|
Obama benzersiz bir değişim yaratır
Başkanlık yarışında Hillary yalan söylüyor, McCain İran'a pazu gösteriyor. Obama'nın farkıysa ortada: w21. yüzyılı idrak eden siyahi adayın İran, Çin, Rusya, terörle savaş ve Filistin'de yaratacağı değişimi bir düşünün... 30/03/2008 (27 kişi okudu)
Roger Cohen Hillary Clinton'a duyurulur: Bosna savaşı 1996'da sona erdi. Benim gibi savaşın başladığı 1992'de ve 1994 ve 1995'te Bosna'ya gidip, kuşatma altındaki Saraybosna'da hamile kadınların Sırp topçularının açtığı ateşte paramparça oluşunu seyrederken Başkan Bill Clinton'ın kaçamaklı sözlerine dişlerini gıcırdatarak katlananlar, savaşın bittiğini biliyoruz. Clinton, "500 yıl, bazıları neredeyse 1000 yıl öncesine uzanan husumetler" gibi laflar gevelerken Bosna'nın alev alev yandığını biliyoruz. 995 yıl öncesine uzanan sorunlara dair edilen lafların şu anla-ma geldiğini de biliyoruz:
Balkan çukurunda hiçbir Batı müdahalesi
hiçbir şey başaramaz.
Hillary belki de suçlu hissediyor
Yani, Hillary 25 Mart 1996'da Bosna'nın kuzeybatısındaki Tuzla'ya vardığında savaş bitmişti. Ama Hillary o günleri, 'keskin nişancı ateşi altında Bosna'ya indiğini' söyleyerek yad etti. Onlar 'araçlara binmek için başlarını eğmiş koşarken' savaş falan yoktu. Hillary'nin anlattıkları çok şaşırtıcı: Acı içindeki Saraybosnalılar, bizzat kocasının cerahatlenmesini hızlandırdığı savaşta keskin nişancılardan kaçıyordu. İcat edilen tehlike, bu sözüm ona cesaret gösterisi, suçluluk duygusundan kaynaklanıyor olmasın sakın.
Hikâye burada biter diyebilirsiniz. Fakat ben de bu noktada başka bir hikâyenin, hem de daha önemli bir hikâyenin başladığını söyleyeceğim.
Obama'nın diyalog kurmaya çalışacağını söylediği molallara nasıl katı bir lider olduğunun sinyalini veriyordu aklı sıra.
Tam tersine, ihtiyaç duyulan şey,
otoriterliğin dirilmenin keyfini çıkardığı ve ABD'yle müttefiklerinin
barışı, refahı, özgürlüğü,
Kaide ancak TKS olmadan mağlup edilebilir.
Ahlaki otorite şart
paylaşılması ve ABD askerlerinin çoğunun aşamalı olarak çekilmesi için neler yapabileceğine dair biraz olsun tartışma duymak istiyorum. Sınır ötesi meselelerde (terör, finans piyasalarının zayıflaması, küresel ısınma, İran, İsrail-Filistin, Afganistan, Pakistan ve Irak) üç şey olmazsa olmaz: Beyaz Saray'da yeni bir ahlaki otorite, orijinal stratejik düşünce kapasitesi ve sınırları aşan ağların insanlığa yeni ilişkiler getirdiğine dair 21. asra uygun bir idrak.
Gerçekle yüzleşti, büyük düşündü, yakınlaşmanın anahatlarını çizdi. Amerikalılara ve ABD dışındaki birçok insana farklı bir mantıktan söz etti. TKS, İran, Rusya, Çin ve İsrail-Filistin'e bu kapasitenin uygulandığını bir düşünün. Kulağınıza hoş gelmiyorsa, hayali keskin nişancılardan medet ummanız her daim mümkün.
|
ezberbozan şirin



EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar















download 200 MB oldu

"NÜFUSUMUZUN ARTMASINDAN YANAYIM"
İSTANBUL -
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Türkiye'de Türk ailesinin en az 3
yavruya sahip olması gerektiğini'' belirterek, ''Ben ülkemi, milletimi
seviyorum ve nüfusumuzun artmasından yanayım. Kim ne derse desin'' dedi.
ANKARA -
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM'de temsil edilen siyasi partilerin
liderleriyle yaptığı görüşmelerin ardından bugün AK Parti Genel Başkanı
ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelecek.
BRDO -
İSTANBUL - Turkcell Süper Lig'deki derbi maçında Fenerbahçe, Beşiktaş'ı 2-1 yenerek liderliğini sürdürdü. 




Alkol problemi ile bir dönem sıkça gündeme gelen Nurseli İdiz, bu
konuda günah keçisi ilan edilmesinden dolayı çok üzgün: Bir kere sarhoş
oldum yıllardır bunu silmeye çalışıyorum



