Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
cumhurreisi ayed hadis en birinci bila kayd u şard kagıt 50 kurus sabim 184 alolambadan vazo bırakın da çalışalım analar günü duelist filmiEMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi." O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı. 28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı. Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı . ' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır. 28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu. Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu. AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim. Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? " Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... " İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit... İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser. Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır. Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi... İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu. Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır. Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır. Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz... AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı. Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı... Misalleri çoğaltabiliriz. Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti. Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek. Yapmazsa, boğarlarezberbozan okuryazarTRT LOGO ginseng çicek Glitter Photos
karar millendirlee young ae duelist filmFree Image Hosting - Photolava.com Free Image Hosting - Photolava.compeygamberimizin doğduğu evsalıncakta ata sosyalguvenligi tam turkeyTRT LOGOsirinler Srebrenica_Inferno.mp3 BİR (  1  )    İHRACAAT DOLARINDAN
SAĞLANAN TOPLAM GELİR
Mart 2008 tarihli yazilar (sayfa 10)Mart 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar
 
Mar
30
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

Gündüz Vassaf Türkiye'nin dostları, Türkiye'nin düşmanları

 

Gündüz Vassaf

30/03/2008 (767 kişi okudu)

Beyzbol ABD'nin milli sporu.
Her Ekim ayında yaptıkları turnuvanın galibini dünya şampiyonu ilan ederler.
İkinci Dünya Savaşı'nı, Japonya'ya attıkları iki atom bombasıyla sona erdirip ülkeyi işgal ettikten sonra, Japonlara beyzbol oynamasını da öğretmişlerdi. Bu sene Japonya, ABD mahalli liginin ilk maçına Tokyo'da ev sahipliği yaptı.
Japonların, kendilerini katledip ülkelerini işgal edenlerin milli sporunu bu denli benimsemiş olmaları, günümüzde pek kimsenin ilgisini çekmeyecek kadar sıradan bir olay. Batı'nın kültürel değerlerini dünyaca içselleştirmeye alıştık. Eskiden 'kültür emperyalizmi' diye adlandırılan fenomen günümüzde gönüllü edilgenliğe dönüştü.
Bir çok ülke gibi Türkiye de, siyasetten kültüre kadar gönüllü tutsaklığımızın sayısız örnekleriyle dolu.
Gençliğimde, Batı bize NATO ülkesi der, biz de kendimizi öyle bilir, çeşitli iç ve dış provakosyanların da ortalığı birbirine katmasıyla, sol ve sağ diye çatışırdık. Birbiri ardına kapatılan 'Müslüman' siyasi partilere Batı sesini çıkarmaz, hatta tasvip ederdi. Şimdi, New York Times'ın neredeyse sözcülüğünü yaptığı ABD'nin öncülüğünde Batılılar bize 'Müslümansınız' demeye başladı. Biz de, Batı'yla birlikte, gündemimizi değiştirdik. Devlete karşı demokrasi ve özgürlük mücadelesi din üzerinden verilir oldu.
Türkiye'ye çağdaş sömürge görüntüsü veren Batı'ya gönüllü tutsaklığımızı o denli içselleştirdik ki, kültürel yaşamımızda da sorgulamıyoruz. Bir yazarımızın kitabı Batı'da herhangi bir ülkenin diline çevrilsin, gazetelerimizde haber, yazarlar arası kıskançlık vesilesi oluyor. Eseri Çin'de, Hindistan'da tanınsın, umurumuzda değil. Soğuk savaş yıllarında kimi sol yazarlarımız, Sovyetler Birliği güdümündeki Asya Afrika Yazarlar Birliği davetleriyle farklı adresler bulmuşlardı. Sovyetler çöktü, ilgi kesildi.
Belediye başkanlarımız Batı ülkelerinde kardeş şehir aramaya düşkün. Üniversitelerimiz de farklı değil. Hocalarımız, Doğu uygarlık yüzü görmemiş gibi, her fırsatta kapağı Batı ülkelerine atmaya meraklı. Üstelik mimarisiyle, edebiyatıyla, tarihiyle yemeğiyle, müziğiyle sınırlarımızın doğusu, kültürümüzün de bir uzantısı. Akademisyenlerimizin, aydınlarımızın merak ettikleri, öğrenecekleri hiç mi bir şey yok doğumuzda, doğumuzdaki üniversitelerde? Ya müzelerimiz? İlgi alanları Batı'yı bize tanıtmak üzerine yoğunlaşmış. Bir Picasso sergisi geliyor, serginin reklamlarıyla Türkiye'de yer yerinden oynuyor.
Komşumuz İran, kaç bin yıllık kültürüne rağmen, şeriat denilince, ya da ABD saldıracak mı, saldırırsa bizden yardım isteyecek mi diye akla geliyor. Batı bizden istedi diye, nerdeyse övünürek, Afganistan'a asker yollamayı, Irak işgali için lojistik destek vermeyi de akıl ediyoruz etmesine. Batı dostlarımızın, doğu düşmanlarımızın yaşadığı yer mi?
Şimdi de ABD başkanlık seçimleri gündemde.
Acaba yeni başkan kim olacak diye Türkiye'de, dünyada, hepimizin ilgisini çekiyor da... geçenlerde Zaman gazetesinden bir köşe yazarımız sanki kendisi ABD'de kara panterler ya da benzer kuruluşun üyesi militanmış gibi "Ben Obamı'yı tutuyorum çünkü hem göbek adı Hüseyin hem de siyahi" diye bile yazdı. Evet, Washington'da yağmur yağdığında şemsiyelerimizi açtığımızdan, ABD başkanları, ülkelerimizdeki politikacılardan daha da çok hayatımızı etkiliyor. Bu nedenle, dünyada herkes bir anlamda ABD vatandaşı. Orada olup bitenlerle ilgilenmeli. Ama edilgen tüketiciler olarak değil, düşüncelerimizle aktif katılımcılar olarak. ABD'nin dünyayı etkilediği gibi, dünya kamuoyu da ABD için önemli. İlgimizse, televizyonlarımızdan Hollywood'un Oscar ödülleri törenlerini, Chicago
Bulls'un basket maçlarını izleme düzeyinde.
Bana, haklı olarak, "Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu, sen de bizim kadar, bizden çok Batılı değil misin?" diyenler olacak. Bu itiraz, hepimizi daha dünyalı yapacak kritik bir yaklaşımı içeriyorsa, ne mutlu. Mesele Batı'ya karşı çıkmak değil. Özellikle özgürlük ve insan hakları, din ve devletin ayrışmasında, Batı'nın da oluşmasında kritik katkısı olduğu evrensel dünya kültürümüzü birlikte sahiplenebilmek. ABD'ye mesafe alma gayretinde, totaliter ideolojilerin, dini ve milliyetçi provakasyonların tuzağına düşmemek.
Türkiye, Batı'ya bağımlılığında, edilgenliğinde, aşağılık kompleksinde başka bir çok ülkeden farklı değil. Farkı, iç çekişmelerinden kurtulup, evrensel değerlerin benimsenmesinde öncülük yapması olabilir.

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mar
30
    
okuryazarhay | 30 Mart 2008 14:21 | 0 fav | etiket:  
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

Günün Sözü
Bir şey çirkinse gerçekten onu görmüyorsunuzdur.
Henri Matisse
 
Tarihte Bugün
 

Takvimler 30 mart tarihini gösterdiği zaman

...1990 yılında,
İstanbul'un Anadolu Yakası Elektrik İşletmesi AKTAŞ Firması'na devredildi.


1998 yılında,
Koçaryan, Ermenistan devlet başkanlığına seçildi.

 

Perinçek'e sorulan sorular

Perinçek'e sorulan sorular
Perinçek'ten yorumlar: Tekin (soldan): "Atılgan ruhlu emekli subay." Emin Gürses: "Değer verdiğim bilim adamı." Güney: "Ajan." Gülaltay'a telefonunun izahı: "Suikast girişimini sordum." Öztürk (gözlüklü): "Ajan provokatördür."
İP lideri iddiaları genellikle 'CIA komplosu' diye yanıtladı. Perinçek, 'Küçük'le bir mitingde tanıştım. Öztürk sahte kimlik taşıyordu. Gülaltay'a, bana suikast yapacağı bilgisi üzerine telefon ettim' dedi

30/03/2008 (1830 kişi okudu)

RADİKAL - İSTANBUL - Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanarak cezaevine konulan İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek'in polis sorgusu; şimdilerde Kanada'da bir sinagogda çalışan Tuncay Güney'in 2001 yılındaki ifadeleri, yazar Ümit Oğuztan'dan elde edilen 'Ergenekon' adlı yazı, emekli yüzbaşı Zekeriya Öztürk'ün beyanları ve parti binasında bulunan CD'ler üzerinde yoğunlaştı. İşçi Partisi'nin 4. katında yapılan arama sırasında bulunan belgeler arasında 'İP/Karargâh Evleri' başlıklı bir belge de Perinçek'e soruldu.
Ergenekon operasyonunun kilit isimlerinden Veli Küçük ile sadece bir kez, 2003'te yapılan Kıbrıs mitinginde karşılaştığını, orada karşılıklı hal hatır sorduklarını anlatan Perinçek, "Bunun dışında yüz yüze görüşmüşlüğüm yoktur" dedi. Küçük'ün evinde bulunan 'Ergenekon' başlıklı yazıyı iki yıl önce Sabah gazetesinin yazarlarının elinde gördüğünü söyleyen Perinçek, bu belgenin 2001'de Tuncay Güney'de de bulunmasıyla ilgili olarak da, "Anladım ki, 2001 yılında CIA ile işbirliğiyle kurulan tezgâh ısıtılarak Türkiye'nin gündemine getiriliyordu" dedi.

Dinleniyor ve izleniyormuş
Sorulan sorulardan uzun süredir telefonlarının dinlendiği ve izlendiği anlaşılan Perinçek, İşçi Partisi binasında bulunan 'Yargıtay krokisi', 'Yargıtay üyeleriyle ilgili özel değerlendirmeler', 'Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın İzmir ve Balıkesir'e yapacağı ziyaretlerle ilgili koruma planı' gibi belgeleri de, "Kanun dışı, saçma sapan, vatana ve millete hiyanet anlamı taşıyan işlerle hiçbir işimiz olmadığını, Genelkurmay Başkanı, Emniyet Genel Müdürü, MİT Müsteşarı bilir" diyerek toptan reddetti.
Perinçek, 73 sayfa tutan sorgusunda, Tuncay Güney'in 'düzmece ifadeleri ile askerlerin yıpratılmak istendiğini' Nisan 2001'de Aydınlık dergisinde yazdıklarından söz etti. Sorulan isimlerle ilgili kesin yargılarda da bulunan Perinçek, kendisinden söz ederken, "38 kitabım, binlerce bilimsel yazım var. Uluslararası alanda kendisine en çok gönderme yapılan Türk bilim adamlarındanım" ifadesini kullandı.
Perinçek'in, Ergenekon soruşturmasını yürütenleri, 'CIA, MOSSAD ajanı' olmakla suçlaması üzerine sorgu zaman zaman kesildi. Sorguyu yürütenler, ifade tutanağına "bu hakaretleriyle ilgili hakkında ayrıca suç duyurusunda bulunulacağı hatırlatıldı" şeklinde bir ibare ekledi. Perinçek, "Samimi beyan diye soru sorulması, soruyu hazırlayanların bu CIA tertibinin içinde bulunduklarını gösterir" sözlerini değiştirmek istedi. Gerekçe olarak "İfadeyi alanın incinmesi"ni gösterdi.
Perinçek, Akın Birdal'a düzenlenen suikastın azmettiricisi Semih Tufan Gülaltay'la telefonda görüştüğünü açıklayan Perinçek, "Bana yönelik suikastta Gülaltay'a görev verildiği yönünde ihbar aldık. Bir kışkırtma ve tertip kurulabileceği düşüncesiyle kendisine sordum. Aynı kanıda olduğunu belirtti" dedi. Perinçek'in, soruşturmada adı geçen bazı kişilere ilişkin değerlendirmeleri de şöyle:
Mehmet Zekeriya Öztürk: Ajan provokatör.
Alparslan Arslan: Fethullahçılara bağlı.
Sami Hoştan: Yasadışı bazı faaliyetlere karıştığı için ismini duydum.
Ali Yasak: Yasadışı faaliyetlere karıştığı şeklinde gazete haberlerini okumuştum.
Ümit Oğuztan: Hiç görmedim.
Kemal Kerinçsiz: Fikren beraberliğimiz yok.
Fuat Turgut: Partimize üye olmak için başvurdu. Başvurusu reddedildi.
Ümit Sayın: Tutarsız davranıyor.
Emin Gürses: Değerli bir bilim adamı. Ülkenin toprak bütünlüğünü, bağımsızlığını, savunur.
Muzaffer Tekin: Adını gazetelerden biliyorum. Emekli subay, ziyaretime geldi, atılgan ruhlu emekli subay.



'Gladyo'nun hedefindeyim'
Perinçek'e yöneltilen soruların kaynağı diğer zanlılarda olduğu gibi Tuncay Güney'in 2001 yılında gözaltına alındığında verdiği ifadeler ve ele geçirilen belgeler oldu. Bunlardan biri Ergenekon yapılanmasının anlatıldığı belgeydi. Güney, örgüt manifestosu olarak kabul edilen belgeyi Perinçek'in yazdığını öne sürmüştü. Perinçek'e 'TSK bünyesinde faaliyet gösterdiği öne sürülen örgüt adına naylon terör örgütü oluşturulması, aykırı ideolojilere sahip siyasilere suikast yapılması, sivil toplum örgütlerini kontrol altında tutması, medya kuruluşlarını kontrol altına alınması, uyuşturucu ticaretinin kontrol altına alınması, uluslararası banka dolandırıcılığı yapılması' gibi önerilerin olduğu belgeyi yazıp yazmadığı soruldu. Perinçek, "Bu tür örgütlerle ilişkili olsaydım beni buraya getiremezdiniz" diyerek, iddiayı reddetti ve şöyle dedi:
"Ben Türkiye'de kontrgerillanın içini dışını çıkaran, o örgütü felç eden partinin başkanıyım. Gladyo'nun Türkiye'deki bir numaralı hedeflerinden biriyim ve Gladyo'nun düşmanıyım. Naylon terör örgütleri kurmak istihbarat örgütlerimizin ABD ve CIA ve Mossad'ın öğrendiği vahim uygulamalardır. Bu Amerikan icraatlarını uygulamak ihanet anlamına gelir. Belgenin
kimler tarafından yazıldığını bilmiyorum."
Ergenekon'un 'lobi' faaliyetleri kapsamında 'ulusal medya' kurulması projesi ve Cumhuriyet Gazetesi'yle bağlantılarının olup olmadığı soruldu. Cumhuriyet gazetesiyle organik bağları olmadığını belirten Perinçek, gazetenin alınmasıyla ilgili Enka tesislerinde Veli Küçük, Ferit İlsever, Kemal Özgen, Gürbüz Çapan arasında yapılan toplantıyı kendisine İlsever'in anlattığını belirterek, "Kemal Özden, Cumhuriyet gazetesine yönelik baskılar olduğunu, ortak bulmak için çalıştıklarını söylemiş. Olay bundan ibaret" yanıtı verdi. Perinçek'e yine Güney'in iddialarında geçen Susurluk hükümlüsü Sami Hoştan'la ilişkili olup olmadığını, Hoştan'ın uyuşturucu işi yapması konusunda bildikleri soruldu. Perinçek, Hoştan'ı tanımadığını söyledi.
Güney'in Perinçek'in referansıyla Aydınlık dergisi muhabirleriyle Kuzey Irak'a gittikleri, Habur'da yanlarına JİTEM subayları geldiği ve arkalarında silah yüklü araçların olduğunu, bu silahların Talabani ve Barzani'ye verildiği yönündeki iddialarınaysa Perinçek, "Silah götürme olayı uydurulmuştur. TSK'yı sırtından hançerleyen bir amaç sırıtmaktadır" yanıtını verdi.



'Gözlem-analiz' belgesini görmediğini söyledi
Perinçek'e yöneltilen sorulardan biri de Ergenekon Operasyonu kapsamında tutuklanan yazar Ümit Oğuztan'ın bilgisayarında bulunan Ergenekon örgütüne ait 'Gözlem analiz' isimli bir word belgesi oldu. Söz konusu belgenin girişinde "Bu çalışma Doğu Perinçek ve Aydınlık grubunun siyasal kültürel ve ekonomik anlamda 'açık faaliyetleri' gözlemlenerek elde edilen verilen ışığında objektif değerlendirme prensiplerine sadık kalınmaya özen gösterilerek hazırlanan bir analizdir" yazıyordu. Belgenin devamındaki ilginç satırlar şöyleydi:
"... Perinçek ve Aydınlık grubunun 'uzun yürüyüş' tanımlamasıyla andıklarına amaçlarına ulaşabilmek için uygulama, yöntem ve prensipleri belirlenerek işaret edilmeye çalışılmaktadır"
"... İşçi Partisi ... her dönemde sesini duyurmayı, legal ve illegal güç odakları arasında yer almayı başarmıştır.."
".. faaliyetlerini sürdürebilme ve geleceğe yönelik yatırımlarını gerçekleştirebilme açısından finansal kaynaklarının örtülü olması..."
"... toplumun duyarlı olduğu her konuda provokasyonların oluşumuna zemin hazırlanmasının sağlanması, her şey olup bittikten sonra da provokasyonu gerçekleştirenlerin deşifre edimesi yöntemi ana prensipler arasındaki değişmez yerini korumaktadır..."
Perinçek'e belgede yer alan bu ifadeler soruldu. Belgeyi görmediğini söyleyen Perinçek, Türkiye'de tahlil yeteneği ve program yapma yeteneği üstün olan bir parti olarak kabul edildiklerini belirterek, kamu kurumlarının kendi tahlillerine yer verdiğini belirtti. Belgedeki 'örgütü faaliyet, finans kaynaklarının örtülü olması' gibi ifadelerin belgeyi yazan kişiye ait olduğunu söyleyen Doğu Perinçek, "Bizimle ilgili Türkiye'de yazılan yüzlerce değerlendirmeden biri. Biz bunları okuyup yararlanacak noktaları değerlendiririz" dedi.
Oğuztan, cinsel içerikli yazı ve kitaplarıyla tanınıyor. 28 Şubat sürecinden önce tarikat şeyhi Ali Kalkancı 'yı gündeme getirmişti. Oğuztan Ergenekon soruşturması kapsamında 7 Şubat 2008'de tutuklanmıştı.



'Zekeriya Öztürk yalan söylüyordu, işten çıkardık'
Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan emekli binbaşı Zekeriya Öztürk, Danıştay saldırısından sonra gözaltına alınmış ve Ankara'da ifade vermişti. Öztürk'ün bu ifadesinde Perinçek'le ilgili bilgiler verdiği ve bunun da Ergenekon soruşturmasında etkili olduğu öne sürülmüştü. İP lideri Doğu Perinçek'e bu iddialar soruldu. Öztürk'ün Ulusal Kanal'da çalışmak için başvurduğunu, subay emeklisi olmasına güvenilerek işe alındığını ancak sık yalan söylemesi, binaya silahla girmek istemesi, sahte kimlik taşıması gibi nedenlerle işten atıldığını anlattı.
Zekeriya Öztürk'ün İşçi Partisi'nin Rusya ve Çin başta olmak üzere diğer birçok sosyalist ülkenin kontrolünde olduğu, Perinçek'in Rus ve Çin istihbaratıyla yakın ilişkide olduğu, yönlendirildiği şeklindeki iddialarının sorulduğu Perinçek, iddiaları reddetti ve bu tür ilişkilerinin olmadığını söyledi. Öztürk'ün ayrıca İP'nin Meclis'te sandalye sahibi olmak için TSK stratejilerine benzer politika ürettiğini, askeri darbeyi beklediğini, Danıştay saldırısı faili Alparslan Aslan'ın siyasi görüşünün Perinçek'in politik açılımlarına ters düşmediği, Arslan benzeri kişilerin Perinçek'in eylemsel yapılarının tercih sebebi olduğu' yönündeki ifadesine karşılık Perinçek, "Bu suçlamaları Türk milleti, milletimizin önde gelen kurumları, Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet teşkilatı değerlendirecek birikim ve yeteneğe sahiptir" dedi.

76 sayfalık kitapçık
İP Genel Başkanı Doğu Perinçek'e yöneltilen bir başka soru da kendisi, Zekeriya Öztürk ve Veli Küçük'te birer kopyası bulunan 'Masonik Bildirberg Çetesi' yazan 76 sayfadan oluşan kitapçık oldu. Doğu Perinçek'in evinde
çıkan kitabın üzerinde tükenmez kalemle işaretler vardı. Zekeriye Öztürk'te bulunan belgeyse Perinçek'ten çıkanın fotokopisiydi.
Perinçek'e bu durumu açıklaması istendi. İşçi Partisi lideriyse söz konusu metnin fotokopiyle çoğalmış bir kitap olduğunu, mafya haberlerinde kaynak olarak kullanıldığını söyledi.



İşçi Partisi'nin 'Karargâh Evleri'
Polis, Doğu Perinçek'e İşçi Partisi'nin Genel Merkezi'nin 4. katında yapılan arama sırasında bulunan 'Konu: İP/Karargâh Evleri' başlıklı beş sayfalık belgeyi de sordu. Söz konusu belge, "İşçi Partisi ve Alevi kesimin yanı sıra bazı TSK mensupları ve memurların da katılımıyla, emperyalistlerle Cumhuriyet karşıtları, yıkıcıları ile mücadele amacıyla bir hareket başlatıldığı yönünde hassas kaynaktan bilgiler intikal etmiştir. Yürütülecek bu çalışmalarda hiçbir kurum ve oluşumun zarar görmemesi için 'Karargâh Evleri' adı altında, çekirdek kadroların oluşturulmasının öngörüldüğü alınan bilgilerdendir" deniliyor. Karargâh Evleri başlığı altında hazırlanan şemanın en üst kısmında İbrahim Aslan var. Buna bağlı isimler olarak da (İ.Yaşar Hacısalihoğlu-Türkiyem topluluğu), (Askeri kesim- Albay Cengiz Köylü), (Alevi kesim - Dede) yazılı. Şemada, askeri kesimin altında yerleştirilen iki oktan birisinin altında Harp Akademisi, diğerinde ise Hava Harp Okulu başlıkları ayrılmış. Harp Ademisi başlığı altında da Albay Cengiz Köylü, Albay Yavuz Göker, Albay Turan Toker, Fırat Kaymakçıoğlu, Hasan Günay Aktaş, Osman Şen, Mahmut Mehil Başdemir, Turan, Kemal, Y.Selim Özmen ve Rıza Okur isimleri yazılı. Hava Harp Okulu başlığı altında da, Binbaşı Bülent yazılı. Öğrenciler başlığı altında ise, Ozan Nizam, Gökhan Gülşen, Cihan Akyol, Alper Özkan, Emre Yılmaz, Çağdaş Doğan, Onur Sönmez, İbrahim Polat gibi isimler var. Şemada ayrıca 'Destek sağlayan', 'Memur kesimi' gibi ek uzantılarda da bazı isimler yazılı. Perinçek, bu belgeyle ilgili olarak da, "Ancak bir akıl hastası böyle saçma sapan şemalar yapabilir. Zaman zaman bize bu tür mektuplar gelebiliyor. İnsanlar oturup böyle şemalar yapıyor. Provokasyon amaçlı yapılmış olabilir" yorumunu yaptı.
İşçi Partisi'nde bulunan bir başka belgede de Ergenekon'dan tutuklu yazar Ergün Poyraz'ın JİTEM'den para aldığı yazılı.

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mar
30
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

Sydney'den
San Francisco'ya
'Dünya Saati'

30.03.2008 14:29:00

Fiji ve Yeni Zelanda'nın ardından Avustralya'da başlayan 'Dünya Saati' eylemi San Francisco'ya ulaşarak dünya turunu tamamladı. Dünya şehirleri, enerji kaynaklarını korumak için yapılan eyleme desteklerini verdiler.

'Dünya Saati'ne ancak özel kurum, kuruluş ve kişiler düzeyinde katılan Türkiye'de ise eylem saatinin İstanbul'daki Derby maçına denk gelmesi nedeniyle bireysel katılımın sınırlı kalmış olduğu düşünülüyor.

 

 

 

 

 

 

Avustralya karanlığa büründü
 
Küresel ısınmaya dikkat çekmek amacıyla düzenlenen 'Dünya Saati' eylemi Fiji ve Yeni Zelanda'nın ardından Avustralya'da da başlatıldı.
 
Sidney kentinin simgesi Opera Evi ve yakınındaki Harbour Bridge eyleme destek amacıyla yerel saatle 20.00'de karartıldı. Bu eylemi kentin diğer tarihi yerleri izledi. Kentin sakinleri evlerinin ışıklarını söndürürken, iş yerleri de eyleme destek verdi.
 
Sidney Belediye Başkanı Clover Moore, bu eylemin, 'artık uyan zili' olduğunu ve dünyanın geleceğinin planlanması gerektiğini ifade etti. Kentte geçen yıl düzenlenen eyleme 2 milyon kişi ve 2 bin iş yeri katılmıştı.
 
Işıkları kapatan ilk ülkeler Fiji ve Yeni Zelanda

Eylemi başlatan ilk ülkeler olan Fiji ve Yeni Zelanda'da ışıklar yerel saatle 20.00'da söndürüldü. Her iki ülkede 1 saat sürecek eylem için yemek saatleri ertelendi, bilgisayarlar ve televizyonlar kapatıldı.

Organizatörler, bu yıl eyleme 35'den fazla ülkedeki yüzlerce kentin katılmasının beklendiğini bildirdi.

Eyleme en son katılan büyük kentlerden biri ABD'nin California eyaletindeki San Francisco oldu.

Organizatörler, bu eylemi, dünyayı enerji kaynaklarını korumak için cesaretlendirmenin bir yolu olarak görüyor.

'Dünya Saati' eylemi geçen yıl Avustralya'nın Sidney kentinde düzenlenmiş, eyleme 2 milyon kişinin ve 2 bin iş yerinin katıldığı bildirilmişti. Eylemin sonunda, kentte elektrik tüketimi bir saat boyunca yüzde 10 civarında azalmıştı.

 

 
 


'dünya bir saat için söndü'

Dünya derken,yeryüzünün hergün yıpranan yüzü, bozulan ruhu için birşeyler yapmalıyız hassasiyetindeki şehirlerde ışık bir saat söndü...









O saat ışıksız kalan şehirlerde, dünya hali hakkında iç acısı duyanlar elektrikli alet kullanmadılar...

ne faydası oldu?
demeyin...

herbirinin bir nefes vicdanı, yeryüzü kabuğuna bir serinlik muhakkak estirmiştir...

31 Aralık 2007'de Sydney'de başlayan 'dünya saati' seferbirliği, o sene, 2 küsur milyon şehir nüfusunun ve 2 bini aşkın işyerinin katılımı ile gerçekleşti.

60 dakikalık zamanda 'dünya saati' 48 616 otomobilin bir yılda yollara saldığı kirliliği silecek kadar temizlik sağlamış.

29 Mart 2008 cumartesi akşamı





















Hepimizin Avustralya'ya dair hatırladığımız film şeridinden aklımızda tuttuğumuz karedeki, Sydney Harbour Köprüsü ve Sydney Opera havalisi saat 20:00 den önceki ışıktan, 20:00 den sonraki karanlığa geçti, 'dünya saati' için. 

Kuzey yarım kürede, kıta Avrupa 'sının Danimarka ve İrlanda şehirlerini saymazsak, '2008 dünya saati' ne katılan şehirlerin tamamı Güney yarım kürede...

Dünyanın berbat ettiğimiz hali ile uğraşmak, refah toplumları insanlarının meşguliyetidir diye düşünüyoruz çoğunlukla...  hatta, refah için, kirlettildi, bozuldu yeryüzü, sebeb olanlar vicdanlarını tamir ediyorlar demekteyiz...

2007, bizim için felaket bir zamandı...
2008, daha iyi olmayacak...

Belki bir mucize olur, herşey normale nihayet varır... '2009 dünya saati' ne onlarca şehir ile katılarak esas olana gelmiş oluruz...

30-3-2008

caglarsavkay@ikincigrup.com

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mar
30
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

AK Parti hakkındaki kapatma davası
ÖN İNCELEME YARIN

ResimANKARA - Anayasa Mahkemesi heyetinin, AK Parti'nin kapatılması istemiyle açılan davayla ilgili iddianamenin ön incelemesini yarın yapması bekleniyor.
AK Parti'nin kapatılması istemiyle açılan davada, görevlendirilen raportörün iddianameyle ilgili ön incelemesini tamamlamasının ardından rapor Anayasa Mahkemesi üyelerine dağıtıldı.
Anayasa Mahkemesi üyelerinin, ön inceleme raporuyla ilgili çalışmalarını tamamlamaları halinde, heyetin yarın toplanması bekleniyor.
Raportör raporunda, ''iddianamesinin iade koşullarının bulunduğu'' görüşünün yanı sıra ikinci seçenek olarak da ''iddianamenin Anayasa Mahkemesi'ne sunulduğu anda kabul edilmiş sayılacağı'' şeklinde görüş bildirmişti.
Raportörün hazırladığı rapor, Anayasa Mahkemesi üyeleri için bağlayıcı nitelik taşımıyor.
İncelemede herhangi bir eksiklik tespit edilmez ve iddianamenin kabulüne karar verilirse ön savunmasını yapması için iddianame AK Parti'ye gönderilecek. AK Parti yasal olarak 1 ay içinde ön savunmasını verecek. Ek süre talebinde bulunulursa bunu da Anayasa Mahkemesi değerlendirecek.
İddianemeninin iadesine karar verilirse, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı eksikleri gidererek iddianameyi tekrar Anayasa Mahkemesi'ne gönderebilecek.

 Cumhurbaşkanı Gül'ün temasları sürüyor
  BUGÜN ERDOĞAN İLE GÖRÜŞECEK

ResimANKARA - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM'de temsil edilen siyasi partilerin liderleriyle yaptığı görüşmelerin ardından bugün AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelecek.
Alınan bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Gül, yarın Türkiye'yi ziyaret edecek Kuveyt Emiri Şeyh Sabah El Ahmet El Cabir El Sabah onuruna vereceği akşam yemeğinin ardından Başbakan Erdoğan ile görüşecek.

GÖRÜŞMELERİ YARARLI BULDU
Bu arada, Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan yazılı açıklamada Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün TBMM'de temsil edilen siyasi partilerin liderleri ve bazı sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile yaptığı görüşmelerde, başta güvenlik ve terörizmle bağlantılı konular olmak üzere, Türkiye'yi ilgilendiren iç ve dış ekonomik ve siyasi gelişmelerin ele alındığı bildirildi.
Açıklamada, bu görüşmelerde, başta güvenlik ve terörizm ile bağlantılı konular olmak üzere, Türkiye'yi ilgilendiren iç ve dış siyasi ve ekonomik gelişmelerin ele alındığı belirtilerek, şöyle denildi:
''Sayın Cumhurbaşkanımız bu vesileyle, yakın bölgemizde ve dünyada meydana gelmekte olan gelişmelerin ülkemiz için fırsatlar ve riskler yarattığı tespitinde bulunmuşlar, dolayısıyla kritik ve belirleyici bir süreçten geçilmekte olduğuna dikkat çekmişlerdir.
Sözkonusu gelişmelerin olası sonuçları gözönüne alındığında, böyle bir dönemde Türkiye'nin daha da güçlü kılınmasına olan ihtiyacın ortaya çıktığına işaret eden Sayın Cumhurbaşkanımız, bu noktanın ülkemizin geleceği ve bölgelerimizin istikrarı bakımından hayati önem taşıdığı değerlendirmesini yapmışlardır.
Sayın Cumhurbaşkanımız, bu çerçevede demokrasimizin güçlendirilmesi sürecinin devamına ve ülkemizde mevcut siyasi-ekonomik istikrarın korunup pekiştirilmesine hepimizce özen gösterilmesinde yarar gördüklerini vurgulamışlardır.''
TBMM'de temsil edilen siyasi parti liderlerinin yanı sıra bazı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle de görüşen Cumhurbaşkanı Gül, bu kapsamda DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi'yi de 2 Nisan Çarşamba günü kabul edecek.

 RICE, BARAK VE FEYYAD İLE GÖRÜŞTÜ
İsrail ve Filistin taraflarıyla bu yıl sonunda bir barış anlaşmasına varabilmek için yeniden bölgeye gelen ABD Dışişleri Bakanı Condolezza Rice, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak ve Filistin Yönetimi Başbakanı Selam Feyyad ile Kudüs'te üçlü bir görüşme yaptı. Rice, Barak ve Feyyad ile Kudüs'te King David Otelinde yaptığı görüşmenin ardından, taraflarla birlikte kısa bir açıklamada bulundu ve "Hepimiz, Annapolis sürecini başarılı bir şekilde sonuca götürecek iyileştirmeler için daha sıkı çalışmak arzusundayız" dedi.
   30.03.2008 - 15:09:00 
 HRİSTOFYAS: KIBRIS SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ EN BÜYÜK HEDEFİM
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, ?Kıbrıs sorununun çözümünün, yaşamındaki en büyük hedef olduğunu? söyledi.
   30.03.2008 - 15:07:00

 

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mar
30
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

Haberler  
Resim
 "MİLLİ İRADEYE HERKES SAYGI DUYMALI"

ResimYALOVA  -

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan

Recep Tayyip Erdoğan, yaklaşık 16.5 milyon seçmenin AK Parti'ye oy verdiğini, bunun milli irade olduğunu ve bu milli iradeye herkesin saygı duymak zorunda olduğunu belirterek,

 

 

''22 Temmuz'da yaptığım konuşmanın arkasındayım.

Kimse hedef saptırmasın''

dedi.


Atatürk Spor Salonu'ndaki partisinin Yalova Kadın Kolları 2.

Olağan Kongresi'ne katılan Erdoğan, AK Parti'den başka

Türkiye'de 81 ilin 80'inde milletvekili çıkaran ikinci bir parti

olmadığını anımsatan Erdoğan,

"Açık söylüyorum, biz sadece AK Parti'nin ya da AK Partililer'in

iktidarı olmadık"

diye konuştu.


Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:


"Son günlerde bir şeyler oluyor.

Televizyonlarda çıkıyorlar, tartışmalar yapıyorlar ve bu tartışmalarda AK Parti'yi getirip sadece, başörtüsü meselesine kilitleyenler oluyor.

Ayıptır, ayıp.

Ben Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak bu ülkede 5 yıldır böyle bir şeyi gündeme mi getirdim?

Ve 5 yıldır bunu gündeme getirmeyen bir başbakan kusura bakmayın da uluslararası basın toplantısında böyle bir soru sorulduğu zaman bunda kanaatini açıklamaktan geri mi duracaktı?

Peki, bunda kanaatini açıklayan bir Başbakan'a, bir milletvekiline kusura bakmayın da Türkiye'de de parlamento çatısı altında olan bir başka partinin,

'biz de bu mutabakatın içinde olmaya hazırız' dediği halde peki bu yaklaşım niye? Bu ikircikli bir yaklaşımdır.

Ama çok açık söylüyorum, tarih bunu affetmeyecektir."

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mar
30
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

 

 
Veli Küçük, İngilizlere danışmanlık yapmış
 
 
VELİ KÜÇÜK İNGİLİZLERLE ÇALIŞMIŞ

'Ülke toprakları yabancılara peşkeş çekiliyor' diyerek propaganda yapan Küçük İngilizlere emlak satışı konusunda danışmanlık yaptığı ortaya çıktı.


Ergenekon terör örgütü operasyonu kapsamında tutuklanan emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün yabancılara, emlak satışı konusunda danışmanlık yaptığı ortaya çıktı.





Radikal gazetesinde dün yer alan 'Aylık gelir küçük, iş büyük' başlıklı haberde polisin Küçük'ün mali ilişkileriyle ilgili araştırmalarına yer veriliyor. Küçük'ün özellikle emlak işleriyle ilgilendiği, İsviçreli ve İngiliz olmak üzere iki firmaya danışmanlık yaptığı ve tapu işlerine baktığı ortaya çıktı. İfadesinin başında sadece 3 bin 200 YTL aylık gelirinin olduğunu söyleyen Küçük'ün milyonlarca dolarlık sohbetler yaptığı dinleme tutanaklarında belirlendi. Tutanaklara yansıyan bir görüşmede Mehmet G. isimli şahsa Küçük, "Parayı hemen vereceğim; 10 milyon dolar. Ama önce tapuyu getirir, koyarlar. Sakın ha öyle 250 bin dolar..." şeklinde konuşuyor.





VELİ KÜÇÜK BİLECİK'TE İNGİLİZ UNİVERSAL CİMENTO A.S NİN FABRİKA YERİ KURMASINA ARACILIK ETTİĞİ KONUŞULUYOR. FOTOĞRAFTA UNİVERSAL CİMENTO A.S. CEO'SU METE BULGUN, EMEKLİ TUGGENERAL VELİ KUCUK, BİLECİK TSO BASKANİ AHMET ÖZUNLU, GOLPAZARİ BELEDİYE BASKANİ İSMAİL UZMAY BİRLİKTE GORULUYOR.





Evinde bulunan belgeleri hatırlamıyor



Bu arada, Küçük'ün savcılık ve polis sorgusunda genel olarak konuları hatırlamadığını söylediği belirtildi. Radikal'in haberine göre polis Küçük'ün ve diğer sanıkların evinde bulunan dokümanları tek tek okuyarak anlamını sordu. Küçük, tanınmış gazetecilerin listelendiği 'MİT ve Medya Ajan Gazeteciler' dokümanını hatırlamadığını belirtti. Kendi evinde çıkan 'Örtülü faaliyetler', 'Şirket ve köstebek', 'Ermeni sorunu kilise devleti', 'Arena'daki sanat gladia sanatçılar', 'Kanal 6 Analiz' başlıklı belgelerle ilgili olarak bunların bir kısmını Tuncay Güney'in vermiş olabileceğini, bazılarının postayla geldiğini, bazılarının da konferanslarda verildiğini söyledi. Küçük, Ergenekon örgütünü anlatan belgenin gazeteci Güney tarafından hazırlanmış olabileceğini öne sürdü.

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mar
30
    
okuryazarhay | 30 Mart 2008 05:46 | 0 fav | etiket:  
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

Milli Mücadele'nin iç siyaseti

Milli Mücadele'nin iç siyaseti
Yukarıda Mustafa Kemal'le görünen Karabekir'in üstteki görüntüsü, Gümrü Anlaşması'na gitmeden çekilmiş.
Şayet o, İstanbul'dan Anadolu'ya gelen Mustafa Kemal'in tutuklanarak başkente geri gönderilmesi emrine itaat etmiş olsaydı, Milli Mücadele tarihinin ve siyasi olayların ne yönde değişeceğini tahmin etmek hiç de kolay değil...

