|
Aşırı laikler demokrasinin içini boşaltmak istiyor
28/04/2008 (519 kişi okudu)
ABDULLAH ALİ ULYAN AKP'nin son seçimlerdeki büyük yükselişi ve Abdullah Gül'ün Türkiye cumhurbaşkanlığını teslim alma başarısı sonrası, Türkiye'deki köktenci laik güçler partiyi kuşatma altına alma, kapatma ve liderlerini siyasetten men etme talebiyle demokrasinin içini boşaltmak için harekete geçmeye başladı.AKP'ye yönelik suçlamalar doğru değil. Zira AKP ne cumhuriyet rejimine ne de yürürlükteki anayasaya düşman oldu. Fakat laik köktenciler Türk seçmeni kendilerine oy vermeye ikna edemedi. AKP seçilince de çıldırdılar ve Anayasa Mahkemesi'ni, partinin demokratik meşruiyetine karşı laiklik karşıtlığı gerekçesiyle darbe yapmanın kılıfı olarak kullanmaya çalıştılar. Gerçekten de, bazı laiklerin AKP'ye yönelik muhalefeti ve partinin yasaklanması talebi anayasaya açıkça aykırı. Türkiye'de bütün devlet kurumlarını bu anayasa yönetiyor. Peki bu ret niçin? Ordunun ve bazı laik çevrelerin, anayasaya bağlı sivil bir siyasi partiyi seçimler yoluyla siyasi tercihlerini sunma imkânından uzaklaştırma girişimi, yasal ve demokratik sayılır mı? Anayasal sistemle uyuşur mu? Şu an Türkiye'de, halk desteği en geniş partiyle, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın elde ettiği büyük ekonomik ve siyasi başarı sonrası konumlarını ve desteklerini kaybeden bazı aşırı laik partiler arasında siyasi bir çekişme yaşanıyor. Bu nedenle, Erdoğan başarılı olduğu zaman bazı laik siyasiler, uzaklaştırma, yasaklama veya ordu aracılığıyla tehdit yöntemine başvurdular. AKP'nin laik anayasayı ihlal etmemesine rağmen, bu ilkeler laik demokrasiye aykırı bir yöntemle siyasi kazanımlar elde etmenin aracı oldu. Oysa 'laiklik olmadan demokrasi olmaz' diyorlardı. Bu laikliği koruduklarını iddia edenler, laikliğin kurallarını ve kurulu sistemini ihlal ediyor. Laiklik bir ıslah hareketi değil; kurulu düzenin dayattığını meşrulaştıran fırsatçı bir düşünceye daha yakın. Buna kanıtsa, Kemalist Türkiye'deki laikliğin Avrupa laikliğine benzememesi. ABD'deki laiklik de Rusya ve Doğu Avrupa'dakine benzemiyor; Britanya'daki laiklik Fransa'daki laiklikten farklı. Pek çok örnek var.
Hem AB hem de İslam âlemiyle ilişkileri bozar
|



EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu
Ergun Babahan


