Anayasa Mahkemesi’nin 46. kuruluş yıldönümü töreninde, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın yaptığı konuşma ve açıklamalar; dünyadaki
tüm
hukuk fakültelerinde, “Gelişmemiş ülkelerde, hukuksal uyarılara muhtaç
durum” başlığıyla, ders olarak okutulabilecek nitelikteydi.
* * *
Özellikle Başkan’ın şu cümlesi, hafifçe yana eğilen başımla, kırık bir gülücük yarattı bendenizde:
- Hukuk dışı yollardan güç alarak; rejimi ya da ülkeyi kurtarma girişimleri, ülkenin batışını hızlandırmaktan başka işe yaramaz.
* * *
Bendeniz de 10 yıl önce, Nilgün Cerrahoğlu’yla bir röportaj diyaloğu sırasında:
- Devlet çete olmamalı, demiştim.
Ve TCK’nın o dönemdeki 159. maddesini çiğnediğim gerekçesiyle, hakkımda kamu davası açılmıştı ağır ceza mahkemesinde.
Dava sürdüğü sırada; Susurluk olayı patlayınca da, aklanmıştım.
* * *
Bir pazar günü; bütçeden en az pay alan bakanlığın Adalet Bakanlığı
olduğunu; 4 bin yargıç ve savcı, 3 bin de mahkeme binası eksiği
bulunduğunu; Yargıtay’da birikmiş binlerce dosya nedeniyle, davaların
“zaman aşımı”na uğradığını; “tevhid-i kaza - yargı birliği”nin bir
türlü gerçekleşemediğini; kamu görevlilerinin yargıya karşı nasıl
zırhlandırıldığını; güm gümletmeye gönlüm razı gelmiyor.
* * *
Bir pazar gününü; karanlık suratlı haberlere, bir de şekersiz limonata
ikramı ekleyerek, ekşitmeye çalışmak; “Bir Türk cihana bedel”
rüzgârlanmasına karşı, bir “sadik”lik sayılmaz mı?
* * *
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın açıklamalarına; Adalet
Yılı’nın açılışı nedeniyle, bir Yargıtay Başkanı’nın söylemiş olduğu
bir cümleyi eklemekle yetinelim:
- Vicdanınızla cüzdanımız arasında sıkışıyoruz.
* * *
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk’un, sık sık belirttiği:
- Yasa maddelerindeki her türlü yoruma açık; kötü Türkçeli, suyuna tirit “formülasyon” özensizliği...
* * *
Yok yok, “vatanı ve milletiyle devletin bölünmez bütünlüğü” ilkesinin
hukuksal temelleri üstüne daha fazla büyüteç uzatmayalım ve bir pazar
gününü de; “gelişmiş” olamamanın politik çöp tenekesine, sokup
çıkarmayalım.
* * *
Peki ama, ne yapalım?
Uyarı üstüne uyarı yapan TÜSİAD’a da uzaktan göz kırparak, şu kadarını demek; hem eğlenceli, hem yeterli:
- Vay benim köse sakalım...
* * *
Ünlü bir Laz fıkrasının yeri tam gelmiş gibi...
Bir binanın damına çıktıktan sonra, inmeyi bir türlü beceremeyen bir adamı kurtarmak için, bir yığın insan toplanmış yerde.
Her kafadan bir ses çıkıyormuş.
* * *
O sırada oradan geçmekte olan Temel Reis, durumu görünce:
- Hemen çetirun pana bir üp daa, diye bağırmış.
Koşturarak bir ip getirmişler Temel Reis’e.
* * *
Ve Temel Reis, ipi damdaki adama fırlatarak, yine bağırmış:
- Ha pağla şünu peluna daa!
* * *
Adam ipi beline bağlamış; Temel Reis de ipi var gücüyle çekince, damdan yere düşüp ölmüş.
Temel Reis, yere düşüp ölen adamın tepesinde alnını kaşıyarak:
- Ha püz, diyormuş; geçente da püyle pirunu kurtarmiştuk amma, kuyutan
mı çıkarmuştuk, tamdan mu indirmiştuk, tam hatırlayamayrum da...
* * *
Sürekli “vatanı, milleti, devleti” kurtarma çabasına girişenlerin, kulakları çınlasın.
* * *
Av. Taner Aktop’tan da küçük bir fıkra:
Karı-koca çarşıya çıkmışlar. Erkek bir CD almaya kalkmış.
Kadın:
- Ne yapacaksın CD’yi demiş; evde CD çalar yok ki...
Erkek:
- Ama sen de, demiş; demincek sutyen aldın ya...
* * *
Philippe Soupault’dan, Orhan Veli çevirisi bir şiirle bitirelim yazıyı:
André Breton’a mezar taşı
Bakışını gördüm
Gözlerini kapattığın zaman
Mahzun olmama izin vermedin
Ve ben bir şey yapmasam bile bol bol ağladım
Artık bana hiçbir şey söylemeyeceksin
Hiç ama hiç
Bir sürü adam çiçekler getirdi
Nutuklar bile söylendi
Ben hiçbir şey söylemedim
Seni düşündüm


EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu
Mehmet Barlas
Nuh
Gönültaş, bu yıl 40. yılı olan 1968 senesinde yaşanan olaylarla ilgili
ilginç
Yaprak
Dökümü dizisinde Oya isimli bir psikiyatristi canlandıran oyuncu Türkan
Kılıç'ı çocuklar aslında masalcı abla olarak yakından tanıyor. Türkan
Kılıç, diziseverlerin..