Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
cumhurreisi ayed hadis en birinci bila kayd u şard kagıt 50 kurus sabim 184 alolambadan vazo bırakın da çalışalım analar günü duelist filmiEMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi." O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı. 28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı. Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı . ' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır. 28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu. Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu. AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim. Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? " Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... " İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit... İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser. Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır. Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi... İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu. Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır. Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır. Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz... AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı. Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı... Misalleri çoğaltabiliriz. Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti. Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek. Yapmazsa, boğarlarezberbozan okuryazarTRT LOGO ginseng çicek Glitter Photos
karar millendirlee young ae duelist filmFree Image Hosting - Photolava.com Free Image Hosting - Photolava.compeygamberimizin doğduğu evsalıncakta ata sosyalguvenligi tam turkeyTRT LOGOsirinler Srebrenica_Inferno.mp3 BİR (  1  )    İHRACAAT DOLARINDAN
SAĞLANAN TOPLAM GELİR
Mart 2008 tarihli yazilar (sayfa 6)Mart 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar
 
Mar
30
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

Günay'dan Kapatma Yorumu "Dava, Türkiye'yi demokrasi sınavında küme düşürmeyi amaçlıyor."

30.03.2008 15:48
Günay'dan Kapatma Yorumu
"Dava, Türkiye'yi demokrasi sınavında küme düşürmeyi amaçlıyor."

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, AK Parti'ye yönelik bir kapatma davasının, tüm dünyada Türkiye'yi demokrasi sınavında küme düşürmek amacına yönelik olacağını söyledi.

Ertuğrul Günay, Antalya'nın Alanya ilçesinde bir soru üzerine, "Bu saatten sonra Türkiye'de parti kapatma olmaz" dedi.

Günay, sandıktan yüzde 47 oy alarak çıkan ve ülkeyi 4 buçuk yıl başarı ile yöneten bir partiyi kapatmaya kalkmanın tüm dünyada Türkiye'yi demokrasi sınavında küme düşürmek amacına yönelik bir hareket olarak algılanacağını söyledi.

Bu durumun Türkiye'ye önemli zararlar vereceğini belirten Ertuğrul Günay, bu saatten sonra herkesin demokrasiyi zedeleyecek oluşumlardan ve gelişmelerden sakınacağına inandığını kaydetti.

 

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mar
30
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

Kurt,

 

"Bunu yapan insanların insanlarına iyilik ettiğini, vatanıma iyilik ettiğini düşündüğünü ifade etmek mümkün değildir.

 

Kesinlikle herkes şunu

 

bilmelidir ki, insanlık suçu işleyerek vatanperverlik yapılamaz"

 

dedi.

 

 

 

 

 
Dayak iddiası AKP'yi harekete geçirdi

30 Mart, 2008 22:20:00 (TSİ)

Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde 3 sivil polisin gözaltına aldığı 15 yaşındaki bir gence, kameralar önünde kötü

muamelede bulunduğu iddia edildi.

TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu konuyla ilgili çalışma başlatırken, AK Parti'li bir heyet de incelemelerde bulunmak için Hakkari'ye gitti.


 
DTP Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal tarafından gündeme getirilen olaya ait görüntüler bazı internet sitelerinde yayınlandı.


 
Görüntülerde üç sivil polisin gözaltına aldığı bir gence uyguladığı şiddet yer alıyordu.


 
TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Sözcüsü AK Parti Milletvekili Abdurahman Kurt da iddialarla ilgili çalışma başlattıklarını söyledi.

 

 


 
Kurt,

 

"Bunu yapan insanların insanlarına iyilik ettiğini, vatanıma iyilik ettiğini düşündüğünü ifade etmek mümkün değildir.

 

Kesinlikle herkes şunu

 

bilmelidir ki, insanlık suçu işleyerek vatanperverlik yapılamaz"

 

dedi.

 


 
AK Parti'li bir heyetin, Hakkari'de konuyla ilgili inceleme yaptığı belirten Kurt, kendilerinin de bir heyet oluşturarak kente gideceklerini söyledi.

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mar
30
    
okuryazarhay | 30 Mart 2008 21:04 | 0 fav | etiket:  
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

  Che Guevara ve darbeciler  
 
30 Mart 2008
 
 

          Che Guevara ve darbeciler

Onun bir ermiş kişi, örnek bir insan veya bir destan kahramanı olduğuna inananlar var.

Sadece siyahın ve beyazın kullanıldığı, ara tonların olmadığı bir resmi, Atatürk posterleri kadar meşhur. Bu resim, küçük bir kalıp yardımıyla, sol sloganlarla birlikte ülkemizin sokaklarına, duvarlara çizilirdi. Kafasında bir bere, berenin ortasında bir yıldız, kirli sakallı, aşağıya doğru inen ince bıyıkları, uzun dalgalı saçları, sert ama müstehzi görünen yüz ifadesi ile bir Hoolywood yıldızına benzerdi. 70'li yılların sosyalist devrimcileri, Marksist-Leninist bir teorinin değil, bu resme indirgedikleri hayallerin peşindeydi...

Aslında bir masal kahramanı değil, epeyce kan dökmüş profesyonel bir devrimciydi. Dünyada en uzun süre iktidarda kalan liderlerden biri olan Fidel Castro ile birlikte 1959'da Küba'da iktidarı ele geçiren dar gerilla ekibinin önde gelen bir üyesiydi. Devrim yapmayı sevmiş, Küba'da kendisine verilen sanayi bakanlığından sıkılmış ve tekrar yola düşmüştü. Latin Amerika'da, Afrika'da, sonra tekrar kendi kıtasında karışık bağlantılarla devrim peşinde koştu. Sonunda su testisi su yolunda kırıldı: 1967'de Bolivya'da hükümet güçleri tarafından ele geçirildi ve öldürüldü. Talebelik yıllarımda, nezarethane gibi istisnaî durumlarda Che hayranı devrimcilerle muhabbet fırsatı bulmuşluğum oldu. Huşu içinde anlattıkları Che'yi, Gazavât kitaplarındaki kahramanlarla karıştırdıklarını düşünürdüm. Gerçi belki biraz kirliydi. Hacettepeli bir Kurtuluşçu'nun "Biliyor musun, astım hastalığını iradesiyle yenmişti." diye heyecanla anlatırken, olağanüstü kişiliğine ve devrimci fedakârlığına dair verdiği bir örnek hiç hoşuma gitmemişti...

Che Guevara gerçekte, devrimci şiddetin teorisyeni ve kendi hayat pratiği ile somut bir modelidir. "Gerilla Savaşı" isimli kitabında "Sosyalist Devrim"in, silahlı-dar bir öncü grubun eylemleri ile başarılacağını savunur. Silahlı, küçük bir gerilla grubunun uyguladığı şiddetin öncülüğünde (foco), halk ayaklanması gerçekleştirilecek, iktidar devrilecektir. Bu model, Türkiye'de 1960'ların sonlarında başlayan ve 1970'ler boyunca devam eden siyasal şiddetin ilham kaynağıdır. Birçok sol terör grubu bu yüzden "fokocu" olarak anılmıştır. Che efsanesi aynı zamanda hem silahın ve şiddetin tek çözüm olduğu fikrinin ve bu şiddeti içselleştiren "gerilla romantizmi"nin temelidir. Aslında, Che Guevara'nın bir "gerilla önderi" olarak kısa zamanda yayılan şöhretinin arkasında acımasızlığı yatar. Yakaladığı kişileri anında, bizzat kendisinin infaz ettiği ve bu yolla çok sayıda cinayet işlediği onu göklere çıkartan kaynaklarda da yer alır. Türkiye'den bakalım: 1970'li yıllarda cinayet işleyenlerin örnek aldıkları kişi Che'dir. Öldürülen binlerce kişinin üzerinde Che'nin hayaleti dolaşmaktadır. Efsaneler bir tarafa Che Guevara, bizim canımızı çok fena yakmıştır.

Son anayasa değişikliklerini protesto edenlerin Atatürk ve Che'nin fotoğraflarını yan yana taşımaları, aslında bu cinayet işleyen "öncü sosyalizm"in yeni bir sentezidir, uyanık olmak gerekir. Geçtiğimiz akşam, "32. Gün"de, Ümit Zileli'nin, Emre Aköz'e saldırırken Che ile İlhan Selçuk arasında kurduğu benzerliğin korkutucu olması gibi. Che'nin öldürüldükten sonra çekilmiş meşhur bir resmi var. Zileli, belden üstü çıplak, bir masaya yatırılmış Che ile İlhan Selçuk, çevresinde ikisi silahlı duran üç askerle de Emre Aköz arasında benzerlik kuruyor. Sonra o basmakalıp hükmü tekrarlıyor: "Che'yi herkes hatırlıyor, o askerleri ise kimse hatırlamıyor."

İşte cinayeti mantık gibi çoğaltan "gerilla romantizmi" denilen şey bundan ibaret: Çok hatırlanmak. Çok cinayet işlersen çok hatırlanırsın. Bu arada Che ile İlhan Selçuk arasında kurduğu benzerlik, Emre Aköz'ün bir tipleme olarak çizdiği darbeci portresine ne kadar da uyuyor.

Şöhret olmak ve hatırlanmak için cinayet işlemeye hazır daha kaç darbeci var?

Che Guevara bir cani idi. Bugün işlediği cinayetlerin sebebi, yani sosyalizm dünyanın hiçbir yerinde kalmadı. Darbecilerin hatırlanmak için sarıldıkları gerekçeleri ne?

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mar
30
    
okuryazarhay | 30 Mart 2008 21:03 | 0 fav | etiket:  
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

  Darbecilere sorular  
 
30 Mart 2008
 
 

 Darbecilere sorular

Darbe özleyenler ya da hazırlığı içinde olanlar varsa... Ki hiç ihtimal vermiyorum, Türkiye'de öyle kaka şeyler olmaz... Kendilerine çok samimi olarak bazı sorular sormak isterim:
"Ulusalcı" takılacağınıza göre, ithalatı kısıtlayacak mısınız? Beyaz Türkler köpek maması, Fransız şarabı, "parmezan" peyniri, soya sosu bulamayacaklar mı? "Beyazları" mutlu edemezseniz kime yaslanacaksınız?
Emperyalizmin uşakları Japon, İtalyan, Çin lokantaları kapatılacak mı? Hamburgerler denize mi dökülecek?
Yurtdışına çıkış hakkımızı kısıtlayacak mısınız? Eskisi gibi yılda bire, ekonomiyi batırırsanız iki yılda, üç yılda bire indirecek misiniz?
Kredi kartlarımız yurtdışında da geçerli olacak mı? Örneğin Amazon'dan kitap getirtebilecek miyiz?
Uzun sözün kısası, "kambiyo rejimini" eskiye döndürecek misiniz? Döviz işlemleri yasaklanacak mı? Vatandaş elindeki milyarlarca doları bir yerine mi sokacak?
Internet kapatılacak ya da YouTube, Google gibi "zararlı" siteler engellenecek mi? Dünyaya rezil olmak sizi üzmeyecek mi?
Benim emekçi halkımın internet gibi şeylerle ilgisi olmadığına, fakat yabancı sermaye kaçacağına ya da kovalanacağına, yerlisi de yetersiz kaldığına göre, halka ne yedirip ne içireceksiniz? Kömür falan dağıtmayı düşünür müsünüz?
Avrupa Birliği'yle ipleri bütünüyle koparacağınıza göre, "gümrük rejimi" de mi eskiye dönecektir?
Doların beş liraya, avronun on liraya fırlayacağı bir dönemde memur maaşları yeterli kalacak mıdır? Memurları mutlu edemezseniz kime yaslanacaksınız?
Amerikan ittifakından kopunca, yeni silah sistemlerini ve mühimmatı nereden tedarik edeceksiniz? Uçaklar Rusya'dan, toplar Çin'den mi gelecektir? Bunun faturası kaç milyar dolardır?
Rusya'yla, Hindistan'la, Çin'le, İran'la ittifak yapmak istiyorsunuz... Rusya'da bizimle ittifak yapmak isteyen var, faşist lider Jirinovski var da, öteki ülkelerde bizimle ittifak yapmak isteyen kimse var mı? Varsa biz niçin duymadık?
Şeriatçı İran'la ittifak yaptıktan sonra aynaya bakınca yüzünüz ne renk alacak?
"Çağlayangil'in altını oyan" CIA, şimdi Ankara'da boş mu duruyor sanıyorsunuz?
Son olarak da kendimle ilgili bir soru:
Bazı "mahfillerin" beni kara listeye aldıklarına, telefonlarımı dinlediklerine dair bazı duyumlar alıyorum.
Kimleri "şeyinden tavana asacağınızı" biliyorum da, beni ne yapacaksınız? Öldürecek misiniz, kodese mi tıkacaksınız, sürgüne mi göndereceksiniz?
Yoksa babalık edip Sabah Gazetesi'ni kapatmakla ve bana yazı yazdırmamakla mı yetineceksiniz? Allah razı olsun.

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mar
30
    
okuryazarhay | 30 Mart 2008 21:02 | 0 fav | etiket:  
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

  Sapla saman mı dediniz?  
 
30 Mart 2008
Sapla saman mı dediniz                       
 

       Sapla saman mı dediniz?

Sapla saman kesinlikle bilerek ve isteyerek karıştırılıyor.

Elmalarla armutlar hince toplanıyor.

Tamam, ikisi de iddianame.

Tamam, ikisi de savcı.

Ama hepsi o kadar.

Bir tarafta ahtapotvâri, eli kolu devletin içine kadar uzanmış neredeyse tanklı tüfekli, dehşetengiz bir çetenin soruşturması var,

diğer tarafta tek gücü sandık olan siyasi bir partiye açılmış kapatma davası...

Bu iki davayı önce iki eşit hukuki süreç gibi göstermek,

sonra tehlikeli bir soruşturmayı kıytırık sebeplerle kasıtlı olarak açılmış kapatma davasına eş tutmak,

yetmedi onu ustalıkla ufaltmak en hafif tabiriyle cinliğin daniskası, kurnazlığın dik alasıdır.

Çıplak kralı, kostümlü gösterme çabasıdır.

En tüyden izahla bir iç rahatlatma seansı, bir adet at gözlüğü edinerek konforu sürdürme sevdasıdır.

Ayrıca ayıptır.

Ne yani!

Bal gibi bilinen gerçekleri, 'Ali topu tut' mantığı ile yeniden mi anlatalım?

Peki, üşenmeyelim tekrarlayalım.

Birinin önünde sadece sandık var.

Diğerinin önünde silahlı eylemler, cinayetler, tehlikeli krokiler, hain planlarla dolu koca bir ajanda!

Ajandada 'tamamdır' kaşesi yiyenler ile henüz uygulama tarihi gelmediği için sırasını bekleyen vahşet senaryoları bir de...

Dahası da var.

Ajanda sahiplerinin semirdikçe semirmiş 'korku ekip güç biçme' yetenekleri var.

Önlenemez darbe hevesleri ve pek tabi girişimleri var.

Demokrasiye hançer, AB'ye duvar, hukuka kelepçe özlemleri var.

Hadi sizin dediğiniz gibi olsun!

Bir abi 'yakışıksız bir şekilde gözaltına alındı' diye mızıkçılık yapalım.

Hatırınız için abinizin, kapatma davasından beş hafta önce, 7 Şubat'ta anlattığı; “ Her şey elden gidiyor. Tuhaf bir durum var. Bakalım ne olacak? Şimdi yalnız iki tane şey var. Eğer kapatma davası açılırsa, bir de üstüne ekonomik kriz gelirse, Türkiye biraz karışırsa belki bir umut doğabilir yani. Çünkü normal yollardan bunlar mümkün değil yani.” sözlerini unutalım.

Gerekçenizi sorgulamayıp sizinle birlikte Ergenekon'a 'pamuk helva' muamelesi çekelim.

Ak Parti'yle aynı karede görünmemek için deve kuşu misali kafamızı kuma gömelim.

Peki tüm olup bitenleri yok sayabilecek miyiz?

Ümraniye'deki devlet malı bombaları,

Malatya katliamını,

Hrant Dink'i,

Danıştay tetikçisinin foto albümünü,

Veli Küçük'ün çevirdiği büyük işlerini,

Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan bombanın etrafa saçtığı suskunluk halesini,

şu Yargıtay krokisini mesela…

Hepsini… tüm duyduklarımızı, bildiklerimizi hafızamızdan silebilecek miyiz?

Veya…

Deniz Baykal'a eşlik edip kırk kez 'yok böyle bir şey!' desek bu darbe meraklısı eli kanlı ahtapot, masum bir organizmaya dönüşür mü?

Eee ne diyorsunuz?

Yok mu bir şey hakikaten, paranoyadan mı ibaret her şey?

Durduğunuz nokta sahiden bu mudur?

Sadece pes diyorum!

Ben söyleyeyim.

Üstelik hiç komplekse kapılmadan, hiç gocunmadan…

Ergenekon soruşturması ile kapatma davası arasına kocaman kırmızı bir çizgi çekiyorum.

Halkın oyuyla sandıktan çıkan iktidara vurulan hukuk darbesi ile Ergenekon operasyonunu ayrı kefelere koyuyorum.

Bu işi sulandıran komik gerekçelerin tümünü reddediyorum.

Aklım da vicdanım da bana tereddütsüz demokrasiyi seçtiriyor.

Bu kadar basit ve net!

Ayrıca bu yazının artık burada bitmesi gerek!

Hani o reklamdaki gibi…

Daha yapacak çoook iş var!

Önce lime lime edilip bile isteye karıştırılan sapla saman birbirinden ayrılacak.

Sonra elmalarla armutlar ayrı ayrı toplanacak.

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mar
30
    
okuryazarhay | 30 Mart 2008 21:00 | 0 fav | etiket: ,  
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

  Ah be Aysun Kayacı, ne yaptın sen?  
 
30 Mart 2008
 
 

Ah be Aysun Kayacı, ne yaptın sen?                    

 

 

 

 

Ah Aysun ah.

Ne talihsiz laflar ettin öyle.

Tamam, güzelsin, alımlısın ve de sarışın.

Evet sarışın.

Ama hepsi o kadarmış.

 

 

Ne tuhaf laflar ettin öyle!

Kim öğretti sana bu alfabeyi.

Baykal’ı mı dinledin, O’ndan mı etkilendin bilmiyorum ki!

 

 

Müjde Ar çıldırdı. Çiğdem Anat’ın cinleri tepesine geldi.

Pınar Kür seni savunmaya kalktı ama nafile. O da Müjde ile Çiğdem’den aldı nasibini.

Hiç fark etmedin mi, bir süre sonra seninle dalga geçmeye başladılar.

 

 

Ne yaptın sen Allah aşkına?

“Ayaktakımının iktidara getirdiği AKP” ne demek yahu.

Ne demek, “Dağdaki çobanla, benim oyum bir mi?”

Ne demek!

 

 

Sen kimsin, dağdaki çoban kim?

Tek sorun dağdaki çobanın televoleye çıkamaması mı?

Yoksa Nişantaşı’ndan alış veriş yapamaması mı?

Söyler misin?

Farkınız ne?

Akşamdan  portakal suyuna yatırılmış başamel soslu Pekin ördeği yiyebiliyor olman mı?

Bu mudur?

 

 

Sen ağzından çıkanların ne manaya geldiğini biliyor musun be Aysun?

Bilsen söylemez sin herhalde!

Bak ben anlatayım sana;

Sen diyorsun ki, bu ülke sadece benim.

Benim gibi olanların, benim gibi düşünenlerin.

Burjuvaların, cepleri paralıların, elitlerin, entellerin.

Hiç olur mu öyle şey.

Bilmez misin ki, o dağdaki çobanın otlattığı koyunların sütü, yağı alındıktan sonra light olarak senin zayıflaman için sofrana geliyor.

Hiç mi düşünmedin?

 

 

Ah be Aysun, aşağıladığın geniş halk kitleleri tarafından şöhrete ulaştığını, bu sayede karnının doyduğunu da mı düşünmedin?

Sen nasıl olur da, bu ülkenin evlatlarını çoban diye, köylü diye, gecekonduda yaşıyor diye küçümsedin. ?

Ayıp ettin doğrusu.

 

 

Bak sana bir tavsiye.

Biz bu sözlerini cehaletine verelim, gel sen de özür dile, itibarını kurtar.

 

 

Bu arada bir çift sözüm de Ak Parti milletvekili İsmail Katmerci’ye.

Sayın milletvekili, Aysun Kayacı’nın söyledikleri yenilir yutulur cinsten değil.

