CNBC-e Televizyonu, İDE 2006 “Yılın İş Kadını” ödülünü Güler Sabancı’ya verdi. Duayen iş adamı Sakıp Sabancı’dan sonra başına geçtiği dev holdingin sektör sektör hedeflerini anlatan Güler Sabancı, kendisini sona sakladı.
Sabancı Holding’in başına geçmenizden bugüne yaklaşık iki
buçåuk senelik bir süre geçti. Bu süre zarfında Sabancı Topluluğu’nda
neleri yapmayı amaçladınız?
2005 yılında büyük önem
verdiğimiz bir çalışmayı hayata geçirdik. “SA15+” adını verdiğimiz
çalışmayı... Ortaya koyduğumuz ortak akıl ile Sabancı Holding’in
geleceğini belirleyecek uzun vadeli bir perspektifi meydana getirdik.
Bu süredeki gelişmeleri sektörel bazda değerlendirebilir misiniz?
Perakendedeki ortağımız Carrefour ile birlikte Gima’yı aldık ve çok
ciddi bir büyüklüğe ulaştık. Bu sektördeki organik büyümemiz önümüzdeki
dönemde de mutlaka devam edecek. Elektronik perakendeciliğinde ise
güçlü markamız Teknosa, geçtiğimiz aylarda Romanya’da bir elektronik
satış zincirinin çoğunluk hissesini satın aldı. Bu alanda bölgesel bir
oyuncu olmayı planlıyoruz.
Kordsa Global de Çin’de bir satın alma yaptı. Ayrıca Endonezya ve
Tayland’da fabrikaları bulunan Branta Mulia şirketinin yaklaşık yüzde
55’lik hissesinin satın alınmasına ilişkin iyi niyet mektubu imzalandı.
Kordsa Global’in hisseleri de İMKB’de işlem görmeye başladı. Bu arada
Temsa Mısır’ın kuruluş anlaşmasını da imzaladık, yaklaşık bir yıllık
bir süre içinde üretime başlamayı planlıyoruz. Çimento sektöründeki
organik ve inorganik büyümemiz ise devam edecek. 2007 yılı, çimento
sektöründe yaptığımız yatırımların faaliyete geçirilmesi dönemi olacak.
Bu dönemdeki en önemli işbirliğimizi ise enerji alanında yaptık.
Avusturya’nın lider elektrik şirketi Verbund ile işbirliği anlaşması
imzaladık.
ENERJİDE HEDEF BÜYÜK
Türkiye’nin
önde gelen şirketleri enerji alanında yatırım projeleri
geliştiriyorlar. Avusturya şirketi ile yaptığınız anlaşma, sizin de
enerjiyi önemli gelecek stratejileriniz arasına kattığınız anlamına mı
geliyor?
Bizim enerji stratejimiz, elektrik üretimi ve
dağıtımı ile bunun üretim metodları üzerinde yoğunlaşıyor. Ağırlıklı
olarak hidroelektrik ve termik elektrik üretimi ile ilgileniyoruz. Bu
alanlarda yatırımlara başladık. Tufanbeyli Kömür Havzası’nı lisans
hakkıyla birlikte aldık. Burada bir santral kurma hazırlığımız var.
Ayrıca arkadaşlarımız hidroelektrik santral konusunda çalışmalarına
devam ediyorlar.


EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu