Susurluk, Ergenekon, Baykal
KUM SAATİ
Ahmet Altan
İnanmayacaksınız ama “Neden
Susurluk’a karşı çıktınız da, şimdi Ergenekon’u destekliyorsunuz”
sorusuna bugüne dek tek bir cevap gelmedi.
Sanki bu soru sorulunca, gözler donuklaşıyor, alt dudak sarkıyor ve yüzdeki ifade boşalıveriyor.
İsterseniz bugün Ergenekon çetesini destekleyen eski “demokrat” ve dürüst dostlarınıza aniden bu soruyu soruverin.
Sonra yüzlerini seyredin.
Eğleneceğinize eminim.
Onlara, “Seni Susurluk’a karşı çıkmaya ikna eden hangi kanıtı bugün Ergenekon’la ilgili bulamıyorsun” diye sorun.
Deyin ki onlara, “Danıştay’a saldıran adamla Cumhuriyet Gazetesi’ne
bomba atan adam aynı, Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombayla Ergenekon
çetesinin cephaneliğinde çıkan bombaların kafile numarası da aynı… Bu
gerçekler, seni nasıl bir sonuca götürüyor?”
Bakalım ne diyecekler.
Danıştay davasına bakarken bu davayla Ergenekon çetesinin bir
“ilişkisi” olmadığına karar veren yargıç da bugünlerde bu sorularla
karşılaşınca tuhaf cevaplar veriyor.
Mesela, Radikal gazetesine, “Apo’nun davasıyla da bütün PKK davaları birleştirilmedi” diyor.
“Apo’nun davalarıyla PKK davaları birleştirilmediği için Danıştay
davasıyla Ergenekon davasının birleştirilmemesi” gerektiği görüşü bana
hukuki açıdan biraz garip gözüktü doğrusu.
Sanırım buna benzer tuhaflıkları Ergenekon davasıyla ilgili olarak daha çok duyacağız.
Çünkü saklamaya çalıştıkları gerçek, öyle kolayından bahanelerin, yalanların, çarpıtmaların içine saklanabilecek gibi değil.
Ama asıl soru, niye Ergenekon gerçeğini saklamaya çalıştıkları.
Bundan nasıl bir çıkarları var?
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal neden “Ergenekon’un avukatı” olma ihtiyacını hissetti?
O bulunan cephanelikleri, çıkan bombaları, Susurluk’un da önde gelen
isimlerinden ve şimdiki Ergenekon davasının sanıklarından olan Veli
Küçük’ün mafyayla ilişkilerini, Ergenekon çetesinin “siyasi
suikastları” da öngören planlarını bir “çete avukatı” olarak nasıl
savunacak acaba?
“Ben çetenin avukatıyım” diye ortaya fırlayan bir parti liderine ilk kez rastlıyoruz.
Tabii Deniz Baykal’a da sormak lazım: “Neden Susurluk’un avukatı olmadın da Ergenekon’un avukatı oldun.”
“Bu ikisinin farklı olduğunu sana düşündüren ne?”
“Susurluk’taki hangi kanıt seni avukatlıktan alıkoydu da, o kanıtı
şimdi göremediğin için Ergenekon’un avukatlığını böyle hevesle
üstlendin?”
CHP’li dostların ne düşündüğünü de merak ediyorum doğrusu.
Liderlerinin çete avukatlığı onları çok mu memnun ediyor?
Susurluk çetesine karşı “lambaları söndürüp yakan” o camia, şimdi
cephaneliklerin, bombaların, bombalamaların, cinayetlerin savunulmasına
çok mu seviniyor?
Danıştay saldırısını yapan katilin, Ergenekon cephaneliğindeki
bombalarla aynı kafileden olan bombaları Cumhuriyet Gazetesi’ne atmış
olması onlarda gerçekten hiçbir kuşku yaratmıyor mu?
En ufak bir kuşkuları bile yok mu?
En ufak?
Bu kadar kuşkusuzluk kimseye şaşırtıcı gelmiyor mu?
Ergenekon çetesinin suçlarının gerçek olma ihtimali milyonda bir
bile olsa, bir siyasi parti ve onun lideri bu bir milyonda birlik
ihtimali görmezden gelebilir mi?
“Milyonda bir bile ihtimal yok” mu diyorlar?
Ergenekon çetesinin suçlu olma ihtimali hiç yoksa, o cephanelikler
ne, Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombalar ne, Veli Küçük’ün aynı
Susurluk döneminde olduğu gibi saptanan mafyayla ilişkileri ne?
Niye CHP bunun avukatı olmak istiyor?
Bütün CHP’liler, liderlerinin üstlendiği bu avukatlığı paylaşıyor mu?
Bütün Kemalistler, bütün Atatürkçüler, Ergenekon çetesinin
cephanelikleri olmasını, o cephaneliklerdeki bombaların Danıştay
saldırganı tarafından kullanılmasını “olağan” mı buluyor?
Bu, bir suçun ya da suçluluğun işareti değil mi onlar için?
Peki, o zaman niye Susurluk’a karşı çıktılar?
Böyle cephanelikler bulunmamıştı, bombalar bulunmamıştı, o bombaları kullanan bir katil bulunmamıştı?
Niye Susurluk’a karşı çıktılar?
İnanmayacaksınız ama günlerdir sorduğum bu soruya cevap veren kimse çıkmıyor.
Bana neler yazmam gerektiği konusunda akıl verip yol gösteren genç
dostlarım da dahil olmak üzere hiçbir yazar bu konuda tek satır
yazmıyor, her konuda yazıyorlar, bunu yazmıyorlar.
Sanki tılsımlı bir soru bu.
Soruyu duyan donup kalıyor.
Siz de sorun.
Bakalım bu soruya cevap veren kimseyi bulacak mıyız?
Niye Susurluk’a karşı çıktınız da Ergenekon’u savunuyorsunuz?
Diğer Ahmet Altan Makaleleri:
- 19.07.2008 - Kemalistler ve demokrasi
- 18.07.2008 - Yalanlar, gerçekler, sorular...
- 17.07.2008 - Siz dönün, biz dönmeyeceğiz...
- 16.07.2008 - Niye Ergenekon’un üstü kapansın istiyorlar?
- 15.07.2008 - Çete
- 13.07.2008 - Emine
- 12.07.2008 - Nerelerden geçiyoruz?
- 11.07.2008 - Dindarlar ve demokrasi...
- 10.07.2008 - Sorular ve din
- 09.07.2008 - Cadılar
- 08.07.2008 - Halktan vazgeçtiler...
- 06.07.2008 - Kararlar
- 05.07.2008 - Peki, bu yasa ne Savci Bey?
- 04.07.2008 - Buyurun
- 03.07.2008 - Darbe ve medya
- Tüm yazıları


laleler günü 1 mayıs









download 200 MB oldu







GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.