30/03/2008 (18 kişi okudu)

 

AVNİ ÖZGÜREL 

Siyasetin toz duman içinde bıraktığı ortamda tarih/kültür ve yayıncılık adına kazanım sayabileceğimiz önemli bir proje gerçekleşti. Yapı-Kredi Yayınları, Milli Mücadele tarihimizin en önemli isimlerinden biri olan Kazım Karabekir'in hatıralarını neşretti. Ayrıca 'İnsan ve Asker' başlığı altında onu geniş kitlelere tanıtacak bir sergiyi hazırladı.
Eserin mahiyetini uzun uzadıya anlatacak değilim. Genç kuşakların, kendisine 'o gün ne olmuştu' sorusunu soran herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu söylemekle yetineyim. Hatıratın içeriği bir yana ilk yayını sırasında yaşananlar bile gerilim filmlerine konu olabilir.
Kazım Karabekir gerek Milli Mücadele öncesinde gerekse sonrasında düşüncelerinde değişiklik olmamış bir komutan. Yıllar önce bir TV kanalına 'Kader Anları' adlı bir dramatik belgesel dizi için kaleme almıştım. Mustafa Kemal'in İstanbul'dan gelen baskılar karşısında Padişah Yaverliği ve 9. Ordu Kumanlığı görevlerinden, aynı zamanda askerlikten istifa ettiği, bundan böyle 'Sine-i millette bir ferd' olduğunu açıkladığı günün hikâyesini.
Çocukluğundan beri üniforma dışında elbise giymemiş, askerlik dışında bir iş düşünmemiş, Anadolu'ya geçerken de üstlendiği komutanlık görevinin sağlayacağı avantajlardan yararlanacağını hesaplamış olan Mustafa Kemal'in son ana kadar direndiği ve istifa ettikten sonra moralinin son derece bozuk olduğu gün yaşananların yeterince bilinmediğini düşünüyordum... Geleceğin Atatürk'ünün kararını verip meşhur telgrafını çektikten sonra tepkileri izlemeye çalışırken 'Korktuğunun başına geleceğinin ilk işaretini' gördüğünü biliyoruz. Bandırma Vapuru'yla Anadolu'ya geçerken yanına aldığı yaveri Kazım Dirik'in "Paşam sizden bir istirhamım var" diye söze başlayıp, "Artık müstafi olduğunuza göre üzerinizdeki şifreleri bana vermeniz gerekir... Ayrıca bu durumda yanınızda kalmam doğru olmaz... Karabekir Paşa'ya gidip bana başka bir görev vermesini isteyeceğim" sözüyle sarsıldı Mustafa Kemal. Bir gün önce, "Sonuna kadar yanınızdayım" diyen insandı Kazım Dirik... Rauf Orbay anılarında o anı şöyle anlatıyor: "Mustafa Kemal'i 1909'dan beri tanırım. Nice mihnetli anlarına şahit olmuşumdur. Ama o gün, orada, Kurmay Başkanı'nın evrakını toplayıp karşısına dikildiği ve o sözleri söylediği andaki ruh düşkünlüğünü hiçbir zaman görmedim..."

Kritik an
Mustafa Kemal'in yüzünün bir anda kireç beyazı renk aldığını ve şaşkınlık içinde, "Yaa... Öyle mi efendim... Peki efendim... Buyurun gidebilirsiniz..." diyerek tepki verdiği anlatılır.
O anda diğer yaver Cevat Abbas'ın telaş daha doğrusu biraz endişeyle odaya girip, "Kumandan Paşa geliyor" diyerek Kazım Karabekir'in karargâha geldiğini haber verdiği anlatılır. Kendisinin istifasıyla boşalan göreve Karabekir'in getirildiğini, İstanbul'un gönderdiği bir dizi emirde tutuklanarak mevcutlu halde başkente gönderilmesinin istendiğini bilen Mustafa Kemal'in yaverinin bu haberiyle ikinci bir sarsıntı için kendini hazırladığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Odada ayağa kalkan ve tutuklama kararının kendisine tebliğ edilmesini bekleyen kişidir o an Mustafa Kemal. Arkasında karargâh subaylarıyla gelen Kazım Karabekir'in bakışlarından hakkında ne karar verdiğini de anlayamaz Mustafa Kemal.
İşte 'kader anı' dediğim an bu andır. Kazım Karabekir hazırola geçer, selam verir Mustafa Kemal'e, "Ben, subaylarım, erlerim ve kolordum emrinizdeyiz paşam" der... "Size makam arabanızı ve süvari muhafız kıtanızı getirdim..." Mustafa Kemal'in o an heyecandan sendelediğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Bilinen, Kazım Karabekir'e sarılıp gözyaşları içinde teşekkür ettiği. Paşa birkaç dakika önce Mustafa Kemal'in karşısına dikilip artık emrinde görev yapamayacağını, Karabekir Paşa'yla görüşüp kolorduda yeni bir görev verilmesini isteyeceğini söyleyen Kazım Dirik'i de emrine vermiştir.
Yıllar sonra 'İzmir Suikastı' davası soruşturması sırasında komplonun hazırlayıcılarıyla birlikte tutuklanan ve Atatürk'ü öldürmeye çalışan çeteye mensubu olup olmadığı araştırılan Kazım Karabekir bu mesnetsiz suçlamadan ordunun neredeyse bütün komuta kademesinin sivil elbiseleriyle mahkeme salonuna dinleyici olarak gelmesi ve bunun manasını anlayan Ankara'nın geri adım atmasıyla beraat eder. Kazım Karabekir'in bu suça iştirak etmiş olabileceği düşüncesiyle soruşturmaya dahil edilmesinde rol oynayanın da, Milli Mücadele'den sonra Mustafa Kemal'in güvenini kazanmaya çalışan İzmir Valiliği görevine getirilmiş olan Kazım Dirik olduğunu söyleyeyim. Geçim zorluğu çeken Paşa'nın bu mecburiyetler sebebiyle süt ve sebze satışı işine girdiğini yıllar sonra yeniden milletvekili olarak TBMM'ye girdiğini ve Meclis Başkanı seçildiğini de unutmamak gerek.

Çerçeve

Efsane ve suç
Dünyada ulusal mitolojisinin en bilindik hikâyesini isim olarak örgütlü suç soruşturmasına koyan başka bir toplum var mı bilmiyorum. Batı'da da, doğuda da gerek devletler gerekse halk bunun davet edeceği zararın bilincindedir.
İstiklal Marşı'nı okuyanlar belli bir düşüncenin mensupları, Onuncu Yıl Marşı'nı okuyanlar onlara muarız. Belli türküler, belli sözcükler, tarihi şahsiyetler bu saldırının hedefi oldu. Ortak değer ve sembollerimizi siyasileştirip onları belli ideolojilerin işareti haline getirerek tahrip etmenin faturasının sonraki yıllarda önümüze geleceğinden kuşkum yok.
Ergenekon bugüne kadar Türk destanları içinde özel bir yeri olan ve müfredat programı içinde öğrencilere aktarılan, anlam ifade eden bir edebi kıymetti; oysa şimdi bir çete ve davanın adı.

Çerçeve

Erdoğan'ın Balkan gezisi ve Bulgaristan
Başbakan'ın Balkan coğrafyasındaki gezisi zamanlama açısından ne kadar isabetli ise sonuçları bakımından da o kadar yararlı geçti. Bosna Hersek, Arnavutluk ve Bulgaristan, Türkiye'nin siyasi ve ekonomik açılımları için olağanüstü önemde ülkeler. Erdoğan'ın Bosna gezisinden yansıyan sıcaklığın zemininde duygusal yakınlık var kuşkusuz. Yunanistan'ın tarihsel açıdan Fatih Sultan Mehmet'e yenilgi acısını yaşatmış tek lider olan İskender Bey'in anısına sahip çıkmak ve Türklere dönük öfkelerini diri tutmak konusunda teşvik ettiği Arnavutluk'la ilişkilerin bu ziyaretten sonra yeni bir safhaya girmesi beklenir. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'a görev düşüyor bu noktada. Zira Arnavut halkı içinde Bektaşilik çok yaygın ve pek çok dergâh hâlâ faal. Balkanlarda adı efsane olan Sarı Saltuk'un hatırasının en canlı olduğu yerlerden biri Arnavutluk. Ona izafe edilen türbenin yarım gün Müslümanlar, yarım gün Hıristiyanlarca ziyaret edildiğinin tanığıyım. 13. yüzyılda yaşamış bu alperenin karış dolaştığı Balkanlar'da İslam'ın ahlak öğretisini yayarken yadırganmamak için Sveti Nikola adını kullandığı ve papaz kıyafeti giydiği söylenir. Nitekim bugün Balkanların hemen her noktasında Sveti Nikola/ Sarı Saltuk'a izafe edilen türbe/ziyaretgâhlar dergâhlar yanında kiliseler mevcut.
Başbakan'ın Bulgaristan meclisini ziyareti sırasında aşırı sağcı ATAKA partili milletvekillerinin, "Öldürdüğünüz Bulgarlar için özür dileyin" diyerek protesto gösterilerine karşılık vermemekle doğruyu yaptı. Türkiye'de dilinin freni olmayan Erdoğan Sofya'da bağrışmalara güldü geçti. Yakın zamanda Ermeni meselesini gündemine alan ve soykırım iddiasını üçüncü kez reddeden Bulgar meclisinin teşekkürü hak ettiğine şüphe yok. Erdoğan'ın Bulgaristan Türklerinin Bulgaristan'ın kalkınmasından ve güçlenmesinden başka amaçları olmadığını, hepsinin sadık Bulgar vatandaşları olduklarını söylemesi de Jivkov döneminde, 'Bulgaristan ikinci Kıbrıs olamaya adaydır' paranoyası içine sürüklenen Sofya'ya Ankara'nın Müslüman Türk azınlığı böyle gördüğü mesajının en üst düzeyde verilmesini sağladı...

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mar
30
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 

Kerkük konusu bilmeceye dönüştü

Kerkük konusu bilmeceye dönüştü
Iraklı Kürtler, ABD'den güç alarak Kerkük'ün statüsü için referandum yapılmasına dair bir maddeyi anayasaya koydurduğundan beri, aslen Türkmen kenti olan Kerkük üzerinde bir nüfus değişimi projesi uygulanıyor. Dışarıdan Kürtler getirilirken, Arap ve Türkmenler baskı altında

30/03/2008 (38 kişi okudu)

 

FEHMİ HUVEYDİ 

Iraklı Türkmenlerin Kerkük'teki sıkıntılarını dış dünyaya nasıl duyuracaklarını ele almak için İstanbul'da buluşmasının, aynı kentteki Arap temsilcilerin kentlerinin gasp edilmesi ve Kürtler lehine etnik temizliğe uğratılmasına dikkat çekmek için kentte yaptığı toplantıyla aynı zamana denk gelmesi tesadüf değil. Bunun Irak savaşının
beşinci yıldönümüyle eş zamanlı olması da tesadüf değil. Bu yıldönümü, vatanın trajedisinin, dikkatleri petrolün gazaba dönüştüğü kentlerinde yaşananlardan başka yöne çektiğini anlayan Kerküklülerin üzüntüsünü körükledi. Zira petrol rahatlık ve geleceğe umutla bakmanın kaynağı olmak yerine, varlıklarının tehdit edilmesinin ve gelecekten endişe duymalarının nedeni oldu.

2003'te yüzde 55 Türkmen'di
Kerkük'ün sorunu, tarihi boyunca Türkmenlerin oturduğu bir kent olarak kalması. Bu durum Irak topraklarındaki nüfus dağılımıyla ilgili kaynaklarda görülüyor ve araştırmacılar, Türkmenlerin Kürtlerle Araplar arasındaki 'ayırıcı kemer'i vatan edindiğinde anlaşıyor. Kürtler dağlara yerleşti, Türkmenler tepelere. Araplar çöllerde yaşadı. Doğal olarak
etnik kökenler zamanla iç içe geçti.
Kerkük sadece Türkmen kenti olmadı, bazı Kürtler ve Araplar da buraya geldi. Bu durum yıllardır dil, imar ve sanat alanında Türkmen izleri taşıyan kentin yapısından sayılmadı. Fakat Irak devletinin kurulmasından 1937'ye kadar Kerkük okullarında Türkçe eğitim veriliyordu.
Petrolün ortaya çıkması Kerkük'te önemli etken oldu, çok sayıda Kürt ve Arap'ın kente akın etmesine yol açtı.
Saddam rejimi Arapların kente gelmesi için özel çaba harcarken, bu durum bir kısım Kürt ve Türkmen'in uzaklaştırıl-masına yol açtı. Baas hükümetinin 1957'de yaptığı bir sayım, kent nüfusunun üçte birinin hâlâ Türkmenlerden oluştuğunu kanıtlıyordu. 2003'teki erzak kartı kayıtlarıysa, nüfusun yüzde 55'inin Türkmen, 30'unun Arap olduğunu ortaya koyuyor. Kürtlerin oranıysa yüzde 10. Geriye kalan oran da diğer ırk
mensupları. Mahir Nakip 'Kerkük'ün kimliği' adlı kitabında, Irak'taki
Türkmen varlığının tarihteki göstergelerini açıklayan belgeler toplamış.
Kitabın ana kaynağı Osmanlı arşivleri. Anlatılan konular arasında Kerkük'te belediye hizmetinin 1875'te başladığı ve Baas rejiminin düşüşüne dek bu hizmete devam edildiği var. Belediye başkanlığı kentin ileri gelenlerine verilirdi. Bu 128 yıllık dönemde belediye başkanlığına 32 kişi getirildi. 17'si Türkmen, 12'si Arap ve sadece üçü Kürt'tü. Nakip, Kerkük'ün Kürt kenti olduğuna kanıt göstermek için iki Kürt belediye başkanının ismini veren bir Kürt araştırmacıya yanıt bağlamında bu konuya ayrıntılı biçimde inceliyor.
Bu şartlar, Amerikan işgalinden sonra değişti. Kürt liderler birçok etkene dayanan bir güç hissetti. Kürt bölgelerindeki şartların, Irak güçlerinin Kuveyt'ten 1990'da çıkarılmasından beri istikrarlı olması bu etkenlerden biri. Bir diğeriyse, Kürt liderlerin Irak savaşında ABD'yle koalisyon içinde olması. Ayrıca merkezi yönetimin zayıflığı, başta Kerkük'ün Kürt bölgesine katılması dahil diğer taleplerinin çıtasını yükseltme noktasında Kürt liderlerin iştahını kabarttı. Zira Kerkük'teki petrol rezervi miktarının 10 milyar varil olduğu sanılıyor ve bu zenginlik, Kürt liderlerin gücü ve merkezi hükümeti vuran zayıflığın gölgesinde karşı konulması zor bir durum oluşturuyor.
Kürtler bu iki etkenden yararlandı ve Kerkük'ü Kürdistan bölgesine katmak için üç araca başvurdu. İlk olarak, Kerkük'ü Saddam rejiminden ele geçirdikleri silahlarla güçlenen Peşmergelerle işgal ettiler. Bu arada, kentin gerek güvenlik, gerekse de eğitim, sağlık, iskân ve ziraat açısından idari organındaki temel makamları da işgal ettiler.
Aynı zamanda, diğer yerlerden Kürtleri çekerek kentin nüfus yapısını değiştirmek için harekete geçtiler. Bu durum beş yılda yarım milyondan fazla insanın gelmesine yol açtı. 2003'teki 830 binlik nüfus, bu yıl 1 milyon 300 bine çıktı. Kürtleri çekme operasyonu yürütülürken, Türkmen ve Arapların bazen veya mali yollarla tehcir edilmeleri gibi baskılar yaşandı.
Üçüncüsü, aynı güç dengesi kendisini yeni Irak anayasasının oluşturulması
sürecinde de dayattı. Anayasa Kürdistan bölgesinin sınırlarının belirlenmesi için Kerkük ve diğer çekişmeli bölgelerde referandum yapılmasını öngördü. Kent nüfusuna yarım milyon Kürt'ün eklenmesi tek bir anlama geliyor: Referandum sonucunun önceden hesaplanması.
Kürtler 2003'ten bu yana Kerkük'ün Kürdistan bölgesine katılması ısrarlarında şartlardan yararlandı; bazıları kentin bölgenin ayrılmaz bir parçası haline geldiğine dair bir yaklaşımla hareket etmeye başladı. Hatta Kürt edebiyatında Kerkük'ün Kürdistan'ın kalbi olduğunu iddia eden yaklaşımlar belirdi. Bu daha önce bilinmeyen bir durum ancak güç dengesi bunu dayatıyor.

Çözüm önerisi hazır
Peki ne yapmalı? Türkmenlerle Araplar arasında, Kerkük'ün Kürdistan hükümeti değil de Irak devletine boyun eğen bağımsız bir bölge olarak görülmesine dair bir anlaşma var. Nüfus değişiminin gölgesinde önerilen çözüm, bölgenin iktidar paylaşımıyla idare edilmesi. Buna göre, Kerkük Türkmen, Kürt ve Arap kökenli 32 seçilmiş şahıs tarafından temsil edilecek. Hıristiyanları da dört kişi temsil edecek. Kerkük meclisi şu an 26 üye ve bir Kürt başkanı içeriyor. 20'si Kürt, sadece üçü Arap. Türkmenlerin sayısı Araplarla aynı. Bunlara bir Hıristiyan üye de ilave edildi.
Orta bir çözüm gibi görünen bu düşünce, varlıklarını güçlendirirken
başkalarını uzaklaştırmayı ve korkutmayı sürdüren Kürt yetkililerin uygulamalarına toslayan eşitlik temelinde herkesin temsil edilmesine olanak sağlıyor.
İstanbul toplantısı, Kerkük'ün Iraklı kimliğini savunmak ve halkının durumunu herkese duyurmak için Türkmen medyasının etkinleştirilmesine yoğunlaştı. Katılımcılar yazılı, görsel ve işitsel medya alanlarında çalışıyordu. Kendilerini Irak Türkmen medyası yüksek kurulunda temsil edecek kişiyi seçtiler. Dünyanın dört yanından gelen Türkmenler arasında uzun tartışmalar yaşandı.
Kerkük'teki Arap toplantısın da, terör saldırılarına karşı koyan Sahva (uyanış) Konseyi liderleri ve siyasiler katıldı. Safları birleştirmenin, Kürt hegemonyasını ve terörü reddetmek için toplantıya çağrılan herkesin ilgi alanı olduğu görüldü. Fakat konuşmacıların tekrarladığı şikâyetler, Kürtlerin intikam alma ve başkalarının rollerini engelleme ısrarı üzerinde yoğunlaştı.
Irak'ın parçalanmasına ve halkının sürülmesine dair yaşananlar karşısında Araplar nerede? Kerkük, Irak yenilgiye uğradığı zaman kırıldı. Irak, Araplar yenildiğinde hezimete uğradı.
(Londra'da Arapça yayımlanan Şark ül Evsat gazetesi, 19 Mart 2008)

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mar
30
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

 


Murat Belge 'Uzlaşmak': ne zaman?

 

Murat Belge

30/03/2008 (141 kişi okudu)

Dün, birilerinin talep ettiği 'uzlaşma'dan söz ediyordum. Bir 'uzlaşma'nın en az iki tarafı olur. Oysa talebin yalnız bir tane muhatabı var: Hükümet. Niye böyle oluyor? Çünkü talepte bulunan, ikinci tarafın bir parçası (bunu ilk dillendirenlerden biri de zaten İlhan Selçuk- savcıyla görüştükten sonra). O zaman bu, dün ima ettiğim ama söylemediğim gibi, bir 'uzlaşma' değil, 'teslim ol' çağrısı.
Gerilim, görünürde, başörtüsünün yüksek öğretim düzeyinde serbest bırakılmasından doğuyor. Öteki taraf, tutumunu baştan belli etmiş: 'Bu konuda uzlaşmam' diyor. Öyleyse hükümete 'uzlaş' demenin gerçek anlamı ne? 'Sen, istediğinden vazgeçeceksin. Çünkü senin istediğin şeyi ben istemiyorum' diyorlar. Bu tutum 'demokratik' oluyor; yüzde 47 oyla iktidar olmuş birilerinin beş yıldır ertelediği ve aslında demokrasinin gereklerine tamamen uygun olan bir işi yapmak üzere harekete geçmesi, 'uzlaşma'yı reddeden diktatörce tavır oluyor.
Yani, şöyle olursa ben kazanıyorum, böyle olursa sen kaybediyorsun. Bu siyaset geleneğinde 'uzlaşma' gerçekten de böyle tanımlandığı ve böyle anlaşıldığı için hiçbir zaman uzlaşma olmuyor, 'vuruşma' ve 'çarpışma' oluyor. AKP aslında şimdiye kadar 'vuruşmasız mücadele'yi ilk olarak ve bayağı başarılı biçimde uygulamıştı. Bir yıl önceki cumhurbaşkanlığı krizinde, geleneksel ve muhafazakâr güçler, muhtıralarıyla falan, gene bir 'çarpışma' ortamı yarattığında, işi seçime götürerek gene bu 'vuruşma'yı -önleyememiş ama- ertelemişti. Başsavcının girişimiyle şimdi vuruşma dışındaki yollar tıkandı.
'Uzlaşma'dan kendi anladığımı anlatayım. Şu ortamda, şu koşullarda olması gerektiğini düşündüğüm 'uzlaşma'yı. Ama 'olması gereken' dediğime göre,
olması hiç 'muhtemel olmayan' diye eklemeyi de ihmal etmeyeyim.
'İki aşamalı' bir uzlaşma düşünüyorum. Temel olgu, sorun, ne diyeceksek, Ergenekon'dur. Birinci aşamada, bu toplumun kanını, iliğini emen, sömüren bu yapılanmanın sonuna kadar açılması, sökülmesi gereği üstünde bir uzlaşma. Sürecin içinde başka, daha küçük uzlaşmalar da olabilir, daha doğrusu, Türkiye'de böyle şeyler olmadan hiçbir şeyin olmayacağını biliyorum. Yani, işin içinde olsa da, falancanın, filancanın adının çıkması, kendisinin mahkemeye çıkması, uluslararası skandala da yol acar gibi mülahazalarla, vaktiyle Gürler ve Batur'un esirgenmesini andıran uzlaşmalar olabilir- ama yapının çökertilmesi, bir daha bir araya gelemeyecek şekilde dağıtılması koşuluyla. Türkiye'nin bundan böyle bir daha yeraltı devleti tarafından yönetilmeyeceği garantisiyle.
Bu sağlandığı zaman da, asıl büyük uzlaşmaya gelinir. Aramızdaki anlaşmazlıklar ne kadar aşılmaz gibi görünse de, sonuçta aynı tarihin ürünü olan (ve o tarihin niteliğinden ötürü bu durumda olan) bir toplumda yaşıyoruz. Burada, birbirimizi yok ederek değil (bu yalnız 'kötü' değil, 'imkânsız' da) birlikte yaşamayı öğrenerek varolmak zorundayız. Bunun yolu da 'uzlaşma' ve 'konsensüs' denen o uğraklardan geçer. Bu çoğulluk bir 'bela', bir 'felaket' değil, bizim için bir nimet olabilir, olmasını sağlamak da bizim elimizde.
Onun için, bu çoğulluğun bütün kurucu öğeleriyle bir arada yaşamak üzere uzlaşmayı öğrenelim. Ama bunu engellemeyi iş edinmiş 'görevimiz tehlike' çetesini yok etmeden önce değil, onun varolmasına izin vermek için değil, onu yok ettikten sonra.

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


 
Mar
30
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz