Sapıkkatilce seven kadının portresi: Myra Hindley
| 08/05/2008 |
Eğer
kadın sapıkkatillerin bir ikonası olacak ise; bu herhalde Myra
Hindley’in fena kabarık sarı/kısa saçları, kavisli siyah kaşları, koyu
renk rujlu küçük ağzı, gözaltları mor sert/direkt/çok direkt bakan
gözleri, o rahatsız edici müdanasız gözleriyle, her birimizin canına
okuyan bakışlarının suratıdır- O fotoğrafıdır: 11 Ekim 1965 tarihli
tutuklanma fotoğrafı.
Ian Brady’den dört gün sonra tutuklandı Myra Hindley, Sürekli yalan
söyledi, sürekli inkâr etti. Evet! sapıkkatil Brady’i delice sevmiş ve
beş çocuğu işkencelerden geçirip öldürürken ‘yataklık’ etmiş olabilirdi.
Ama o sapık değildi; sapıktı da, katil değildi. Moor Cinayetleri’nin
müsebbibi değildi. Tam da işin içinde değildi. Yanlış anlaşılmasın.
O bir kadın, dolayısıyla da masum bir kurbandı.
Brady çocukları işkenceden geçirirken; yan odadaydı, aşağıda duş
alıyordu, arabayı park ediyordu, kayaların arkasındaydı. Yakındaydı;
ama başka bir yerdeydi. Başka bir yerdeydi;
o TAM suçlu değildi. İşbirlikçiydi.
Brady suçluydu! Brady zaten suçlu olduğunu, sapık olduğunu, sapıkkatil
olduğunu kabul ediyordu. Zaten bilmemkaç yılın sonunda, akıl hastası
bulunmuştu. Halen de on yıllardır kalmakta olduğu akıl hastanesinde
yaşamaya devam ediyor Ian Brady.
Myra Hindley önce bir beyin kanaması geçirdi, 2002 yılında da hapishanede öldü.
Bir gün salıverilme umudunu hiç kaybetmeden; daima yalan söyleyerek, gerçekleri
çarpıtıp gizleyerek.
Tamam; kendini entelektüel filan ‘bulan’ Marquis de Sade, Henry Miller,
Hitler, Nietzsche okuru Brady, çocukları öldürerek cinsel fantazilerini
gerçekleştiriyor, kendini sıradan/sıkıcı/belirlenmiş olanın ‘üstünde’
bi yerlere yerleştirdiğini zannederek üstünlük kompleksini
tereyağlıyor, hastalıklı dünyasında müthiş bir tatmin yaşıyordu.
Hastaydı Ian Brady; ama ona rastlamasa yalnızca hain bir kaltak olarak
‘normal’ bir hayat sürecek Myra Hindley’e- NE oluyordu?
AŞKINDAN beş çocuğun öldürülmesine yardım etmiş, onları sokaktan arabasına
O ikna edip bindirmiş, Brady’nin istediği yerlere getirmiş, çocukların
taze topraklanmış mezarlarının üstünde Brady’nin arzu ettiği anı
fotoğrafları için yüzlerce kez poz vermişti. Gülümseyerek işveli,
cilveli.
Sapıkkatili; onun kadar sapıklaşacak kadar çok seviyor, çok
beğeniyordu: Bir nevi ideal kadın! Hayallerdeki eş! Müthiş eşlikçi! Ruh
ikizi! Gazkadın!
Sapıkkatilin şeklini alıyor gaz ruhu. Çocukları zehirleyip öldürüyor- O DA.
Ne kadar inkâr etse de sonra, yıllarca, hapisten yırtabilmek için, ne
kadar katır gibi inatla yalan söylemeye devam etse de; hapishanedeki
ilk beş yılları boyunca
Brady’le kodlu mektuplarla cinayetleri hatırlayarak cinsel fantazi hayatlarını sürdürdükleri ARTIK biliniyor.
Zira: Myra Hindley öldükten sonra sevgilisi Trisha Cairns, bütün
mektuplarını, yazıktırmalarını, otobiyografi denemelerini (yüzlerce
yüzlerce sayfa) BBC’den belgeselci Duncan Staff’a veriyor. ‘Moors
Murders’ üstüne, bu müthiş ‘çift’ üstüne, son bir
söz istiyorsanız; şiddetle salık veririm:
‘The Lost Boy-Duncan Staff’.
Hapishanede beş yılın sonunda Myra artık Ian Brady’nin ‘büyüsünden’
sıyrılmaya başlıyor. Ve de Bu Tarz Kadınlar’ın ‘aşksız’ kalması
mümkünat dahilinde değildir: Gardiyanlardan birine, rahibelikten terk
Trisha Cairns’e âşık oluyor... Aşkıyla rezil ediyor, kadının 6 yıl
hapis yatmasına neden oluyor kaçma planları, sahte anahtar (ortak)
yapımlarıyla.
Hayatının sonuna kadar da, başka kadınlarla cinsel beraberlikler
kurmakla birlikte, Trisha Cairns’e ‘âşık’ kalıyor. Ya da Trisha
Cairns’in ona âşık kalmasını beceriyor. Çünkü aşksız N’APSIN kadın?
Becerikli Bayan Myra?
Ian Brady bu ‘terk ediliş’, bu en nihayet ‘ihanet’ üzerine hapiste
yakınlaştığı bir gazeteciye bulunamayan diğer iki çocuğun cesedinin
nerelerde olabileceğinden söz ediyor. Ki; Myra’yı yaksın. Onu
cezalandırıp dışarı salıverilme ihtimalini yok etsin.
Başarıyor da. Zira onca yıllık inkârdan sonra öter gibi yapmaya
başlıyor Myra. Ama hep masum. Masum! Yancı, yardakçı- o kadar!
Cinayetleri işlemedi, dahli yok. Vs. vs.
Oysa sapıkarşivci Brady on yaşındaki Lesley Ann Downey’i işkenceden
geçirirken, sesleri de kaydetmiş. Myra’mızın sesini duyuyoruz, ‘Kapa
çeneni!’ filan diye bağırıyor küçük kıza. Küçük kız ‘Ne olur annecim,
incitmeyin’ diye yalvarırken.
Myra Hindley gibi kadınlar için teypmiş, kayıtmış, kuyutmuş fark etmez:
Onlar gözlerini gözlerinize kilitler ve hakikatleri öyle gözünüzün
içine baka baka inkâr ederler.
Hindley de ömrünü aşka ve yalandolana adıyor. Öyle bir hayat. Once
again: İdeal Kadın’da olması gerektiği üzre. İdeallikte sınır tanımıyor
Hindley, bütün mesele bu.
İdeal kadının ölçülerini (ölçüsüzlüğünü, yani) en ileri noktalara götürüyor.
Oyunu, en uç haline.
Bence nice İdeal Kadın; bir Frederick West’in, bir Ian Brady’nin, bir
Hitler, bir Joseph Fritzl’in gelip onları, içlerindeki Mutlak Aşık
Köle’yi keşfetmesini bekliyor.
O kadar güçlü ‘madde’ adam yok ortalıkta.
Heyhat! ya da sapıkkatillerin büyük çoğunluğu işbirlikçi âşık kadınlarıyla değil de, yalnız takılmayı tercih ediyorlar.
Yoksa Kadın’ın itildiği işbirliği/refakatçi/eşlikçi ‘ruhu’ ‘ideali’
‘becerisi’, sapık katillerin sapıklığından, muhakkak daha korkutucu.
Vekâleten delilik. Sapığın ‘sağlıklı’ eşlikçisi.



EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu