe, infiale hatta belki karışıklığa sürükler. Böyle bir durum, Türkiye'nin gerek AB'yle gerekse de İslam dünyasıyla geleceğine büyük zarar verir. Acaba Türkiye'deki basiretli isimler, köktenci laikliğin yürürlükteki anayasa, demokrasi ve yasalara isyanını durdurmak için geri adım atar mı?


(Birleşik Arap Emirlikleri gazetesi Haliç, 25 Nisan 2008)

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Nis
28
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

 

PKK'yı asker değil siyaset yok eder

PKK'yı asker değil siyaset yok eder
Türkiye'deki Kürtlerin nefes aldığı kültürel, siyasi ve demokratik alanı genişletmek PKK'ya sınırın iki yanında da kepenk indirtir. Şu anki şartlar kimseyi zor duruma sokmayacak bir çözüm bulunabilmesine uygun olgunlukta. Bunun anahtarı da Ankara'yla Erbil'in doğrudan görüşmesi

28/04/2008 (1075 kişi okudu)

 

Hiwa Osman 

Türk ordusunun Irak Kürdistanı'na PKK'yı bölgeden söküp atmak için düzenlediği son harekât ve harekâtın sona eriş şekli, meseleye askeri çözüm bulunamayacağını gösterdi. Türkiye geçmişte, Iraklı Kürtler ve ABD'nin desteğiyle olsun veya olmasın, 25 benzer denemede bulundu ve hiçbiri işe yaramadı. Açık veya gizli ateşkesin söz konusu olabildiği pek az dönemdeyse bazı sonuçlar alındı. Fakat ateşkes pratik kazanımlara dönüştürülemedi veya müteakip adımlarla desteklenmedi.
Bu defa bir fırsat doğmakta ve heba edilmemeli. Irak Kürtleri PKK meselesinin, çok ihtiyaç duydukları Türkiye gibi bir komşuyla ilişkileri zedeleyen rahatsız edici bir faktör olduğuna giderek çok daha fazla ikna oluyor.

PKK harekâtla yok edilemez
Irak için Türkiye gerçekten de mühim. Kürdistan bölgesi için Türkiye dış dünyaya ulaşmayı sağlayan yegâne ülke. Amerikan birlikleri günün birinde gidecek; Türkiye'yse kalacak. Aynı şekilde günün birinde PKK varlığı sona erecek, fakat Iraklı Kürtler kalacak.
1990'ların başından beri Irak Kürtleri Türkiye'nin aşılmaması gereken kırmızı bir çizgisi olduğunu anlamış durumda. Artık ABD'nin, Süleymaniyeli bir Kürt'ün Türkiye'nin askeri harekâtından hemen önce New York Times'a söylediği gibi, 'iki eşli bir adama benzemediğini' de biliyorlar. Zira o sözün söylenmesinden sonra yaşanan gelişmeler ve ABD'nin işbirliğinin boyutu bunun yanlışlığını kanıtladı. ABD'nin iki müttefiki var: Uzun maziye sahip müttefiki Türk ve yeni yeni oluşmaya başlayanıysa Iraklı.
Iraklı Kürtler, Iraklı müttefikin bir parçası. Fakat PKK'ya karşı askeri bir harekât onlar için bir seçenek değil. Daha önceki PKK'yla çatışma tecrübesi, bunun böyle olduğunu açıkça ortaya koyuyor. 1990'ların ortasından bu yana PKK'ya yönelik ortak ve tek taraflı birçok operasyon düzenlendi. Sonuç acı hatıralardan ve çok sayıda can kaybından ibaret kaldı. Şimdi, birkaç bir kayıp verdikten sonra, Iraklı Kürtler aynı askeri ve siyasi hatayı tekrarlamak istemiyor.
Türkiye'nin son askeri harekâtının başarısızlığı ve apar topar çekilmesinden sonra yerel bir Peşmerge komutanı, "Bu kadar belleksiz olmalarına şaşırıyorum" diyor ve ekliyordu: "PKK'nın bulunduğu bölgenin ne kadar çetin olduğunu unutmuşlar. 25 kere daha deneyebilirler. Bu dağlarda bütün yakalayabilecekleri kekliklerden ibaret."
PKK, başa çıkılması imkânsız bir bölgede. Artık oraya Kürdistan'ın Tora Bora'sı deniyor. Kürtlerin PKK'yı buradan söküp atmak için yapacağı bir operasyon olsa olsa örgütü güçlendirir ve popülaritelerinin azaldığı, Türkiye'ye yönelik saldırıları sona erdirmeleri çağrılarının yükseldiği bir dönemde pek çok yandaş toplamalarına yol açar.
Bizzat PKK da bu ikilemden bir çıkış yol arıyor. Iraklı Kürt kamuoyunun, bölgedeki PKK varlığına giderek daha az hoşgörüyle baktığını hissediyorlar. Bu kez Irak Kürdistanı'nda tek bir PKK'ya destek gösterisi bile düzenlenmedi. Ayrıca örgüt, Türkiye'yi güç kullanarak değiştiremeyeceği gerçeğiyle yüzleşmeye başladı. Bu yüzden de taleplerini asgariye çekerek Türkiye Kürtlerine kültürel, demokratik ve siyasi haklar verilmesini ister hale geldi.
Türkiye'nin Kürt sorununa yönelik tutumu, PKK'nın askeri yollardan ortadan kaldırılmasını isteyen radikallerle, meseleye siyasi olarak yaklaşılmasını isteyen ılımlılar arasında gidip geliyor. Türkiye'deki Kürtlerin nefes aldığı kültürel, siyasi ve demokratik alanı genişletmek, PKK'ya sınırın iki tarafında da kepenk indirtecektir.
Irak Kürtleri bunun için bedel ödemek istemiyor. Ne de Türkiye'nin bu meselede yaşadığı iç bölünmede bir taraf olmak istiyor. Fakat yukarıda ifade edildiği türden siyasi bir adım atılması, Iraklı Kürtlerin de hayatlarını kolaylaştıracak. Sınırın her iki tarafındaki kamuoyunu, PKK'nın daha da dışlanması yönünde seferber edebilmesini mümkün kılacak. Türkiye'nin PKK sorununu bitirmenin en iyi yolunun siyasi bir eylem hattı olduğunu kabul etmesi için 25 harekât daha düzenlemesi gerekmiyor.

İpleri ele alma sırası ılımlılarda
Şu anki şartlar, hiçbir tarafı zor durumda bırakmayacak bir çözüm bulunabilmesine uygun olgunlukta. Bunun anahtarı da Ankara'yla Erbil arasında doğrudan görüşmeler başlatmak. ABD Başkan Yardımcısı Cheney'nin geçen ay Ankara ve Erbil'e düzenlediği ziyaretlerde Washington adına verdiği mesaj da buydu. Öncesinde Irak Devlet Başkanı Talabani'nin Ankara'ya yaptığı ziyaret buzları kıran ve Irak-Türkiye ilişkilerinde yeni bir dönemin katalizörü olan nitelikteydi.
Bugün bir çözüme her zamankinden çok ihtiyaç var. Durumun kızışıp kötüye gitmesi halinde kaybedecek çok şeyleri olduğunun bütün taraflar farkında. Bütün taraflarda radikaller ve ılımlılar var. Radikaller kendi haklarını kullandı ve başarısız oldu. Belki de artık ipleri eline alma sırası ılımlara gelmiştir.


(Lübnan'da İngilizce yayımlanan gazete, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani'nin eski medya danışmanı, 25 Nisan 2008)

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Nis
28
    
okuryazarhay | 28 Nisan 2008 13:23 | 0 fav | etiket:  
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

 

Yoksa margarin masum mu?

Yoksa margarin masum mu?
19. yy'da nüfusa besin yetiştirmek için geliştirilen, kalp-damar hastalıklarına yol açtığı belirlenince inişe geçen margarin, artık trans yağsız üretiliyor.
Sağlık reçetelerindeki ilk yasaklardan margarin aklanmaya çalışılıyor. Üreticiler imajı düzeltmek için çalışıyor. Türk Kardiyoloji Derneği: "Yeni teknolojiyle üretilen margarinin etkisi araştırmalı"

28/04/2008 (1009 kişi okudu)

 

HATİCE YAŞAR 

İSTANBUL - Sağlıklı olmaya dair öğrendiğimiz ilk kurallardan belki de en önemlisi margarini hayatımızdan uzak tutmak. Ancak son günlerde hem televizyonlarda dönen reklam, hem de margarin üreticilerinin bilgi bombardımanı kafalarda soru işareti uyandırıyor. Üreticilere göre, 'margarin sağlıklı' ve tüketilmesinde sakınca yok. Margarin hakkındaki olumsuz düşünceleri yıkmaya yönelik girişim, 'doğru bilinen yanlışları' gündeme getiriyor.

Kişi başı 2.2 kg margarin yiyoruz
31 üyesi bulunan ve 12 firma temsilcisinden oluşan Mutfak Ürünleri ve Margarin Sanayicileri Derneği'nin (MÜMSAD) margarini 'aklamaya' yönelik çalışmasıyla, "Margarin sağlıklıdır, çünkü; tamamen bitkisel yağlardan üretilir. Margarin kolesterol ve transyağ içermez. Margarin beslenme çeşitliliğine katkı sağlar. Margarin Omega 3, Omega 6 yağları içerir, A ve D vitaminleri bulunur. Margarin iyi bir enerji kaynağıdır" gibi görüşler dile getiriliyor.
Margarin, beslenmede 'olmazsa olmazlar' arasında gösterilirken, Türkiye'de kişi başına yılda ortalama 2,2 kg. margarin tüketildiği, bu miktarın İngiltere'de sekiz, Belçika'da 26, Singapur'da 45 kg. olduğunu belirtiliyor. "Margarini rahatlıkla kullanabilirsiniz" diyen MÜMSAD'a göre çocuklara sabahları margarin sürülmüş bir dilim ekmek yedirmek güne enerjik başlamalarına neden olur. MÜMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Metin Yurdagül, 2007 sonundan itibaren 'Trans Yağ yoktur' amblemi kullanmaya başladıklarını belirtiyor.

'Limiti geçmezseniz sorun yok'
Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tanju Besler, eskiden yüzde 35 civarında olan margarindeki trans yağ oranının yeni teknolojiyle neredeyse sıfırlandığını belirtiyor.
"Bu, önemli bir gelişme. Yeterli ve dengeli beslenmede margarin tüketmek yanlış değil. Kişi aktifse enerjinin yüzde 30'unu yağlardan karşılayabilir. Limiti geçmeden şeker ve tuz da alabilirsiniz" diyen Besler, "Margarin erimez, kanda dolaşır" görüşünün bilimsel verilere dayanmadığını söylüyor.
Besler'in diğer görüşleriyse şöyle: "Amerikan Kalp Cemiyeti'ne göre yağ tüketecekseniz, 'Bu margarin mi, tereyağı mı olmalı'nın yanıtı, yumuşak margarin. Sütte, ette, peynirde ve yoğurtta doğal olarak trans yağ var. Tereyağındaki trans yağ oranı yüzde beş. Kahvaltılık margarinle tereyağı arasında ciddi fark var. Pilav yapacak veya kahvaltıda ızgara ekmeğe margarin sürerseniz sorun yok. Türkiye'de üretilen margarinlerin yüzde 90'ında trans yağ yok. Tüketici 'Trans yağ yoktur' amblemini arasın."

'Etkileri görmek için beklemeli'
Türk Kardiyoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Oktay Ergene'ye göre meselenin iki yönü var: "Margarinler sıvı yağın katılaştırılmasıyla elde ediliyor. Bu katılaşma hidrojenasyon işlemiyle elde ediliyor ve hidrojenasyon sırasında trans yağ çıkıyor.
Bu yağ kalp-damar hastalıklarına yol açıyor. Son 10 yılda bu olumsuz etkiler nedeniyle margarin, trans yağı yüzde 1-2'lere indiren teknolojyle üretilmeye başlandı. Eski bildiğimiz etkileri o kadar ön planda değil. Ancak bunlar daha yeni kamuoyunun gündemine geliyor. Direk olarak kötülemek doğru olmasa da yeni teknolojiyle üretilen bu margarinlerin etkilerinin araştırılması gerekiyor. Bunun için beklemek lazım."

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Nis
28
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

   birde biz kopyalayabilsek 

 

Kopyacılıkta sınır tanımayan Çin, bu kez Rusları çıldırttı Rusya'nın yeni uçak modelini kopyalayıp piyasaya sürdü

 

Çin bu kez uçak kopyaladı
Çin bu kez uçak kopyaladı
28 Nisan 2008 Pazartesi 13:12
Kopyacılıkta sınır tanımayan Çin, bu kez Rusları çıldırttı. Rusya'nın yeni uçak modelini kopyalayıp piyasaya sürdü.
Dünyanın en büyük silah ticaretini yapan Çin ve Rusya arasından son dönemlerde, savaş teknolojisi hırsızlığı tartışmaları yaşanıyor. Fotoğraftaki Rus uçağının aynısını yapan Çin, Moskova'ya çileden çıkarttı.

Rus Pravda gazetesi yazarlarından Viladimir Anohin'in köşesinde kaleme aldığı bilgilere göre, iki ülke arasında yaşanan silah teknolojisi hırsızlığı, tahmin edilemeyecek boyutlara ulaşmış durumda.

Anohin'in iddiasına göre, Çin, Rusya'da üretilen savaş uçakları da dâhil sayısız savaş teknolojisini çalmış durumda. Resmi anlaşmalar gereği Rusya'dan normal yolla silah alabilen Çin, bununla yetinmeyerek farklı yöntemlere de başvuruyor.

Bu yöntemlerden biri savaş teknolojisine ait belgeleri çalmak, bir diğeri ise teknolojinin kendisini çalmak.

Rusya'nın en büyük silah alıcısı konumundaki Çin, ayrıca Ruya'dan aldığı numune silahları kopyalayarak, çoğaltmakla da suçlanıyor. İş gücünün en ucuz olduğu ülkelerin başında gelen Çin, Rusya'dan çaldığı numuneleri daha ucuza mal ediyor. Rusya Çin'in bu uygulamalarından dolayı, şu an için trilyon dolarlık zarara uğruyor.

Çin, en son yeni ürettiği J11B savaş uçağı dolayısıyla Rusya'dan uyarı yedi. Çin'in ürettiği J11B savaş uçağı, Rus Su-27SK savaş uçağından aynen kopyalanmış. Bu uçağı sözde Çin ile Rusya birlikte üreteceklerdi. Ancak, Çin projeleri ele geçirdikten sonra ortak üretimden vazgeçtiğini açıkladı. Sonra tek başına bu uçağın seri üretimine geçti.

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Nis
28
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

  28 Nisan 2008


 ahmethakan@hurriyet.com.tr

İslami kesim dediğimiz bu kesim, "sapık hafız", "tecavüzcü yazar", "üç karılı tüccar" haberleriyle daha çok darbe yiyecektir... 

 

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Nis
28
    
okuryazarhay | 28 Nisan 2008 13:09 | 0 fav | etiket:  
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 Türkiye'de iş yapan, reklam veren, olup bitenden haberdar

olmak isteyenler yatıp kalkıp dua etsin bu ülkede

SABAH var ve Doğan

Grubu'ndan bağımsız olarak var.

 

 

Ergun Babahan
ebabahan@sabah.com.tr



Medya terörü

Grubumuz son dönemde Doğan Medyası'nın düzenli saldırılarına hedef oluyor.


Aldıkları talimatla koşa koşa Petrol Ofisi brifingi alıp "vergi pompası"nı savunan, emir ve baskı sonucu, gazetecileri hapse götüren patron siparişi

kanunları dahi iki yıl boyunca eleştiremeyen yazarlar, çizerler, tetikçiler, bugün aldıkları talimatla SABAH'a saldırıyorlar.


SABAH'ın sahibinin kim olduğunun birincil önemi yok aslında. Dinç Bilgin'i sindirip SABAH'ı yutmak istedikleri, içeriden vurup batırmaya soyundukları

da oldu. Ciner döneminde de yaptılar bunu, TMSF döneminde de...


Onlar kamu denetimi yapmak değil, rakibi öldürmek istiyor.


Şükür ki, biz de bir medya grubuyuz ve kendimizi savunma olanağına sahibiz.


Yoksa rahmetli Erdal İnönü gibi, Türkiye'nin kocaman bir bankası gibi, geçmişin çok bakanı gibi, sektördeki rakipleri gibi, gazete bayileri, kimi reklam verenler gibi, bu medya terörüne teslim olup onların dümen suyuna girerdik.


Türkiye'de iş yapan, reklam veren, olup bitenden haberdar olmak isteyenler yatıp kalkıp dua etsin bu ülkede SABAH var ve Doğan

Grubu'ndan bağımsız olarak var.


Yoksa ellerinde şirket kalmazdı, hak kalmazdı, bilgi kalmazdı, ufuk kalmazdı, demokrasi ve cumhuriyet kalmazdı.


Milli Piyango da benim olsun, maç nakli de benim olsun, Petrol Ofisi de benim olsun, Hilton arazisinde gökdelen de benim olsun, tüm imarlar benim

olsun, Vatan da benim olsun diye doyup tükenmek bilmeyen bir hırs hepsini ayakları altına alır, karakter suikastıyla yerle bir ederdi.


Doğan Grubu'nun öfkesi buradan kaynaklanıyor.


Sonsuz hırslarının önünde SABAH'ın büyük bir engel olarak durduğunu görüyorlar.
Sabıka dosyalarının kalınlığının farkındalar.


Pijamayla başbakan karşılama dönemlerinin bitmesinin, bakan atayıp, telefonda karton fabrikası takibi yapma lüksünün, Başbakanlık ve Meclis kulislerinde sipariş kanun, döviz tüyosu, ihale kovalama imtiyazının sona ermesinin öfkesini yaşıyorlar.
Laiklik falan dertleri palavra, tek dertleri var daha çok para, daha çok para. O yüzden sansür de yaparlar, saldırı da. Yazar da kovarlar, tek kalemden çıkma yazı da yazarlar.


Petrol Ofisi'ni alırken finansmanı kamu bankalarından sağlayanlar, işe ortak girdiği bankanın parasını kullananlar, sonra kalkıp kamu bankalarından sorumlu adamı Petrol Ofisi'nin başına oturtanlar şimdi utanmadan hesap sorma hakkını kendisinde görüyor.
Alman başbakanlar, Rus liderler, Bulgar hükümetler gölgesinde iş bağlayanlar, yabancı ortak edinenler şimdi utanmadan hesap sorma hakkını kendinde görüyor.


Yazdıklarımızdan korkmuşlar.


Korkmakta haklılar, çünkü sabıka dosyaları kabarık.


Sirkeci'den İkitelli'ye, Bonn'a ve Berlin'e uzanan yollarda neler yaptıklarını biliyoruz.
Korkarlar ama utanmazlar çünkü o duyguyu çoktan

yitirmişlerdir onlar. Saldırılarına boyun eğmeyeceğiz.


Onlar adına tetik çekenlerin şimdi nerelerde olduklarını bildiğimizden, bugünkü tetikçilerinin akibetini şimdiden görüyoruz.


SABAH, Türkiye'de çok sesliliğin, basında rekabetin, reklam verenin güvencesidir.


Doğan Medyası'nın haksız saldırılarına hedef olanların sığınacağı kale burasıdır.


Dün de böyle oldu, bugün de öyle, yarın da böyle olacak.


Korkun bizden çünkü gerçekleri yazmaya devam edeceğiz.

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Nis
28
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

  ergenekon ilişki iddialarını doğrulayan açıklama

 

 

 

Vatan Gazetesi'nden Mine Şenocaklı'ya konuşan Abdülatif Şener

"bir parti hazırlığı var mı?"

sorusuna şöyle yanıt verdi:

YENİ PARTİ ÇALIŞMALARI

Start verilmiş bir çalışma yok.

Böyle bir şey için uygun ortama ihtiyaç var.

Bu ortamı oluşturmaya çalışıyorum.

Halkın yeterli düzeyde desteğini sağlamaya yönelik bir çaba içinde olmadığım söylenemez.

 

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Nis
28
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

 

HASAN BÜLENT KAHRAMAN
HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Liberal soldan ulusalcı sola

CHP Kurultayı başladığı gibi bitti. Hiçbir yenilik getirmediği gibi insanı güldürecek kadar anti demokratik bir platformda cereyan etti. Haydi, diyelim Umut Oran kervana yeni katılmış, CHP zemininde sıkıntıları olan birisidir, konuşturulmadı. Peki, bütün handikaplarına karşın, iki dönem milletvekilliği yapmış, partinin yetkili kurullarında görevli birisinin, Haluk Koç'un konuşturulmamasına ne demeli? Onu da geçtim, içlerinde çok yanlış bir muhalif ismin dışında sadece altı muvafık insanın konuştuğu, Baykal'a ' senin gözlerinde ben Atatürk'ü görüyorum' diyen il başkanının konuşmasından sonra alel acele konuşmaların yeterlik önergesi verilerek toparlanmasını nasıl açıklayacağız?

Tamamlanmış misyon
İşte bütün bu nedenlerden ötürü CHP'lilerle anlaşamıyoruz. Bu parti, tabanında ve özünde ne kadar 'hareketli', yenilikçi, değişmeye yatkın unsur barındırsa da kendi içine kapanmış, kendi ürettiği ideolojinin tutsağı olmuş ve 'misyon'unu tamamlamış bir partidir.
Bugün Baykal ve ekibini sürekli olarak laiklikcumhuriyetçilik ekseninde tutan şey iste budur, CHP'nin misyonunu tamamlamasıdır. Nedir bu misyon ve niye tamamlanmıştır?
CHP, Türk modernleşmesini sağlayan çizginin partisidir. Bunu daha önceki yazılarımda da belirttim. O çizgi Jön Türkler-İttihat ve Terakki-CHP olarak biçimlenmiştir. Ama 1950'den sonra bir, 1980'den sonra da bir ikinci yeni modernleşme hamlesiyle çizgisinin ortaya koyduğu benim pasif modernleşme dediğim sadece kültürelhukuksal temelde gerçekleşen, devleti esas alan ve kutsayan bir model artık devre dışına çıkmıştır. Onun yerini aktif modernleşme almıştır. Yeni sosyolojiler ve onları hazırlayan yeni olgular yeni bir bünye yaratmıştır.

Soldan ulusalcılığa
CHP'nin 1970'lerde gerçekleştirdiği dönüşüm bir de 1990'larda gerçekleştirilmeliydi. Daha önce yazdığım yazılarda belirttiğim nedenlerden ötürü bu sağlanamadı. Eğer gerçekleştirilseydi o dönüşüm sosyal demokrat bir modele oturmalı, gerçek anlamda sol olmalıydı.
Bırakın onun sağlanmasını, iyi kötü böyle iddialarda bulunan mesela "örgütlü toplum, özgür birey, demokratik devlet" diyen SHP'den bile korkuldu ve o parti CHP'nin kursağına atıldı. Kapatıldı.
CHP bir yol ayrımına gelmiştir. Bugün o partinin tabanında mücadele eden yeni isim ve adaylar bakımından da parti bir eşiğe gelmiştir. Daha önceki kurultayda mesela Zülfü Livaneli'yi desteklemiş olan ekip bu defa Umut Oran'ı öne çıkardı. Bu kesimin içinde sadece ulusalcılar var, klasik CHP değerlerini savunanlar var, liberaller var. Fakat bu kesimin içinde reel anlamda sosyal demokrasi ve solu savunan yok.
Yani, CHP'nin ulusalcılığı "alternatif"lerini bile teslim aldı. CHP, Kemal Derviş'le başlayan liberalsol sentezi dahi terk etti. Ondan da geride duran ulusalcısol sentezle "dönüştürülmeye" (!?) çalışılıyor. Nasıl olabilir ki?..

Sosyal demokrat çözüm
Sadece CHP'nin değil Türkiye'nin de gereksinimi ve beklentisi sosyal demokratsol bir çıkıştır. Bu ne bir hayaldir ne de bir avuntu. Tam tersine çok ciddi bir beklenti ve zorunluluktur.
Küreselleşmenin, şirket kültürünün, muhafazakarlığın hakim olduğu bir dünyada yeni bir sol her zamankinden daha büyük bir fırsattır. Bu, öncelikle muhalefetle başlayacak bir dönemdir.
TÜSİAD'ın "muhalif" sayıldığı, işadamlarının CHP genel başkan adayı olduğu bir ülkede muhalefetin ne kadar geniş kapsamlı bir kavram olduğunu yeniden düşünmek gerekir. İkincisi, sol her zaman daha insancıl bir dünya, daha fazla işaşkazanç ve daha fazla özgürlük demektir. Ve nihayet sol, sınıf bilinci demektir. Sınıfsal dönüşüm de olsa, sınıf atlama ihtiyacı demir gibi katılaşsa da bu önemlidir.
Sol budur, buradadır. Bu solu harekete geçirecek olan kitleler de şimdilik AKP'nin filan tabanındadır. Ulusalcılık gibi bir ihtiyaçları, laiklik gibi bir meseleleri de bulunmamaktadır. Farklı beklentileri vardır. Kendileriyle ittifak kuracak olan solu beklemektedir.
Duyururum!

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Nis
28
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

MEHMET BARLAS
MEHMET BARLAS

 

BAŞYAZI

Küçük mahalle zaferleri bize hep global yenilgiyi getirdi

Küçük mahalle zaferleri bize hep global yenilgiyi getirdi

Yaşadığımız son büyük ekonomik kriz (2001) ertesinde, Besim Tibuk'la konuşuyorduk.
Hiç unutmayacağım bir "Mahalle" tahlili yapmıştı.
Bir mahallede sekiz bakkal dükkanı var. Bu dükkanların hepsi birden bir gün iflas edip kapanıyor.
Eğer bunlardan sadece biri veya birkaçı kapansa, bunların kötü yönetildiğini, sahiplerinin hesap bilmediğini söyleyebilirsiniz.
Ama bütün dükkanlar birden batıp kapanıyorsa, mutlaka bir genel etken vardır.
Ya mahalleye gelen bütün yollar kapanmış ya o semtte açılan bir süper market ucuz fiyatları ile bütün müşterileri çekmiş ya da başka bir neden bu bakkal dükkanlarını çökertmiştir.
2001 Krizi'nin bir genel kötü yönetimin sonucu olduğunu biliyoruz.
Çünkü kriz herkesi vurdu.
"10 yıl ötemizi görüyoruz" diyerek sabit kura işletmelerini ve bankalarını endeksleyenler, açık pozisyonda yakalandılar.
Ancak 2001 sadece bir zaman kesitini gösteriyordu.

Sürekli kriz
Süreci 20'nci yüzyılın ilk çeyreğinden başlatırsak ve Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne geçen zamanı değerlendirirsek, bitmeyen bir krizden söz edebiliriz.
Dönem dönem büyümeler yaşanmaktadır. Ama dünya ile Türkiye karşılaştırıldığında, gelişme yarışına 1960'larda, 70'lerde ve 80'lerde daha ileri noktadan başladığımız ülkeler bizi geçmiştir. Güney Kore artık eski örnek... Hindistan ve Çin ise, yarışı önde götüren son örnekler.
Demokrasiye geçişte de durum farklı değil.
1990'a kadar tek partili totaliter model içinde yönetilen Doğu Avrupa'nın Demir Perde ülkeleri AB üyeleri şimdi.
Biz ise hala siyasal düzenimizi, hukukumuzu ve devlet yapımızı, reformlar yapıp AB'ye uyumlu hale getirmeyi, ilerideki bir hedef olarak görmekteyiz.
Bazıları kendi mahallelerine takılıp, tüm ülkenin ve hatta dünyanın büyük bir mahalle olduğunu görmez. Bilgi ve iletişimin hava ve su kadar insan yaşamının parçası olduğu çağımızda, Kahn'ın "Dünya küçük bir köydür" söylemi hatırlanmayabilir de.

Gürültücü azınlık
Türkiye'de "gürültücü azınlık" ın belirli kesimi, sadece kendi küçük mahallelerine takıldıkları için, global mahalle içindeki yerimizi pek önemsememişlerdir.
"Rejim" adını verdikleri kutsalın kavgasını yapmak uğruna, geri kalmışlığa, hukuksuzluğa razı olmuşlardır.
Avrupa'ya gitmekten hoşlanmışlar, ama Avrupa'nın demokrasisinin bütün boyutları ile Türkiye'ye gelmesini hoş görmemişlerdir.
Şimdi yine "kriz" in eşiğinde bulunduğumuz gibi yaygın bir izlenim var.
Bu krizin en somut işareti ise, içe dönüş ve bitmez tükenmez kısır rejim kavgaları içinde gelişmiş Batı dünyasından kopuş eğilimidir.
Bu izlenim hem iç hem de dış kamuoyunda var. Ayrıca dış ekonomik konjonktür, Türkiye'ye de taşınması zor ağırlıklar taşıyor. Örneğin petrolün varilinin 117 dolara ulaşması, dış ödemelerimizde enerjinin payının önümüzdeki dönemde 50 milyar dolara ulaşabileceğinin işaretidir.
Yeniden bir krizi yaşamamak için Türkiye'nin dünyaya ve özellikle Avrupa'ya giden yollarını açık tutmamız gerekiyor.

Global yenilgi
Sosyopolitik gerçeğimizin gerçekleri olan farklılıkları kaşıyarak yeni bir rejim kavgasını ekonomik ve siyasal bir krize yönlendirmek akıl işi değildir.
Siyasetçilerin, gazetecilerin, yargıçların, sivil ve asker bürokratların, tüm düşünce ve karar merkezlerinin geçmişin değerlendirmesini yapmaları ve Türkiye'yi yeni kayıp yıllara sürükleyecek bir krizin müteahhitleri rolünden sakınmaları gerekiyor.
İç savaş yaşamış, parçalanmış Yugoslavya topraklarında kurulan devletçiklerin bile Türkiye'yi hem demokrasi hem de kalkınma yarışında geçmeleri, herhalde bizi düşünceye sevk etmelidir.
Kendi küçük mahallelerimizdeki minyatür zaferlerimizin sarhoşluğunda, büyük tabloyu kaçırmayalım.

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Nis
28
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

 

* Bu örgütü deşifre etmenize en çok kimler tepki gösterdi ya da direndi?
Başta İtalya Cumhurbaşkanı ve tüm merkez sağ çözülmesini istemedi. Bir de askeri istihbarat örgütü. Çok zorluk çıkardılar.

* Peki kimler destek çıktı?
Merkez sol çok destekledi. Çünkü onlara göre İtalya'nın karanlık bir dönemi vardı ve bu dönemde olup bitenler açığa çıkartılmalıydı. Geçmişle hesaplaşmak gerekliydi.

  * Türkiye'de kontrgerillayla ilgili yürütülen bir Ergenekon operasyonu var. Kontrgerilladan tamamen kurtulmamız için önerileriniz neler?
İtalya'da örgütü tamamen açığa çıkarmak için, İtalya askeri istihbarat servisinin arşivlerini incelemek talebiyle başbakanlığa başvurdum. İzin verildi. İznin kaynağı 1970'li yıllardan kalan bir yasaydı. Yasada, normalde belgelerin gizli olduğu ve savcılara dâhi verilmeyeceği yazılıydı. Ama aynı yasanın 12. maddesi ise anayasaya aykırılık durumunda savcılara belgeleri inceleme hakkı veriyordu. Ben de CIA ile ilişkinin İtalya Anayasası'na aykırılık teşkil ettiğini belirterek izin aldım. Türkiye'de savcılara böyle bir hak tanınıyorsa mutlaka arşivlere girmeli. O zaman Gladio deşifre edilir.

* Parlamento desteği nasıldı?
Bir araştırma komisyonu vardı. Ulaştığım belgelerin bir örneğini bu komisyona da veriyordum. Parlamento desteği şart. Ama en önemlisi savcının bağımsızlığı. Bunlar yoksa işiniz zor.

* Ergenekon operasyonunda ünlü isimlerin gece gözaltına alınmasına tepki geldi. Siz gözaltıları nasıl yapıyordunuz?
Yasa herkes için aynı. Ama yasa kadar önemli olan bir şey daha var: Ortak akıl, mantık. Ben buna göre hareket ediyordum. Sonuçta sabah saat 10.00'da ifade alınabilecekken, neden gece 05.00'te alınsın? Boş yere polemiklere neden olur.

* Ülkedeki hangi yetkililer Gladio'nun varlığından haberdar?
Bütün devlet yöneticileri bu yapıdan haberdar değil. Parlamentolardan özellikle gizleniyor. Hatta devlet başkanlarının tamamı da bu örgütün varlığını bilmiyor. Bazıları haberdardır, bazıları değildir. Kimin haberdar olacağı tamamen CIA'ya bağlı. Amerika kime güveniyorsa o Gladio'yu bilir. Ordu içinde bile böyledir. Hatta bazen Genelkurmay Başkanları, Savunma Bakanları bile örgütün varlığından haberdar olmayabilir.

* Türkiye'de de 70'li yıllarda aşırı milliyetçi unsurlar kanlı olaylarda kullanıldı. Sivil unsurlar Gladio'nun neresinde?
Gladio'nun içinde doğrudan görev alan faşistler var. Hatta temel unsurlarından biri. İtalya'daki yapıda polis, jandarma ve faşistler yer alıyordu. Zaten üç grubun da amacı birbirine çok yakındı. Hepsi daha konservatif (muhafazakar) bir İtalya yaratmanın peşindeydi. Bu nedenle birbirleriyle ilişkiye girmeleri, birbirlerini bulmaları zor olmuyor. İtalya'da, Sardinya Adası'nda çok gizli bir merkezleri vardı. Faşistler burada her türlü eğitimden geçirildi.

Türk savcı istihbaratın arşivine girmeli

 
* Gladio'nun varlığını öğrendiğiniz an ne hissetiniz?
Kendimden daha büyük ve güçlü bir şeyin varlığını hissetim. Korkutucu ve ürkütücüydü. Ama benim görevim gerçeği ortaya çıkarmaktı. O süreçte bana medya yardımcı oldu. Medyadan çok destek aldım. Basın açıkça "Savcı Casson bu işte sonuna kadar gitmelidir" diye desteğini deklare etti. O desteği alınca daha da cesaretlendim.

 

GLADIO NEDİR?...
 
Latin kökenli bir kelime olan Gladio (kılıç) ismi, Amerikan ve İngiliz
 
kontrgerilla örgütlenmesi olarak 1952 yılında kuruldu. Örgüt, kuruluşundan 4 yıl
 
sonra 1956’da casusluk ve gerilla savaşı için örgütlendi.
CIA tarafından yönetilen ve
 
finanse edilen örgüt Türkiye’de ise Kontrgerilla olarak tanınıyor.

Medya destek çıkınca rahatladım

 

PANELE GELDİ
 
 
"Devlet, Derin Devlet ve Hukuk"
 
paneli için gelen Casson, Demokrat Parti'den
 
Venedik Senatörü olarak İtalya Meclisi'nde.
 
Devlet yöneticilerinin hepsinin Gladio'dan
 
haberdar olmadığını belirten Casson'a göre:
 
"Gladio parlamentolardan gizleniyor.
 
Devlet başkanlarının tamamı da bu örgütün varlığını bilmiyor.
 
Kimin haberdar olacağı CIA'ya bağlı."

İtalya'da da darbe olacaktı

İtalyan Gladiosu'nu çözen savcı: En etkili Gladio sizde

 

  * Araştırmalarınızda Türk Gladiosu'nun izine rastladınız mı hiç?
Tüm NATO üyesi ülkelerde bu örgütün olduğunu net olarak gördüm. Yani Türkiye'de de vardı. Hatta o dönemde NATO'ya üye olmayan İspanya, Portekiz ve Avusturya'da da vardı. Zaten Türkiye'nin konumu çok önemli olduğu için, olmaması mümkün değildi. Ama özellikle Türkiye'yle ilgili bir dokümanla karşılaşmadım.

* Eğitim kamplarını da ortaya çıkardınız. İtalya'daki kamplarda eğitim gören Türkler var mıydı?
Bulduğum bilgiler arasında, bütün bu ülke örgütlerinin ortak tatbikat ve eğitim yaptıkları da vardı. Türkiye ile İtalya arasında da olmuştur. Üzerinden çok zaman geçtiği için isim hatırlamıyorum.

* Türk Gladiosu hakkında neler biliyorsunuz?
Özel olarak Türk Gladiosu'yla ilgilenmedim. Ama burada belirleyici olan, Türkiye'nin stratejik önemi. Bu stratejik konum soğuk savaş sırasında çok daha önemliydi. Sovyetler'e sınır olması da düşünülünce, Türk Gladiosu'nun İtalya'dakinden daha önemli ve etkili olması muhtemel.

* Türkiye'de kontrgerillayla ilişkilendirilen üç askeri darbe oldu. Bu darbeler Türk Gladiosu'nun daha aktif olduğu anlamına mı gelir?
Evet. İtalya'da da 60'lı yıllarda bir darbe hazırlığı yapılmış. Bu gerçek, dosyaları yeniden açtığımda ortaya çıktı. Ama darbeler tek başına bu örgüt tarafından yapılmıyor. İçinde polis de, istihbarat da, başka kuruluşlar da vardır. Gladio, bunların tamamını yönlendirebildiği takdirde darbe yapabilir.

* Organizasyonu mu yapıyor?
İtalya'da ortaya çıkardığımız dökümanda darbe planı da vardı. Bunun için değişik yapılara görev veriliyordu. Muhalif parlamenterlerin isim listesi vardı. Darbe olduğunda bu isimler tutuklanarak, İtalya'daki Gladio merkezine götürülecekmiş. Diğer taraftan aynı anda bazı gazete ve televizyonlara baskın yapılacakmış

* Türkiye'de darbeler aynı planla gerçekleştirildi...
Gladio hep benzer yöntemler kullanıyor.

 

 

 

 

İtalyan savcı Felice Casson: "Türkiye stratejik açıdan önemli. Arap dünyası, Rusya ve Avrupa arasında yer alıyorsunuz. Ayrıca hem etnik hem de dini probleminiz var"..
Bu haftaki Haftanın Sohbeti'nin konuğu, Gladio'yu çökerten İtalyan savcı Felice Casson. 1972'de üç jandarmanın öldürüldüğü suikast dosyasını 12 yıl sonra açan Casson, NATO üyesi ülkelerde CIA tarafından kurulan örgütü deşifre etti. İtalyanca "Roma Kılıcı" anlamına gelen Gladio, Casson'un ortaya çıkardığı belgelere göre, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra olası Sovyetler Birliği işgaline karşı kurulmuştu ve tek merkezden yönetiliyordu. İsimlerini de daha çok o ülkenin tarihi ve mitolojisinden aldılar; Yunanistan'ın "Koyun Postu", Fransa'nın "Rüzgâr Gülü", Türkiye'nin ise "Özel Harp Dairesi", halk arasındaki adıyla "kontrgerilla." Yapının iki unsuru vardı; askeri görevliler ve siviller. Sivillerden oluşan yapının adı ise "Ergenekon" . 1990'lı yılların başında batı ülkeleri, Gladio'nun faaliyetlerine son verdi. Sorumluları yargılandı. Türkiye hariç. Türkiye'ye gelen savcı Felice Casson ile Gladio'nun Türkiye'de neden ortaya çıkarılmadığını, Ergenekon operasyonunu ve deneyimlerini konuştuk.

* 1972'de bir araca konan bir bombanın patlamasında üç jandarma görevlisinin öldürüldüğü dosyayı 1984'te yeniden açarak Gladio'yu ortaya çıkardınız. Dosyayı açmanızın nedeni neydi?
Öldürülenler, bir nevi jandarma örgütü olan Carabinieri'dendi. Olay ilk önce solcuların, sonra da daha lokal ve küçük adli suçluların üzerine yıkıldı. Göreve başladığımda dosyanın bir sonucu yoktu ve dosya bana devredildi. Bir de, "Bugüne kadar bir sonuç çıkmadı, bundan sonra da çıkmaz. Sen kapatırsın dosyayı" dediler. Ama ben kapatmadım, dosyayı yeniden açtım. Olayın sol gruplarla değil, doğrudan faşist gruplarla ilgili olduğunu tespit ettim. Ayrıca öldürülen jandarmaların görev yaptığı teşkilatın üst düzey yetkililerinin de olayla bağlantıları vardı. Bu olayı çözünce Gladio ortaya çıktı.

* Bu örgüt nereye bağlıydı ve tam olarak görevi neydi?
Doğrudan CIA'ya bağlıydı. Kuruluş amacı, ülkeyi Sovyetler Birliği işgaline karşı korumak. Ama daha 60'lı yıllara gelmeden bu amacından sapıp, ülke içindeki muhaliflere karşı da görev yapmaya başladı. Aslında CIA'nın hoşuna gitmeyen grupları baskı altına alıyor, sindiriyordu. Sadece solculara karşı değil, o dönem hangi kesim muhalifse; mesela Hıristiyan Demokratlara karşı bile görev yaptı. Yani kim CIA'ya, Amerika'ya muhalifse, hedefte onlar vardı.

* Bu sindirmede ne tür yöntemler izliyorlardı?
Bulduğum belgelerin birinde, özellikle İtalya ve Fransa gibi solun güçlü olduğu ülkelerde, sabotaj ve cinayet tarzı önlemler alınması öneriliyordu. Halk arasında tepki oluşturmak amacıyla, hep gerilimi artırıcı eylemler yaptılar.

MEZARLIKTA SİLAH DEPOSU

* Örgütün çok sayıda silah deposunu ortaya çıkardınız. Türkiye'de de Ergenekon operasyonunun başlangıcı, bir gecekonduda ele geçirilen ve NATO ürünü olan bombalar oldu. Kaynağı ne bu silahların?
İtalya'nın askeri istihbarat servisi SİSMİ'nin arşivlerine girdiğimde, ülkenin çeşitli yerlerinde bulunan sığınak kayıtlarına rastladım. Bunların "Sığınak 1", "Sığınak 2" gibi adları vardı. Kayıtlarda, sığınaklardaki patlayıcı ve silahların dökümü de mevcuttu. Sığınaklardaki silahlar ve patlayıcılar hem doğu hem de batı ülkeleri kökenliydi. Özellikle Trieste yakınlarında bulduğumuz sığınak çok büyüktü. Elimdeki belgelerde kayıtlı silahlarla sığınaktakileri karşılaştırdım. Birbirini tutmadı, farklı silahlardı. Zaten sığınak gizli... Üstelik amaç bu silahları eylemlerde kullanmak... Sığınaktaki silahlar alınıp kullanılmış, sonra yerine başka tür silahlar konulmuş. Normalde her bir sığınağın örgüt içinde bir sorumlusu vardı, ama bu sorumlular hep askeri istihbarat içindeki şefe bağlıydı.

* Bu sığınaklar daha çok nerelerde yer alıyor?
Çok farklı ve şüphelenilmeyecek yerlerde. İtalya'da mağaralarda, mezarlıklarda, hatta kiliselerin altındaydı. Zaten Gladio, tarihin en iyi saklanmış sırrıdır. 1950'den 1980'li yılların sonuna kadar varlığı bilinmedi. Bu sırrı bu kadar saklayabilen örgüt zaten büyüktür.

 

 

Haberin fotoğrafları
 



EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu