Kendi blogunu oluştur ;)
kagıt 50 kurusanalar günü duelist filmiEMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi." O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı. 28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı. Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı . ' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır. 28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu. Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu. AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim. Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? " Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... " İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit... İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser. Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır. Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi... İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu. Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır. Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır. Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz... AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı. Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı... Misalleri çoğaltabiliriz. Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti. Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek. Yapmazsa, boğarlarTRT LOGO ginseng çicekkarar millendirlee young ae duelist filmFree Image Hosting - Photolava.com Free Image Hosting - Photolava.com
Banner Maker
salıncakta ata sosyalguvenligi tam turkeyTRT LOGO
Mart 2008 tarihli yazilar (sayfa 1)Mart 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar
 
Mar
31
    
okuryazarhay | 31 Mart 2008 15:59 | 0 fav | etiket:  

 

karar millendir

KARAR MİLLET'İNDİR.

HER ŞEY TÜRKİYE İÇİN

 



 
Mar
31
    

 

 

 
 

Rice, Filistin devletini kurmaya kararlı

 

 
 
ABD, yıl sonuna kadar bağımsız bir Filistin
 
devletinin kurulması için düğmeye bastı.

Bu amaçla birkaç gün aradan sonra yeniden bölgeye gelen ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Filistin ve İsrailli taraflarla görüştü.

Filistin Başbakanı Selam Feyyad ve İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak ile Kudüs'te bir araya gelen Rice, "Hepimiz, Annapolis sürecini başarılı bir şekilde sonuca götürecek iyileştirmeler için daha sıkı çalışmak arzusundayız." dedi. Geçtiğimiz yıl sonunda ABD'nin Annapolis kentinde yapılan Ortadoğu Barış Konferansı'nda 2008 sonuna kadar bağımsız bir Filistin devletinin kurulması kararı çıkmıştı.

İsrail radyosu, toplantıda Barak'ın Batı Şeria'daki Filistinliler için İsrail tarafının planladığı bazı iyileştirici adımların listesini sunduğunu bildirdi. Listede, bazı yeni çalışma izinleriyle işadamlarına İsrail'de seyahat imkanı verilmesi, askerî kontrol noktalarının kaldırılması, Filistin güvenlik kuvvetlerine polis araçları sevk edilmesi de yer alıyor. İbranice yayımlanan Maariv gazetesi, İsrail'in Eriha kentindeki askerî kontrol noktasını kaldıracağını açıklayacağını yazdı. Maariv, "Filistinlilere, Ölü Deniz'e serbestçe ulaşım" adı altında verdiği haberde, 2000 yılından bu yana ilk kez Eriha'yı Ölü Deniz'den ayıran askerî kontrol noktasıyla blokajların kaldırılacağını duyurdu. Topraklardaki Faaliyetlerle İlgili Koordinasyon ofisinin bir sözcüsü, Kudüs-Eriha arasındaki askerî kontrol noktasının kaldırılacağını doğrulamamakla birlikte, hükümetin Batı Şeria'daki bazı kontrol noktalarını kaldırma konusunu araştırdığını söyledi.

İsrail Yedioth Ahronot gazetesi ise Ürdünlü işadamlarının Ramallah kenti yakınlarında Filistinlilere ait bir kent inşa edeceğini, ayrıca yaklaşık 50 kontrol noktasının kaldırılacağını öne sürdü. BM'ye göre Batı Şeria'da 500'den fazla askerî kontrol noktası, yol blokajları ve diğer engellemeler bulunuyor.

 

Muhalefetteki Likud Partisi'nin lideri

Benyamin Netanyahu ise Filistinlilere

sağlanan kolaylıklara karşı çıkarak,

 

"Hiç kimse, Ebu Mazen (Filistin Yönetimi

Devlet Başkanı Mahmud Abbas) bile bizim

işimizi yapamaz.

Eğer İsrail ordusu

topraklardan çekilirse, yerini Hamas ve İran

dolduracaktır."

diye konuştu.

 

 

Dünkü görüşmeleri çerçevesinde İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni ile de bir araya gelen Rice, Filistin devletinin yaşama geçirilmesi için taraflara ortak sorumluluk düştüğünü söyledi. Bunun bir Filistin devletinin kurulmasını sağlayacak ve yıl sonuna kadar imzalanması öngörülen barış anlaşması için kritik önemde olduğunu vurguladı. Rice, bugün de Livni ve Filistin Başmüzakerecisi Ahmed Kurey ile üçlü toplantı yapacak.

 



 
Mar
31
    

 

 

 Vatikan: Dünyanın en büyük dini artık İslam

 

 

Vatikan: Dünyanın en

büyük dini artık İslam

 

 
 

Dünya Katoliklerinin en

yüksek dini otoritesi

Vatikan’ın gazetesi

Osservatore Romano,

dünya tarihinde ilk kez

Müslüman sayısının

Katolikleri geride bıraktığını

ve İslamın dünyanın en

büyük dini haline geldiğini

yazdı.


Vatikan’ın her yıl

yayımladığı istatistik

kitabını hazırlayan

Monsenyör Vittorio

Formenti, 2006 yılı

rakamlarına göre dünya

nüfusunun yüzde

19.2’sinin Müslüman

olduğunu ve Katoliklerin

ise yüzde 17.4 oranında

kaldığını söyledi.


Müslüman ailelerin daha çok çocuk yaparken

Hıristiyanlarda nüfus artış

oranının gitgide azaldığını

vurgulayan Formenti,

“Artık zirvede değiliz.

 

Müslümanlar bizi geçti”

dedi.


Formenti bununla birlikte

diğer mezheplerin de

hesaba katıldığı durumda

dünyadaki Hıristiyan

oranının yüzde 33’e

ulaştığını ekledi.

 



 
Mar
31
    
okuryazarhay | 31 Mart 2008 15:17 | 0 fav | etiket:  

 

Baykal, konuyla ilgili yorum yapmaktan kaçındı

Baykal: "Yorum yapmayacağım"

31 Mart, 2008 15:46:00 (TSİ)

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Anayasa Mahkemesi'nin AKP kararı için, ''Tek gündemimiz İzmir.

Oylamaya saatler kala, şu anda sadece İzmir'i düşünüyoruz. Bu konu ile ilgili yorum yapmayacağım'' dedi.

Baykal, Fransa'nın başkenti Paris'te    İzmir'in EXPO 2015 adaylığı  ilgili tanıtım toplantısına katılmak üzere, Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ile

birlikte Uluslararası Sergiler Bürosu Genel Kurulu'na geldi.

Baykal, burada, basın mensuplarının AK Parti'nin kapatılması istemiyle açılan davada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca sunulan iddianamenin

kabulüne karar verilmesine ilişkin ısrarlı soruları üzerine,

"Tek gündemimiz İzmir.

Oylamaya saatler kala, şu anda sadece İzmir'i düşünüyoruz.

Bu konu ile ilgili yorum yapmayacağım"

dedi.

Deniz Baykal, genel kurulda, İzmir'in sunumu sırasında bir de kısa konuşma yapacak.



 
Mar
31
    

 

 

CHP ve MHP'den ilk tepkiler
Bugün, 15:41

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu: Anayasa Mahkemesi'nin kararına göre

Cumhurbaşkanı eski fiilleri nedeniyle yargılanabilir, bu açıdan karar çok önemli.

MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır: Gelinen noktanın sorumlusu ve suçlusu AKP'dir


(ANKA)-
 
CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, Anayasa Mahkemesi'nin, AKP'nin kapatma davasının kabulü yönünde verdiği kararı değerlendirdi.
 
Kılıçdaroğlu,
 
"Anayasa Mahkemesi'nin kararına göre Cumhurbaşkanı eski fiilleri nedeniyle yargılanabilir, bu açıdan karar çok önemli" dedi.
 
Şandır ise "Gelinen noktanın sorumlusu ve suçlusu AKP'dir" diye konuştu.

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Kültür Üniversitesi'nden bir grup öğrenciyi kabulünde gazetecilerin Anayasa Mahkemesi'nin AKP hakkındaki kapatma davasıyla ilgili verdiği karara ilişkin sorularını yanıtladı.

 

Kılıçdaroğlu, kararı "Anayasa Mahkemesi'nin kararı bir açıdan çok çok önemli. Bu karara göre, Cumhurbaşkanı eski fiileri nedeniyle yargılanabilir, bu açıdan önemli bir karar.

 

Bu yöndeki tartışmalar vardı, bu tartışmalara noktayı koyacak bir karar. Bunun dışında normal, sıradan bir karar.

 

Doğal bir prosedür.

 

AKP'nin ne kapatılmasına ne de kapatılmamasına yönelik bir karar. Buradaki asıl önemli nokta Cumhurbaşkanının yargılanıp yargılanamayacağıydı.

 

Karar, Cumhurbaşkanının yasama dokunulmazlığının olmadığını ortaya koyuyor" sözleriyle değerlendirdi. MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır ise Meclis'te gazetecilerin soruları üzerine, Anayasa Mahkemesi'nin kararını partinin yetkili kurullarında değerlendireceklerini ve gerekli açıklamayı yarın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Meclis grup toplantısında yapacağını kaydetti.

 

Şandır,

"Gelinen nokta hiçbir şekilde güzel olmamıştır. Ülkenin getirildiği noktanın sorumlusu ve suçlusu AKP'dir. Anayasa Mahkemesi sürecini hiç kimse sorgulamamalı, herkes karara saygı göstermeli"

diye konuştu.

(ANKA)

 



 
Mar
31
    

 

POLİS HUZUR BOZUCULARA GÖZ AÇTIRMIYOR

Bombacılar son anda yakalandı


PKK'ya yönelik yapılan operasyonda bombalı eylem hazırlığında olan 4 kişi yakalandı.

Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından terör örgütü PKK'ya yönelik

yapılan operasyonda bombalı eylem hazırlığında olan 4 kişi yakalandı.

CİHAN

31.Mart.2008 16:04:48



 
Mar
31
    

 

 

 

 
'Ölüm Tarlaları'nın fotoğrafçısı öldü

30.03.2008 22:56:00
Hikayesi 'Ölüm Tarlaları' filmine konu olan Kamboçyalı gazeteci Dith Pran hayatını kaybetti.

 

 

 

 

 

 

Kızıl Kmerlerin elindeki tutsaklığı ve kaçışı, 'Ölüm Tarlaları' filmine konu olan Kamboçya asıllı gazeteci-fotoğrafçı Dith Pran 65 yaşında hayatını kaybetti.

New York Times gazetesindeki eski iş arkadaşı Sydney Schanberg'in verdiği bilgiye göre 65 yaşındaki Dith Pran, pankreas kanseri nedeniyle tedavi gördüğü New Jersey'deki bir hastanede yaşamını yitirdi.

Sydney Schanberg ve Dith Pran, 1975 yılında gazeteleri adına Kamboçya'da başkent Pnom Pen'in Kızıl Kmerlerin eline geçişini izlemekteydi.

Dith, ülke komünistlerin eline geçtiğinde başkent Phnom Penh'de Schanberg'in asistanıydı. Schanberg, Dith'in ailesinin kaçmasına yardım etmiş, ancak başkent düştükten sonra arkadaşını bırakmak zorunda kalmıştı. Dith 4,5 yıl sonra ülkeden kaçmış ve ABD'ye yerleşerek NY Times'da foto muhabiri olarak çalışmaya başlamıştı.

Dith 'ölüm tarlaları' terimini Tayland'a yolculuğu sırasında tanık olduğu dehşet verici tabloyu ifade etmek amacıyla kendisi türetmişti.

Schanberg, Dith'in yaşadıkları ve kurtuluşunu 1980'de bir dergide yazmış, bu yazıya dayanılarak 1984'te 'Ölüm Tarlaları' filmi çekilmişti. İngiliz yapımı film 3 Oscar kazanmıştı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sydney Schanberg, Associated Press ajansına yaptığı açıklamada 'Pran gerçek bir muhabir; gerçek için ve halkı için çarpışan bir insandı' dedi ve şunları ekledi:

'Kansere yakalandığında yeniden hayatta kalmak için savaştı. Bu savaşı da Pran kardeşimi özel kılan yine aynı Budist sükuneti, cesareti ve pozitif ruhu ile yaptı.' 

Kamboçya'nın acımasız dönemi

Kızıl Kmer rejimi sırasında bir milyonu aşkın kişi öldürüldü.

Kızıl Kmerler Kamboçya'da 1975-1979 arasında iktidarda olan parti idi. Bu süre zarfında da 20. yüzyılın en ciddi kitlesel cinayetlerini gerçekleştirmişti.

Kızıl Kmer rejimi bir milyonu aşkın -bazı tahminlere göre ise 2,5 milyona yakın- kişinin yaşamına maloldu.

Marksist lider Pol Pot'un yönetiminde Kızıl Kmerler, şehirlerde yaşayan milyonlarca kişi kırsal kesimdeki komünal çiftliklere çalışmaya yollanmıştı.

Ancak bu sosyal mühendislik çabasının maliyeti ağır oldu; infazlar, açlık, hastalık ve aşırı çalışmaktan dolayı sayısı tam olarak bilinemeyen aile tamamen ortadan kalktı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



 
Mar
31
    

 

 

YILDIZ RAMAZANOĞLU

Kol kırma hakkı

Barış Girişimi’nden Hamza Aktan’ın bildirdiğine göre “Cizre'de Yahya Menekşe'yi polis panzeri ezdi, Van'da Zeki Erinç polis kurşunuyla öldü. Yüksekova'da 29'undaki, İkbal Yaşar, yine polisin kurşunuyla öldü. Çoğunun durumunun ağır olduğu onlarca yaralı oldu, Siirt'te, Van'da, ve Yüksekova'da. Üç yerde de polis ve jandarma, yakın tarihimizde görülmeyecek bir hırçınlık ve saldırganlıkla kadınlara, çocuklara, gençlere vurdu. Polise taş atan gençler ölesiye dövüldü, kadınlar ayaklar altına alındı. Havaya değil, insanlara ateş açıldı, onlarca yaralanma, üç ölüm bundan yaşandı. Haber kanallarının, gazetelerin yazdığı gibi kimse havaya açılan ateşten vurulup ölmedi. Havaya sıkılan kurşun yüz metrelerce yukarıya yükselip, yere düşeceği sırada kimseyi göğsünden vurup öldürmez, yine aynı kurşunlar yerdeki insanları yaralamaz”.

O güzelim allı pullu rengarenk elbiselerini giymiş kutlamaya gelmiş kadınların yerlerde sürüklenişini, acımasızca dövülüşünü görünce içimizden BURASI NERESİ; NERESİ BURASI diye haykırdığımızı duyan oldu mu acaba. Kenarda duran yaşlı bir adama yumrukla saldıran gencecik polis bize karşılaştığımız durumun ne kadar vahim olduğunu gösterdi. Demek artık bazı gençleri-polisler de bu ülkenin gençleri-durduracak hiçbir ilke, hiçbir insanlık onları sınırsız saldırganlıktan alıkoyacak hiçbir değer kalmamış.

Hakkari’de Cüneyt Ertuş’un kolunu kırmaya teşebbüs eden adam bunu kameraların karşısında ibret için! neredeyse naklen yapma cesaretini nereden alıyor. Nevruz kutlamalarına gelmiş bir çocuktan söz ediyoruz nihayetinde. Yıllardır hafta sonu yapılır bu kutlamalar. Şimdi bunu yasaklamak hafta içi diye diretmek ve bütün bu vahşete yol vermek neden acaba. Bu görüntüyle kapanmaz bir yara daha açıldı içimizde. Kırıldı kırılmadı tartışmaları. Bunun önemi yok artık. Göreceğimizi gördük çoktan. (Kırılmamışsa gerçekten elbette seviniriz Cüneyt için ama bu tam teşebbüs anını bize unutturamaz). 18 yaşındaki çocuklarımızın bile izlemesinin ölümcül sakıncaları olan, geleceklerini karartan bu görüntüler için soruşturma açılmaması sineye çekilemez, kabul edilemez.

Bölge hakkında artık açık bir şiddet ahlakı oluştu. Sevinenler, çok iyi oldu, ders olsun diyenler hiç de az değil. İsrail’in bölgeye neler öğrettiği, ne kadar iyi öğretmenlik yaptığı ortada. Daha önce yazmıştım ama burada tekrarlamak istiyorum. Kuzey Irak'a operasyon gündeme gelince Türkiye'nin bütün şahinleri savaş tamtamları çalmaya başlamışlardı.

Hürriyet gazetesinin açtığı son bir yorum sayfasına gelen cevaplar korkutucuydu. Soru : Sekiz askeri kaçırılan Türkiye değil İsrail olsaydı ne yapardı? Gelen yüzlerce yorum Türkiye'de konuşmaktan çok militarizme yatkın, şiddete, güce, yoketmeye tapınan, hak ve adalet duygusu tamamen körelmiş insanların giderek çoğaldığının habercisiydi. Cevapların yüzde doksan dokuzu acımasız bir kıyıcılık damarından geliyordu.

Birkaç örnek : “İsrail olsaydı kaçırılan askerleri geri getirmek için sivil asker ayırmadan herkesi bombalardı, gerekirse Irak'ın tümünü haritadan silerdi, hatta bütün Orta Doğu'yu ateşe verirdi, taş üstünde taş bırakmazdı, ortalığı cehenneme çevirirdi, iki asker için Lübnan'ı nasıl yerle bir etti, gücünü gösterdi, hiçbir kınamaya aldırmadı, gerekirse karınca yuvalarına kadar bombalar hadlerini bildirirdi” Yorumlar böyle uzayıp gidiyor, Türkiye PKK için Kuzey Irak'ı yerle bir etmediği için yönetim korkaklıkla uyuşuklukla suçlanıyordu.

Puanlamalarda bu tip yorumlara “çok iyi” puanı verilmişti. Farklı olarak sadece birkaç yorum yayınlanmış, “neden İsrail'le kıyaslanıyoruz, onlar gibi sivillere zulüm uygulayamayız ki biz başkayız” gibi. Onlara da “kötü puan” verilmişti. Bu anket medya manipülasyonu olduğu kadar, şiddetle varolmaktan ibaret yeni küresel ahlakın ülkemizde de ne kadar içselleştirildiğinin, içimizde yakma yıkma kontrolsüz güç kullanma orantısız karşılıklar verme ile ilgili kitlesel özlemlerin ne kadar yaygınlaşmakta olduğunun göstergesi. Küresel bir şiddet uygarlığı! vicdanları kör etmekte, ezilenlerin pedagojisi gereği celladına aşık olan mazlumların zalimlik potansiyeli açığa çıkmakta.

Peki bütün bu şiddet kimi besliyor, elbette PKK’yı. Başbakan Tayip Erdoğan, üst kimlik olarak Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığını önerdiğinde, devlet de hata yapar, özür dilemesini bilmeliyiz dediğinde, yüreklere kovalarla su serpilmiş, şiddetin ateşi söner gibi olmuştu. Sonra susturuldu bir şekilde.

Ne istiyor bu adamlar, milletvekili hatta cumhurbaşkanı bile olabiliyorlar demek tam bir demagoji. Meselenin adını kürt sorunu olarak koymak bile her şeyi açıklıyor. Kürt olmak neden sorun olsun. Yıllardır uygulanan asimilasyon politikaları bir işe yaramadı. Eşitsizliğin kurulumu birilerinin izin verme makamında olmasından belli. İnsanlar ana dilini konuşmak, yazmak, şarkısını söylemek için izin istiyor.

Almanya’da oradaki Türkler için Angela Merkel’e entegrasyona evet asimilasyona hayır diyen başbakan bu cümleyi Türkiye için de kurmak zorunda. Newroz daki “W” harfine bile dava açarak nereye gidebiliriz.

Eşitsizliğin kurulumu incelikle işliyor. Daha baştan cumhuriyetin kurucu öznesi Türk olarak konmuş. İngilizce Fransızca ve bütün dünya dillerinden şarkılar serbestçe dinlenirken, Diyarbakır’da çok sevdiğim Kürkçe hoyratların ağıtların uzun havaların sanatçıları Maruf’un Hozan Serdar’ın Hekim Sefqan’ ın kasetlerinin nasıl da arkalardan bir yerlerden çıkarıldığını hatırlıyorum, Ahmet Kaya’mıza yapılanları da.

Kimi Müslümanların söylemleri de asimilasyoncu söylemlerle karışmış durumda. Ümmet bilinci öne sürülerek, madem din kardeşiyiz kapatalım gitsin bu Kürt kimliği meselesinin üzerini demek, zımnen yine hepimiz Türk olalım demektir. İslam hepimizi kardeş yapar fakat renklerimizi dillerimizi farklılıklarımızı onaylar, destekler, zenginlik olarak sergilenmesini ister. Viyana’da yaşayan bir arkadaşım aklıma geldi . Ayşe Wei-Yu Atay Tayvanlı bir piyano virtüözü. Müslüman oldu. Türk kadınlarıyla buluştuğunda sen de bizim gibi oldun, Türk sayılırsın artık demişler, buna canı sıkılmış. Müslüman oldu diye bir anda bütün benliğini varoluşunun bütün dayanaklarını kaybetmek istemediğini anlattı bir sohbetimizde. Türk olmadım, yine Çinliyim ben, bununla gurur duyuyorum, sadece Yaratan Allah(cc) girdi hayatıma ve onunla ilişkimde farklı bir boyuta geçtim o kadar demişti.

