Osmanlı hayalleri
Osmanlı dediğiniz imparatorluğun günahlarını da sevaplarıyla yüklenmeye hazır mısınız?
Osmanlı bu ara pek moda, en gözde Osmanlılardan biri de Kanuni.
AHU ÖZYURT
Washington- Dünyanın bir ucundan Türkiye'deki tartışmaları izlerken son aylarda yolu buralara düşen liberal çevrelerden hep aynı cümleleri duyar olduk. "Biz şeriat istemiyoruz. Osmanlı'yı istiyoruz." Pardon? Kim kimi kandırıyor? Bu "Osmanlı" argümanını acaba kim yayıyor ortalığa?Aylardır bir neo-Osmanlıcılıktır gidiyor. Sanırsınız Osmanlı dünyanın en mükemmel, en eli temiz, en adil imparatorluğuydu. Başbakan, "Bill Gates Microsoft'u 25 yaşında kurduysa, Fatih de İstanbul'u 29 yaşında fethetti" demek gibi tek kelimeyle "acayip" bir benzetmeye gidebiliyor. Kuşadası'nda bir dernek toplantısında konuşan bir genç adam "İnşallah yakın zamanda Osmanlı Devleti olacağız" diyor. Bir cemaat yıllarca yüzüne bakmadığı, kadın oldukları ve Atatürk'e saygı duydukları için ellerini sıkmaya utandığı Osmanoğlu ailesinin yaşayan kadın fertlerine ödül vererek kendini affettirmeye çalışıyor. Hayırdır?
Sevgili İlber Ortaylı varken bize buralardan susup oturmak düşer ama Türkiye Cumhuriyeti'ni kuranları "tu kaka" yapıp "Ah Osmanlı vah Osmanlı" diye ağlananlara hatırlatalım. Dünyanın yarısını yönettiği dönemde Osmanlı neredeyse Müslümanlıkla alakası bile olmayan bir imparatorluktu. Bizans geleneği üzerine çok kuvvetli bir devlet inşa etmişti. Şeriat kurallarının böylesine dev bir coğrafyayı yönetmeye yetmeyeceğini bilen Kanuni, ABD'de Anayasa Hukuku derslerinde anlatılan paralel ama farklı yasaları ("canon" kelimesi İbni Sina ve Muhteşem Süleymanla birlikte anılır bu ülkede) çıkartma ihtiyacı duydu. Eşi Hıristiyandı ve tekeşliydi. Ülkenin kilit noktalarında Ermeniler, Yahudiler, Sırplar görev yaparlardı. En iyi ilişkileri olan ülkeler bazılarının haftasonu tatillerini geçirdiği Körfez ülkeleri değil, ticaretin doruğundaki Venedik, İspanya'ya kafa tutan İngiltere'ydi. Osmanlı en yüksek döneminde tam anlamıyla "kağıt üzerinde Müslüman'dı" çünkü çok pragmatik nedenlerle işine öyle geliyordu.
Ordusu güçlü, vergi sistemi yaygındı. Ama rüşvet o zaman başladı. Dini istismar eden din adamları, kapı arkasından kese kese para alan kadıları, kapağı İstanbul'a atmak için binbir katakulli çeviren, adam satan, hatta ipe gönderen bürokratları vardı. 300 yıllık bir modernleşme sürecine direnme, Batılılaşmayı reddetme, dine yaslanma, kadınlara azınlıklara hak vermeme, dahası "sarayındaki küçük iktidarını dünyanın kendisi" zannetme hatasına düştü ve İngiltere sömürgesi olmaktan Kemal Atatürk ve silah arkadaşları sayesinde kurtuldu.
"Saltanat geri gelsin, Anayasal monarşi bize daha iyi olur, halifelik de Türkiye'ye güç verir" diye alenen ileri geri atıp tutanlara hatırlatalım. Osmanlı dediğiniz imparatorluğun günahlarını da sevaplarıyla yüklenmeye hazır mısınız? Atatürk'ün kapattığı borçların üzerine bir de tazminatları ödemeye, toprak talepleri için mahkemelere gitmeye, İslam Konferansı toplantılarında, AB zirvelerinde eski yaraları yeniden açmaya, "biz sizi şöyle yendik, siz bizi arkamızdan şöyle bıçakladınız, Viyana'da size şöyle geçirdik, İnebahtı'da sizi böyle dağıttık" muhabbetlerine hazır mısınız? Zorla din değiştirilen Sırplardan, köle ve cariye yapılan Avrupalı kadınlardan, hadım edilen Afrikalılardan özür dilemeye hazır mısınız?
Ruh çağırmayı bırakın, gerçek ruhunuzu bulun.


EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu
1968 ruhu
Hüseyin Üzmez ve 'İslami Lolita'
Sosyopat kadınlarda iştah sorunu
'Tam bağımsız Türkiye'
