Osman Paksüt için ilginç teşhis Nevzat Tarhan tüm bunları psikiyatrik açıdan analiz edip,Paksüt için şu sonuca vardı
Bu yargıç sağlıklı karar veremez!
Osman Paksüt için ilginç teşhis
Sonra
yanlış anlaşılma olmuş dedi.
Sonra "AKP beni sıkıştırıyor"
dedi.
Nevzat
Tarhan tüm bunları psikiyatrik açıdan analiz edip,Paksüt için şu sonuca
vardı.
Bu yargıç sağlıklı karar veremez!
AYM Başkan vekilinin kuşkulu davranışını yorumlamak istiyorum bu yazımda.
Yargı gücünü zayıflatan ruh halleri vardır. Bu ruh halleri kişilerin karar verme süreçlerini etkiler.
Doğru kararların mantıksal sebep sonuç ilişkileri ile verilmesi
gerekirken, duygular baskın etki yaptığında nedensellik ilişkisi
bozulur.
İnsan hoşlandığı şeye hemen inanma eğilimindedir.
İnsan sorunun çözümünde kolaya kaçma eğilimindedir.
İnsan acı vermeyen, çatışma içermeyen çözüme daha çok meyleder.
İnsan acıtan gerçekleri görmekten kaçar.
İnsan kontrolü kaybetmekten korkarsa açık gerçeği reddeder.
İnsan korku duygusu içerisinde ise ilkel sertlikle kendini korumaya çalışır.
İnsan korku duygusu içerisinde kuşatılmış ruh haline girer.
Kuşatılmışlık duygusu içerisindeki insan, çevresinde olup bitenleri yanlış anlar, yargılama gücü bozulur.
İnsan kendi çıkarına hizmet etmeyen şeyden hoşlanmaz. Ancak yargı gücü yerinde ise hoşgörür.
İnsan sahip olduğu şeyleri kaybetmemek için değişime karşı durur.
İnsan kendi güven ve rahatlığı için başkasından kötülük göreceği kuruntusuna inanma eğilimindedir.
İnsan ihtiyaç duygusu içerisinde iken alternatif eylem biçimlerini araştırmaz ve düşünmez.
İnsan önyargılı olduğu konuda eksik ve hatalı bilgiden hareketle genelleme yapar.
İnsan önyargılı olduğu konuda zihinsel sorgulamayı reddederse kritik bilgiye ulaşamaz.
Kritik düşünmeyi başaramayan, eleştirisel sorgulama yapamayan insanın yargı gücü zayıflar.
Dogmatik bağlılık içindeki insan zıtlıklara inanır, dogması gibi düşünmeyeni düşman görür.
İdeolojik düşünen insan bilimsel düşünemez ve aklını kapatır. Analitik karar veremez.
Askeri akılla düşünen insan dereceli düşünemez, ya siyah ya beyaz, ya
dost ya düşman şeklinde düşünür. Başkalarını anlamakta zorlanır.
Korku ile, kuşku ile, kuşatılmışlık duygusu ile ve dogmatik
önyargılarla hareket eden insan eğer bir yargıç ise adalet dağıtamaz.
Realite körlüğü
içerisinde herşeyi haksız saldırı olarak algılar.
Mesleki Düşünce Bozukluğu
Aşağıda sayacağım belirtileri gösteren bir psikiyatri uzmanı “mesleki
düşünce bozukluğu” hastalığına tutkun olduğu düşünülür ve hastaya
yardım etmekten men edilir.
Mesleğin özüne aykırı davranmaya neden olacak bu belirtiler yargıçlık içinde reddi hakim gerekçesi olmalıdır.
1-Entellektüel ve ahlaki açıdan herkesten üstün olduğunu düşünmek.
2-Yardım ettiği, sorununu çözmeye çalıştığı kişilerin duygularını anlamakta ciddi zorlama yaşamak.
3-Kendi yaşadığı stresin farkına varmamak.
4-İnsanlarla açık iletişim kurmakta ciddi engelleri olmak.
5-Karşısındakini hiçe saymak, kaba davranmak, iletişimde katı bir tutum takınmak.
6-Karşısındakini dinlememek, sık sık sözünü kesmek.
7-Korku, kaygı ve endişelerini kontrol etme konusunda ciddi zorluklar yaşamak.
8-Üstünlük duygusu taşımak. Kendisini çok önemli, çok zeki, çok üstün görmek.
9-Üstünlük duygusunu zedeleyerek eleştirilere orantısız, aşırı tepkiler vermek.
10-İnsanları kendi üstünlüğüne karşı hareket ediyor gibi düşünmek.
11-Mesleğinin özünün adaleti kamu vicdanı adına tevzi etmek olduğunu
unutmak. Mesleği güç ve iktidarı için aracı olarak kullanmak.
12-Yargıladığı kişilerin dürtü ve arzularına orantısız, aşırı tepkiler vermek.
Yukarıda saydığımız maddeler birer ölçüt, uyup uymayacağının kararını olayı inceleyenlere bırakalım.
Bilindiği gibi Sayın Yüksek Yargıç Osman Paksüt eşi ile yemeğe giderken
aniden arabasını sağa çekip kendisini dinlediğini düşündüğü bir arabayı
durdurup aramak istiyor.
Ankara Emniyet müdürünü arıyor. Emniyet müdürü sayın yargıcın ayağına geliyor. Olay anlatılınca kuşku dağılıyor ve
hakimimiz yemeğine gidiyor.
Gizli eylemleri olmayan bir hakim dinlenmekten korkmaz. Bu derece korku içindeki bir hakim sağlıklı bir karar veremez.
Eğer dinlenilmesini istemediği görevi ile ilgili gizli bilgileri
konuşuyorsa eşi ile öğle yemeğine giderken iş takibi yapmış olmaz mı?
İster gizli eylemleri olan bir yargıç olsun, ister korku içindeki bir
yargıç olsun iki durumda da tarafsız, nesnel, önyargısız karar
veremeyeceği için
Sayın Paksüt istifa etmelidir.
Çünkü Sayın Paksüt aşırı ve orantısız bir tepki vermiştir.
Yetkisi olmayan taleplerde bulunmuştur.
Kendisini özel ve önemli, yasalar
üstünde gördüğü izlenimi doğmaktadır.
Nevzat Tarhan
17.Mayıs.2008 14:54:17
Bu yargıç sağlıklı karar veremez!


EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu