Terör!
AKP’ye karşı açılan kapatma davası, Ergenekon davası, Kuzey Irak’ta devam eden askeri operasyon ve İstanbul Güngören’deki terör eylemi. Bu olaylar arka arkaya sıralanınca aralarında bağlantı olmadığını düşünmek zor oluyor.Davaların kendi aralarında ne kadar bağıntı var, tartışılır. Ancak terör eyleminin Türkiye’de olup biten siyasal gelişmelerle, gerginlik ve güç mücadeleleriyle ilgisi var.
Kabul etmek gerekir ki toplumun önemli bir kısmı açılmış olan bu iki davanın siyasal çalkantıları ve PKK operasyonları arasında fazlasıyla terörize olmuş durumda. Endişeli bir bekleyiş sürecine girmiş olan çoğunluğun seyirci kaldığı, basın yayın organlarından olup biteni izlediği ve bir miktar da kafa karışıklığı içinde gelecek korkusu yaşadığı bir dönemden geçiliyor. Bununla birlikte henüz meselelerin hala uzak ve ‘yukarıda’ yaşanan sorunlar olduğu algısı yaygın. Tanınmış isimler, üst makamlardaki kişiler ve iktidardaki parti, başbakan ya da bakanlardan bahsediliyor, vatandaşların doğrudan kendisine dokunan kısmı henüz hissedilmiyor.
Aslında açılan davalar ve süren operasyonların tümü, Türkiye’de yaşayan herkesin bundan sonra nasıl yaşayacağıyla ilgili bir ortama işaret ediyor. Dolayısıyla her gelişme bireyi etkiliyor, ama doğrudan bireylere deymeden, dokunmadan ve acıtmadan da bu durum açığa çıkamıyor. Terör ise, siyasal mücadelelerin topluma deymesine, dokunmasına yol açıyor, zaten böyle olsun diye yapılıyor.
Terör, yapanın amacını ve kararlılığını hem o ülkenin siyasal iradesine hem de dünyaya duyurur. Öte yandan terör, yapana karşı nefreti körüklerken terörle mücadele edene sadakati, bağlılığı artıracak bir ortam da yaratır. Güngören’deki eylemi PKK yaptıysa, bunun yaratacağı toplumsal tepkinin PKK ve onunla ilişkilendirilen ‘Kürt’ hareketine karşı şekillenmesi beklenir. Bu durumda PKK ve Kürt hareketiyle mücadele edenlere, operasyon yürütenlere karşı güvenin de artacağı düşünülür. Terörle mücadele yöntemleri düşünüldüğünde, toplumun güvenlikleri için özgürlüklerinin sınırlanmasına da razı olabilecekleri bir ortam doğar. Bu durumda hem PKK gibi örgütlerin şiddet eylemleri, hem de mücadele edenlerin yöntemleri kendileri açısından meşru olur. Birinin yaptığı şiddete karşı diğeri de şiddet ve caydırıcılık kullanır; böylece terör hem yapıldığı ülkede hem de örgütte otoriterleşmeyi teşvik eder, üstelik bu sürecin toplumsal desteği olmasını da sağlar.
Bir diğer risk beklentisi ise, ‘yukarıda’ yaşanan siyasal mücadelenin topluma inmesini sağlamak olabilir. Terörü kimin yaptığı yolunda bir kanaat oluştuğunda, ölen çocukların, yaralanan insanların acılarını yönlendireceği kesimler, kişiler de açığa çıkabilir, dolayısıyla sokağa dökülebilecek bir tedhiş ihtimali belirir. 1.Dünya savaşı bir terör eylemiyle başlamıştı, Balkanlar’da olayların denetlenemez boyutlara tırmanmasına sokağa inen terör yol açmıştı. Belki bir olayın gücü bu etkiyi yaratmaya yetmez, ancak eylemlerin tekrarlanması halinde riskin artacağı düşünülebilir.
Güngören terörü, muhtemelen davaların akışını değiştirme amacı ve gücüne sahip değil, ancak davalar sonrasında ortaya çıkabilecek yeni dönemin şekillenmesinde rol oynayacak bir ortama işaret ediyor. Ergenekon ve kapatma davalarının Türkiye’nin bundan sonra daha demokratik bir hukuk devleti olmasına katkı sağlayacak yönleri aşikár, ancak dava sonuçları bunu sağlamaya yetmez. Topum hem dava sonuçlarını hem de terörü karşılama biçimlerinde demokratik taleplerini arttırırsa sonuç alınabilir, yoksa terör amacına ulaşmış teröristler de başarmış olur.


laleler günü 1 mayıs









download 200 MB oldu
Beril DEDEOĞLU







GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.