Bu sözlere herkes demokratik tepkisini gösterebilir.

Ama siz, demokratik bir tepki koymak yerine,, kılığına, kıyafetine gönderme yaptınız.

Çıplaklığını eleştirdiniz.

Yetmedi bir adım daha ileri gidip, “mahluk” yakıştırmasında bulundunuz.

Ayıp ettiniz.

Herhalde, sizin de kastı aşan bu sözler için bir özür borcunuz olmalı.

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mar
30
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

Acaba kapatma davasından önce yazılan o mektuplarda Ak Parti’nin başına bir iş gelebileceği iması var mıydı?

 

 

Aydın Doğan'dan Erdoğan'a mektup



Aydın Doğan'ın Başbakan Erdoğan’a bir ay arayla iki mektup gönderdiği iddia edildi. İddiaya göre Erdoğan'ın “bir medya grubu”na yönelik sert sözler Doğan’ın mektuplarına cevap.

30 Mart 2008 17:12
 
Aydın Doğan'dan Erdoğan'a mektup

Yasemin Çongar'ın analizi

Aydın Doğan Başbakan Erdoğan’a bir ay arayla iki mektup gönderdi. Başbakan dün “bir medya grubu”na yönelik sert sözler sarfederken sanki Doğan’ın mektuplarını cevaplıyordu.

Başbakan Erdoğan siyasetteki gerginliğin sorumlusu olarak dün “bir medya grubu”nu gösterdi: Bir siyasi zihniyetin yanlısı medya bu işi bugünlere getirdi. Erdoğan’a göre “darbe çığırtkanlığı” yapanlar kaybedecek. Peki Aydın Doğan mektuplarında o zaman henüz açılmamış olan kapatma davasını ima etti mi?

Başbakan Tayyip Erdoğan “Uzlaşma için herkes bir adım geri atsın” çağrısına özetle “Niçin ve neden geri adım atayım” karşılığını veriyor. Erdoğan’ın bu sorusu, kulağa pek hoş gelen ama içeriği belirsiz bırakıldığı ölçüde de pekala “Ergenekon soruşturmasında geri adım” çağrısı olarak anlaşılabilecek bütün o sağduyu ve uzlaşma mesajlarını bertaraf ediyor. Başbakan, bir bakıma, iş dünyasını ve sivil toplum kuruluşlarını ağızlarındaki baklayı çıkarmaya zorluyor. Acaba TÜSİAD, TOBB ve diğerlerinin meramı gerçekten de Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün’ün dediği gibi ‘Ergenekon’un ve parti kapatmanın durdurulması mesajını’ vermek mi?

Eğer böyleyse, Başbakan’ın bu pazarlığa yanaşmadığını düşündüren sözleri demokrasimizin geleceği adına büyük önem kazanıyor. Çünkü bu, Ak Parti’nin kapatılması yoluyla bir yargı darbesi deneyenlere karşı dik durmak ve yeni darbelerin hazırlayıcısı olabilecek bir suç örgütünün üzerine kararlılıkla gitmek anlamına geliyor.

DARBE ÇIĞIRTKANLARI • Erdoğan dün Anadolu Aslanları İşadamları Derneği’nin genel kurulunda konuşurken yine “Geri adım atmak mantığını kabul etmek mümkün değil” dedi. Başbakan, aynı konuşmada, yaşanan süreçten ‘darbe çığırtkanlarının’ kayıplı çıkacağını söylerken, kuşkusuz Ak Parti’den kurtulmak için tek yolu siyasi istikrarsızlıkta, ekonomik krizde, toplumsal karışıklıkta ve nihayet askerin duruma el koymasında görüp bunun zeminini hazırlamaya çalışanları kastediyordu.

Biliyoruz ki Ergenekon soruşturmasının dosyası, bu darbe çığırtkanlarının kimler olduğunun belgeleriyle dolu.

BİR ZİHNİYETİN MEDYASI • Başbakan dün ayrıca gelinen noktanın sorumlusu olarak “bir medya grubunu” gösterdi. Bu medya grubu hangisi?
Erdoğan’ın “Türkiye için sağduyu” çağrısı yapanları kastederek “Sivil toplum örgütlerinin bu çalışması güzeldir” dedikten sonra “Bir şeyi sanki böyle ıskalıyorlar” uyarısıyla söylediği “Bir siyasi zihniyetin yanlısı olan medya bu işi teşvik etmiştir ve bugünlere getirmiştir” cümlesinin hedefi kimdi?
Akla hemen, Ergenekon soruşturmasının ilerletilmesinden pek de hazzetmediği yayınlarından anlaşılan gazete ve televizyonlar geliyor.

DOĞAN’IN MEKTUPLARI •

 

Peki Erdoğan “bir medya grubu” derken Doğan Grubu’nu mu kastediyor?
Doğan Grubu’na mensup gazeteci ve yazarların bir bölümü de Erdoğan’ın gözünde “bir siyasi zihniyetin yanlısı medya” mı?
Başbakan’ın yakın çevresinden edindiğimiz izlenim o ki, bu soruların cevabı ‘evet.’
Bu da, ister istemez Başbakan’ın “darbe çığırtkanları” ve “bir siyasi zihniyetin yanlısı medya” sözlerinin Aydın Doğan’a yönelik bir mesaj olup olmadığını düşündürüyor.
Sakın bu mesaj, Aydın Doğan’ın Başbakan’a yazdığı mektuplara verilmiş sözlü bir cevap olmasın?

 


FEHMİ KORU YAZDI •

 

Aydın Doğan’ın Tayyip Erdoğan’a kısa süre önce bir mektup yazdığını kamuoyuna ilk duyuran Fehmi Koru oldu.
Koru, Yeni Şafak’ta Taha Kıvanç imzasıyla yazdığı sütununda Aydın Doğan’ın Başbakan’a mektubunun “Ayağını denk al, yoksa başına iş gelir” gibi bir üslupla yazılmış olabileceğinden söz etti ve eğer bu doğruysa, Aydın Doğan’ın Ak Parti’ye karşı kapatma davasından önceden haberli ve Erdoğan’ı da bu davaya güvenerek uyarmış olabileceğini ima etti.


BİR AY ARAYLA •

Taraf, Koru’nun “mektup” iddiasını kendi kaynaklarından doğruladı. Dahası, son dönemde Aydın Doğan’ın Başbakan’a bir değil, iki mektup gönderdiğini de öğrendik. Öyle anlaşılıyor ki, Aydın Doğan bu mektupları yaklaşık bir ay arayla yazmış.
İkinci mektup Başbakan’a şubat sonlarında, yani Ak Parti aleyhinde kapatma davası açılmasından yaklaşık iki hafta önce ulaşmış.
“Taha Kıvanç” haklı; insan ister istemez merak ediyor:


Türkiye’nin medya devi Başbakan’a neden iki kez üst üste mektup yazdı?


Acaba kapatma davasından önce yazılan o mektuplarda Ak Parti’nin başına bir iş gelebileceği iması var mıydı?


Ve acaba Başbakan’ın bu mektuplara cevabı gerçekten de dünkü konuşmasındaki sertlikte mi?

Taraf gazetesi

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mar
30
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 


 

 

 İLHAN SELÇUK Feto Medyaya El Koydu İslamı Hıristiyanlığın güdümüne çaktırmadan bağlamak stratejisi

 

 

PENCERE

İLHAN SELÇUK

Feto Medyaya El Koydu...

Epey bir süreden beri tartışılan bir merak konusu var; kahvehaneden gökdelene dek konuşuluyor:

- Cumhurbaşkanı Gül Fethullahçıymış...

- Yok canım!..

- Başbakan da Fethullahçı mı?..

- Hayır...

- Peki, neci?..

*

Doğrusu Abdullah Gül'ün Fethullahçılığını ya da Fetoculuğunu bilemem... Ama tarz aynı.

Neden?..

Çünkü kişiliği uyuyor, bizimki de yumuşak, öfkelenmiyor, bağırıp çağırmıyor, sinirlenmiyor, amaca varmak için her şeye eyvallah diyen raconu benimsemiş...

Fethullahçılıkta cemaat bu yumuşak yöntemin terbiyesini benimsemiştir...

Bakarsınız gepegenç bir işadamı, eğer Fetocuysa, sizi suya götürür susuz getirir, alacağını aldıktan sonra yol ortasında bırakıverir...

*

Peki, RTE böyle mi?..

Başbakan'ın yöntemi Fetoculukla pek uyuşmuyor; öfkeli, tepkili, sinirli, gerilimli, kavgacı...

Toplum çoktan beri tarikatlarla cemaatler arasında parsellendiğinden, eğitim faslı da küçük yaştan bu düzen üzerine gelişiyor; kişilikleri yontmak, yoğurmak, yetiştirmek, eğitmek üzerine öğretim çoktan beri dincilerin eline geçmiştir...

Aydınlanmacı, laik, bilimsel eğitim ve öğretim sizlere ömür...

*

Peki, RTE hangi tarikattan ya da cemaatten?..

Geçen gün bu işleri iyi bilen biri, kabine üyelerinin mezhep, meşrep ve cemaatlerini teker teker saymaya başladı...

Ama, aldanmayın...

Temelde hepsi bir...

Ortak noktaları ne?..

Cemaatlerde farklar olsa bile tümü Nakşi...

Nakşibendi tarikatı laik Türkiye Cumhuriyeti'ni ele geçirdi...

Fethullah Gülen' in bu "zafer" de çok büyük payı var...

*

Feto aklı başında bir insan sayılabilir mi?..

Zaten kendisinde böyle bir nitelik aranmaz, tek bir vaazında bile kimliği ortaya dökülüyor...

Ama Feto öyle bir yöntem buldu ki hazine pahası...

Nedir o yöntem?..

İslamı Hıristiyanlığın güdümüne çaktırmadan bağlamak stratejisi...

Papa'yı ziyaretinden beri Fethullah'ı Batı yere göğe koyamıyor, emperyalizm Feto'yu İslamı sömürmek için kullanıyor, Türkiye'yi dinciliğe bağlamak yolunda Gülen Batılıların birebir işlerine geliyor...

Feto, Hıristiyan emperyalizminin en etkili elçisi gibi, Saidi Kürdi' nin Nurculuğunu Nakşi mezhebinin çatısı altında yürütüyor...

Feto yaman...

Feto medyayı da ele geçirdi...

Hangi parayla?..

İşin o yönü sır...

Diyorlar ki:

- Kayıt dışı parayla...

Feto'nun parası da ne bitmez tükenmez paraymış canım, kökü nerede bunun?..

Dışarıda mı?..

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mar
30
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 Kızıldere'nin 36. Yılında 12 Mart 1971 müdahalesi, bir iç hesaplaşma gibi başlasa da, iktidardaki Süleyman Demirel hükümetini hedef almış gibi gözükse de, sol hareketi ezmeye girişti

 

Kızıldere'nin 36. Yılında...

Bazı olaylar vardır ki, ülkenin tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilirler. Kızıldere'de 30 Mart 1972'de, 10 devrimci arkadaşımızın ve 3 İngiliz teknisyenin 12 Mart askeri darbecileri tarafından öldürülmesi de, 1968 gençlik hareketinin liderleriyle ilgili tasfiye hareketinin bir anlamda son noktasının konulmasıydı denebilir.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Ankara Mamak Askeri Cezaevi'nde yanı başımızdaki hücrelerde bir anlamda haklarında verilen idam kararının son aşamalarını yaşıyorlardı. Mahir Çayan, Ömer Ayna, Cihan Alptekin, Ziya Yılmaz ve Ulaş Bardakçı, bir süre önce İstanbul Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçmışlardı.

Ulaş, kaldığı evde basılıp öldürülmüştü. Ziya Yılmaz ise yaralı yakalanmıştı. Mahir Çayan ve arkadaşları, 12 Martçıların baskıları nedeniyle kendilerini kapana kıstırılmış gibi hissediyorlardı. Bu arada Koray Doğan Ankara'da Mahir'lere yardım ettikleri gerekçesiyle gözaltına alınmak istenirken öldürüldü.

***

Denizler idam hücresinde beklerken, Mahir'lerin sessiz kalmaları mümkün değildi. Onları kurtarmak için bir şeyler yapmaları gerektiğine inanıyorlardı. Ancak koşullar çok kötüydü ve Mahir'lerin çevresindeki kuşatma artıyordu.

Sonunda Karadeniz'deki İngiliz üssünü basıp İngiliz teknisyenleri kaçırmaya karar verdiler. Aslında bu eylem 1968 kuşağının cezaevinde olmayan liderlerinin neredeyse son ve kritik eylemiydi.

***

12 Mart 1971 askeri darbesinin arkasındaki nedenleri zaman içinde daha iyi anlamaya başladık. Ordu içindeki iki askeri kanat arasındaki çatışma bir darbeyle sonuçlanmıştı. Darbeciler birbirlerini alt edebilmek amacıyla alttan alta çekişirken, darbe sola karşı bir imha hareketine dönüşmüştü.

1960'lı yıllarda yükselen sol hareket, darbecilerin hedefiydi. Gençlik hareketinin liderleri, öğretmen hareketinin, kitle hareketinin, işçi hareketinin liderleri, ilerici öğretim üyeleri askeri cezaevlerine kapatıldılar, ağır baskılarla yüz yüze geldiler.

***

12 Mart 1971 müdahalesi, bir iç hesaplaşma gibi başlasa da, iktidardaki Süleyman Demirel hükümetini hedef almış gibi gözükse de, sol hareketi ezmeye girişti.

Sol örgütler arkası arkasına kapatıldı ve yargılandı. Dev-Genç, TİP, TÖS, DİSK davaları gibi büyük davalar açıldı. Binlerce insan gözaltına alındı, işkence tezgâhları kuruldu. Askeri cezaevleri solcularla dolduruldu; askeri savcılar, idam talebiyle yüzlerce solcuyu mahkemeye sevk ettiler.

***

Kızıldere'yi de bu tablo içinde anlamak gerekiyor. O dönemin gençliği, dünyada gelişen devrimler ve direnişlerden etkilenmişti. Küba'da Fidel Castro ve arkadaşları Amerikancı Batista rejimini yıkarak bir devrim gerçekleştirmişlerdi.

Vietnam'da komünistler önderliğinde ABD işgaline karşı bir kurtuluş savaşı yürütülüyordu. ABD işgalcileri dünyanın dört bir yanında gösterilerle lanetleniyordu. Türkiye'de de Vietnam işgali karşıtı gösteriler yapılıyordu.

Vietnam'da ABD'nin uğradığı yenilgi yeni umutlara kapı açıyordu. Devrim beklentisini tüm dünyaya yayıyordu. 68 gençliği, bu umutların içinde oradan oraya koşuyor, geleceğe umutla bakıyordu.

***

Tabii her yeni umut, kurulu düzenin baskısını da beraberinde getiriyordu. Gençler, devlet yanlısı ülkücü çetelerin saldırısına uğruyor, kurulan pusularda öldürülüyordu.

12 Mart, 68'le yükselen solun hesabının sorulması hamlesiydi. Bizler devrim için umutlarla dolu eylemler yaparken, darbeciler daha baskıcı bir rejimin hazırlıklarını yapıyordu.

Kızıldere'de 36 yıl önce 10 devrimci genç imha edildi. Orada bu imha hareketine katılanlar daha sonraki yıllarda da, Türkiye'nin kaderi üzerinde rol oynadılar. 12 Mart'ın generalleri, savcıları, işkencecileri siyasi hayatımızda varlıklarını sürdürdüler. Daha etkili yerlere geldiler.

***

Kızıldere'nin 36. yılındayız. Arkadaşlarımızın vahşice öldürülmesinin yıldönümünde bir grup 68'li arkadaşımız Kızıldere'ye gittiler, onları öldürüldükleri yerde anıyorlar.

Kızıldere, bize tarihimizle yüzleşmemiz gerçeğini bir kez daha hatırlatıyor. Kızıldere, bu ülkeyi ölümler ve acılarla yönetmeye alışmış bir geleneği sorgulamamız gerektiğini gözler önüne seriyor.

Kızıldere'de yitirdiğimiz sevgili arkadaşlarımızı hep sevgiyle anacağız.

Onlar bizim kuşağın gözüpekliğinin ve fedakârlığının temsilcileriydiler...

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mar
30
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

Kerinçsiz'in 'milli sivil toplumu'

Ergenekon Operasyonu kapsamında tutuklanan avukat Kemal Kerinçsiz, aydınlara duruşma salonlarında, mahkeme önlerinde saldıran,

toplantılar ve panelleri basan grubun adını, polis ifadesinde açıklıyor:

Milli Sivil Toplum.


Kemal Kerinçsiz, Boğazlıyan Kaymakamı'nı anma etkinliklerinde Muzaffer Tekin'le bir araya gelmişti.
Şimdi ikisi de cezaevinde.

Ergenekon Operasyonu kapsamında gözaltına alınan avukat Kemal Kerinçsiz, zanlı sıfatıyla 21 Ocak'ta İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nda sorgulandı. Kerinçsiz, 22 sayfalık ifadesinde, kendisini, 'Büyük Hukukçular Birliği ve Büyük Güç Birliğ Derneği ve Ayasofya Derneği üyesi diye tanıtırken, gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesine varana kadar, 'milli sivil toplum' dediği grubun hangi isimleri aldığını, nasıl ve kimlerden oluştuğunu ve ne tür eylemliliklerde buluştuğunu da anlattı. İşte ifadeden bölümler...

Herkes Türk Dünyası Vakfı'nda: Veli Küçük ile yaklaşık iki yıl önce 10 Nisan 2006'da Boğazlıyan Kaymakamı ile ilgili Beyazıt'ta yapılan, sivil toplum kuruluşları tarafından düzenlenen anma toplantısında tanıştım. O toplantıda katılımcıydık. Bir organizasyon veya konuşma görevimiz yoktu. Veli paşanın da öyle bir görevi yoktu. Yine bu toplantıdan sonra yapılan Türk Dünyası Vakfı'na kendisi gider gelir, ben de oraya gider gelirim, kendisiyle orada görüşmüşlüğümüz olmuştur. En son ben vakıfta anayasa değişiklikleriyle ilgili konferans vermiştim. Kendisi dinleyici olarak bu toplantıya katıldılar... Muzaffer Tekin ile de anma toplantısında tanıştım."

Erenerol ile dernek kurdular: Sevgi Erenerol'u (Patrikhane sözcüsü) 2003 yılından beri tanırım... Aydınlar Ocağı'nın, Türk Dünyası Vakfı'nın toplantılarında beraber olmuşuzdur. Kendisiyle kurucu üyesi olduğumuz bir dernek ve Ayasofya'nın kilise olmaması ve Rum Ortadoks merkezi olmaması, Türk kültürünün hizmetinde bulunması ve nihai amaç olarak camiye dönüştürülmesi için kurmuş olduğumuz bir dernek söz konusudur.

Şehit Anneleri Derneği: Pakize Akbaba, Şehit Anneleri Dernek başkanıdır. Ankara'da Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) önünde, seçim hilelerini protesto için siyah çelenk bırakmak istemişlerdir, bana konuyu açtılar, makul demokratik bir tepki olarak gördüm.

Bakkal'ın birliği: ... Görüştüğüm şahıs, Ramazan Bakkal'dır. Sivil Toplum Kuruluşları başkanı. (Yazar) Elif Şafak'ın Beyoğlu'nda bir otelde konferans düzenleyeceği haberini almış ve buraya milliyetçi 3-4 bayanın giderek konu hakkında kendisine birtakım sorular sorarak gerçeğin ortaya çıkarılması için demokratik bir tepkinin konulması için bize yardımcı olmasını istemiştir. Biz de Ay Yıldız Birliği Başkanı Ülker hanımın başkanlığında soru sorabilecek 3-4 bayanın olduğunu söyledim. Bunların katılması halinde en azından salonda bulunan şahısların, Şafak'ın gerçek kimliğini görmeleri bakımından fayda sağlayabileceği...

Ay Yıldız Birliği
: Ay Yıldız Birliği platformunun genişlemesinden bahsediyoruz. 250'ye yakın dernek bu platformda faaliyet gösteriyor. Ebette ki bu platforma fazla derneğin katılması söz konusu. Sivil toplum gücünün de etkinliğini ve kamuoyu oluşturmasında daha güçlü hale gelmesini söz ve dileklerinin dinlenmesine yol açacaktır.... Ay Yıldız Birliği'nden, Kamu-Sen'den tutunuz da Mühendisler Birliği'nden. Şehit Aileleri derneklerinden, birçok güzide kurum ve kuruluş bulunuyor.

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu