Ortadoğu ABD’ye boyun eğmez
Irak işgali, ABD’nin siyasi ve askeri ortamı kendi arzusuna göre şekillendiremediğini kanıtladı. Afganistan’da asker artırılması da, aynı şekilde dinin milliyetçilikle karışacağı bir tepki yaratabilir. Hizbullah, Hamas, Mehdi Ordusu ve Taliban gibi hareketlerin gücü burada yatıyor
document.write(); PatrIck Cockburn
ABD
Başkanı Barack Obama muhtemelen önümüzdeki günlerde Irak’taki tüm
Amerikan muharebe birliklerini 2010 Ağustos’una kadar geri çekeceğini
açıklayacak. Bu askerlerin çoğu Taliban’ın giderek güçlendiği, buna
karşılık ABD destekli hükümetin gün geçtikçe zayıfladığı Afganistan’ın
yolunu tutacak. Peki ABD Irak’taki fiyaskosundan neler öğrendi?
Washington’dakilerin çıkarmadığı derslerden biri, namıdiğer ‘çökmüş
devletlerden’ herhangi birinde savaşa girişmenin kötü bir fikir olduğu.
Söz konusu aşağılayıcı ifade eğer bir devlet çökmüşse yabancı
müdahalenin haklı olduğunu ve sınırlı bir direnişle karşılaşılacağını
öngörüyor. Fakat Amerikan dış politikasının son kuşakta tanık olduğu en
büyük felaketlerin hepsi örgütlü hükümetin büyük ölçüde çöktüğü
yerlerde gerçekleşti.
Irak milliyetçiliğini öngöremedi
1983’te başkent Beyrut’ta 242 deniz piyadesinin havaya uçurulduğu
Lübnan’da, 10 yıl sonra Somali’de ve Saddam Hüseyin’in devrilmesinden
sonra Irak’ta buna tanık olduk. Buralardan çıkan ve hiçbir yere
Afganistan’a olduğundan daha iyi oturmayan ders, zayıf devlet
yapılarına sahip toplumların kendilerini savunmak için ölümcül derecede
etkili yollar geliştirdikleridir.
2003 yılında Bağdat’taki hastanesini yağmacılara karşı Kalaşnikof’la
başarıyla savunan Iraklı bir cerrahın bana “Amerikalılar Saddam
Hüseyin’in bile bu ülkeyi güçlükle yönettiğini akıllarında tutmalı”
dediğini hatırlıyorum. Irak hiçbir zaman otoriter bir Doğu Avrupa
ülkesi olmadı. Saddam zamanında bile her Iraklı’nın bir silahı vardı.
Iraklılar Saddam rejimi adına savaşmayabilir ama kendi etnik grupları
veya mezhepleri adına ya da ülkeleri için savaşırlar. ABD’nin buradaki
hatalarından biri, Şii ve Sünni Araplar birbirlerinden nefret ettikleri
için Irak milliyetçiliğinin etkin bir güç olmadığını tasavvur etmek
oldu.
Zaferin zaten kazanıldığı yönündeki kanaat, Amerikalı yorumcuları
Iraklılar hiçbir itiraz göstermeden ABD’nin bu ülkede 50 bin muharip
olmayan asker bırakarak ayrılabileceğini varsaymaya sevk ediyor. Kaldı
ki, bu, geçen yıl uzun çekişmelerin ardından zorlukla üzerinde
anlaşılan Birliklerin Statüsü Anlaşması’na (SOFA) da aykırı olacaktır.
Amerikalılar adına Irak’taki en önemli hata kaynağı siyasi bir
yanlıştan öte buradaki siyasi havayı sadece kendilerinin
şekillendirdiğine dair taşıdıkları sabit kanı oldu. İyi ya da kötü
gerçekleşen her şey Amerikalıların eylemlerinin sonucuydu. Bu
doğrultuda Amerikan güçlerine karşı Sünni ayaklanması 2007’nin ikinci
yarısında sona ermeye başlamışsa, bu durum fazladan 30 bin asker
gönderilmesi ve sahada daha agresif taktikler uygulanmasıyla bilinen
‘asker artırma’ hamlesi yüzünden gerçekleşmişti. Ancak şiddetin
azalmasının asıl sebebi daha ziyade Kaide’ye tepki olarak gerçekleşen
olağanüstü kanlı iç savaşta Şiilerin Sünnilere karşı zafer kazanması ve
Şii ölüm tugaylarının çoğunun bağlı olduğu Mehdi Ordusu’nun ateşkes
ilan etmesiydi.
ABD’nin Irak’a yönelik müdahalesi eğer bir şeyi kanıtlamışsa, bu,
Amerikalıların asla siyasi ve askeri ortamı kendi arzularına göre
şekillendirecek güçte olamadığıdır. Buna rağmen Irak hakkında çok
okunan kitaplarda hâlâ Iraklılara önemsiz bir rol biçiliyor ve
Washington’da birileri düğmeye basarsa Bağdat’ta birşeylerin olduğu
belirtiliyor. Bu yanlış değerlendirmeler önemli, zira ‘asker
artırmanın’ varsayılan başarısı hakkındaki mitoloji Afganistan’daki
zafer için reçete olarak gösteriliyor.
Bu durum, Irak’la Afganistan arasındaki hatalı benzetmelerin Washington’ı yanlış yola soktuğu
ilk vaka olmayacaktır. Taliban’a karşı savaşın yürütüldüğü 2001
sonu-2002 başında Afganistan’daydım ve savaşa dair en göze çarpan
özelliklerden biri muharebe olmamasıydı. Daha önceden Taliban’la
birlikte hareket eden savaş ağaları evlerine çekilmişti çünkü Amerikan
uçakları tarafından bombalanmak istemiyorlardı ve böyle yapmak için
yüklü miktarda rüşvet almışlardı. Çok az çatışma yaşandı. Buna karşılık
aynı yıl birkaç aylığına bir düşünce kuruluşunda çalışmak için
Washington’a gittiğimde, Afganistan’daki savaş Bush yönetimi tarafından
Amerika’nın askeri kudretinin kanıtı olarak dillendiriliyordu.
Bush İran’a çalıştı
Obama yönetiminin selefi kadar fazla ahmakça hata yapacağına inanmak
güç. Başkan Bush’un 2001 ve 2003’te Afganistan ve Irak’ta en çok nefret
ettikleri iki düşmanı yok etmesiyle İranlılar o kadar şaşırdı ki, bazı
mollalar böylesi bir aptallığın ilahi esinlenmeyle gerçekleştiğini öne
sürüp, 12. İmam’ın dönüşünü ve Şii binyılının başlangıcını müjdeledi.
Afganistan’daki Amerikan askeri varlığının güçlendirilmesi,
yabancıların müdahalesine karşı koymak için dinin milliyetçilikle
karışacağı bir geri tepme riski taşıyor. ABD’nin yok etmek istediği
Lübnan’daki Hizbullah, Gazze’deki Hamas, Irak’taki Mehdi Ordusu ve
Afganistan’daki Taliban gibi hareketlerin ardındaki asıl güç de burada
yatıyor. (26 Şubat 2009)


laleler günü 1 mayıs









download 200 MB oldu







GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.














