Putin’i Tanrı değil Batı yarattı!
Eğer bi ülkeyi tanıyacaksanız, o ülkenin geçmişini bilmeniz gerekir. Bugün Türkiye-Rusya ilişkileri yeni ve alacakaranlık bir döneme giriyor.
İşte gümrük bunalımı ve kış geldiğinde olası gaz sıkıntısı...
Rusya’yla sorun salt Gürcistan değil. Batı’nın enerji kaynaklarını Rusya’nın denetiminden
çıkarmak istemesi ya da Rus denetimini mümkün olduğunca en aza indirme çabası, örneğin Türkmen doğalgazını, İran üzerinden Türkiye’ye, oradan
da Avrupa’ya getirme çabaları, Türkiye’nin bölgede
gittikçe artan gücü ve bu güç sonucu rolü, Putin’i ciddi biçimde
kaygılandırıyor.
Putin, eski bir KGB subayı...
Rusya dışında
görev yaptığı tek ülke Doğu Almanya... Ve orada kaldığı sürece dişe
dokunur bi başarısı yok, Dresden birahanelerinde, Alman birası içip 20
kilo almanın dışında.
Peki, nasıl oldu da Putin, Stalin’den bu
yana Rusya’nın en büyük önderi konumuna geldi.
Bu sorunun yanıtı için
aşağıdaki üç seçenekten birini kabul edebilirsiniz:
A. Putin
bi dahidir. Glasnost ve Perestroika’nın zincirlerinden kurtulup serbest
pazar ekonomisinin tüm olanaklarına sıkı sıkıya sarıldı; Çeçenistan
bağımsızlığını istediğinde, harekete geçti, bu ülkeyi kan gölüne
çevirdi, ‘savaş kazanmış kahraman’ oluverdi birdenbire.
B. Sibirya ham petrolünün varil başına fiyatı 10 dolardan 140 dolara fırlayınca, Putin olağanüstü bir ekonomik güce kavuştu.
C. Batılı
devlet başkanları ve siyasiler, mal bulmuş gibi Putin’e koşup boynuna
sarıldı. ABD Başkanı Bush bile ‘gözlerine baktım ve karşımda dürüst,
sözüne güvenilir bir insan olduğunu anladım!’ demişti..
Bence yanıt ‘C’ dir... Batı yaratmıştır Putin’i.
Bütün cilasına, sırtına geçirdiği şık giysilere, manikürüne, pedikürüne karşın Putin’le örneğin St. Petersburg’un ‘Mafya Babası’ Vladimir Kumarin arasında büyük bi fark yok. Kumarin çok açık konuşuyor, ona Putin’i sorduğunuz zaman. ‘Putin bizden biridir!’
Şimdi, bugünkü Rusya’yı anlamanız için Novodovichy Mezarlığı’nda
dolaşmanız yeter. Rus geçmişinin kemikleri arasında. Kremlin’de
gömülenlerin dışında, Ruslar’ın önde gelenleri yatar bu mezarlıkta.
Sanatçılardan, canavarlara değin herkes... Örneğin, Gogol’la Molotov
yan yana yatıyor... Krusçev’le Kosigin’in bi adım ötesinde Anton
Chekhov’un mezarı var.. Yani Rus insanı, dünyasına güzellikler katanı
da kan gölüne çevireni de bi arada tutuyor.
Sovyetler
çöktüğünde, Rus halkı kendini çok büyük bir boşluğun içinde buldu.
Ülkede binlerce fabrika vardı ama ürettiklerini alan yoktu! Hem yorgun
hem de iflas etmiş bir inanç, bir ideoloji, parmaklarının
arasından kayıp gitmişti.. Rusya doksanlı yılların akıllara ziyan
sarsıntıları içinden geçerek bugüne geldi. Koca ülke bir gecede, süper güçken can çekişmeye başladı. İnsanlar her şeylerini yitirdi. Rus insanı Ortodoks
Kilisesine, Devlete ve Çar’a inanır, güvenir. Demokrasi onlar için
kargaşayla eş anlamdadır. Kendileri için düşünmek istemez, biri onlar
için düşünsün, karar versin ister.
İşte Putin bunu anladı.
‘Yönetilen Demokrasi’ ya da ‘Devlet Kapitalizmi’ gibi deyimler
kullanıyor ki, bunun anlamı faşizmdir, başka bi şey değil. Yani on
yılda Rusya Lenin’den Mussolini’ye geldi.
Şu anda
İngiltere’de yaşayan, Rus gizli polisi FSN’nin pençesinden kurtulan ve
Olga Sukhova takma adıyla yazılar yazan bir gazeteci, Rusya’yı çok
güzel özetlemiş bence: ‘Rusya tarihi, sara nöbetine
tutulmuşcasına yöneten ve yaşayan insanlarca yazılmış,
biçimlendirilmiş... Biz normal insanlar gibi yaşayamayız!’
Ve
işte Türkiye ‘normal insanlar gibi yaşayamayan, tarihi sara nöbetleri
içinde tir tir titreyenlerce yazılmış’ bir ülkeyle masaya oturuyor.
Allah kolaylık versin!
‘EŞEKLiĞiME GÜLEYRUM’
Temel’e bi fıkra anlatırlar. Anlamaz, gülmez.
Tekrar anlatıp, açıklarlar..
Gene çıt yok!
‘Bak Temel... Son kez anlatacağız.. İyi dinle ha!’ derler.
Temel iyice açar kulaklarını dinler... Ve sonunda kahkahalarla güler, yerlerde yuvarlanır.
‘Yahu Temel.. Saçmalama.. Bu kadar gülecek bi şey yok..’derler.
Temelse omuz silker:
‘Doğrusunu isterseniz anlattığınız fıkrayı gene anlamadım... Ben sizin ısrarınıza ve kendi eşekliğime güleyrum!!’
(Vedat Durusel’e teşekkürler)
Bilim mi din mi tartışmasına Einstein bakışı!
Bilim
dediğiniz zaman Albert Einstein diyecek ve duracaksınız. Tanrı’ya
inanmayanlar genellikle Einstein’in 1954 yılında ‘Tanrı insan
güçsüzlüğünün somut bi kanıtıdır. İncil ilkel masallarla dolu, çocuksu
bi kitap..’ dediği mektubu kanıt olarak gösterir ve onun da ateist
olduğunu savunur. Ancaaak, aynı Einstein, ‘Din ve Tanrı’ya sırt çeviren bilim, tek bacaklı, kör bir adama benzer!’ de demiştir.
Neden
mi, çok basit. Bugün bilimin açıklayamadığı, kan ter içinde kalıncaya
değin uğraşıp da kanıtlayamadığı öyle şeyler var ki, bunları ancak
inançla açıklayabilirsiniz... Tanrı’nın varlığıyla! Onca bilim adamı,
harcanan trilyonlar, yılların göz nuru, cloning çalışmaları, DNA,
genetik bilim falan falan... İnsanoğlu gibi kusursuz ve dayanıklı bir
‘makine’ koyabilmiş mi ortaya?
Bu iş bu kadar basit!
TRT iLE ERMENiSTAN TV ARASINDA ANLAŞMA iMZALANDI
TRT’yle Ermenistan Televizyonu PTA’nın Genel Müdürleri işbirliği için bir mutabakat imzalamış..
Bundan böyle iki kanal ortak programlar hazırlayacak; doğruysa eğer, TRT’de Ermenice yayın da gündemdeymiş.
Mutabakat zaptında ‘Kamu
yayıncıları ve üyeleri olan TRT’yle Ermenistan Kamu Radyo Televizyon
Kurumu, kendi ülkelerindeki güvenilir konumları ve kamu görevlerine
dayanılarak bu anlaşmayla, kuruluşları arasındaki işbirliğini
geliştirme ve ilerletmeyi kabul eder...’ diyor.
Bu arada Ermenistan Televizyonu Türkiye’de bir temsilcilik de açmak istiyor...
TRT
ilk aşamada Kürtçe, Zazaca, Arapça ve Farsça yayın yapacak. Daha sonra
gündemde Ermenice, Gürcü dilinde ve Rusça yayınlar var..
Kültürel
alanda Ermenistan’la işbirliği yapmak çok akıllıca bi iştir. Ancak
Ermenistan’ın Azerbeycan’la sorunları devam ettikçe ve Ermenistan
‘soykırım’ iddialarını, ciddi bir biçimde ve karşılıklı konuşmak yerine
uluslararası platformlarda yalan yanlış propagandaya dönüştürme
çabalarından vazgeçmedikçe, ekonomik alanlarda işbirliği çok zor
gözüküyor!


laleler günü 1 mayıs









download 200 MB oldu








GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.














