Taraf, nice yıllara...
Bu gazetede bir yılı geride bıraktık. Ekonomik sıkıntının ortasında
doğum günü kutlayan bizim gazeteye en anlamlı mesaj sanırız “nice
yıllara...” olurdu. Umuyoruz bu gazete okurlarımızın da desteğiyle
yıllarca yaşayacak. Hem de; “halkın, hukukun, demokrasinin, sivillerin,
Parlamento’nun” ağırlık kazandığı bir Türkiye gerçeği ile yaşayacak...
Bu
gazete çıkarken ne demişti Ahmet Altan? “Gazetecilik artık göstermekten
ziyade saklıyor! Diğer gazeteler çok zorlanacak çünkü medyanın
sakladığı her şey Taraf gazetesinde olacak, biz bu gazeteyi
bunun için çıkartıyoruz...” Bir yıl önce bu zamanlar yüreğinin
paslanmadığına inandığımız bu aydınlık kadroya inanarak “biz de
Tarafız” deyip burada yazmaya başladık. Burada yazdığımız bir yıllık
süreç içerisinde tıpkı Taraf gibi biz de, Sorosçu, Fetullahçı,
AB-D’ci, CIA uşağı, MIT’çi yapıldık. Hiç yılmadık. Zira şunun çok iyi
farkındayız. Biz “doğrunun tarafındayız”. Kafataslarını mağaraya,
akıllarını da yarasaya dönüştüren “güruh”un düşünce dünyasına ışık
tuttukça rahatsız oluyorlar. Yıllardır kafataslarında oluşturdukları
karanlık nedeniyle görme yeteneklerini yitirdiklerinden, yüzlerine
tutulan ışığı da diğer duyu organları ile tarif etmeye çalıştılar. O
tariflerden de yaftalamaktan başka bir şey çıkmıyor...
Şimdi Altan’ın yukarıdaki cümlesini yeniden okuyun. Daha sonra da Taraf’ın
Aktütün saldırısı ile ilgili haberlerinin ardından ortaya çıkan o
korkunç gerçeği göz önünde bulundurarak Amiral gemisi sayılan bir
gazetenin ‘Çekirge’ bir yazarının şu satırlarına bakın: “300 kişinin
üzerinde bir terörist grup nasıl oluyor da göstere göstere karakola
kadar gelip saldırıyor? Ağır silahlar taşıyan bu grubu kimse görmüyor
mu? Gündüz vakti nasıl oluyor da saldırabiliyorlar? İstihbarat yok mu?
Hani ABD ile istihbarat paylaşımı vardı? Bu soruları çok yetkili
bir isime sordum... Aldığım cevap şu: Son harekâttan sonra ABD ile
istihbarat paylaşımı kesildi. Esasen o kapsamda bir uydu istihbarat
paylaşımı zaten sürekli olamaz. Bu nedenle kesilmişti. Türkiye kendi
gücüyle istihbarat yapıyordu. Evet, durum bu. Sonuç olarak, Türkiye
Irak’ta sivil alanlara girmesin, Kerkük dahil bir tehdit oluşturmasın
diye ‘ağzına birkaç haftalık bir uydu istihbarat balı’ sürüldü o
kadar... Başka bir şey beklemeyin...” (6 Ekim 2008)
Aynı yazarın bir gün sonraki yazısından buyurun:
“Az
önce ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ndeki basın sözcüsü Kathy Schalow ile
konuştum... Aynen şöyle diyor: ‘Türkiye ile sürdürdüğümüz istihbarat
paylaşımı programı hiçbir şekilde kesintiye uğramadan devam etmektedir.
– Peki, her metrekareyi, Kuzey Irak’taki her gelişmeyi, uyduyla takip edip 24 saat istihbarat sağlamak mümkün mü?
–
Size bu konuda detaylı bilgi veremem. Ancak şunu bilmenizi isterim ki
Türkiye ile ABD arasındaki istihbarat paylaşım programı dünyadaki en
iyi programlardan birisidir.
Daha ne desin ABD Büyükelçiliği
açıkça en gelişmiş şekilde istihbaratın Türkiye’ye sağlandığını
söylüyor. Bu durumda geriye çok daha önemli bir soru kalıyor: ABD
teknolojisi uydu üzerinden Kuzey Irak’taki büyük grup hareketlerini
rahatça gözleyebildiğine göre ve istihbarat desteğinin tam olduğu
açıkça söylendiğine göre bu 300 kişilik terörist grup nasıl sınırı
geçip Aktütün Karakolu’na kadar ulaşabildi? Bu grubun hareketi
istihbarat olarak Türkiye’ye ulaşmış olabilir mi? Ulaşmış ve önlem
alınmasına rağmen bu kayıplar verilmiş olabilir mi? Bu sorular
gerçekten çok önemli. ... Eğer ABD Büyükelçilik sözcüsü Kathy’nin
söylediği gibi istihbarat tamsa –ki ben buna inanıyorum-, bu durumda
terörist grubun hareketi Ankara tarafından biliniyordu... Elbette Türk
Genelkurmay’ı bu konuyu uzun uzun inceliyordur; o karargâha güvenimiz
tam... Bu soruların mutlaka bir açıklaması vardır.
(vurgu bize ait) Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri’nin geleneği hiçbir
soruyu cevapsız bırakmayacak kadar köklüdür...” (7 Ekim 20085)
Şimdi
o beklenen “açıklamayı” buyurun okuyun: “Hâkim sorular şuydu: Aktütün
Karakolu’na saldıran teröristler Kuzey Irak’tan geldilerse nasıl
görülmediler? Yaptığım konuşmalardan, aldığım bilgilerden çıkarttığım
sonuç şudur: Kuzey Irak’la ilgili bir istihbarat bilgisine, bir uydu
görüntüsüne gerek yoktu. Çünkü teröristler zaten içeriden gelmişti.
Kuzey Irak’tan değil... Yani bizim dağlardan... Evet, işte korkutucu
olan budur... Kuzey Irak’tan kilometrelerce yol gelinmedi. Oradalar,
hemen yanı başındaki dağlarda... Öyleyse ‘ABD bize Kuzey Irak’tan
istihbarat görüntüsü vermedi’ iddiası burada çöküyor.” (13 Ekim 2008)
Aynı
yazarın bir hafta içinde yazdığı yukarıdaki yazılarından hangisi doğru?
Hepsinde yanlışlar var... Üstelik bu yanlışlar sıradan bir mantıkla
ortaya çıkarılacak yanlışlar. Yani belki de bilerek yapılan
yanlışlar... Hele “o teröristlerin Kuzey Irak’tan gelmediği” bilgisi
Genelkurmay’ın Taraf’ı yalanlamak için yaptığı yalandan açıklamayla bile yalanlandı...
Şimdi bu bilgiler ışığında gerçeği bir kez daha düşünün: “gazetecilik artık göstermekten ziyade saklıyor!” Taraf
olmasaydı Aktütün olayı ile ilgili yukarıdaki yazılarla yetinecek, “bu
derin kulis” bilgileriyle bir “psikolojik harekâta” maruz kaldığınızı
asla öğrenemeyecektik. Genelkurmay karargâhından, yalan da olsa, bir
açıklama alamayacak. “O 17 çocuk neden öldü,” sorusunu sormak bile
aklınızdan geçmeyecekti...
Altan’ın Taraf için yaptığı
o tarifi bir kez daha hatırlatalım: “Türkiye’de özellikle medya
tarafsızlık adı altında bugüne kadar çok taraf tuttu, ancak hiçbir
zaman halkın, hukukun, demokrasinin, sivillerin, Parlamento’nun
tarafını tutmadı. Biz bunların hepsine tarafız. Bu ülkede bütün
insanların özgür, mutlu, eşit, sağlıklı, zengin yaşamasını istiyoruz.”
Bütün bunlar için “NİCE YILLARA TARAF” diyoruz. İşimiz paslı
vicdanları aydınlatmak. Bunun hiç kolay olmadığını biliyoruz. Ama bir
yılda geldiğimiz mesafe bizi oldukça umutlu kılıyor. Yeter ki Taraf devam etsin, batmasın...
Diğer Önder Aytaç & Emre Uslu Makaleleri:
- 15.11.2008 - Yalan: TSK, Başbakan, medya
- 10.11.2008 - Erdoğan’ın Kürt çözümü: “Tom Amca” mı, “Black Toubab” mu olmalısınız?
- 08.11.2008 - Ulusalcılara Washington’dan kötü AKP’nin Ankara’sından iyi haberler...
- 03.11.2008 - Devlet eliti Obama’yı neden sevmiyor?
- 01.11.2008 - Washington’dan haberler: Jamestown Foundation’da ne oldu?
- 27.10.2008 - Oldu! Suyundan da koy...
- 25.10.2008 - Öcalan iddialarında bir gariplik var mı?
- 20.10.2008 - Riskler ve fırsatlar: Başbuğ, Erdoğan ve PKK
- 18.10.2008 - Çok ama çok teşekkürler Sayın İlker Başbuğ
- 13.10.2008 - Gözaltı süresini arttırma konusunda Başbakan kandırılıyor mu?
- 11.10.2008 - Asker’in ‘OHAL’, polisin ‘OHAAA’ talebi
- 06.10.2008 - Nerden başlayalım? Allah sizi kahretsin mi diyelim?
- 04.10.2008 - “Kürt istilası” diyor kendini uyanık zanneden(ler)
- 29.09.2008 - Hâlâ içeriye tıkılmamış ama sırasını bekleyen Ergenekonculara tavsiyeler
- 27.09.2008 - Kaymakamlık/valilik olmadıysa il emniyet müdürlüğü verelim
- Tüm yazıları
APOLETİKA
Önder Aytaç & Emre Uslu


laleler günü 1 mayıs









download 200 MB oldu







GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.














