www.blogmedya.deriz.biz
http://ssorulmayansorular.bloggum.com
sıksorulmayansorular sorar ya siz
ayrılmayın
böyle
ayrılık
olmaz
Türkiye'nin dostları, Türkiye'nin düşmanları
Gündüz Vassaf
30/03/2008 (767 kişi okudu)
Beyzbol ABD'nin milli sporu.
Her Ekim ayında yaptıkları turnuvanın galibini dünya şampiyonu ilan ederler.
İkinci Dünya Savaşı'nı, Japonya'ya attıkları iki atom bombasıyla
sona erdirip ülkeyi işgal ettikten sonra, Japonlara beyzbol oynamasını
da öğretmişlerdi. Bu sene Japonya, ABD mahalli liginin ilk maçına
Tokyo'da ev sahipliği yaptı.
Japonların, kendilerini katledip ülkelerini işgal edenlerin milli
sporunu bu denli benimsemiş olmaları, günümüzde pek kimsenin ilgisini
çekmeyecek kadar sıradan bir olay. Batı'nın kültürel değerlerini
dünyaca içselleştirmeye alıştık. Eskiden 'kültür emperyalizmi' diye
adlandırılan fenomen günümüzde gönüllü edilgenliğe dönüştü.
Bir çok ülke gibi Türkiye de, siyasetten kültüre kadar gönüllü tutsaklığımızın sayısız örnekleriyle dolu.
Gençliğimde, Batı bize NATO ülkesi der, biz de kendimizi öyle
bilir, çeşitli iç ve dış provakosyanların da ortalığı birbirine
katmasıyla, sol ve sağ diye çatışırdık. Birbiri ardına kapatılan
'Müslüman' siyasi partilere Batı sesini çıkarmaz, hatta tasvip ederdi.
Şimdi, New York Times'ın neredeyse sözcülüğünü yaptığı ABD'nin
öncülüğünde Batılılar bize 'Müslümansınız' demeye başladı. Biz de,
Batı'yla birlikte, gündemimizi değiştirdik. Devlete karşı demokrasi ve
özgürlük mücadelesi din üzerinden verilir oldu.
Türkiye'ye çağdaş sömürge görüntüsü veren Batı'ya gönüllü
tutsaklığımızı o denli içselleştirdik ki, kültürel yaşamımızda da
sorgulamıyoruz. Bir yazarımızın kitabı Batı'da herhangi bir ülkenin
diline çevrilsin, gazetelerimizde haber, yazarlar arası kıskançlık
vesilesi oluyor. Eseri Çin'de, Hindistan'da tanınsın, umurumuzda değil.
Soğuk savaş yıllarında kimi sol yazarlarımız, Sovyetler Birliği
güdümündeki Asya Afrika Yazarlar Birliği davetleriyle farklı adresler
bulmuşlardı. Sovyetler çöktü, ilgi kesildi.
Belediye başkanlarımız Batı ülkelerinde kardeş şehir aramaya
düşkün. Üniversitelerimiz de farklı değil. Hocalarımız, Doğu uygarlık
yüzü görmemiş gibi, her fırsatta kapağı Batı ülkelerine atmaya meraklı.
Üstelik mimarisiyle, edebiyatıyla, tarihiyle yemeğiyle, müziğiyle
sınırlarımızın doğusu, kültürümüzün de bir uzantısı.
Akademisyenlerimizin, aydınlarımızın merak ettikleri, öğrenecekleri hiç
mi bir şey yok doğumuzda, doğumuzdaki üniversitelerde? Ya müzelerimiz?
İlgi alanları Batı'yı bize tanıtmak üzerine yoğunlaşmış. Bir Picasso
sergisi geliyor, serginin reklamlarıyla Türkiye'de yer yerinden
oynuyor.
Komşumuz İran, kaç bin yıllık kültürüne rağmen, şeriat denilince,
ya da ABD saldıracak mı, saldırırsa bizden yardım isteyecek mi diye
akla geliyor. Batı bizden istedi diye, nerdeyse övünürek, Afganistan'a
asker yollamayı, Irak işgali için lojistik destek vermeyi de akıl
ediyoruz etmesine. Batı dostlarımızın, doğu düşmanlarımızın yaşadığı
yer mi?
Şimdi de ABD başkanlık seçimleri gündemde.
Acaba yeni başkan kim olacak diye Türkiye'de, dünyada, hepimizin
ilgisini çekiyor da... geçenlerde Zaman gazetesinden bir köşe yazarımız
sanki kendisi ABD'de kara panterler ya da benzer kuruluşun üyesi
militanmış gibi "Ben Obamı'yı tutuyorum çünkü hem göbek adı Hüseyin hem
de siyahi" diye bile yazdı. Evet, Washington'da yağmur yağdığında
şemsiyelerimizi açtığımızdan, ABD başkanları, ülkelerimizdeki
politikacılardan daha da çok hayatımızı etkiliyor. Bu nedenle, dünyada
herkes bir anlamda ABD vatandaşı. Orada olup bitenlerle ilgilenmeli.
Ama edilgen tüketiciler olarak değil, düşüncelerimizle aktif
katılımcılar olarak. ABD'nin dünyayı etkilediği gibi, dünya kamuoyu da
ABD için önemli. İlgimizse, televizyonlarımızdan Hollywood'un Oscar
ödülleri törenlerini, Chicago
Bulls'un basket maçlarını izleme düzeyinde.
Bana, haklı olarak, "Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu, sen de
bizim kadar, bizden çok Batılı değil misin?" diyenler olacak. Bu
itiraz, hepimizi daha dünyalı yapacak kritik bir yaklaşımı içeriyorsa,
ne mutlu. Mesele Batı'ya karşı çıkmak değil. Özellikle özgürlük ve
insan hakları, din ve devletin ayrışmasında, Batı'nın da oluşmasında
kritik katkısı olduğu evrensel dünya kültürümüzü birlikte
sahiplenebilmek. ABD'ye mesafe alma gayretinde, totaliter
ideolojilerin, dini ve milliyetçi provakasyonların tuzağına düşmemek.
Türkiye, Batı'ya bağımlılığında, edilgenliğinde, aşağılık
kompleksinde başka bir çok ülkeden farklı değil. Farkı, iç
çekişmelerinden kurtulup, evrensel değerlerin benimsenmesinde öncülük
yapması olabilir.
www.blogmedya.deriz.biz
http://ssorulmayansorular.bloggum.com
sıksorulmayansorular sorar ya siz
ayrılmayın
böyle
ayrılık
olmaz
Günün Sözü
Bir şey çirkinse gerçekten onu görmüyorsunuzdur. Henri Matisse
Tarihte Bugün
Takvimler 30 mart tarihini gösterdiği zaman
...1990 yılında,
İstanbul'un Anadolu Yakası Elektrik İşletmesi AKTAŞ Firması'na devredildi.
1998 yılında,
Koçaryan, Ermenistan devlet başkanlığına seçildi.
Perinçek'e sorulan sorular
Perinçek'ten yorumlar: Tekin (soldan): "Atılgan ruhlu emekli subay."
Emin Gürses: "Değer verdiğim bilim adamı." Güney: "Ajan." Gülaltay'a
telefonunun izahı: "Suikast girişimini sordum." Öztürk (gözlüklü):
"Ajan provokatördür."
İP lideri iddiaları
genellikle 'CIA komplosu' diye yanıtladı. Perinçek,
'Küçük'le bir mitingde tanıştım. Öztürk sahte kimlik taşıyordu.
Gülaltay'a, bana suikast yapacağı bilgisi üzerine telefon ettim' dedi
30/03/2008 (1830 kişi okudu)
RADİKAL - İSTANBUL - Ergenekon
operasyonu kapsamında tutuklanarak cezaevine konulan İşçi Partisi
lideri Doğu Perinçek'in polis sorgusu; şimdilerde Kanada'da bir
sinagogda çalışan Tuncay Güney'in 2001 yılındaki ifadeleri, yazar Ümit
Oğuztan'dan elde edilen 'Ergenekon' adlı yazı, emekli yüzbaşı Zekeriya
Öztürk'ün beyanları ve parti binasında bulunan CD'ler üzerinde
yoğunlaştı. İşçi Partisi'nin 4. katında yapılan arama sırasında bulunan
belgeler arasında 'İP/Karargâh Evleri' başlıklı bir belge de Perinçek'e
soruldu.
Ergenekon operasyonunun kilit isimlerinden Veli Küçük ile sadece
bir kez, 2003'te yapılan Kıbrıs mitinginde karşılaştığını, orada
karşılıklı hal hatır sorduklarını anlatan Perinçek, "Bunun dışında yüz
yüze görüşmüşlüğüm yoktur" dedi. Küçük'ün evinde bulunan 'Ergenekon'
başlıklı yazıyı iki yıl önce Sabah gazetesinin yazarlarının elinde
gördüğünü söyleyen Perinçek, bu belgenin 2001'de Tuncay Güney'de de
bulunmasıyla ilgili olarak da, "Anladım ki, 2001 yılında CIA ile
işbirliğiyle kurulan tezgâh ısıtılarak Türkiye'nin gündemine
getiriliyordu" dedi.
Dinleniyor ve izleniyormuş
Sorulan sorulardan uzun süredir telefonlarının dinlendiği ve
izlendiği anlaşılan Perinçek, İşçi Partisi binasında bulunan 'Yargıtay
krokisi', 'Yargıtay üyeleriyle ilgili özel değerlendirmeler',
'Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın İzmir ve Balıkesir'e
yapacağı ziyaretlerle ilgili koruma planı' gibi belgeleri de, "Kanun
dışı, saçma sapan, vatana ve millete hiyanet anlamı taşıyan işlerle
hiçbir işimiz olmadığını, Genelkurmay Başkanı, Emniyet Genel Müdürü,
MİT Müsteşarı bilir" diyerek toptan reddetti.
Perinçek, 73 sayfa tutan sorgusunda, Tuncay Güney'in 'düzmece
ifadeleri ile askerlerin yıpratılmak istendiğini' Nisan 2001'de
Aydınlık dergisinde yazdıklarından söz etti. Sorulan isimlerle ilgili
kesin yargılarda da bulunan Perinçek, kendisinden söz ederken, "38
kitabım, binlerce bilimsel yazım var. Uluslararası alanda kendisine en
çok gönderme yapılan Türk bilim adamlarındanım" ifadesini kullandı.
Perinçek'in, Ergenekon soruşturmasını yürütenleri, 'CIA, MOSSAD
ajanı' olmakla suçlaması üzerine sorgu zaman zaman kesildi. Sorguyu
yürütenler, ifade tutanağına "bu hakaretleriyle ilgili hakkında ayrıca
suç duyurusunda bulunulacağı hatırlatıldı" şeklinde bir ibare ekledi.
Perinçek, "Samimi beyan diye soru sorulması, soruyu hazırlayanların bu
CIA tertibinin içinde bulunduklarını gösterir" sözlerini değiştirmek
istedi. Gerekçe olarak "İfadeyi alanın incinmesi"ni gösterdi.
Perinçek, Akın Birdal'a düzenlenen suikastın azmettiricisi Semih
Tufan Gülaltay'la telefonda görüştüğünü açıklayan Perinçek, "Bana
yönelik suikastta Gülaltay'a görev verildiği yönünde ihbar aldık. Bir
kışkırtma ve tertip kurulabileceği düşüncesiyle kendisine sordum. Aynı
kanıda olduğunu belirtti" dedi. Perinçek'in, soruşturmada adı geçen
bazı kişilere ilişkin değerlendirmeleri de şöyle:
Mehmet Zekeriya Öztürk: Ajan provokatör.
Alparslan Arslan: Fethullahçılara bağlı.
Sami Hoştan: Yasadışı bazı faaliyetlere karıştığı için ismini duydum.
Ali Yasak: Yasadışı faaliyetlere karıştığı şeklinde gazete haberlerini okumuştum.
Ümit Oğuztan: Hiç görmedim.
Kemal Kerinçsiz: Fikren beraberliğimiz yok.
Fuat Turgut: Partimize üye olmak için başvurdu. Başvurusu reddedildi.
Ümit Sayın: Tutarsız davranıyor.
Emin Gürses: Değerli bir bilim adamı. Ülkenin toprak bütünlüğünü, bağımsızlığını, savunur.
Muzaffer Tekin: Adını gazetelerden biliyorum. Emekli subay, ziyaretime geldi, atılgan ruhlu emekli subay.
'Gladyo'nun hedefindeyim'
Perinçek'e yöneltilen soruların kaynağı diğer zanlılarda olduğu
gibi Tuncay Güney'in 2001 yılında gözaltına alındığında verdiği
ifadeler ve ele geçirilen belgeler oldu. Bunlardan biri Ergenekon
yapılanmasının anlatıldığı belgeydi. Güney, örgüt manifestosu olarak
kabul edilen belgeyi Perinçek'in yazdığını öne sürmüştü. Perinçek'e
'TSK bünyesinde faaliyet gösterdiği öne sürülen örgüt adına naylon
terör örgütü oluşturulması, aykırı ideolojilere sahip siyasilere
suikast yapılması, sivil toplum örgütlerini kontrol altında tutması,
medya kuruluşlarını kontrol altına alınması, uyuşturucu ticaretinin
kontrol altına alınması, uluslararası banka dolandırıcılığı yapılması'
gibi önerilerin olduğu belgeyi yazıp yazmadığı soruldu. Perinçek, "Bu
tür örgütlerle ilişkili olsaydım beni buraya getiremezdiniz" diyerek,
iddiayı reddetti ve şöyle dedi:
"Ben Türkiye'de kontrgerillanın içini dışını çıkaran, o örgütü
felç eden partinin başkanıyım. Gladyo'nun Türkiye'deki bir numaralı
hedeflerinden biriyim ve Gladyo'nun düşmanıyım. Naylon terör örgütleri
kurmak istihbarat örgütlerimizin ABD ve CIA ve Mossad'ın öğrendiği
vahim uygulamalardır. Bu Amerikan icraatlarını uygulamak ihanet
anlamına gelir. Belgenin
kimler tarafından yazıldığını bilmiyorum."
Ergenekon'un 'lobi' faaliyetleri kapsamında 'ulusal medya'
kurulması projesi ve Cumhuriyet Gazetesi'yle bağlantılarının olup
olmadığı soruldu. Cumhuriyet gazetesiyle organik bağları olmadığını
belirten Perinçek, gazetenin alınmasıyla ilgili Enka tesislerinde Veli
Küçük, Ferit İlsever, Kemal Özgen, Gürbüz Çapan arasında yapılan
toplantıyı kendisine İlsever'in anlattığını belirterek, "Kemal Özden,
Cumhuriyet gazetesine yönelik baskılar olduğunu, ortak bulmak için
çalıştıklarını söylemiş. Olay bundan ibaret" yanıtı verdi. Perinçek'e
yine Güney'in iddialarında geçen Susurluk hükümlüsü Sami Hoştan'la
ilişkili olup olmadığını, Hoştan'ın uyuşturucu işi yapması konusunda
bildikleri soruldu. Perinçek, Hoştan'ı tanımadığını söyledi.
Güney'in Perinçek'in referansıyla Aydınlık dergisi muhabirleriyle
Kuzey Irak'a gittikleri, Habur'da yanlarına JİTEM subayları geldiği ve
arkalarında silah yüklü araçların olduğunu, bu silahların Talabani ve
Barzani'ye verildiği yönündeki iddialarınaysa Perinçek, "Silah götürme
olayı uydurulmuştur. TSK'yı sırtından hançerleyen bir amaç
sırıtmaktadır" yanıtını verdi.
'Gözlem-analiz' belgesini görmediğini söyledi
Perinçek'e yöneltilen sorulardan biri de Ergenekon Operasyonu
kapsamında tutuklanan yazar Ümit Oğuztan'ın bilgisayarında bulunan
Ergenekon örgütüne ait 'Gözlem analiz' isimli bir word belgesi oldu.
Söz konusu belgenin girişinde "Bu çalışma Doğu Perinçek ve Aydınlık
grubunun siyasal kültürel ve ekonomik anlamda 'açık faaliyetleri'
gözlemlenerek elde edilen verilen ışığında objektif değerlendirme
prensiplerine sadık kalınmaya özen gösterilerek hazırlanan bir
analizdir" yazıyordu. Belgenin devamındaki ilginç satırlar şöyleydi:
"... Perinçek ve Aydınlık grubunun 'uzun yürüyüş' tanımlamasıyla
andıklarına amaçlarına ulaşabilmek için uygulama, yöntem ve prensipleri
belirlenerek işaret edilmeye çalışılmaktadır"
"... İşçi Partisi ... her dönemde sesini duyurmayı, legal ve illegal güç odakları arasında yer almayı başarmıştır.."
".. faaliyetlerini sürdürebilme ve geleceğe yönelik yatırımlarını
gerçekleştirebilme açısından finansal kaynaklarının örtülü olması..."
"... toplumun duyarlı olduğu her konuda provokasyonların oluşumuna
zemin hazırlanmasının sağlanması, her şey olup bittikten sonra da
provokasyonu gerçekleştirenlerin deşifre edimesi yöntemi ana prensipler
arasındaki değişmez yerini korumaktadır..."
Perinçek'e belgede yer alan bu ifadeler soruldu. Belgeyi
görmediğini söyleyen Perinçek, Türkiye'de tahlil yeteneği ve program
yapma yeteneği üstün olan bir parti olarak kabul edildiklerini
belirterek, kamu kurumlarının kendi tahlillerine yer verdiğini
belirtti. Belgedeki 'örgütü faaliyet, finans kaynaklarının örtülü
olması' gibi ifadelerin belgeyi yazan kişiye ait olduğunu söyleyen Doğu
Perinçek, "Bizimle ilgili Türkiye'de yazılan yüzlerce değerlendirmeden
biri. Biz bunları okuyup yararlanacak noktaları değerlendiririz" dedi.
Oğuztan, cinsel içerikli yazı ve kitaplarıyla tanınıyor. 28 Şubat
sürecinden önce tarikat şeyhi Ali Kalkancı 'yı gündeme getirmişti.
Oğuztan Ergenekon soruşturması kapsamında 7 Şubat 2008'de
tutuklanmıştı.
'Zekeriya Öztürk yalan söylüyordu, işten çıkardık'
Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan emekli binbaşı Zekeriya
Öztürk, Danıştay saldırısından sonra gözaltına alınmış ve Ankara'da
ifade vermişti. Öztürk'ün bu ifadesinde Perinçek'le ilgili bilgiler
verdiği ve bunun da Ergenekon soruşturmasında etkili olduğu öne
sürülmüştü. İP lideri Doğu Perinçek'e bu iddialar soruldu. Öztürk'ün
Ulusal Kanal'da çalışmak için başvurduğunu, subay emeklisi olmasına
güvenilerek işe alındığını ancak sık yalan söylemesi, binaya silahla
girmek istemesi, sahte kimlik taşıması gibi nedenlerle işten atıldığını
anlattı.
Zekeriya Öztürk'ün İşçi Partisi'nin Rusya ve Çin başta olmak
üzere diğer birçok sosyalist ülkenin kontrolünde olduğu, Perinçek'in
Rus ve Çin istihbaratıyla yakın ilişkide olduğu, yönlendirildiği
şeklindeki iddialarının sorulduğu Perinçek, iddiaları reddetti ve bu
tür ilişkilerinin olmadığını söyledi. Öztürk'ün ayrıca İP'nin Meclis'te
sandalye sahibi olmak için TSK stratejilerine benzer politika
ürettiğini, askeri darbeyi beklediğini, Danıştay saldırısı faili
Alparslan Aslan'ın siyasi görüşünün Perinçek'in politik açılımlarına
ters düşmediği, Arslan benzeri kişilerin Perinçek'in eylemsel
yapılarının tercih sebebi olduğu' yönündeki ifadesine karşılık
Perinçek, "Bu suçlamaları Türk milleti, milletimizin önde gelen
kurumları, Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet teşkilatı değerlendirecek
birikim ve yeteneğe sahiptir" dedi.
76 sayfalık kitapçık
İP Genel Başkanı Doğu Perinçek'e yöneltilen bir başka soru da
kendisi, Zekeriya Öztürk ve Veli Küçük'te birer kopyası bulunan
'Masonik Bildirberg Çetesi' yazan 76 sayfadan oluşan kitapçık oldu.
Doğu Perinçek'in evinde
çıkan kitabın üzerinde tükenmez kalemle işaretler vardı. Zekeriye
Öztürk'te bulunan belgeyse Perinçek'ten çıkanın fotokopisiydi.
Perinçek'e bu durumu açıklaması istendi. İşçi Partisi lideriyse
söz konusu metnin fotokopiyle çoğalmış bir kitap olduğunu, mafya
haberlerinde kaynak olarak kullanıldığını söyledi.
İşçi Partisi'nin 'Karargâh Evleri'
Polis, Doğu Perinçek'e İşçi Partisi'nin Genel Merkezi'nin 4.
katında yapılan arama sırasında bulunan 'Konu: İP/Karargâh Evleri'
başlıklı beş sayfalık belgeyi de sordu. Söz konusu belge, "İşçi Partisi
ve Alevi kesimin yanı sıra bazı TSK mensupları ve memurların da
katılımıyla, emperyalistlerle Cumhuriyet karşıtları, yıkıcıları ile
mücadele amacıyla bir hareket başlatıldığı yönünde hassas kaynaktan
bilgiler intikal etmiştir. Yürütülecek bu çalışmalarda hiçbir kurum ve
oluşumun zarar görmemesi için 'Karargâh Evleri' adı altında, çekirdek
kadroların oluşturulmasının öngörüldüğü alınan bilgilerdendir"
deniliyor. Karargâh Evleri başlığı altında hazırlanan şemanın en üst
kısmında İbrahim Aslan var. Buna bağlı isimler olarak da (İ.Yaşar
Hacısalihoğlu-Türkiyem topluluğu), (Askeri kesim- Albay Cengiz Köylü),
(Alevi kesim - Dede) yazılı. Şemada, askeri kesimin altında
yerleştirilen iki oktan birisinin altında Harp Akademisi, diğerinde ise
Hava Harp Okulu başlıkları ayrılmış. Harp Ademisi başlığı altında da
Albay Cengiz Köylü, Albay Yavuz Göker, Albay Turan Toker, Fırat
Kaymakçıoğlu, Hasan Günay Aktaş, Osman Şen, Mahmut Mehil Başdemir,
Turan, Kemal, Y.Selim Özmen ve Rıza Okur isimleri yazılı. Hava Harp
Okulu başlığı altında da, Binbaşı Bülent yazılı. Öğrenciler başlığı
altında ise, Ozan Nizam, Gökhan Gülşen, Cihan Akyol, Alper Özkan, Emre
Yılmaz, Çağdaş Doğan, Onur Sönmez, İbrahim Polat gibi isimler var.
Şemada ayrıca 'Destek sağlayan', 'Memur kesimi' gibi ek uzantılarda da
bazı isimler yazılı. Perinçek, bu belgeyle ilgili olarak da, "Ancak bir
akıl hastası böyle saçma sapan şemalar yapabilir. Zaman zaman bize bu
tür mektuplar gelebiliyor. İnsanlar oturup böyle şemalar yapıyor.
Provokasyon amaçlı yapılmış olabilir" yorumunu yaptı.
İşçi Partisi'nde bulunan bir başka belgede de Ergenekon'dan tutuklu yazar Ergün Poyraz'ın JİTEM'den para aldığı yazılı.
www.blogmedya.deriz.biz
http://ssorulmayansorular.bloggum.com
sıksorulmayansorular sorar ya siz
ayrılmayın
böyle
ayrılık
olmaz
Sydney'den
San Francisco'ya
'Dünya Saati'
30.03.2008 14:29:00
Fiji
ve Yeni Zelanda'nın ardından Avustralya'da başlayan 'Dünya Saati'
eylemi San Francisco'ya ulaşarak dünya turunu tamamladı. Dünya
şehirleri, enerji kaynaklarını korumak için yapılan eyleme desteklerini
verdiler.
'Dünya Saati'ne ancak özel kurum, kuruluş ve kişiler
düzeyinde katılan Türkiye'de ise eylem saatinin İstanbul'daki Derby
maçına denk gelmesi nedeniyle bireysel katılımın sınırlı kalmış olduğu
düşünülüyor.
Avustralya karanlığa büründü
Küresel
ısınmaya dikkat çekmek amacıyla düzenlenen 'Dünya Saati' eylemi Fiji ve
Yeni Zelanda'nın ardından Avustralya'da da başlatıldı.
Sidney
kentinin simgesi Opera Evi ve yakınındaki Harbour Bridge eyleme destek
amacıyla yerel saatle 20.00'de karartıldı. Bu eylemi kentin diğer
tarihi yerleri izledi. Kentin sakinleri evlerinin ışıklarını
söndürürken, iş yerleri de eyleme destek verdi.
Sidney Belediye
Başkanı Clover Moore, bu eylemin, 'artık uyan zili' olduğunu ve
dünyanın geleceğinin planlanması gerektiğini ifade etti. Kentte geçen
yıl düzenlenen eyleme 2 milyon kişi ve 2 bin iş yeri katılmıştı.
Işıkları kapatan ilk ülkeler Fiji ve Yeni Zelanda
Eylemi
başlatan ilk ülkeler olan Fiji ve Yeni Zelanda'da ışıklar yerel saatle
20.00'da söndürüldü. Her iki ülkede 1 saat sürecek eylem için yemek
saatleri ertelendi, bilgisayarlar ve televizyonlar kapatıldı.
Organizatörler, bu yıl eyleme 35'den fazla ülkedeki yüzlerce kentin katılmasının beklendiğini bildirdi.
Eyleme en son katılan büyük kentlerden biri ABD'nin California eyaletindeki San Francisco oldu.
Organizatörler, bu eylemi, dünyayı enerji kaynaklarını korumak için cesaretlendirmenin bir yolu olarak görüyor.
'Dünya
Saati' eylemi geçen yıl Avustralya'nın Sidney kentinde düzenlenmiş,
eyleme 2 milyon kişinin ve 2 bin iş yerinin katıldığı bildirilmişti.
Eylemin sonunda, kentte elektrik tüketimi bir saat boyunca yüzde 10
civarında azalmıştı.
'dünya bir saat için söndü'
Dünya
derken,yeryüzünün hergün yıpranan yüzü, bozulan ruhu için birşeyler
yapmalıyız hassasiyetindeki şehirlerde ışık bir saat söndü...
O saat ışıksız kalan şehirlerde, dünya hali hakkında iç acısı duyanlar elektrikli alet kullanmadılar...
ne faydası oldu?
demeyin...
herbirinin bir nefes vicdanı, yeryüzü kabuğuna bir serinlik muhakkak estirmiştir...
31 Aralık 2007'de Sydney'de başlayan 'dünya saati' seferbirliği, o sene, 2 küsur milyon şehir nüfusunun ve 2 bini aşkın işyerinin katılımı ile gerçekleşti.
60 dakikalık zamanda 'dünya saati' 48 616 otomobilin bir yılda yollara saldığı kirliliği silecek kadar temizlik sağlamış.
29 Mart 2008 cumartesi akşamı
Hepimizin
Avustralya'ya dair hatırladığımız film şeridinden aklımızda tuttuğumuz
karedeki, Sydney Harbour Köprüsü ve Sydney Opera havalisi saat 20:00
den önceki ışıktan, 20:00 den sonraki karanlığa geçti, 'dünya saati' için.
Kuzey yarım kürede, kıta Avrupa 'sının Danimarka ve İrlanda şehirlerini saymazsak, '2008 dünya saati' ne katılan şehirlerin tamamı Güney yarım kürede...
Dünyanın berbat
ettiğimiz hali ile uğraşmak, refah toplumları insanlarının
meşguliyetidir diye düşünüyoruz çoğunlukla... hatta, refah için,
kirlettildi, bozuldu yeryüzü, sebeb olanlar vicdanlarını tamir
ediyorlar demekteyiz...
2007, bizim için felaket bir zamandı...
2008, daha iyi olmayacak...
Belki bir mucize olur, herşey normale nihayet varır... '2009 dünya saati' ne onlarca şehir ile katılarak esas olana gelmiş oluruz...
www.blogmedya.deriz.biz
http://ssorulmayansorular.bloggum.com
sıksorulmayansorular sorar ya siz
ayrılmayın
böyle
ayrılık
olmaz
AK Parti hakkındaki kapatma davası
ÖN İNCELEME YARIN
ANKARA -
Anayasa Mahkemesi heyetinin, AK Parti'nin kapatılması istemiyle açılan
davayla ilgili iddianamenin ön incelemesini yarın yapması bekleniyor.
AK Parti'nin kapatılması istemiyle açılan davada, görevlendirilen
raportörün iddianameyle ilgili ön incelemesini tamamlamasının ardından
rapor Anayasa Mahkemesi üyelerine dağıtıldı.
Anayasa Mahkemesi üyelerinin, ön inceleme raporuyla ilgili
çalışmalarını tamamlamaları halinde, heyetin yarın toplanması
bekleniyor.
Raportör raporunda, ''iddianamesinin iade koşullarının bulunduğu''
görüşünün yanı sıra ikinci seçenek olarak da ''iddianamenin Anayasa
Mahkemesi'ne sunulduğu anda kabul edilmiş sayılacağı'' şeklinde görüş
bildirmişti.
Raportörün hazırladığı rapor, Anayasa Mahkemesi üyeleri için bağlayıcı nitelik taşımıyor.
İncelemede herhangi bir eksiklik tespit edilmez ve iddianamenin
kabulüne karar verilirse ön savunmasını yapması için iddianame AK
Parti'ye gönderilecek. AK Parti yasal olarak 1 ay içinde ön savunmasını
verecek. Ek süre talebinde bulunulursa bunu da Anayasa Mahkemesi
değerlendirecek.
İddianemeninin iadesine karar verilirse, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı eksikleri gidererek iddianameyi tekrar Anayasa
Mahkemesi'ne gönderebilecek.
Cumhurbaşkanı Gül'ün temasları sürüyor BUGÜN ERDOĞAN İLE GÖRÜŞECEK
ANKARA -
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM'de temsil edilen siyasi partilerin
liderleriyle yaptığı görüşmelerin ardından bugün AK Parti Genel Başkanı
ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelecek.
Alınan bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Gül, yarın Türkiye'yi ziyaret edecek
Kuveyt Emiri Şeyh Sabah El Ahmet El Cabir El Sabah onuruna vereceği
akşam yemeğinin ardından Başbakan Erdoğan ile görüşecek.
GÖRÜŞMELERİ YARARLI BULDU
Bu arada, Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan yazılı açıklamada
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün TBMM'de temsil edilen siyasi partilerin
liderleri ve bazı sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile yaptığı
görüşmelerde, başta güvenlik ve terörizmle bağlantılı konular olmak
üzere, Türkiye'yi ilgilendiren iç ve dış ekonomik ve siyasi
gelişmelerin ele alındığı bildirildi.
Açıklamada, bu görüşmelerde, başta güvenlik ve terörizm ile bağlantılı
konular olmak üzere, Türkiye'yi ilgilendiren iç ve dış siyasi ve
ekonomik gelişmelerin ele alındığı belirtilerek, şöyle denildi:
''Sayın Cumhurbaşkanımız bu vesileyle, yakın bölgemizde ve dünyada
meydana gelmekte olan gelişmelerin ülkemiz için fırsatlar ve riskler
yarattığı tespitinde bulunmuşlar, dolayısıyla kritik ve belirleyici bir
süreçten geçilmekte olduğuna dikkat çekmişlerdir.
Sözkonusu gelişmelerin olası sonuçları gözönüne alındığında, böyle bir
dönemde Türkiye'nin daha da güçlü kılınmasına olan ihtiyacın ortaya
çıktığına işaret eden Sayın Cumhurbaşkanımız, bu noktanın ülkemizin
geleceği ve bölgelerimizin istikrarı bakımından hayati önem taşıdığı
değerlendirmesini yapmışlardır.
Sayın Cumhurbaşkanımız, bu çerçevede demokrasimizin güçlendirilmesi
sürecinin devamına ve ülkemizde mevcut siyasi-ekonomik istikrarın
korunup pekiştirilmesine hepimizce özen gösterilmesinde yarar
gördüklerini vurgulamışlardır.''
TBMM'de temsil edilen siyasi parti liderlerinin yanı sıra bazı sivil
toplum kuruluşlarının temsilcileriyle de görüşen Cumhurbaşkanı Gül, bu
kapsamda DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi'yi de 2 Nisan Çarşamba günü
kabul edecek.
RICE, BARAK VE FEYYAD İLE GÖRÜŞTÜ
İsrail ve Filistin taraflarıyla bu yıl sonunda
bir barış anlaşmasına varabilmek için yeniden bölgeye gelen ABD Dışişleri Bakanı
Condolezza Rice, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak ve Filistin Yönetimi Başbakanı
Selam Feyyad ile Kudüs'te üçlü bir görüşme yaptı. Rice, Barak ve Feyyad ile
Kudüs'te King David Otelinde yaptığı görüşmenin ardından, taraflarla birlikte
kısa bir açıklamada bulundu ve "Hepimiz, Annapolis sürecini başarılı bir şekilde
sonuca götürecek iyileştirmeler için daha sıkı çalışmak arzusundayız" dedi.
30.03.2008 - 15:09:00
HRİSTOFYAS: KIBRIS SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ EN BÜYÜK HEDEFİM
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas,
?Kıbrıs sorununun çözümünün, yaşamındaki en büyük hedef olduğunu? söyledi.
30.03.2008 - 15:07:00
www.blogmedya.deriz.biz
http://ssorulmayansorular.bloggum.com
sıksorulmayansorular sorar ya siz
ayrılmayın
böyle
ayrılık
olmaz
Haberler
"MİLLİ İRADEYE HERKES SAYGI DUYMALI"
YALOVA -
AK
Parti Genel Başkanı ve Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, yaklaşık 16.5
milyon seçmenin AK Parti'ye oy verdiğini, bunun milli irade olduğunu ve
bu milli iradeye herkesin saygı duymak zorunda olduğunu belirterek,
''22 Temmuz'da yaptığım konuşmanın arkasındayım.
Kimse hedef
saptırmasın''
dedi.
Atatürk Spor Salonu'ndaki partisinin Yalova Kadın Kolları 2.
Olağan
Kongresi'ne katılan Erdoğan, AK Parti'den başka
Türkiye'de 81 ilin
80'inde milletvekili çıkaran ikinci bir parti
olmadığını anımsatan
Erdoğan,
"Açık söylüyorum, biz sadece AK Parti'nin ya da AK
Partililer'in
iktidarı olmadık"
diye konuştu.
Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:
"Son günlerde bir şeyler oluyor.
Televizyonlarda çıkıyorlar,
tartışmalar yapıyorlar ve bu tartışmalarda AK Parti'yi getirip sadece,
başörtüsü meselesine kilitleyenler oluyor.
Ayıptır, ayıp.
Ben Türkiye
Cumhuriyeti Başbakanı olarak bu ülkede 5 yıldır böyle bir şeyi gündeme
mi getirdim?
Ve 5 yıldır bunu gündeme getirmeyen bir başbakan kusura
bakmayın da uluslararası basın toplantısında böyle bir soru sorulduğu
zaman bunda kanaatini açıklamaktan geri mi duracaktı?
Peki, bunda
kanaatini açıklayan bir Başbakan'a, bir milletvekiline kusura bakmayın
da Türkiye'de de parlamento çatısı altında olan bir başka partinin,
'biz de bu mutabakatın içinde olmaya hazırız' dediği halde peki bu
yaklaşım niye? Bu ikircikli bir yaklaşımdır.
Ama çok açık söylüyorum,
tarih bunu affetmeyecektir."
www.blogmedya.deriz.biz
http://ssorulmayansorular.bloggum.com
sıksorulmayansorular sorar ya siz
ayrılmayın
böyle
ayrılık
olmaz
Veli Küçük, İngilizlere danışmanlık yapmış
29.03.2008 22:53
VELİ KÜÇÜK İNGİLİZLERLE ÇALIŞMIŞ
'Ülke
toprakları yabancılara peşkeş çekiliyor' diyerek propaganda yapan Küçük
İngilizlere emlak satışı konusunda danışmanlık yaptığı ortaya çıktı.
Ergenekon
terör örgütü operasyonu kapsamında tutuklanan emekli Tuğgeneral Veli
Küçük'ün yabancılara, emlak satışı konusunda danışmanlık yaptığı ortaya
çıktı.
Radikal gazetesinde dün yer alan
'Aylık gelir küçük, iş büyük' başlıklı haberde polisin Küçük'ün mali
ilişkileriyle ilgili araştırmalarına yer veriliyor. Küçük'ün özellikle
emlak işleriyle ilgilendiği, İsviçreli ve İngiliz olmak üzere iki
firmaya danışmanlık yaptığı ve tapu işlerine baktığı ortaya çıktı.
İfadesinin başında sadece 3 bin 200 YTL aylık gelirinin olduğunu
söyleyen Küçük'ün milyonlarca dolarlık sohbetler yaptığı dinleme
tutanaklarında belirlendi. Tutanaklara yansıyan bir görüşmede Mehmet G.
isimli şahsa Küçük, "Parayı hemen vereceğim; 10 milyon dolar. Ama önce
tapuyu getirir, koyarlar. Sakın ha öyle 250 bin dolar..." şeklinde
konuşuyor.
Bu
arada, Küçük'ün savcılık ve polis sorgusunda genel olarak konuları
hatırlamadığını söylediği belirtildi. Radikal'in haberine göre polis
Küçük'ün ve diğer sanıkların evinde bulunan dokümanları tek tek
okuyarak anlamını sordu. Küçük, tanınmış gazetecilerin listelendiği
'MİT ve Medya Ajan Gazeteciler' dokümanını hatırlamadığını belirtti.
Kendi evinde çıkan 'Örtülü faaliyetler', 'Şirket ve köstebek', 'Ermeni
sorunu kilise devleti', 'Arena'daki sanat gladia sanatçılar', 'Kanal 6
Analiz' başlıklı belgelerle ilgili olarak bunların bir kısmını Tuncay
Güney'in vermiş olabileceğini, bazılarının postayla geldiğini,
bazılarının da konferanslarda verildiğini söyledi. Küçük, Ergenekon
örgütünü anlatan belgenin gazeteci Güney tarafından hazırlanmış
olabileceğini öne sürdü.
Şayet o,
İstanbul'dan Anadolu'ya gelen Mustafa Kemal'in tutuklanarak başkente
geri gönderilmesi emrine itaat etmiş olsaydı, Milli Mücadele tarihinin
ve siyasi olayların ne yönde değişeceğini tahmin etmek hiç de kolay
değil...
30/03/2008 (18 kişi okudu)
AVNİ ÖZGÜREL
Siyasetin
toz duman içinde bıraktığı ortamda tarih/kültür ve yayıncılık adına
kazanım sayabileceğimiz önemli bir proje gerçekleşti. Yapı-Kredi
Yayınları, Milli Mücadele tarihimizin en önemli isimlerinden biri olan
Kazım Karabekir'in hatıralarını neşretti. Ayrıca 'İnsan ve Asker'
başlığı altında onu geniş kitlelere tanıtacak bir sergiyi hazırladı.
Eserin mahiyetini uzun uzadıya anlatacak değilim. Genç kuşakların,
kendisine 'o gün ne olmuştu' sorusunu soran herkesin okuması gereken
bir kitap olduğunu söylemekle yetineyim. Hatıratın içeriği bir yana ilk
yayını sırasında yaşananlar bile gerilim filmlerine konu olabilir.
Kazım Karabekir gerek Milli Mücadele öncesinde gerekse sonrasında
düşüncelerinde değişiklik olmamış bir komutan. Yıllar önce bir TV
kanalına 'Kader Anları' adlı bir dramatik belgesel dizi için kaleme
almıştım. Mustafa Kemal'in İstanbul'dan gelen baskılar karşısında
Padişah Yaverliği ve 9. Ordu Kumanlığı görevlerinden, aynı zamanda
askerlikten istifa ettiği, bundan böyle 'Sine-i millette bir ferd'
olduğunu açıkladığı günün hikâyesini.
Çocukluğundan beri üniforma dışında elbise giymemiş, askerlik
dışında bir iş düşünmemiş, Anadolu'ya geçerken de üstlendiği komutanlık
görevinin sağlayacağı avantajlardan yararlanacağını hesaplamış olan
Mustafa Kemal'in son ana kadar direndiği ve istifa ettikten sonra
moralinin son derece bozuk olduğu gün yaşananların yeterince
bilinmediğini düşünüyordum... Geleceğin Atatürk'ünün kararını verip
meşhur telgrafını çektikten sonra tepkileri izlemeye çalışırken
'Korktuğunun başına geleceğinin ilk işaretini' gördüğünü biliyoruz.
Bandırma Vapuru'yla Anadolu'ya geçerken yanına aldığı yaveri Kazım
Dirik'in "Paşam sizden bir istirhamım var" diye söze başlayıp, "Artık
müstafi olduğunuza göre üzerinizdeki şifreleri bana vermeniz gerekir...
Ayrıca bu durumda yanınızda kalmam doğru olmaz... Karabekir Paşa'ya
gidip bana başka bir görev vermesini isteyeceğim" sözüyle sarsıldı
Mustafa Kemal. Bir gün önce, "Sonuna kadar yanınızdayım" diyen insandı
Kazım Dirik... Rauf Orbay anılarında o anı şöyle anlatıyor: "Mustafa
Kemal'i 1909'dan beri tanırım. Nice mihnetli anlarına şahit olmuşumdur.
Ama o gün, orada, Kurmay Başkanı'nın evrakını toplayıp karşısına
dikildiği ve o sözleri söylediği andaki ruh düşkünlüğünü hiçbir zaman
görmedim..."
Kritik an
Mustafa Kemal'in yüzünün bir anda kireç beyazı renk aldığını ve
şaşkınlık içinde, "Yaa... Öyle mi efendim... Peki efendim... Buyurun
gidebilirsiniz..." diyerek tepki verdiği anlatılır.
O anda diğer yaver Cevat Abbas'ın telaş daha doğrusu biraz
endişeyle odaya girip, "Kumandan Paşa geliyor" diyerek Kazım
Karabekir'in karargâha geldiğini haber verdiği anlatılır. Kendisinin
istifasıyla boşalan göreve Karabekir'in getirildiğini, İstanbul'un
gönderdiği bir dizi emirde tutuklanarak mevcutlu halde başkente
gönderilmesinin istendiğini bilen Mustafa Kemal'in yaverinin bu
haberiyle ikinci bir sarsıntı için kendini hazırladığını tahmin etmek
zor olmasa gerek. Odada ayağa kalkan ve tutuklama kararının kendisine
tebliğ edilmesini bekleyen kişidir o an Mustafa Kemal. Arkasında
karargâh subaylarıyla gelen Kazım Karabekir'in bakışlarından hakkında
ne karar verdiğini de anlayamaz Mustafa Kemal.
İşte 'kader anı' dediğim an bu andır. Kazım Karabekir hazırola
geçer, selam verir Mustafa Kemal'e, "Ben, subaylarım, erlerim ve
kolordum emrinizdeyiz paşam" der... "Size makam arabanızı ve süvari
muhafız kıtanızı getirdim..." Mustafa Kemal'in o an heyecandan
sendelediğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Bilinen, Kazım Karabekir'e
sarılıp gözyaşları içinde teşekkür ettiği. Paşa birkaç dakika önce
Mustafa Kemal'in karşısına dikilip artık emrinde görev yapamayacağını,
Karabekir Paşa'yla görüşüp kolorduda yeni bir görev verilmesini
isteyeceğini söyleyen Kazım Dirik'i de emrine vermiştir.
Yıllar sonra 'İzmir Suikastı' davası soruşturması sırasında
komplonun hazırlayıcılarıyla birlikte tutuklanan ve Atatürk'ü öldürmeye
çalışan çeteye mensubu olup olmadığı araştırılan Kazım Karabekir bu
mesnetsiz suçlamadan ordunun neredeyse bütün komuta kademesinin sivil
elbiseleriyle mahkeme salonuna dinleyici olarak gelmesi ve bunun
manasını anlayan Ankara'nın geri adım atmasıyla beraat eder. Kazım
Karabekir'in bu suça iştirak etmiş olabileceği düşüncesiyle
soruşturmaya dahil edilmesinde rol oynayanın da, Milli Mücadele'den
sonra Mustafa Kemal'in güvenini kazanmaya çalışan İzmir Valiliği
görevine getirilmiş olan Kazım Dirik olduğunu söyleyeyim. Geçim zorluğu
çeken Paşa'nın bu mecburiyetler sebebiyle süt ve sebze satışı işine
girdiğini yıllar sonra yeniden milletvekili olarak TBMM'ye girdiğini ve
Meclis Başkanı seçildiğini de unutmamak gerek.
Çerçeve
Efsane ve suç
Dünyada ulusal mitolojisinin en bilindik hikâyesini isim olarak
örgütlü suç soruşturmasına koyan başka bir toplum var mı bilmiyorum.
Batı'da da, doğuda da gerek devletler gerekse halk bunun davet edeceği
zararın bilincindedir.
İstiklal Marşı'nı okuyanlar belli bir düşüncenin mensupları,
Onuncu Yıl Marşı'nı okuyanlar onlara muarız. Belli türküler, belli
sözcükler, tarihi şahsiyetler bu saldırının hedefi oldu. Ortak değer ve
sembollerimizi siyasileştirip onları belli ideolojilerin işareti haline
getirerek tahrip etmenin faturasının sonraki yıllarda önümüze
geleceğinden kuşkum yok.
Ergenekon bugüne kadar Türk destanları içinde özel bir yeri olan
ve müfredat programı içinde öğrencilere aktarılan, anlam ifade eden bir
edebi kıymetti; oysa şimdi bir çete ve davanın adı.
Çerçeve
Erdoğan'ın Balkan gezisi ve Bulgaristan
Başbakan'ın Balkan coğrafyasındaki gezisi zamanlama açısından ne
kadar isabetli ise sonuçları bakımından da o kadar yararlı geçti. Bosna
Hersek, Arnavutluk ve Bulgaristan, Türkiye'nin siyasi ve ekonomik
açılımları için olağanüstü önemde ülkeler. Erdoğan'ın Bosna gezisinden
yansıyan sıcaklığın zemininde duygusal yakınlık var kuşkusuz.
Yunanistan'ın tarihsel açıdan Fatih Sultan Mehmet'e yenilgi acısını
yaşatmış tek lider olan İskender Bey'in anısına sahip çıkmak ve
Türklere dönük öfkelerini diri tutmak konusunda teşvik ettiği
Arnavutluk'la ilişkilerin bu ziyaretten sonra yeni bir safhaya girmesi
beklenir. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'a görev düşüyor bu noktada. Zira
Arnavut halkı içinde Bektaşilik çok yaygın ve pek çok dergâh hâlâ faal.
Balkanlarda adı efsane olan Sarı Saltuk'un hatırasının en canlı olduğu
yerlerden biri Arnavutluk. Ona izafe edilen türbenin yarım gün
Müslümanlar, yarım gün Hıristiyanlarca ziyaret edildiğinin tanığıyım.
13. yüzyılda yaşamış bu alperenin karış dolaştığı Balkanlar'da İslam'ın
ahlak öğretisini yayarken yadırganmamak için Sveti Nikola adını
kullandığı ve papaz kıyafeti giydiği söylenir. Nitekim bugün
Balkanların hemen her noktasında Sveti Nikola/ Sarı Saltuk'a izafe
edilen türbe/ziyaretgâhlar dergâhlar yanında kiliseler mevcut.
Başbakan'ın Bulgaristan meclisini ziyareti sırasında aşırı sağcı
ATAKA partili milletvekillerinin, "Öldürdüğünüz Bulgarlar için özür
dileyin" diyerek protesto gösterilerine karşılık vermemekle doğruyu
yaptı. Türkiye'de dilinin freni olmayan Erdoğan Sofya'da bağrışmalara
güldü geçti. Yakın zamanda Ermeni meselesini gündemine alan ve soykırım
iddiasını üçüncü kez reddeden Bulgar meclisinin teşekkürü hak ettiğine
şüphe yok. Erdoğan'ın Bulgaristan Türklerinin Bulgaristan'ın
kalkınmasından ve güçlenmesinden başka amaçları olmadığını, hepsinin
sadık Bulgar vatandaşları olduklarını söylemesi de Jivkov döneminde,
'Bulgaristan ikinci Kıbrıs olamaya adaydır' paranoyası içine sürüklenen
Sofya'ya Ankara'nın Müslüman Türk azınlığı böyle gördüğü mesajının en
üst düzeyde verilmesini sağladı...
www.blogmedya.deriz.biz
http://ssorulmayansorular.bloggum.com
sıksorulmayansorular sorar ya siz
ayrılmayın
böyle
ayrılık
olmaz
Kerkük konusu bilmeceye dönüştü
Iraklı Kürtler,
ABD'den güç alarak Kerkük'ün statüsü için referandum yapılmasına dair
bir maddeyi anayasaya koydurduğundan beri, aslen Türkmen kenti olan
Kerkük üzerinde bir nüfus değişimi projesi uygulanıyor. Dışarıdan
Kürtler getirilirken, Arap ve Türkmenler baskı altında
30/03/2008 (38 kişi okudu)
FEHMİ HUVEYDİ
Iraklı
Türkmenlerin Kerkük'teki sıkıntılarını dış dünyaya nasıl
duyuracaklarını ele almak için İstanbul'da buluşmasının, aynı kentteki
Arap temsilcilerin kentlerinin gasp edilmesi ve Kürtler lehine etnik
temizliğe uğratılmasına dikkat çekmek için kentte yaptığı toplantıyla
aynı zamana denk gelmesi tesadüf değil. Bunun Irak savaşının
beşinci yıldönümüyle eş zamanlı olması da tesadüf değil. Bu
yıldönümü, vatanın trajedisinin, dikkatleri petrolün gazaba dönüştüğü
kentlerinde yaşananlardan başka yöne çektiğini anlayan Kerküklülerin
üzüntüsünü körükledi. Zira petrol rahatlık ve geleceğe umutla bakmanın
kaynağı olmak yerine, varlıklarının tehdit edilmesinin ve gelecekten
endişe duymalarının nedeni oldu.
2003'te yüzde 55 Türkmen'di
Kerkük'ün sorunu, tarihi boyunca Türkmenlerin oturduğu bir kent
olarak kalması. Bu durum Irak topraklarındaki nüfus dağılımıyla ilgili
kaynaklarda görülüyor ve araştırmacılar, Türkmenlerin Kürtlerle Araplar
arasındaki 'ayırıcı kemer'i vatan edindiğinde anlaşıyor. Kürtler
dağlara yerleşti, Türkmenler tepelere. Araplar çöllerde yaşadı. Doğal
olarak
etnik kökenler zamanla iç içe geçti.
Kerkük sadece Türkmen kenti olmadı, bazı Kürtler ve Araplar da
buraya geldi. Bu durum yıllardır dil, imar ve sanat alanında Türkmen
izleri taşıyan kentin yapısından sayılmadı. Fakat Irak devletinin
kurulmasından 1937'ye kadar Kerkük okullarında Türkçe eğitim
veriliyordu.
Petrolün ortaya çıkması Kerkük'te önemli etken oldu, çok sayıda Kürt ve Arap'ın kente akın etmesine yol açtı.
Saddam rejimi Arapların kente gelmesi için özel çaba harcarken, bu
durum bir kısım Kürt ve Türkmen'in uzaklaştırıl-masına yol açtı. Baas
hükümetinin 1957'de yaptığı bir sayım, kent nüfusunun üçte birinin hâlâ
Türkmenlerden oluştuğunu kanıtlıyordu. 2003'teki erzak kartı
kayıtlarıysa, nüfusun yüzde 55'inin Türkmen, 30'unun Arap olduğunu
ortaya koyuyor. Kürtlerin oranıysa yüzde 10. Geriye kalan oran da diğer
ırk
mensupları. Mahir Nakip 'Kerkük'ün kimliği' adlı kitabında, Irak'taki
Türkmen varlığının tarihteki göstergelerini açıklayan belgeler toplamış.
Kitabın ana kaynağı Osmanlı arşivleri. Anlatılan konular arasında
Kerkük'te belediye hizmetinin 1875'te başladığı ve Baas rejiminin
düşüşüne dek bu hizmete devam edildiği var. Belediye başkanlığı kentin
ileri gelenlerine verilirdi. Bu 128 yıllık dönemde belediye
başkanlığına 32 kişi getirildi. 17'si Türkmen, 12'si Arap ve sadece üçü
Kürt'tü. Nakip, Kerkük'ün Kürt kenti olduğuna kanıt göstermek için iki
Kürt belediye başkanının ismini veren bir Kürt araştırmacıya yanıt
bağlamında bu konuya ayrıntılı biçimde inceliyor.
Bu şartlar, Amerikan işgalinden sonra değişti. Kürt liderler
birçok etkene dayanan bir güç hissetti. Kürt bölgelerindeki şartların,
Irak güçlerinin Kuveyt'ten 1990'da çıkarılmasından beri istikrarlı
olması bu etkenlerden biri. Bir diğeriyse, Kürt liderlerin Irak
savaşında ABD'yle koalisyon içinde olması. Ayrıca merkezi yönetimin
zayıflığı, başta Kerkük'ün Kürt bölgesine katılması dahil diğer
taleplerinin çıtasını yükseltme noktasında Kürt liderlerin iştahını
kabarttı. Zira Kerkük'teki petrol rezervi miktarının 10 milyar varil
olduğu sanılıyor ve bu zenginlik, Kürt liderlerin gücü ve merkezi
hükümeti vuran zayıflığın gölgesinde karşı konulması zor bir durum
oluşturuyor.
Kürtler bu iki etkenden yararlandı ve Kerkük'ü Kürdistan bölgesine
katmak için üç araca başvurdu. İlk olarak, Kerkük'ü Saddam rejiminden
ele geçirdikleri silahlarla güçlenen Peşmergelerle işgal ettiler. Bu
arada, kentin gerek güvenlik, gerekse de eğitim, sağlık, iskân ve
ziraat açısından idari organındaki temel makamları da işgal ettiler.
Aynı zamanda, diğer yerlerden Kürtleri çekerek kentin nüfus
yapısını değiştirmek için harekete geçtiler. Bu durum beş yılda yarım
milyondan fazla insanın gelmesine yol açtı. 2003'teki 830 binlik nüfus,
bu yıl 1 milyon 300 bine çıktı. Kürtleri çekme operasyonu yürütülürken,
Türkmen ve Arapların bazen veya mali yollarla tehcir edilmeleri gibi
baskılar yaşandı.
Üçüncüsü, aynı güç dengesi kendisini yeni Irak anayasasının oluşturulması
sürecinde de dayattı. Anayasa Kürdistan bölgesinin sınırlarının
belirlenmesi için Kerkük ve diğer çekişmeli bölgelerde referandum
yapılmasını öngördü. Kent nüfusuna yarım milyon Kürt'ün eklenmesi tek
bir anlama geliyor: Referandum sonucunun önceden hesaplanması.
Kürtler 2003'ten bu yana Kerkük'ün Kürdistan bölgesine katılması
ısrarlarında şartlardan yararlandı; bazıları kentin bölgenin ayrılmaz
bir parçası haline geldiğine dair bir yaklaşımla hareket etmeye
başladı. Hatta Kürt edebiyatında Kerkük'ün Kürdistan'ın kalbi olduğunu
iddia eden yaklaşımlar belirdi. Bu daha önce bilinmeyen bir durum ancak
güç dengesi bunu dayatıyor.
Çözüm önerisi hazır
Peki ne yapmalı? Türkmenlerle Araplar arasında, Kerkük'ün Kürdistan
hükümeti değil de Irak devletine boyun eğen bağımsız bir bölge olarak
görülmesine dair bir anlaşma var. Nüfus değişiminin gölgesinde önerilen
çözüm, bölgenin iktidar paylaşımıyla idare edilmesi. Buna göre, Kerkük
Türkmen, Kürt ve Arap kökenli 32 seçilmiş şahıs tarafından temsil
edilecek. Hıristiyanları da dört kişi temsil edecek. Kerkük meclisi şu
an 26 üye ve bir Kürt başkanı içeriyor. 20'si Kürt, sadece üçü Arap.
Türkmenlerin sayısı Araplarla aynı. Bunlara bir Hıristiyan üye de ilave
edildi.
Orta bir çözüm gibi görünen bu düşünce, varlıklarını güçlendirirken
başkalarını uzaklaştırmayı ve korkutmayı sürdüren Kürt yetkililerin
uygulamalarına toslayan eşitlik temelinde herkesin temsil edilmesine
olanak sağlıyor.
İstanbul toplantısı, Kerkük'ün Iraklı kimliğini savunmak ve
halkının durumunu herkese duyurmak için Türkmen medyasının
etkinleştirilmesine yoğunlaştı. Katılımcılar yazılı, görsel ve işitsel
medya alanlarında çalışıyordu. Kendilerini Irak Türkmen medyası yüksek
kurulunda temsil edecek kişiyi seçtiler. Dünyanın dört yanından gelen
Türkmenler arasında uzun tartışmalar yaşandı.
Kerkük'teki Arap toplantısın da, terör saldırılarına karşı koyan
Sahva (uyanış) Konseyi liderleri ve siyasiler katıldı. Safları
birleştirmenin, Kürt hegemonyasını ve terörü reddetmek için toplantıya
çağrılan herkesin ilgi alanı olduğu görüldü. Fakat konuşmacıların
tekrarladığı şikâyetler, Kürtlerin intikam alma ve başkalarının
rollerini engelleme ısrarı üzerinde yoğunlaştı.
Irak'ın parçalanmasına ve halkının sürülmesine dair yaşananlar
karşısında Araplar nerede? Kerkük, Irak yenilgiye uğradığı zaman
kırıldı. Irak, Araplar yenildiğinde hezimete uğradı.
(Londra'da Arapça yayımlanan Şark ül Evsat gazetesi, 19 Mart 2008)
www.blogmedya.deriz.biz
http://ssorulmayansorular.bloggum.com
sıksorulmayansorular sorar ya siz
ayrılmayın
böyle
ayrılık
olmaz
'Uzlaşmak': ne zaman?
Murat Belge
30/03/2008 (141 kişi okudu)
Dün, birilerinin talep ettiği 'uzlaşma'dan
söz ediyordum. Bir 'uzlaşma'nın en az iki tarafı olur. Oysa talebin
yalnız bir tane muhatabı var: Hükümet. Niye böyle oluyor? Çünkü talepte
bulunan, ikinci tarafın bir parçası (bunu ilk dillendirenlerden biri de
zaten İlhan Selçuk- savcıyla görüştükten sonra). O zaman bu, dün ima
ettiğim ama söylemediğim gibi, bir 'uzlaşma' değil, 'teslim ol'
çağrısı.
Gerilim, görünürde, başörtüsünün yüksek öğretim düzeyinde serbest
bırakılmasından doğuyor. Öteki taraf, tutumunu baştan belli etmiş: 'Bu
konuda uzlaşmam' diyor. Öyleyse hükümete 'uzlaş' demenin gerçek anlamı
ne? 'Sen, istediğinden vazgeçeceksin. Çünkü senin istediğin şeyi ben
istemiyorum' diyorlar. Bu tutum 'demokratik' oluyor; yüzde 47 oyla
iktidar olmuş birilerinin beş yıldır ertelediği ve aslında demokrasinin
gereklerine tamamen uygun olan bir işi yapmak üzere harekete geçmesi,
'uzlaşma'yı reddeden diktatörce tavır oluyor.
Yani, şöyle olursa ben kazanıyorum, böyle olursa sen
kaybediyorsun. Bu siyaset geleneğinde 'uzlaşma' gerçekten de böyle
tanımlandığı ve böyle anlaşıldığı için hiçbir zaman uzlaşma olmuyor,
'vuruşma' ve 'çarpışma' oluyor. AKP aslında şimdiye kadar 'vuruşmasız
mücadele'yi ilk olarak ve bayağı başarılı biçimde uygulamıştı. Bir yıl
önceki cumhurbaşkanlığı krizinde, geleneksel ve muhafazakâr güçler,
muhtıralarıyla falan, gene bir 'çarpışma' ortamı yarattığında, işi
seçime götürerek gene bu 'vuruşma'yı -önleyememiş ama- ertelemişti.
Başsavcının girişimiyle şimdi vuruşma dışındaki yollar tıkandı.
'Uzlaşma'dan kendi anladığımı anlatayım. Şu ortamda, şu koşullarda
olması gerektiğini düşündüğüm 'uzlaşma'yı. Ama 'olması gereken'
dediğime göre,
olması hiç 'muhtemel olmayan' diye eklemeyi de ihmal etmeyeyim.
'İki aşamalı' bir uzlaşma düşünüyorum. Temel olgu, sorun, ne
diyeceksek, Ergenekon'dur. Birinci aşamada, bu toplumun kanını, iliğini
emen, sömüren bu yapılanmanın sonuna kadar açılması, sökülmesi gereği
üstünde bir uzlaşma. Sürecin içinde başka, daha küçük uzlaşmalar da
olabilir, daha doğrusu, Türkiye'de böyle şeyler olmadan hiçbir şeyin
olmayacağını biliyorum. Yani, işin içinde olsa da, falancanın,
filancanın adının çıkması, kendisinin mahkemeye çıkması, uluslararası
skandala da yol acar gibi mülahazalarla, vaktiyle Gürler ve Batur'un
esirgenmesini andıran uzlaşmalar olabilir- ama yapının çökertilmesi,
bir daha bir araya gelemeyecek şekilde dağıtılması koşuluyla.
Türkiye'nin bundan böyle bir daha yeraltı devleti tarafından
yönetilmeyeceği garantisiyle.
Bu sağlandığı zaman da, asıl büyük uzlaşmaya gelinir. Aramızdaki
anlaşmazlıklar ne kadar aşılmaz gibi görünse de, sonuçta aynı tarihin
ürünü olan (ve o tarihin niteliğinden ötürü bu durumda olan) bir
toplumda yaşıyoruz. Burada, birbirimizi yok ederek değil (bu yalnız
'kötü' değil, 'imkânsız' da) birlikte yaşamayı öğrenerek varolmak
zorundayız. Bunun yolu da 'uzlaşma' ve 'konsensüs' denen o uğraklardan
geçer. Bu çoğulluk bir 'bela', bir 'felaket' değil, bizim için bir
nimet olabilir, olmasını sağlamak da bizim elimizde.
Onun için, bu çoğulluğun bütün kurucu öğeleriyle bir arada yaşamak
üzere uzlaşmayı öğrenelim. Ama bunu engellemeyi iş edinmiş 'görevimiz
tehlike' çetesini yok etmeden önce değil, onun varolmasına izin vermek
için değil, onu yok ettikten sonra.