Muhalifiz ama isyan ahlakıyla hesap sormayı, sorumluluk ahlakıyla da hesap vermeyi bilen bir muhaliflik bu.
TUĞÇE BARAN'DAN ATAKLI'YA GENÇ SİVİLLER DERSİ
'Genç Siviller' gerçekte kimdir?
Can
Ataklı, İddianame Sululukları isimli yazısıyla Genç Sivilleri
"Yeni akım şeriatçı"
olarak suçlamıştı.
Bu suçlamaya Tuğçe Baran bakın nasıl
cevap verdi?
Genç Siviller hakkında zorunlu açıklama
Bu yazıyı Can Ataklı’yı ikna etmek için yazmadım.
Biliyorum ki olmaz.
Genç Siviller için geçen gün
“Siyasal
İslamcı yeni bir örgüt” demiş.
“Yeni akım şeriatçılar” vs vs gibi aslı astarı olmayan bir takım laflar
etmiş.
Kendisini ikna etmeye çalışmıyorum, yazısını okuyup da yanlış intiba
edinmişler için yazıyorum.
Bu gazetede birinin de gerçekleri yazması
lazım..
Genç Siviller “yeni akım şeriatçı” olmadığı gibi “Siyasal İslamcı” bir örgüt de değildir.
Uzaktan yakından da bir ilgisi yoktur.
Bu oluşuma az çok girmiş, en azından e gruplarına dahil olmuş, birkaç
toplantısına gitmiş, yazılarını sürekli takip etmiş biri olarak Genç
Siviller için
bunu söylemek saçmalığın daniskasıdır.
Arasına ateisti de var, Müslüman’ı da var, Hıristiyan’ı da var belki
budisti de var, çok da ilgilenilmiyor ama Can Ataklı’nın çok arzu
ettiği gibi
“şeriatçısı” yok.
Onlar kendilerini gayet net şöyle tanımlıyor.
“Biz kendimizi” bu ülkenin hastanelerinde doğmuş, okullarında okumuş
olan, kimseden ne çok ne de az herkes kadar bu ülkenin sahibi olan,
herkes
gibi Cem Yılmaz esprilerine gülen, Babam ve Oğlum filminde ağlayan, kimsenin üniformasını giymeyen, şiddetle uzaktan yakından bir alakası
olmayan, uzun ve sağlıklı bir ömür sürmek isteyen, Türkiye
Cumhuriyeti’nin sıradan vatandaşları”.
Kimsenin üniformasını giymeyen, yani kabaca kimsenin adamı olmayan,
güçlü bağlarla bir kimliğe ya da ideolojiye bağlı olmadan zihni, bedeni
esnek
ve özgür olabilen olarak tanımladığımız sivilliği temsil ediyoruz.
Üniformasızlık bize vicdanımızın peşinden gitme özgürlüğü veriyor.
Herkesin sadece kendi sorunları hakkında duyarlı ve herkesin sadece kendine
demokrat olduğu Türkiye’de ancak vicdanlarımızı özgürleştirebilirsek hakkaniyetli bir siyaset yapabiliriz. Ancak bu anlamda sivil olabilirsek bize
benzemeyen, ötekilerimiz içinde
gerektiğinde sesimizi çıkarma erdemini gösterebiliriz.”
“Demokratız. Bu büyük bir iddia. Bunun hakkını vermekle meşgulüz.
Demokratlığın ancak bana benzemeyen için de sesini çıkarman gerektiğinde
çıkarabiliyorsan bunun namuslu bir demokratlık
olabileceğini biliyoruz.
İdeolojimiz nedir gibi bir derdimiz yok. Son aşamada hepimiz vicdanlarımızın peşinden ortak bir söylemde bir araya geliyoruz.
Hiçbir yerde kendini evinde hissedememe, bir yurtsuzluk, rahatsızlık hali bizi böyle bir söylemde ortaklaştırdı.
Vicdani siyaset yaptığımızı iddia ediyoruz.
Muhalifiz ama isyan ahlakıyla hesap sormayı, sorumluluk ahlakıyla da hesap vermeyi bilen bir muhaliflik bu.
Türkiye’de zencileri zencilere kırdırarak ayakta kalan bir müesses
nizam söz konusu.
Bu iktidar bloğunun üzerinde oturduğu dengeler
mekanizmasını ancak birbirimizin haklarına çaprazlama sahip çıkarak
bozabiliriz.”
Hadise budur.
Görüldüğü gibi bir şeriatçı bir ideoloji falan yok.
Saf ve temiz bir demokrasi anlayışı var.
Ha ama tabi
“Laikçinin” olmadığı yerde “şeriatçı” vardır mantığı güdülüyorsa bilemem.
O mantıkla mücadele etmek mümkün değildir biliyorsunuz.
Tuğçe Baran
25.Mart.2008 15:48:23

EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar









GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.



multimedya
internet
aşamasındaki
bugünkü
internette
limit ve aşırı
fiyatlar da bir
sansürdür