Çinli Ayşe hanımın bu serzenişi Türk ırkını herkesten üstün görüp “şu dünyada her kim İslam ola, Türk olmuştur aynı zamanda” diyen patolojik kibirli yaklaşıma da bir cevap. Bu Balkanlarda yaşanmış bir tarih diliminin söylemini şimdinin insanlarına ve bütün dünyaya !! dayatma nasıl bir tuhaflıktır. Herkes kendini tanımlama, tarif etme, ne hissediyorsa öyle dışa vurma hakkına sahip. Kürt halkı yıllardır dışardan tanımlanma şiddetine uğruyor, bunu görmeden hiçbir mesafe katedemeyiz.

Yeni bir Toplumsal Sözleşmeye ihtiyacımız var. Özgürlüklerin demokratik açılımların olabildiğince genişletildiği, farklılıkların meşru sayılacağı, bir arada yaşamanın sağlam temeller üzerinde yükseleceği yeni anayasa çalışmasına hızla geri dönmemiz lazım.

On yılda uğruna 200 milyar dolar harcandığı sıklıkla söylenen, bizi büyük müreffeh ve örnek bir ülke olmaktan alıkoyan bütün enerjimizi bitiren bu çatışmaya hemen son vermek zorundayız. Bunu istemeyenlere karşı kararlı tutarlı ısrarlı “insan politikaları” üretmek ve arkasında sonuna kadar durmak şart. Kol kırma politikalarıyla bir yere varılamadı bu güne kadar.


 

31 Mart 2008, Pazartesi   

 

 
 

 



 
Mar
31
    

 

 

Homeros’tan Masallar, bugün herkese lazım

Doğanın ilk defa insan eliyle küresel bir felakete, hatta yok oluşa sürüklenmesinin gerçek nedenleri günün birinde araştırıldığında, karşımıza şaşırtıcı şu somut neden de çıkabilir: İnsan, masalını kaybetmiştir artık.

Masal okumayan, dinlemeyen, söylemeyen ve yeni masallar üretmeyen bir insanlığın ne doğaya, ne de kendi doğasına -hatta insanlığına- bir yararı olacağı, yeni duygu ve uygarlık birikimleri yaratabileceği iddia edilebilir.

Bilimin günümüzde her zaman olduğundan daha fazla masala ihtiyacı var bence.

Bu durumu da insan -bir zamanlar olduğu gibi- yeni mitolojiler (masalbilim) üreterek yaratabilir ancak.

Ne var ki, eski zamanların mitolojilerini bilmeden, mitoloji duyarlılığını keşfedemeden yenilerine yönelmek imkânsızdır.

Bilindiği gibi, artık klasikleşmiş olan mitolojik anlatıların en ünlü şairi Anadolulu Homeros’tur. Kör olduğu rivayet edilen Egeli Homeros, dünyevi ama ölümsüz tanrıların ve tanrıçaların; ölümsüz bu uygarlık figürleriyle, ölümlü sıradan insanların sevişmelerinden doğan yarı tanrıları çok canlı bir biçimde anlatır masallarında. Ayrıca, bu masalbilim kahramanlarının hayatlarını zenginleştiren ölümlü kahramanlara da yer verir masallarında.

Mitoloji, bilindiği gibi, semai dinlerden -Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık- önce, ortaya çıkmış; doğa ile son derece barışık yaşayan insanın, kendi hayatının macerasını anlamlandırmak için, onu doğanın varlıklarıyla buluşturup, dünyevi bir kutsallık oluşturmuştur. İnsan mitolojide; toprağa, suya, denize, göğe, güneşe, aya, yıldızlara, ağaca, hatta hayvanlara dünyevi olarak tapınmıştır.

Bu buluşmanın masallaşmasıyla birlikte ortaya derinliği olan hayat mesajları, kıssadan hisseler ve değerler çıkmış; bunlar da, öğreti-kültür-sanat alanlarında yayılmaya başlamıştır.

İnsanın yaradılışı sorgulanmış, özgürlük kavramı ortaya atılmıştır.

Arkeolog yazar Özcan Koyunoğlu Gündüz, Homeros’un masallarını hatırlatıyor bize. Homeros’tan Masallar adlı kitapta, yaradılış ve özgürlüğün yanı sıra yaratıcılık, kahramanlık, aşk ve ölüm, çalışkanlık, açgözlülük, kurnazlık, sevgi gibi insanın yaradılış özelliklerini vurgulayan masallar var.

Özcan Koyunoğlu Gündüz, kitabına aldığı; Pandora’nın Kutusu, Persephone ve Nar Taneleri, Orpheus ve Eurydike, Daidalos ile İkaros, Theseus ve Minotauros, Kral Midas, Arakhne ve Örümcek, Baukis ile Philemon, Narkissos ve Ekho, Apollon ile Daphne, Eros ve Psykhe, Tahta At, Atalante’nin Yarışı, İason ve Altın Post, Kahraman Perseus, Akıllı Odisseus, Prometheus’un Kurtuluşu başlıklı masalları son derece yalın, anlaşılır ve sıcak bir dille aktarıyor bize.

Yazarın aslında çocuklar için projelendirdiği Homeros’tan Masallar kitabına, bence çocukların yanı sıra son jenerasyonun büyüklerinin de ihtiyacı var.

Artık unutulmuş olan mitolojik masalları hatırlamak, özellikle bugün, büyüklere de çok iyi gelebilir zira.

Bu önemli kitaptaki masalları resimleyerek canlandıran -yazarın yeğeni- Mehmet Arif Koyunoğlu’nun naif ve masalımsı desenleri de, kitaba zengin bir boyut eklemiş.

Özcan Koyunoğlu Gündüz, “Hayal gücü olmayan bir insan, nasıl zengin bir kafa yapısına sahip olur? Matematikte deha olan ama masal ve öykü bilmeyen, oyun ve oyuncak tanımayan bir çocuğun robottan farkı nedir?” diye soruyor.

Bence herkesin okuması gereken, her evde, her an el altında bulunmasını şiddetle önereceğim bir kitap Homeros’tan Masallar.

Homeros’tan Masallar, Özcan Koyunoğlu Gündüz, Boyut Yayın Grubu, 103 sayfa, Şubat 2008


 

10 Mart 2008, Pazartesi   

 PAKİZE BARIŞTA



 
Mar
31
    
okuryazarhay | 31 Mart 2008 15:03 | 0 fav | etiket: , ,  

 

 

Darbeler, bombalar, yalanlar…

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın, 2004’de hazırlanan “darbeyle” ilgili notları Nokta dergisinde yayımlandığında, bu notların “gerçek” olmadığı iddia edilmişti.

Onların gerçek olduğu artık oraya çıktı.

Şimdi emekli olan zamanın generalleri bir “darbe” hazırlığına girmişler.

Suç işlemişler anlayacağınız.

Hem de ciddi bir suç.

Biz, bunu dün yazdık.

Hiç ses yok.

Eğer bu olay bir ülkede böyle sessizce karşılanıyorsa bir sorun var demektir.

Bu konuda hükümetin, Genelkurmay’ın açıklamalar yapması, hukukun devreye girmesi gerekir.

“Ne yapalım, onlar da darbe arzulamışlar işte” deyip geçiştirilebilecek bir durum değil bu.

Çünkü bir “darbe hazırlığı” varsa bunun altyapısını hazırlayacak bir “illegal” örgüt de olmalı.

O örgüt de şimdi ilmik ilmik çözülmeye başlanan Ergenekon çetesi.

Bu çetenin liderlerinden olduğu söylenen emekli General Veli Küçük’ün Cumhuriyet Gazetesine atılacak bombayı, daha sonra Danıştay saldırısını da gerçekleştiren Alparslan Aslan’a bizzat verdiği de olayın sanıkları tarafından itiraf edildi.

Kullanılan bombalar “ordu” malı.

Bu bombaları Veli Küçük nereden ya da kimden aldı?

O kadar bomba nasıl oldu da ordunun çok sıkı denetimine rağmen cephaneliklerden dışarı çıkartılabildi?

Ümraniye’de ele geçirilen bombalardan başka daha nerelerde gizli bomba depoları bulunuyor?

“Sivil iktidarın” devrilmesi için “ekonomik çöküntüyü” bile özlemle bekledikleri belirlenen insanların yeni hazırlıkları neler?

Bu soruların cevaplarını bulmadan bu ülkenin huzura kavuşma ihtimali pek gözükmüyor.

Darbenin ve Ergenekon çetesinin asıl hedefinin “sivil siyaset” ve “demokrasi” olduğunu gözlerden saklamak isteyenler, yaşananları “laiklerle-AKP” arasındaki bir çatışma gibi gösterebilmek için kıvranıyorlar.

Susurluk’ta yapılan oyunu bir daha tekrarlayabilmek için uğraşıyorlar.

AKP, ciddi hatalar yapan bir siyasi parti.

Yaptığı hataların bedelini siyaset sahnesinde, yapılacak seçimlerde öder.

Ama darbecilerin ve Ergenekon’un amacı AKP’yi çok aşan bir amaç, onlar demokrasiyi yıkmak, Avrupa Birliği üyeliğini engellemek istiyorlar.

Bunun için her şeyi yapabilirler.

Şu anda Türkiye’nin en büyük hedefi, bütün toplumun dengesini bozmaya, kanlı bir kaos yaratmaya yönelik bu örgütü ve darbecileri ortaya çıkmak olmalı.

Bu, Türkiye için hayati bir hedef.

Sizi bu hedeften saptırmak isteyecekler.

Eğer gerçekten özgür ve demokrat bir toplumda yaşamak istiyorsanız ve AKP’nin bunu gerçekleştirebileceğine inanmıyorsanız, AKP’ye karşı siyasi muhalefetinizi bütün gücünüzle sürdürün ama ülkenin kaderini silahla ve kanla değiştirmek isteyenlerden gözünüzü ayırmayın.

O hedefi saklamak isteyen, onu önemsiz göstermeye çabalayan herkesten şüphe duyun.

Şu anda Ergenekon’un çok sıkışmaya başladığı anlaşılıyor.

O kadar sıkıştılar ki, mantığa uyup uymadığına bakmadan her türlü yalana da sığınmaya uğraşıyorlar.

Son olarak İşçi Partisi’nin merkezindeki CD’lerde bulunan Yargıtay’la ilgili krokiyi, İşçi Partisi’ne Taraf Gazetesi’nin daha önceden gönderdiğini iddia ettiler.

Bizim Ankara’daki muhabirimiz o belgeyi 23 Mart’ta ele geçirdi ve İstanbul’a faksla geçti… O belgenin bizim gazetede yayınlanan kopyasının üzerindeki telefon numarası, Ankara büromuzun o belgeyi bize geçmek için kullandığı faksının numarasıdır ve geçtiği tarih de kâğıdın üstünde yazılıdır.

Polis de zaten Yargıtay’a bu belgelerin gerçek olduğunu resmen bildirmiş.

O krokileri hazırlayanların söylediği yalanlara kimse inanmaz.

Ama ortalığı karıştırmak ve Ergenekon’un üstünü örtmek isteyenlerin, “buna inanmış” gibi yaptıklarını görüyoruz.

Özellikle de Mehmet Emin Karamehmet’in gazetelerinde nedense tuhaf bir gayret var bu konuda.

Karamehmet’le Taraf arasında nasıl bir sorun var, onu şimdilik bilmiyoruz… Sonra öğreniriz nasıl olsa.

Ama bu yalanı yaymak için bunca çabayı gösterenlere şunu söyleyeyim:

Telefon kayıtları rahatça kontrol ediliyor artık… Siz o belgenin İşçi Partisi’ne Taraf’tan gittiğini gösteren belgeyi çıkarın, biz bu gazeteyi o gün kapatıp gidelim… Bunu, bu gazetede çalışan herkes adına söylüyorum.

Ama sırf Ergenekon’u koruyabilmek için bu alçakça sahtekârlıklarınızı sürdürürseniz yakanızı da bırakmayız.

Siz bizi pek tanımıyorsunuz anlaşılan… Biz, sizin böyle oyunlar oynayabileceğiniz türden insanlar değiliz.

Sahtekârlıkları da, sahtekârları da sevmeyiz.

Türkiye’nin demokrat insanları…

Hangi partiden olursanız olun, hangi görüşü desteklerseniz destekleyin ama tehlikede olanın demokrasi ve özgürlük olduğunu unutmayın.

Ergenekon’u kurtarmak için en akla gelmeyecek isimlerin bile alçaklaşabileceği kritik bir dönemden geçiyoruz.

Gözünüzü darbecilerden ve Ergenekon’dan ayırmayın.

Söz konusu olan, bu ülkenin geleceğidir.

Taraf Gazetesi, 27 Mart Perşembe


 

31 Mart 2008, Pazartesi   

 

 
 

  AHMET ALTAN