Mehmet Barlas
mbarlas@sabah.com.tr
Sosyopolitik davranış bozukluklarımızın kaynakları...
Güftesi Şahin Çandır'a, bestesi Avni Anıl'a ait Kürdilihicazkar şarkıyı hepimiz sever ve söyleriz ya.
"Bir gülüşün var ki, kaş çatar gibi,
En sıcak sözlerin azarlar gibi
Hiç bağlanır mıydım çocuklar gibi,
Ah bu şarkıların gözü kör olsun"
Güftedeki "Şarkıların" yerine "internetin" kelimesini koyup söyleyin bu şarkıyı.
"Güzelsen güzelsin, yok mu benzerin?
Goncadır ilk hali bütün güllerin
Aklımda kalmazdı yüzün, ellerin,
Ah bu internetin gözü kör olsun"
Dün internette dolaşırken, "gazeteport.com" da bir haber gördüm. Buna göre İngiltere'de "obsesif kompulsif"
bozukluk teşhisi konulan 10 yaşındaki bir çocuk, 11 Eylül 2001
saldırılarının, o gün kaldırımdaki beyaz işaretlere basarak
yürümemesinden dolayı meydana geldiğine inanıyormuş.
Haber İngiliz psikiyatri dergisi "Neurocase" de yayınlanan bir makaleden alınmıştı. Bu derginin sitesine girip, haberi daha derinine öğrendim.
Tourette sendromu
Bu İngiliz çocuğu, derslerinde başarılı, normal bir çocukmuş. Ama saplantıları varmış. Ayrıca "Tourette Sendromu" teşhisi koyulan davranışları sergiliyormuş.
İnternetten,
Tourette'in 1859-1904 arasında yaşayan bir Fransız bilim adamı olduğunu
öğrendim. Onun adıyla bilinen ruhsal bozuklukta, insanlar bazen
hareketlere, bazen sese yansıyan tiklere sahip olurlarmış. Ayrıca ya
başkalarının ya da kendilerinin sözlerini sürekli tekrarlarlarmış.
11
Eylül terörist saldırısından ötürü kendini suçlayan 10 yaşındaki
İngiliz çocuk, her sabah kaldırımdaki beyaz çizginin üzerinde yürürmüş.
"Bıçak keskin mi" diye, mutlaka parmağını bıçağın keskin yüzüne sürer, "çaydanlık sıcak mı" diye de parmağını değdirirmiş kaynayan çaydanlığa.
O
sabah kaldırımdaki beyaz çizgi üzerinde yürümediği için El Kaide'nin
Amerika'ya saldırdığını düşünmekteymiş. Bu nedenle bunalıma girmiş.
Doktorlar onu ilaçla tedavi ederlerken, İngiltere ile Amerika
arasındaki saat farkını da hatırlatarak, saldırı ile onun beyaz çizgiye
basmaması arasında nedensellik bağlantısı olamayacağını da anlatmışlar.
Toplumsal bozukluklar
Bunları öğrendikten sonra internette saatlerce daha dolaştım.
"Obsesif kompulsif" bozuklukların ve "Tourette Sendromu" hastalığının ruhbilim gibi toplum bilimlerine de yansıyıp yansımadığını anlamaya çalıştım.
Çünkü bizim sosyopolitik yaşamımızda da saplantılı ve içgüdüsel zorlamalara bağlı "Obsesif kompulsif" bozukluklar ve "Tourette Sendromu" ndakine benzer toplumsal tikler ve tekrarlar var.
Örneğin
sebeplerle sonuçları karıştırıyoruz. Siyasal ve sosyal gerçeklere
karşı, bunların nedenlerini anlamaya çalışmak yerine, bunları
kapattığımız ya da yasakladığımız zaman yok olacaklarına inanıyoruz.
"Cumhuriyet Mitingi" yapınca seçim sonuçlarının değişeceğini, türbana üniversite kapısını kapatınca laikliği güvence altına alacağımızı düşünüyoruz.
Aynı
şekilde türbanlılar da, pardösüden tayyöre geçince hem kendilerinin
değişeceğine, hem de başı açık olanların kendilerine bakış açılarının
değişeceğine inanıyor.
Atatürk'e bakış açımızda da toplumun farklı düşünce yelpazesindekiler, kendilerince "Obsesif kompulsif" bozukluklar ve "Tourette Sendromu" ndakine benzer toplumsal tikler ve tekrarlar sergilemiyorlar mı?
Travma meselesi
Geçen gün Necef Uğurlu bu bozuklukları şöyle teşhis etmişti Star'daki yazısında:
- Dengir Fırat travma geçirdiğimiz hususunda haklı. Teşhis doğru ama neden yanlış, bu psikolojik hasarın devrimlerle ne alakası var? Uygulanamadıkları içinse tamam ama fes ve ferace olsaydı her şey yolunda mı olacaktı?
İran
Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ın kara çarşafın arasında görünen gözlerini
de güneş gözlüğü ile kapatan hanımının fotoğrafı, en çok başı açıkları
mı, yoksa türbanlıları mı rahatsız etmiştir size göre?
Evet... Bu internetin gözü kör olsun. Neleri düşündürüp, neler öğretiyor insana.
Vahşi Batı'da bir kovboy, karşısına çıkan başka bir kovboya "İki kere iki kaç eder" diye sormuş. "Dört eder" cevabını alınca da "Çok şey biliyorsun sen" diye vurmuş onu.
YouTube'u yasaklamak yetmez bize... Bu Google da akla zarar veriyor.
İnsanın rejimsel ve inançsal kararlılığını sarsıyor.


laleler günü 1 mayıs









download 200 MB oldu







GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.














