Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
ayed hadis en birinci bila kayd u şard kagıt 50 kurusalo 150lambadan vazoanalar günü duelist filmiEMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi." O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı. 28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı. Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı . ' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır. 28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu. Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu. AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim. Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? " Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... " İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit... İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser. Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır. Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi... İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu. Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır. Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır. Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz... AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı. Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı... Misalleri çoğaltabiliriz. Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti. Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek. Yapmazsa, boğarlarezberbozan okuryazarTRT LOGO ginseng çicekGlitter Photos
karar millendirlee young ae duelist filmFree Image Hosting - Photolava.com Free Image Hosting - Photolava.compeygamberimizin doğduğu evsalıncakta ata sosyalguvenligi tam turkeyTRT LOGOsirinler
Mart 2008 tarihli yazilar (sayfa 7)Mart 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar
 
Mar
30
    
okuryazarhay | 30 Mart 2008 18:37 | 0 fav | etiket:  

 

 

BASIN KANUNU

 

Kanun No. 5187      

 

Kabul Tarihi : 9.6.2004      

 

Amaç ve kapsam

MADDE 1. - Bu Kanunun amacı, basın özgürlüğünü ve bu özgürlüğün kullanımını düzenlemektir.

Bu Kanun basılmış eserlerin basımı ve yayımını kapsar.

Tanımlar

MADDE 2. - Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Basılmış eser: Yayımlanmak üzere her türlü basım araçları ile basılan veya diğer araçlarla çoğaltılan yazı, resim ve benzeri eserler ile haber ajansı yayınlarını,

b) Yayım: Basılmış eserin herhangi bir şekilde kamuya sunulmasını,

c) Süreli yayın: Belli aralıklarla yayımlanan gazete, dergi gibi basılmış eserler ile haber ajansları yayınlarını,

d) Yaygın süreli yayın: Tek bir basın-yayın kuruluşu tarafından aynı isimle basılan ve her coğrafi bölgede en az bir ilde olmak üzere, ülkenin en az yüzde yetmişinde yayımlanan süreli yayın ile haber ajanslarının yayınlarını,

e) Bölgesel süreli yayın: Tek bir basın-yayın kuruluşu tarafından basılan ve en az üç komşu ilde veya en az bir coğrafi bölgede yayımlanan süreli yayını,

f) Yerel süreli yayın: Tek bir yerleşim biriminde yayımlanan süreli yayınlar ile haftada bir veya daha uzun aralıklarla yayımlanan yaygın ve bölgesel yayınları,

g) Yayın türü: Süreli yayınların yaygın, bölgesel ve yerel yayın türlerinden hangisinin kapsamında olduğunu,

h) Süresiz yayın: Belli aralıklarla yayımlanmayan kitap, armağan gibi basılmış eserleri,

ı) Eser sahibi: Süreli veya süresiz yayının içeriğini oluşturan yazıyı veya haberi yazanı, çevireni veya resmi ya da karikatürü yapanı,

j) Yayımcı: Bir eseri basılmış eser durumuna getirip yayımlayan gerçek veya tüzel kişiyi,

k) Basımcı: Bir eseri basım araçları ile basan veya diğer araçlarla çoğaltan gerçek veya tüzel kişiyi,

l) Tüzel kişi temsilcisi: Yayın sahibi veya yayımcının tüzel kişi olması halinde bu tüzel kişiliğin yetkili organı tarafından, yöneticiler arasından belirlenen gerçek kişiyi veya kamu kurum ve kuruluşlarınca belirlenen gerçek kişiyi,

İfade eder.

Basın özgürlüğü

MADDE 3. - Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.

Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.

Zorunlu bilgiler

MADDE 4. - Her basılmış eserde, basıldığı yer ve tarih, basımcının ve varsa yayımcının adları, varsa ticarî unvanları ve işyeri adresleri gösterilir. İlân, tarife, sirküler ve benzerleri hakkında bu hüküm uygulanmaz.

Haber ajansı yayınları hariç her türlü süreli yayında, ayrıca yönetim yeri, sahibinin, varsa temsilcisinin, sorumlu müdürün adları ve yayının türü gösterilir. 

Sorumlu müdür

MADDE 5. - Her süreli yayının bir sorumlu müdürü bulunur. Sorumlu müdür, birden fazla ise her birinin sorumlu olduğu bölüm belirtilir.

Sorumlu müdür olabilmek için;

a) Onsekiz yaşını bitirmiş olmak,

b) Türkiye'de yerleşim yeri sahibi olmak ve devamlı oturmak,

c) En az ortaöğretim veya dengi bir eğitim kurumundan mezun olmak,

d) Kısıtlı veya kamu hizmetlerinden yasaklı olmamak,

e) Yüz kızartıcı suçlardan mahkûm olmamak,

f) T.C. vatandaşı olmayanlar için karşılıklılık koşulu aramak,

Gerekir.

Sorumlu müdürün Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olması halinde sorumlu müdürlüğü üstlenmek üzere müdür yardımcısı tayin edilir. Sorumlu müdür için bu Kanunda yer alan hükümler, sorumluluğu üstlenen yardımcı için de geçerlidir.

Süreli yayın sahibi

MADDE 6. - Gerçek ve tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşları süreli yayın sahibi olabilirler.

Süreli yayın sahibinin onsekiz yaşından küçük veya kısıtlı olması halinde kanunî temsilcisi, tüzel kişi olması halinde ise tüzel kişi temsilcisi hakkında da 5 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartlar aranır.

Beyanname verilmesi

MADDE 7. - Süreli yayınların çıkarılması için, kaydedilmek üzere yönetim yerinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcılığına bir beyanname verilmesi yeterlidir. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen kayıtlar alenidir.  

Kayıt için verilen ve yayın sahibi, sahibin küçük veya tüzel kişi olması halinde temsilcisi ile sorumlu müdür tarafından imzalanan beyannamede yayının adı ve mahiyeti, hangi aralıklarla yayımlanacağı, yönetim yeri, sahibinin, varsa temsilcisinin, sorumlu müdürün ad ve adresleri ile yayının türü gösterilir.

Beyannameye, 5 inci ve 6 ncı maddelerde yazılı şartların varlığını gösteren belgeler ile yayın sahibi tüzel kişi ise tüzüğünün veya ana sözleşmesinin veya vakıf senedinin bir sureti eklenir.

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından beyanname ve eklerinin teslim edildiğini gösteren bir alındı belgesi verilir.

Beyannamenin incelenmesi

MADDE 8. - Beyannamenin ve eklerinin gerekli veya gerçek bilgileri içermemesi veya yayın sahibinin veya temsilcisinin veya sorumlu müdürün 5 inci ve 6 ncı maddelerde yazılı şartlara sahip olmaması halinde, Cumhuriyet Başsavcılığı beyannamenin verilmesinden itibaren iki hafta içinde eksikliğin giderilmesini veya gerçeğe aykırı bilgilerin düzeltilmesini yayın sahibinden ister. Bu istemin tebliği tarihinden itibaren iki hafta içerisinde yerine getirilmemesi halinde, Cumhuriyet Başsavcılığı yayımın durdurulmasını asliye ceza mahkemesinden talep eder. Mahkeme en geç iki hafta içinde karar verir. Bu karara karşı acele itiraz yoluna başvurulabilir.

Beyanname içeriğinde meydana gelen her değişiklik, iki hafta içinde, gerekli belgelerle birlikte yeni bir beyanname ile aynı makama bildirilir.  

Birinci fıkra hükmü, değişikliğe ilişkin beyannameler hakkında da uygulanır.

Sorumlu müdürün bu görevden ayrılması halinde, yenisi tayin edilinceye kadar sorumluluk yayın sahibine veya temsilcisine aittir.  

Süreli yayın sahibinin hakkını kaybetmesi

MADDE 9. - Süreli yayın sahibinin beyanname verdiği tarihten itibaren bir sene içinde süreli yayın yayımlanmaz veya yayımlandıktan sonra yayıma üç yıl müddetle ara verilirse beyanname hükümsüz kalır ve sağladığı hak ortadan kalkar.

556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri saklıdır. Ancak, bu Kanunun yürürlük tarihinde 5680 sayılı Basın Kanunu gereği mevkute neşredenler, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri gereği mevkute neşretmekten alıkonulamazlar.

Teslim yükümlülüğü

MADDE 10. - Basımcı, bastığı her türlü yayının imzalı iki nüshasını, dağıtım veya yayımın yapıldığı gün, mahallin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim etmekle yükümlüdür.

Bu yükümlülük, basılmış eserin içerik ve biçim yönünden herhangi bir değişikliği içeren daha sonraki basımları ile tıpkı basımları için de geçerlidir.

Basımcıya bu yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair bir alındı belgesi verilir.  

Cezai sorumluluk

MADDE 11. - Basılmış eserler yoluyla işlenen suç yayım anında oluşur.

Süreli yayınlar ve süresiz yayınlar yoluyla işlenen suçlardan eser sahibi sorumludur. 

Süreli yayınlarda eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında bulunması nedeniyle Türkiye'de yargılanamaması veya verilecek cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkûm olduğu cezaya etki etmemesi hallerinde, sorumlu müdür ve yayın yönetmeni, genel yayın yönetmeni, editör, basın danışmanı gibi sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili sorumlu olur. Ancak bu eserin sorumlu müdürün ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkilinin karşı çıkmasına rağmen yayımlanması halinde, bundan doğan sorumluluk yayımlatana aittir.

Süresiz yayınlarda eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında olması nedeniyle Türkiye'de yargılanamaması veya verilecek cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkûm olduğu cezaya etki etmemesi hallerinde yayımcı; yayımcının belli olmaması veya basım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında olması nedeniyle Türkiye'de yargılanamaması hallerinde ise basımcı sorumlu olur.

Yukarıdaki hükümler, süreli yayınlar ve süresiz yayınlar için bu Kanunda aranan şartlara uyulmaksızın yapılan yayınlar hakkında da uygulanır.

Haber kaynağı

MADDE 12. - Süreli yayın sahibi, sorumlu müdür ve eser sahibi, bilgi ve belge dahil her türlü haber kaynaklarını açıklamaya ve bu konuda tanıklık yapmaya zorlanamaz.

Hukukî sorumluluk

MADDE 13. - Basılmış eserler yoluyla işlenen fiillerden doğan maddî ve manevî zararlardan dolayı süreli yayınlarda, eser sahibi ile yayın sahibi ve varsa temsilcisi, süresiz yayınlarda ise eser sahibi ile yayımcı, yayımcının belli olmaması halinde ise basımcı müştereken ve müteselsilen sorumludur.

Bu hüküm, süreli veya süreli olmayan yayınlarda yayın sahibi, marka veya lisans sahibi, kiralayan, işleten veya herhangi bir sıfatla yayımlayan, yayımcı gibi hareket eden gerçek veya tüzel kişiler hakkında da uygulanır. Tüzel kişi şirketse, anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirketlerde en üst yönetici, şirket ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.

Zararı doğuran fiilin işlenmesinden sonra yayının her ne surette olursa olsun devredilmesi, başka bir yayınla birleştirilmesi veya sahibi olan gerçek veya tüzel kişinin herhangi bir surette değişmesi halinde, yayını devir alan, birleşen ve her ne surette olursa olsun yayın sahibi gibi hareket eden gerçek ve tüzel kişiler ve anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirketlerde üst yönetici, bu fiil nedeniyle hükmedilecek tazminattan birinci ve ikinci fıkrada sayılanlarla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.  

Düzeltme ve cevap

MADDE 14. - Süreli yayınlarda kişilerin şeref ve haysiyetini ihlâl edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılması halinde, bundan zarar gören kişinin yayım tarihinden itibaren iki ay içinde göndereceği suç unsuru içermeyen, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmayan düzeltme ve cevap yazısını; sorumlu müdür hiçbir düzeltme ve ekleme yapmaksızın, günlük süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç üç gün içinde, diğer süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren üç günden sonraki ilk nüshada, ilgili yayının yer aldığı sayfa ve sütunlarda, aynı puntolarla ve aynı şekilde yayımlamak zorundadır.

Düzeltme ve cevapta, buna neden olan eser belirtilir. Düzeltme ve cevap, ilgili yazıdan uzun olamaz. Düzeltme ve cevaba neden olan eserin yirmi satırdan az yazı veya resim veya karikatür olması hallerinde düzeltme ve cevap otuz satırı geçemez.

Süreli yayının birden fazla yerde basılması halinde, düzeltme ve cevap yazısı, düzeltme ve cevap hakkının kullanılmasına sebebiyet veren eserin yayımlandığı bütün baskılarda yayımlanır.

Düzeltme ve cevabın birinci fıkrada belirlenen süreler içinde yayımlanmaması halinde yayım için tanınan sürenin bitiminden itibaren, birinci fıkra hükümlerine aykırı şekilde yayımlanması halinde ise yayım tarihinden itibaren onbeş gün içinde cevap ve düzeltme talep eden kişi, bulunduğu yer sulh ceza hâkiminden yayımın yapılmasına veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak yapılmasına karar verilmesini isteyebilir. Sulh ceza hâkimi bu istemi üç gün içerisinde, duruşma yapmaksızın, karara bağlar.

Sulh ceza hâkiminin kararına karşı acele itiraz yoluna gidilebilir. Yetkili makam üç gün içinde itirazı inceleyerek karar verir. Yetkili makamın kararı kesindir.

Düzeltme ve cevabın yayımlanmasına hâkim tarafından karar verilmesi halinde, birinci fıkradaki süreler, sulh ceza hâkiminin kararına itiraz edilmemişse kararın kesinleştiği tarihten, itiraz edilmişse yetkili makamın kararının tebliği tarihinden itibaren başlar.

Düzeltme ve cevap hakkına sahip olan kişinin ölmesi halinde bu hak, mirasçılardan biri tarafından kullanılabilir. Bu durumda, birinci fıkradaki iki aylık düzeltme ve cevap hakkı süresine bir ay ilave edilir.

Zorunlu bilgileri göstermeme

MADDE 15. - 4 üncü maddeye göre basılmış eserlerde gösterilmesi öngörülen hususların gösterilmemesi veya gerçeğe aykırı olarak gösterilmesi halinde, süreli yayınlarda sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili, süresiz yayınlarda yayımcı ve adını ve adresini göstermeyen veya yanlış gösteren basımcı beşyüzmilyon liradan yirmimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza, bölgesel süreli yayınlarda ikimilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda beşmilyar liradan az olamaz.  

Durdurulan yayının yayımına devam etme

MADDE 16. - 8 inci maddeye göre mahkeme kararıyla durdurulan yayına, usulüne uygun beyanname vermeden veya değişiklikleri bildirmeden devam edilmesi halinde yayın sahibi, sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili birmilyar liradan onbeş milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza, bölgesel süreli yayınlarda beşmilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda onmilyar liradan az olamaz.

Teslim yükümlülüğüne uymama

MADDE 17. - 10 uncu maddeye göre teslim yükümlülüğünü yerine getirmeyen basımcı, üçyüzmilyon liradan birmilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.

Düzeltme ve cevabın yayımlanmaması

MADDE 18. - Düzeltme ve cevabın yayımlanmasına ilişkin kesinleşmiş hâkim kararlarına uymayan sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili onmilyar liradan yüzellimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Ağır para cezası, bölgesel süreli yayınlarda yirmimilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda ellimilyar liradan az olamaz.

Sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili hakkında verilen ağır para cezasının ödenmesinden yayın sahibi, sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili ile birlikte müteselsilen sorumludur.

Düzeltme ve cevap yazısının yayımlanmaması veya 14 üncü maddenin birinci fıkrasında belirtilen şartlara uyulmaksızın yayımlanması hallerinde hâkim ayrıca, masraflar yayın sahibi tarafından karşılanmak üzere, bu yazının tirajı yüzbinin üzerinde olan iki gazetede ilân şeklinde yayımlanmasına da karar verir.

Yargıyı etkileme

MADDE 19. - Hazırlık soruşturmasının başlamasından takipsizlik kararı verilmesine veya kamu davasının açılmasına kadar geçen süre içerisinde, Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme işlemlerinin ve soruşturma ile ilgili diğer belgelerin içeriğini yayımlayan kimse, ikimilyar liradan ellimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza, bölgesel süreli yayınlarda onmilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda yirmimilyar liradan az olamaz.

Görülmekte olan bir dava kesin kararla sonuçlanıncaya kadar, bu dava ile ilgili hâkim veya mahkeme işlemleri hakkında mütalaa yayımlayan kişiler hakkında da birinci fıkrada yer alan cezalar uygulanır.

Cinsel saldırı, cinayet ve intihara özendirme

MADDE 20. - Cinsel saldırı, cinayet ve intihar olayları hakkında, haber vermenin sınırlarını aşan ve okuyucuyu bu tür fiillere özendirebilecek nitelikte olan yazı ve resim yayımlayanlar birmilyar liradan yirmimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza bölgesel süreli yayınlarda ikimilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda onmilyar liradan az olamaz.

Kimliğin açıklanmaması

MADDE 21. - Süreli yayınlarda;

a) 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununa göre evlenmeleri yasaklanmış olan kimseler arasındaki cinsel ilişkiyle ilgili haberlerde bu kişilerin,  

b) 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 414, 415, 416, 421, 423, 429, 430, 435 ve 436 ncı maddelerinde yazılı cürümlere ilişkin haberlerde mağdurların,

c) Onsekiz yaşından küçük olan suç faili veya mağdurlarının,

Kimliklerini açıklayacak ya da tanınmalarına yol açacak şekilde yayın yapanlar birmilyar liradan yirmimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza bölgesel süreli yayınlarda ikimilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda onmilyar liradan az olamaz.

Basılmış eserleri engelleme, tahrip ve bozma

MADDE 22. - Kanuna uygun olarak basılmış eserleri, bunların yayımını veya dağıtımını veya satışını önlemek amacıyla tahrip eden veya bozan kimse, fiili daha ağır bir suç teşkil etmediği takdirde, bir yıla kadar hapis ve birmilyar liradan beşmilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.

Kanunun aradığı şartlara uyulmasına rağmen süreli ve süresiz yayınların basılmasını, yayımını, dağıtımını veya satışını şiddet veya tehditle engelleyen kimse, fiili daha ağır bir suç teşkil etmediği takdirde, iki yıla kadar hapis ve ikimilyar liradan onmilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.

Yukarıdaki fıkralarda öngörülen fiiller, umumi mahalde veya matbaanın veya umuma satış yapan veya dağıtım yapan yerlerde birden fazla kişi tarafından işlendiği takdirde verilecek ceza yarıya kadar artırılır.

Süreli yayınların dağıtımı

MADDE 23. - Süreli yayınların dağıtımını yapan kişiler, kendilerinden dağıtımı istenen yayınları, dağıtımını yaptıkları diğer yayınlar için aldıkları satış fiyatı, tiraj ve sayfa sayısına göre belirlenen dağıtım ücretini aşmayacak bir bedel karşılığında, dağıtmakla yükümlüdürler. Bu yükümlülüğe aykırı davrananlar, dağıtımından kaçındıkları yayının toplam bedelinin on misli ağır para cezasıyla cezalandırılırlar.

Süreli yayınları perakende olarak satışa sunan gerçek veya tüzel kişiler, aynı anda diledikleri kadar dağıtım şirketiyle anlaşıp diledikleri yayınları satabilirler. Hiç kimse, bu kişilere, rakip yayınları satmama yükümlülüğü getiremez ve bu yayınları satmama koşuluna bağlı olan veya bu sonucu doğuracak edimlerde bulunamaz.

Yeniden yayım

MADDE 24. - Bir süreli yayında yayımlanmış haber, yazı ve resimleri kaynak göstermeksizin yeniden yayımlayanlar beşmilyar liradan onmilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar.

Bu eserleri, yeniden yayım hakkı saklı tutulmuş olmasına rağmen, süreli yayın sahibinin izni olmadan yeniden yayımlayanlar yirmimilyar liradan kırkmilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar.

El koyma, dağıtım ve satış yasağı

MADDE 25. - Soruşturma için sübut vasıtası olarak her türlü basılmış eserin en fazla üç adedine Cumhuriyet savcısı, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kolluk el koyabilir. 

Soruşturma veya kovuşturmanın başlatılmış olması şartıyla 25.7.1951 tarihli ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda, Anayasanın 174 üncü maddesinde yer alan inkılap kanunlarında, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 146 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, 153 üncü maddesinin birinci ve dördüncü fıkralarında, 155 inci maddesinde, 311 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, 312 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkralarında, 312/a maddesinde ve 12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin ikinci ve beşinci fıkralarında öngörülen suçlarla ilgili olarak basılmış eserlerin tamamına hâkim kararıyla el konulabilir.

Hangi dilde olursa olsun Türkiye dışında basılan süreli veya süresiz yayın ve gazetelerin ikinci fıkrada belirtilen suçları içerdiklerine dair kuvvetli delil bulunması halinde, bunların Türkiye'de dağıtılması veya satışa sunulması, Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine sulh ceza hâkiminin kararı ile yasaklanabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Başsavcılığının kararı yeterlidir. Bu karar en geç yirmidört saat içinde hâkimin onayına sunulur. Kırksekiz saat içinde hâkim tarafından onaylanmaması halinde Cumhuriyet Başsavcılığının kararı hükümsüz kalır.

Yukarıdaki fıkra uyarınca yasaklanmış yayın veya gazeteleri bilerek dağıtanlar veya satışa sunanlar bu yayınlar yoluyla işlenen suçlardan eser sahibi gibi sorumludurlar.

Dava süreleri

MADDE 26. - Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlarla ilgili ceza davalarının günlük süreli yayınlar yönünden iki ay, diğer basılmış eserler yönünden dört ay içinde açılması zorunludur.

Bu süreler basılmış eserlerin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildiği tarihten başlar. Basılmış eserlerin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmemesi halinde yukarıdaki sürelerin başlama tarihi, suçu oluşturan fiilin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından öğrenildiği tarihtir. Ancak bu süreler, Türk Ceza Kanununun dava zamanaşımına ilişkin maddesinde öngörülen süreleri aşamaz.

Sorumlu müdürün ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkilinin karşı çıkmasına rağmen yayımlatıldığı iddia edilen eserden dolayı yayımlatan aleyhine açılacak dava yönünden süre, sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili hakkında verilecek beraat kararının kesinleşmesinden itibaren başlar.

Sorumlu müdürün yayımlanan eserin sahibini bildirmesi durumunda, eser sahibi aleyhine açılacak davada süre, bildirim tarihinden itibaren başlar.

Kovuşturulması şikâyete bağlı suçlarda dava açma süreleri, suç için kanunun öngördüğü dava zamanaşımı süresini aşmamak şartıyla, suçun işlendiğinin öğrenildiği tarihten başlar.

Kamu davasının açılması izin veya karar alınmasına bağlı olan suçlarda, izin veya karar için gerekli başvurunun yapılmasıyla dava açma süresi durur. Durma süresi iki ayı geçemez.

Görevli mahkemeler ve yargılama usulü

MADDE 27. - Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlardan dolayı açılan davalardan, ağır ceza işlerinden olanlar ağır ceza mahkemelerinde, diğerleri asliye ceza mahkemelerinde görülür.   

Bir yerde ağır ceza veya asliye ceza mahkemesinin birden fazla dairesi bulunması halinde bu davalar iki numaralı mahkemede görülür.

Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlara ilişkin davalar acele işlerden sayılır.

Hürriyeti bağlayıcı cezaya çevirme yasağı

MADDE 28. - 18 inci ve 22 nci maddelerdeki suçlar dışında bu Kanunda öngörülen suçlar için hükmedilen para cezaları, hürriyeti bağlayıcı cezaya çevrilemez.

Tebligat

MADDE 29. - Süreli yayının yönetim yeri, tebligat işlemleri yönünden, yayın sahibinin ve temsilcisinin, görevi devam ettiği sürece sorumlu müdürün yerleşim yeri sayılır.

Yürürlükten kaldırılan hükümler

MADDE 30. - 15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.

GEÇİCİ MADDE 1. - Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yayımlanmakta olan süreli yayınların sahibi, sorumlu müdürü, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde yayınlarının türünü yönetim yerinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmek zorundadır. Bu süre içerisinde bildirim yükümlülüğüne uyulmaması halinde yayın sahibi, sorumlu müdür, beşyüzmilyon liradan yirmimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza bölgesel süreli yayınlarda ikimilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda beşmilyar liradan az olamaz.

GEÇİCİ MADDE 2. - Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce kamu kurum ve kuruluşlarınca yayımlanmakta olan süreli yayınların temsilcisi ve sorumlu müdürleri, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içerisinde süreli yayının basım ve yayımını bu Kanunda öngörülen hükümlere uygun hale getirirler.

Yürürlük

MADDE 31.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 32. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

 



 
Mar
30
    

 

Araplar’ın zirvesi sönük başladı

Suriye’nin başkenti Şam’ın ev sahipliğini yaptığı Arap Birliği zirvesi Lübnan’ın boykotu ve birçok Arap liderinin toplantıya katılmama kararı nedeniyle sönük başladı. Bugün sona erecek zirvenin açılışında Birliğin 22 üyesinden 11’inin devlet başkanı hazır bulundu

Suriye’nin başkenti Şam’ın ev sahipliğini yaptığı Arap Birliği zirvesi Lübnan’ın boykotu ve birçok Arap liderinin toplantıya katılmama kararı nedeniyle sönük başladı. Bugün sona erecek zirvenin açılışında Birliğin 22 üyesinden 11’inin devlet başkanı hazır bulundu. Suudi Arabistan Kralı Abdullah, Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek ve Ürdün Kralı Abdullah Şam’a gelmeyen liderler arasında yer aldı. Suriye katılımın azlığından diğer ülkelere baskı yaptığını iddia ettiği ABD’yi suçladı.
Açılış konuşmasını yapan Suriye lideri Beşşar Esad, Lübnan’daki siyasi krizin sona ermesine yardımcı olmak için işbirliğine hazır olduklarını söyledi. Esad, Lübnan’ın istikrarı ve Lübnanlılar’ın ulusal uzlaşısı temelinde, siyasi krizin çözümü için gerek Araplar’ın, gerekse başkalarının çözüm çabalarına destek vereceklerini belirtti.
ABBAS’TAN ÇAĞRI • Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa, üye ülkelerin dışişleri bakanlarının, İsrail-Arap barış görüşmelerini değerlendirmek üzere yıl içinde bir araya gelmeleri çağrısında  bulundu. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ise Filistinliler’i İsrail saldırılarından korumak için Arap ve uluslararası toplumun oluşturduğu barış gücü teklifinin ciddi olarak düşünülmesini istedi. Bu arada zirvenin başladığı saatlerde Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da basın toplantısı düzenleyen Faysal,  boykotun nedeninin Suriye olduğunu, bu ülkenin başta Lübnan olmakla üzere Ortadoğu’daki birçok sorunun ağırlaşmasının sebebi olduğunu ima etti.
HARİRİ SUİKASTI SUÇ ŞEBEKESİ İŞİ • Birleşmiş Milletler’in Lübnan’ın eski başbakanlarından Refik Hariri suikastını araştırmakla görevli soruşturma komisyonu, cinayetin Lübnan’daki başka saldırılarla da ilgili olan organize bir “suç şebekesi” tarafından işlendiğini tespit ettiklerini duyurdu. Açıklamaya göre 14 şubat 2005te Beyrut’taki bombalı saldırıda Refik Hariri’nin organize bir grup tarafından izlendiği ve grubun bazı üyelerinin suikasttan sonra da faaliyetlerini sürdürdüğü saptandı. Komisyon başkanı Daniel Bellemare BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporda önceliklerinin bu şebekenin üyeleri, saldırıdaki rolleri ve şebeke dışındaki kişilerle ilişkileri hakkında daha fazla bilgi toplamak olduğunu ifade etti. Gizlilik gerekçesiyle bu isimleri açıklamayacağını belirten Bellemare “Bireylerin isimleri ileride savcının iddianamesinde geçecek, o da yeterince kanıt toplanabilirse” diye konuştu.


 
 
( AP ) - 31.03.2005

 



 
Mar
30
    

 

 

“Gerçeği yansıtmayan yayın”dan kasıt nedir

Yargıtay Ergenekon soruşturmasıyla ilgili yayınlar konusunda bir açıklama yaptı. Açıklamada medyanın “çok sınırlı” bir bölümünün gerçeği yansıtmayan ve yasal sınırları ihlal eder mahiyette yayın yaptığı ileri sürüldü ve yükümlülükler hatırlatıldı

Yargıtay Başkanlığı, basında Ergenekon Operasyonu ile ilgili çıkan haberlere tepki gösterdi. Ancak soruşturmada çete zanlılarından çıkan ve Yargıtay’ın da hedef alındığını gösteren belgeler konusuna ise hiç değinmedi.
Yargıtay Başkanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, Ergenekon’a atıf yapılarak halen sürdürülmekte olan ve mahkeme tarafından yayın yasağı konulan soruşturma ile ilgili bazı gazete ve televizyonların yayın yaptığı belirtildi. Açıklamada, “Özellikle Yargıtay ile ilgili kamuoyunu yanıltacak ve yanlış yorumlara neden olacak şekilde ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde çeşitli haberler yayınlandığı üzüntü ile izlenmektedir” denildi. Yapılmakta olan soruşturmanın sağlıklı olmasını engelleyecek ve kamuoyunda yanlış yorumlara neden olacak davranışlardan kaçınılması istenen açıklamada, “Aksine davranışların yasada gösterilen yaptırımların uygulanmasına neden olacağı bilinmelidir. Bu ülke hepimizindir” ifadeleri kullanıldı.


 
 
( Taraf/ANKARA ) - 31.03.2005

 



 
Mar
30
    

 

 

‘Başsavcı o sözleri söyledi’

Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya,

“AKP’nin kapatmayı zorlaştıracak anayasa değişikliği

yapmaya cesaret edemeyeceği”

yolunda açıklama

yapmadığını belirtmesine karşın, Gençlik

Konfederasyonu’nun Başkan Yardımcısı Abdullah Filiz

ısrarlı;

“Ben de o görüşmede idim, bu sözler

söylendi.”

Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya,

“AKP’nin

kapatmayı zorlaştıracak anayasa değişikliği yapmaya cesaret

edemeyeceği”

yolunda açıklama yapmadığını belirtmesine

karşın, Gençlik Konfederasyonu’nun Başkan Yardımcısı

Abdullah Filiz ısrarlı;

“Ben de o görüşmede idim, bu sözler söylendi.”


Taraf’a konuşan Filiz,

“‘Anayasayı değiştirmeye cesaret edemezler’ lafını ben de

duydum.

Çünkü ben de o ziyarette idim.

Başsavcı gündemle

ilgili başka sıkıntı yaratmamak için öyle açıklama yapmış

olabilir, bizim açıklamalarımız doğru”

dedi.


Gençlik Konfederasyonu, Başsavcı’dan önce, 11 martta

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’i, 18 martta ise Anayasa

Mahkemesi Başkanı Kılıç’ı ziyaret etmişti. 

 
 
( Taraf ) - 31.03.2005

 



 
Mar
30
    

 

 "http://www.taraf.com.tr/anasayfa/3003TRF01IST-Layout%201.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

Ergenekon savcısı dört generali sorgulasın

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Örnek’e ait günlüklerin Nokta’daki yayımı nedeniyle yargılanan Alper Görmüş’ün avukatı Ümit Kardaş, “Günlükteki darbeler kanıtlandı, sorumluları da yargılanmalı” dedi. Ergenekon savcısının müvekkilinin bilgisine başvurduğunu, darbe günlüklerini içeren CD’yi de inceletip gerçek olduğunu saptadığını söyleyen Kardaş “Sıra komutanların sorgusuna geldi” diye konuştu

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’e ait olduğu açıklanan ve 2004 yılında “Sarıkız” ve “Ayışığı” adlarıyla yapılmak istenen iki askeri darbeyle ilgili hazırlıkların anlatıldığı günlüklerin gerçek olduğunun anlaşılması üzerine, yargı tekrar göreve çağrıldı. Kapanan Nokta Dergisi’nin eski Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş’ün avukatı emekli Hâkim Albay Ümit Kardaş “Yeni bir durum doğdu. Hem darbe hazırlığı içinde adı geçen dört kuvvet komutanının yargılanması gerekiyor hem de Ergenekon Operasyonu kapsamında ortaya çıkan yeni deliller ve bilgiler ışığında soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’ün, Özden Örnek dahil, dört eski kuvvet komutanının ifadesini alması lazım” dedi. Görmüş’ün avukatlarından Filiz Kerestecioğlu da Alper Görmüş’ün günlükleri yayımladığı için yargılandığı davada, günlüklerin Örnek’in Deniz Kuvvetleri’ndeki bilgisayarından çıktığını belgeleyen Emniyet Müdürlüğü raporunu isteyeceklerini açıkladı.
Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Öz, operasyonda gözaltına alınan kişilerin ifadeleri ve ele geçen belgelerin ardından, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’e ait olduğu açıklanan günlüklerle ilgili 7 martta eski Nokta Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş’ün bilgisine başvurmuştu. Savcı Öz, Görmüş’ten aldığı darbe günlüklerini içeren CD’yi Bilişim Suçları Bürosu’na göndererek inceletmiş, günlüklerin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na ait bilgisayardan çıktığı anlaşılmıştı. Konu, Taraf’ın haberiyle duyurulmuştu.
Görmüş’ün avukatı Ümit Kardaş, Savcı Zekeriya Öz’ün Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan kişilerin ifadeleri ile ele geçen belgeler üzerine müvekkilinin bilgisine başvurduğunu belirterek günlüklerin gerçekliğinin emniyet raporuyla belgelenmesinin ardından, darbe hazırlayan dört kuvvet komutanının da sorgulanması gerektiğini söyledi. Kardaş, “Savcı, müvekkilim Görmüş’ü çağırıp soruşturma kapsamında dinledi. Müvekkilimden alıp incelettiği CD’nin de Deniz Kuvvetleri’nde Özden Örnek’e ait bilgisayardan çıktığı belirlendi. Şimdi bu komutanları da soruşturma kapsamında dinleyeceğini umuyorum” dedi.
Kardaş, darbe hazırlığı içinde olduğu belirtilen dört kuvvet komutanının hakkında daha önce yapılan suç duyurusuna Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yetkisizlik kararı verdiğini hatırlatarak şunları söyledi: “Çiftbaşlı yargı var. Savcılar, görevinden alınan eski Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya’nın akıbetinden korkuyor. Siyasi iktidar burada devreye girerek sivil mahkemelerin askerleri yargılayabileceği yasal düzenlemeleri gerçekleştirmelidir.”
DARBE GÜNLÜKLERİ • Darbe günlüklerinde 24 Nisan 2004’te Kıbrıs’ta yapılan referandum öncesi, dört kuvvet komutanının, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’e rağmen darbe yapma planı ve hazırlığı yaptığı anlatılmıştı. Günlüklere göre, Örnek ile dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına ve halen ADD Genel Başkanı olan, Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur tarafından “Sarıkız” kod adı ile planlanan darbeden, Özkök’ün karşı tutumu, diğer bazı üst rütbeli subayların isteksizliği ve ABD’nin tavrı nedeniyle vazgeçilmişti. Eruygur bunun üzerine tek başına “Ayışığı” kod adlı ikinci bir darbe planı yapmıştı.
YAZARLAR: GEREKEN YAPILMALI • ‘Darbe Günlükleri’nin Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in bilgisayarından çıktığının Emniyet tarafından belgelenmesi üzerine medyada  gereken yasal işlemlerin yapılmasını isteyen yazılar da kaleme almaya başladı. Taraf’ın 2003-2004 yıllarında darbe hazırlığında ismi geçen komutanlara ulaşma çabaları karşılıksız kalırken,  hiçbir resmi kurumdan da bugüne kadar açıklama yapılmadı. Darbe planlarını yayımlayan ve baskı sonucu kapatılan Nokta Dergisi’nin eski Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş “Özden Örnek’in iftira suçlaması” nedeniyle yargılanmaya devam ederken, darbe hazırlığın yapanlar hakkında dava açılmadı. Milliyet gazetesi yazarı Hasan Cemal, darbe planlarının resmiyet kazanmasını Taraf’ın haberinden alıntılar yaparak “AKP’den değil demokrasiden yana olmak” başlığı ile anlattığı yazısını şöyle bitirdi: ”2003-2004 darbe tertiplerinden bu yana çekilen çizginin ışığında şöyle bir düşünmekte yarar var. Çünkü konu ille de AKP’den değil, ‘demokrasiden yana olmak’la doğrudan ilgilidir.” Yine aynı gazetenin yazarı Derya Sazak da “Ergenekon soruşturması; Nokta’nın yayımladığı ve savcılığın emekli Oramiral Özden Örnek’in bilgisayarından çıktığını saptadığı ‘Darbe Günlükleri’nden anlıyoruz ki, ‘Bir ihtimal daha var’ diyen şarkı sözlerini çağrıştıran ‘ihtilal’ namesi yakın zamana dek dillerden düşmemiş!” diye yazdı. Vatan Gazetesi yazarı Necati Doğru ise “Ayışığı ve Sarıkız darbe girişimi günlüklerinin de Deniz Kuvvetleri bilgisayarında yazıldığına dair ‘kriminoloji raporu’ var mı? Beş gündür yazıyorum. ‘Var’ diyen çıkmadı” diyerek yetkililerdeki sessizliğe dikkat çekti.


 
 
( Taraf/KURTULUŞ TAYİZ ) - 31.03.2005

 



 
Mar
30
    

 

Akıllara ziyan bir buluş: Tek tuş ile intihar

Almanya’da ötanaziyi destekleyen bir grubun başında olan Doktor Roger Kusch’un geliştirdiği bir makine, küçük bir motor aracılığıyla kullanıcının damarına zehir zerkeden bir iğneden oluşuyor ve içinde ABD’deki idamlarda da kullanılan potasyum klorür bulunuyor. Cihaz, tek bir tuşa basarak acı çekmeden öldürüyor

Almanya’da ötanaziyi destekleyen bir grubun başında olan Doktor Roger Kusch’un geliştirdiği bir makine, küçük bir motor aracılığıyla kullanıcının damarına zehir zerkeden bir iğneden oluşuyor ve içinde ABD’deki idamlarda da kullanılan potasyum klorür bulunuyor. Kiralanarak kullanılabilen ve daha sonra toplanarak başka müşterilerin hizmetine sunulan bu cihaz, tek bir tuşa basarak acı çekmeden öldürüyor.
10 YIL ÖNCE DENENDİ • Kullanıcının tek yapması gereken ise, cihaza bağlı şırıngayı koluna taktıktan sonra düğmeye basmak. 53 yaşındaki Kusch’un geliştirdiği, bir ayakkabı kutusundan küçük bu yeşil renkli cihaz, Doktor Philip Nitschke’nin yaklaşık 10 yıl önce Avustralya’da yaptığı ve zamanında tüm dünyada büyük tartışmalara yol açan ‘intihar makinesi’nin bir benzeri.
YASAĞI DELMEK • Hamburg’da kendi partisini kurana kadar Alman muhafazakâr partisi CDU’nun ve Hamburg bölgesel parlamentosunun üyeliğini yürüten Kusch, “Hıristiyan sevgi eylemi” adını koyduğu cihaz sayesinde, yasal olarak “ötanazi hakkı” bulunmayan hastaların, acılarına son vermelerinin kolaylaşacağını söyledi.
Asıl amacının Almanya’daki ötanazi yasağına karşı gelmek olduğunu söyleyen Kusch, “Hasta olan bir insan hâlâ kendi kararlarını verebilecek durumdaysa, böyle bir makineyi kiralamasında cezai bir durum olmamalı, tıpkı eline bir bıçak ya da jilet verildiğinde olmayacağı gibi” dedi. Kusch, bunun sadece bir başkası tarafından uygulandığı durumda suç olacağını söylüyor. Kendisi de avukat olan Kusch, devletin hoşgörü sınırlarını zorladığını biliyor. Almanya’da intihar etmek yasal değil ancak birinin intihar etmesine yardım etmek de suç değil. Alman savcılar, makinenin kullanılmasının yasadışı olduğunu ispatlamak için çalışmalarına başladı.

 
 
( Taraf ) - 29.03.2008

 

 



 
Mar
30
    

 

 

‘Reform yapılmazsa açık 1.8 trilyon dolar olur’

Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal güvenlik reformu yapılmaması halinde 2008-2075 arasında sistemin açığının 1.8 trilyon dolar olacağını söyledi

Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal güvenlik reformu yapılmaması halinde 2008-2075 arasında sistemin açığının 1.8 trilyon dolar olacağını söyledi. Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Federasyonu (GÜNSİAF) tarafından düzenlenen İş Geliştirme Platformu-2 Fuarı’nın açılış töreninde konuşan Şimşek, Türkiye’nin her açıdan gelişmiş ülkeler arasındaki farkı kapattığını savundu. Şimşek, ülkenin genç nüfusu, girişimcilik ruhu ve kendilerinin yaptıkları ve yapacakları reformla bir araya geldiği zaman, Türkiye hakkında kötümser olmak için gerçekten saf olmak gerektiğini söyledi. Şimşek “Çünkü Türkiye’nin potansiyeli ortada. Beş altı yıldır da biz bunun gerçekleşebileceğini de ortaya koymuş durumdayız. Kısa vadeli iniş çıkışlar olabiliyor. Farkındayız ama, Türkiye’nin aslında önü açık. Türkiye her anlamda gerek siyasi, demokratikleşme, ekonomik kalkınma gibi her açıdan gelişmiş ülkelerle farkı kapatıyor’’ dedi.
Sosyal Güvenlik Yasa tasarısına da değinen Bakan Şimşek, bu yıl, toplam yatırım bütçesinin iki katından fazlasını, sosyal güvenlik kurumuna transfer edeceklerini dile getirerek şunları söyledi: “Sosyal güvenlik reformunu yapmazsak sistem 1.8 trilyon dolar açık verecek. Ne zaman? 2008-2075 arasında. Sadece bu dönemde bu açık finansmanı için geleceği için bu para yok ortada. 1990 yılından bu yana sosyal güvenlikteki açıkları toplayın Türkiye’nin kamu sektörünün toplam borcunun üç katına yakın.” 

 
 
( AA/KAHRAMANMARAŞ ) - 31.03.2005

 



 
Mar
30
    

 

Etyen Mahçupyan

Rejimin sağduyusu var mı?

Modern dünyanın çok temel bir sıkıntısı var... Bittiğini, bir daha geri gelmeyeceğini sandığı bir dizi sorun alanı yeniden tarih sahnesine çıkarken, modernliği de kendi çaresizliğiyle baş başa bırakıyor. Muhakkak ki bunların en başlıcası inanç alanının yeniden anlamlı hale gelmesi. Bu durum sekülerleşmeden uzaklaşmayı ifade etmese de, sekülerleşme içinde yeni bir dindarlaşmanın mümkün olduğunu ortaya koymakta. Oysa naif ve pozitivist modernler, bu yeni dünyayı kurarken dinin geri gelmeyecek şekilde tarihin tozlu sayfalarına gömüleceğini sanmışlardı. Ama belki de modernliğe asıl darbe, inanç gibi ‘stratejik’ bir konudan ziyade bir ‘taktik’ alandan geliyor: Milletleri üreten ve onlar sayesinde meşrulaşan ulus-devletler, bugün tasavvurlarındaki milletin boş bir hayale doğru dönüşmesi karşısında dehşete kapılıyorlar. Bunca endoktrinasyonun ve resmî ideoloji bombardımanının ardından hemen her ‘milletin’ ne denli yapay olduğu giderek daha çok tartışılıyor ve toplumlar geçmişteki cemaatçi kimliklerini yeniden canlandırıyorlar.
Bu durumu ‘mikro milliyetçilik’ terimiyle geçiştirmek ve sanki mesele milliyetçiliğin rantabl olmayan ölçeklere inmesi imiş gibi göstermek gerçekçi değil. Çünkü bu durum aynı zamanda günümüzün ulus-devletlerinin meşruiyetinin ta başından itibaren olmadığını ima ediyor. Diğer bir deyişle yeni milliyetçilik akımları ve farklı etnisiteler üzerinden devlet arayışları, halen var olan devletlerin karşısına çıkan birtakım ‘olası’ alternatifler değil. Bunların çıkışının ardında, onları kuşatan milletlerin ‘sahte’ olduğu, dolayısıyla da onları temsil eden devletlerin ‘gayri meşru’ olduğu algılaması var. Bu nedenle de mesele bugünün sorunu olarak değil, ulus-devlet öncesindeki çatışmanın içinden okunuyor. Örneğin Türkiye’nin Kürt meselesi, bugün Kürtlerin bazı hak ve özgürlüklere sahip olmamasıyla sınırlı olmadığı gibi, ‘çözüm’ de bu hak ve özgürlüklerin verilmesiyle sağlanamayacak. Kürt meselesinin siyasi anlamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin salt güce dayanarak egemenliğini ihsas ettiği ve bu nedenle de toplumsal meşruiyet açısından zaaflar içerdiğidir.
Dolayısıyla devletin bu meseleye yaklaşımının yeniden gücü ön plana çıkarması hiç de akıllıca olmamıştır. Çünkü Kürtlerin hafızasında yer aldığı biçimiyle devletin güç kullanımı, gerçekte haksızlığının da kanıtıdır. Nitekim devletin Kürt meselesini bir asayiş sorunu olarak sunmasıyla birlikte, Kürtlerin yabancılaşma sürecinin de hızlandığını söylemek mümkün. Çözüm devletin Kürtleri yeniden kazanmak üzere politikalar üretmesi ve bu politikaların Kürtlerin içindeki ‘karşı şiddet’ eğilimini yok etmesinden geçiyor. Unutmamak gerek ki, birlikte yaşamak istemeyen toplumları hiçbir maddi veya manevi güç uzun süre bir arada tutamaz...
Kısacası Türkiye’de devlet yaklaşımının bir an önce sağduyulu hale getirilmesi gerekiyor. Vatandaşlık anlayışının değiştirilerek ‘Türk’ etnik kimliğinden bağımsız olarak tanımlanması vazgeçilmez bir koşul. Çünkü ‘Türklük’ maalesef Cumhuriyet döneminin bilinçli uygulamaları sonucunda ayırımcı bir nitelik kazanmış durumda. Bu sonuç kaçınılmaz değildi belki... Ama eğer bir kabahat varsa, bunun doğrudan kendini ‘Türk’ hissedenlere ait olduğu ve onların tarihsel bir fırsatı geri gelmeyecek şekilde kaçırdıkları açık. Aynı sağduyu Kürtçenin konu olduğu her alanda kültürel hakların tümünü eksiksiz biçimde vermeyi de gerektiriyor. İnsanların ana dillerini küçümseyen bir bakışın, o insanları kendi ‘milletinden’ saymasının samimi bulunması tabii ki mümkün değil...
Başbakan’ın Güneydoğu’ya yatırımı ve bir televizyon kanalının Kürtçe yayına başlayacağını ‘müjdeleyen’ girişimi ise söz konusu sağduyu gereğinin farkında olan, ancak gereğini yapamayan birinin utangaçlığını yansıtıyor. Hele aynı dönemde yargının DTP’nin kapatılması, Kürtçenin mahkûm edilmesi için uğraştığını, bazı valilerin bir bayram kutlamasına bile tahammül edemediklerini gördüğünüzde iyimserlik mümkün olmaktan çıkıyor. Siyasetin hükümetin niyetini aşan geniş tablosu içinde sağduyunun yeri ne yazık ki son derece ufak ve bu zaaf ‘ulus-devleti’ kaçınılmaz bir meşruiyet tartışmasının içine doğru sürüklüyor.

30.03.2008



 
Mar
30
    

 

  Yasemin Çongar

 Darbecilerle uzlaşmak darbeyi davet eder

İlhan Selçuk bir yazar.
Ak Parti hükümetinden hoşnut değil.
Bu hükümetten kurtulmak istiyor.
Kurtulmanın formülünü 7 Şubat 2008 günü, yani Ak Parti aleyhinde kapatma davası açılmasından beş hafta önce şöyle anlatmış:
“Her şey elden gidiyor. Tuhaf bir durum var. Bakalım ne olacak? Şimdi yalnız iki tane şey var. Eğer kapatma davası açılırsa, bir de üstüne ekonomik kriz gelirse, Türkiye biraz karışırsa belki bir umutlar doğabilir yani. Çünkü normal yollardan bunları mümkün değil yani.”
İlhan Selçuk 8 Şubat’ta daha da geliştirmiş bu formülü:
“İç savaş olmaz da, yani bir noktada eğer ortalık karışırsa, hem ekonomik hem siyasi olarak. Belki asker gelirse bir şey olabilir.”
İlhan Selçuk Ergenekon soruşturması kapsa-mında geçen hafta gözaltına alındı, ifadesine başvuruldu, bir buçuk gün sonra salıverildi.
Serbest kalınca ilk iş Başbakan Erdoğan’a ‘uzlaşma’ çağrısı yaptı.
Daha bir buçuk ay önce ne pahasına olursa olsun kurtulmayı istediği hükümeti yumuşamaya davet etti.
Ak Parti’den kurtulmak için “kapatma davası açılmasına, ekonomik kriz çıkmasına, Türkiye’nin karışmasına ve askerin gelmesine” bel bağladığını özel konuşmalarında anlatmış, üstelik bu beklentiyi ima eden köşe yazıları da yazmış olan İlhan Selçuk gözaltı sonrası gerginliğin düşürülmesini istiyordu.
Tuhaflığın farkında mısınız?
***
Doğu Perinçek bir siyasi partinin genel başkanı.
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandı.
Sorgusu sürerken yaptığı yazılı açıklamada, soruşturmayı yürüten Savcı’yı ve ekibini suçladı:
“(Türk Silahlı Kuvvetleri’nin) bugünkü ve geçmiş komuta kademesine suç atmak için özel çaba içindeler. Bu görevi aldıkları sorularından ve araştırmalarından ortaya çıkıyor. Orduyu suçlu gösterecek kanıtlar peşindeler. Türkiye’nin birliğini savunan orduya ve milli kuvvetlere karşı bu Ergenekon operasyonunu yürütmektedirler.”
Devletin içine uzanan ve birçok istikrarsızlaştırıcı eylemden sorumlu olduğundan kuşkulanılan bir suç örgütünü ortaya çıkartma amaçlı hukuki soruşturmayı böyle kötülerken adeta orduyu yardıma çağırıyordu Perinçek.
Sonra öğrendik ki, Perinçek’in lideri olduğu İşçi Partisi binasında yapılan aramalarda CD’ler ele geçmiş.
Bu CD’lerde Yargıtay Başkanlığı binasının güvenlik sistemini ayrıntılarıyla ortaya koyan bir kroki de var.
O krokiyi daha önce yayımladık.
İşçi Partisi’nde bulunan CD’lerdeki bir başka dokümanı da bugünkü manşetimizden öğreniyorsunuz.
Ergenekon soruşturmasını yapanları ‘ordu düşmanlığı’ ile suçlayan Perinçek’in partisinde Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt’ın henüz Kara Kuvvetleri Komutanı’yken yaptığı iki yurt gezisiyle ilgili koruma planını gösteren dokuz sayfalık bir belge bulunmuş.
Bir siyasi parti neden Kara Kuvvetleri Komutanı’nı gözetler?
Org. Büyükanıt’ın ne şekilde korunacağına ilişkin ayrıntılı belgeler neden ve nasıl bir siyasi partinin eline geçer?
Yargıtay binasının krokisinin bir siyasi parti genel merkezinde işi ne?
Ve bu belgeleri bulunca bu soruları soran bir Savcı neden “orduya karşı” olmakla suçlanır?
Tuhaflığın farkında mısınız?
***
Ergenekon denen suç örgütünde devletin en tepesine tırmanmış bürokratların, siyasetçilerin, emekli ve muvazzaf subayların, işadamlarının, gazetecilerin rol almış olması bizi şaşırtmayacak.
Bunların ortaya çıkarılmasını hedefleyen bir soruşturmaya en başta bürokrasinin, siyasetin, ordunun, iş dünyasının, akademinin, medyanın sahip çıkması gerekmez mi?
Bütün bu kurumların kendi içlerindeki suçlulardan arınıp temizlenmek istemesi beklenmez mi?
Sadece ve sadece suçluların telaşlanması gerekmez mi?
Peki, ne oluyor?
Geri adım çağrıları, uzlaşma buyrukları, sağduyu terennümleri gırla gidiyor.
“Ergenekon’da frene basın” diye fısıldayan bir güruhla karşı karşıyayız sanki.
Ve siyasetten, ordudan, bürokrasiden, iş dünyasından, akademiden, medyadan, evet özellikle de medyadan güçlü bir “Temiz Eller” çığlığı yükselmiyor.
Tuhaflığın farkında mısınız?
***
Özden Örnek eski Deniz Kuvvetleri Komutanı.
Günlük tutma alışkanlığı var.
2004’te henüz muvazzafken, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman ile Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’un öncülüğünde “Sarıkız” kod adlı bir askeri darbe planlandığını günlüğüne yazmıştı.
“Sarıkız” başarılamayınca “Ayışığı” kodlu bir diğer darbe girişiminin bu kez Eruygur tarafından planlandığını da Örnek’in günlüğünden okumuştuk.
Çünkü geçen yıl Nokta vardı.
Darbe günlüklerini ele geçirip yayımlamakla Türkiye’nin gelmiş geçmiş en cesur gazetecilik örneklerinden birini veren sorumlu bir dergi vardı.
Taraf’ın dünkü manşeti  “Darbe belgelendi” diyordu.
Kısa, yalın, tüyler ürpertici.
Nokta’nın askeri savcılık emriyle basılmasını ve ardından yayın hayatına son vermesini hazırlayan darbe günlüklerinin otantik olduğu belgelenmişti.
O günlüklerin Özden Örnek’in bilgisayarından çıktığı İstanbul Emniyeti’nce kanıtlanmıştı.
2004’te, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en üst kademedeki komutanlarının iki ayrı darbe planı yaparak suç işlediklerinin kanıtıydı bu.
Peki, bu manşeti ne izledi?
Medyanın geri kalan kısmından yükselen ‘tıs’ sesi.  
Birkaç onurlu istisnayı bir yana bırakırsak gazete ve televizyonların çoğunluğu, dört yıl önce ordunun tepesinde darbe planladığının kesinleşmesine bu tepkiyi verdi:
Tıs.
Kısa, yalın, tüyler ürpertici.
Çünkü onların gündeminde ‘uzlaşma’ çağrısı vardı.
Sağduyulu olmalıydık.
Herkes, başta da Başbakan Erdoğan, bir adım geri atmalıydı.
Ergenekon soruşturmasına sahip çıkmanın sırası değildi galiba.
Çetenin orduya uzandığını düşündüren haberler yapmanın mânâsı yoktu.
Darbeci zihniyete karşı çıkmamalı, aksine onunla uzlaşmalıydık.
Tehlikenin farkında mısınız?

28.03.2008



 
Mar
30
    
okuryazarhay | 30 Mart 2008 18:16 | 0 fav | etiket:  

 

  Ahmet Altan

Neler oluyor?

Akşamüstü bir haber, “Soner’in evini polisler basmış.”
Arkasından bir haber daha, “Soner’i gözaltına almışlar.”
“İstanbul’a getiriyorlarmış.”
Ne yapmış Soner böyle evi basılacak, gözaltına alınacak, polis refakatinde İstanbul’a getirilecek?
Bir partinin, “Ergenekon’un evrak dairesini” andıran belgeleri arasında bulunan “Yargıtay krokisiyle” yargıçlara ait “fişleme” kayıtlarını bulup yayınlamış.
Dünyanın her yanında iyi bir gazeteci ne yapacaksa onu yapmış.
Bunun bir suç olduğunu mu düşünüyorsunuz, o zaman çağırır ifadesini alırsınız.
Ev basmalar, gözaltına almalar da ne oluyor?
Darbe hazırlığı mı yaptı Soner, çete mi kurdu?
Biz “darbe hazırlayanların” suçüstü yakalandığını, darbeyle ilgili belgelerin gerçek olduğunu açıkladık.
Bizim medyanın bir bölümü dut yemiş bülbüle döndü.
Nedense bizim medyanın “o bölümünün” darbelerden bir şikâyeti yok.
Biz, “Darbe hazırlıyorlarmış” diyoruz...
O medya da “Uzlaşsınlar” diyor.
Garip bir diyalog.
“Darbe” haberi karşısındaki o müstehcen sessizlikleri, “kimle kimin uzlaşmasını” istediklerini gösteriyor zaten.
Bizim Soner’i gözaltına aldıran “hukuk sistemimizden” de darbecilerle ilgili bir ses duyulmadı.
Darbe yasak olmaktan çıktı mı?
Generallere darbe düzenleme özgürlüğü veren gizli yasalarımız mı bulunuyor?
“Darbe hazırlamışlar, belgesi var” diyoruz.
Bizim “uzlaşma” düşkünü medyada tek satır yok.
Acaba bizim medyada “belgelenmiş bir darbe hazırlığının neden haber değeri bulunmadığını” anlatabilecek biri çıkar mı?
Bir dinlemek isterdim doğrusu buna cevap verebilecek yiğidi.
Ergenekon çetesinin üstüne giden gazetelere “dinci” diyeceksiniz, darbe haberini görmeyeceksiniz, eski bir generalin orduya ait bombaları Ergenekon sanıklarına verdiğine dair itiraflara kulaklarınızı kapatacaksınız ve siz “gazeteci” olarak ortada dolaşacaksınız.
Bu yaptığınızın bir adı var beyler...
Ama onun adı “gazetecilik” değil.
Darbecileri görmezden gelmenin adı da hukuk değil zaten.
Bizim Soner gözaltına alınacak...
Darbecilere “adın nedir” diye bile sorulmayacak.
Bizim de bunları normal karşılamamız beklenecek.
Biz bunları normal karşılamayız.
Bugün ülke olarak Cumhuriyet tarihinin en büyük çetesiyle karşı karşıyayız.
Bu çetenin çok geniş bir ağ oluşturduğu her gün biraz daha ortaya çıkıyor.
Bu Ergenekon çetesini koruyup kollamak isteyen medya, demokrat güçlerin birleşmesini engellemek için “AKP karşıtlığını” Ergenekon yandaşlığına çevirmek istiyor.
Basit bir soru sorun:
Neden AKP karşıtı olduğunuz için korkunç bir çetenin yandaşı olmak zorundasınız?
AKP’ye karşı olun.
AKP’yi eleştirin.
AKP’nin bencil kurnazlığını afişe edin.
Bunları yaparken Ergenekon çetesini ve darbecileri korumanız gerekmiyor.
Bakın, hepimizin hayatın içinde nerede durduğumuzu gösterecek küçük bir soru var:
Evrensel hukuktan yana mısın, değil misin?
Evrensel hukuk... Hani şu gelişmiş ülkelerdeki insanların güven ve özgürlük içinde yaşamalarını sağlayan hukuk anlayışı.
Bundan yanaysanız, çetelere ve darbelere karşısınız.
Halkın seçimine, bu seçim sizi çok üzse de saygılısınız.
Sevmediğiniz partiyi iktidardan düşürmek için siyaseten her şey yapma hakkına sahipsiniz.
Ama o partiyi askerî ya da hukuksal darbeyle yıkamazsınız.
Çünkü eğer yıkarsanız, sadece o partiyi değil, geleceğinizi ve çocuklarınızı güvenceye alacak olan hukuk sistemini de yıkmış olursunuz.
Hukuksuz bir ortamda, silahı olanlar sizi her zaman ezer.
Hukuk ve silah yan yana gelmiyor.
Siyasetin içine silah sokan herkes hukuktan uzaklaşır.
Biz darbecilere karşıyız, çetecilere de karşıyız...
Bunun tek bir nedeni var.
Biz “evrensel hukuktan” yanayız.
Bu ülkedeki bütün insanlar barış ve güven içinde yaşasın istiyoruz.
Biz hukuktan vazgeçmeyiz...
Hukuk olmadığı zaman kaba güç egemen oluyor, silahsız insanlar aşağılanıyor.
Ne kendimizin, ne de halkımızın aşağılanmasına razıyız.
Gözaltına alsanız, suç duyurularında bulunsanız, iftiralar atsanız da bundan vazgeçemeyiz.
Aşağılanmaya razı olmak bize zor geliyor çünkü.

29.03.2008