"Türkgladyosu 1999 da pkk ya ihtiyaç duyuyordu." mehmet metiner 26 pazar 07 2009 12:00 kanaltürk sondakika
PKK dışındaki diğer Kürt liderler Apo’nun önerilerini destekler mi?
Eğer
önerileri gerçekçi olursa, diğer Kürtler de onu destekler.
15 ağustosta açıklayacağı yol haritasında, bundan böyle silah kullanmayacaklarına dair bir açıklama yaparsa büyük destek görür.
Öcalan 1999’da silahlı eylemlere son verme çağrısı yapmış ve silahlı birliklerini Türkiye dışına çıkarmıştı.
Ama hükümet hiç adım atmamış ve bu çatışmasızlık hali ancak 2004 yılına kadar sürebilmişti.
Eğer Öcalan bu adımı tekrar atarsa, bu kez farklı sonuç verir.
“Öcalan, hapisten çıkarılma tarihini öne çekmek için barışı
hızlandırıyor. Onun kafasından serbest bırakılmak ve rahatça siyaset
yapmak geçiyor. Bir gün bu olacak.”
“İşi askerle çözmek
isteyen Apo, Ergenekon operasyonu başlayınca değişti. Şimdi Ergenekon
savcısıyla görüşmek istiyor. “Ergenekoncu komutanlarla neler konuştum,
bunu açıklayacağım” diyor.”
“Erdoğan, istese de istemese de
aslında Abdullah Öcalan’la bir diyalog başlattı. AKP’nin Kürt açılımı
girişimi, düpedüz Öcalan’ın yol haritası girişimine bir cevaptır.”
* * *
NEDEN: ENVER SEZGİN
Türkiye,
hükümetin ve Öcalan’ın Kürt sorununu çözmek için ortaya koyacakları
önerileri bekliyor. Bu önerilerin neler olacağı, Türkleri ve Kürtleri
birarada memnun edip etmeyeceği tartışılıyor. Hangi adımların
atılmasının çözümün ve barışın olmazsa olmaz şartı olduğu, Ankara’da
AKP hükümetinin ve İmralı’da Abdullah Öcalan’ın peş peşe
açıklayacakları önerilerin PKK’nın silah bırakmasını sağlayıp
sağlamayacağı her kesimde değerlendiriliyor. Bu ülkede bugüne dek
nelerin yapıldığı ve yaşandığı tekrar hatırlanarak, bundan sonra neler
yapılırsa Kürt sorunu gerçekten çözülür, silahlar tamamıyla devreden
çıkar ve barış ortamı nihayet kurulur diye düşünülüyor. Öcalan’ın barış
sürecindeki rolü ne olur, bu yeni başlayan süreçte devlet Öcalan’la
diyalog kurar mı, toplum Kürt sorununun demokratik yoldan çözülmesine,
savaşın bitmesine ve barışın kurulmasına hazır mı soruları herkesin
aklını meşgul ediyor. Biz de bütün bu soruları önde gelen Kürt
aydınlarından yazar Enver Sezgin’le konuştuk. Geçmişte yasadışı Türkiye
Komünist Partisi üyesi olan, daha sonra Sosyalist Birlik Partisi ile
Yeni Demokrasi Hareketi’nin kurucuları arasında yer alan Enver Sezgin,
12 Eylül döneminde on yıl kaçak yaşadı ve Batman Bolşoy isimli
kitabında Kürt sorununu ve Türkiye’deki solculuğu anlattı. Enver
Sezgin’in son olarak Mustafa Akyol’la yaptığı söyleşi kitabı, Çözümün Şafağında Kürt Sorunu adıyla yayımlandı.
* * *
NEŞE DÜZEL: Hükümet yeni bir Kürt açılımı için hazırlanıyor. Siz, bu açılımın sonuçlarından umutlu musunuz?
ENVER
SEZGİN: 2005’e göre daha umutluyum. Hatırlayın... 2005’te Başbakan
Tayyip Erdoğan Diyarbakır’a gidip, “Kürt sorunu vardır” diyerek çözüm
için demokratik bir adım atmak istemişti. Ama arkasında, bırakın
Kürtleri kendi milletvekillerini bile bulamadı.
Kürtler ve AKP, Erdoğan’ın açılımını bugün desteklerler mi peki?
AKP
hükümeti, bugün Kürt meselesinin çözümüne her zamankinden daha yakın
duruyor. Bunun sebebi de 2005’ten bu yana kamuoyu çok olgunlaştı, belli
bir demokratik birikime ulaştı. AKP’li milletvekilleri de buna paralel
geliştiler. Onların da Kürt sorunuyla ilgili bilinç düzeyleri arttı.
Ayrıca
şu var. Bu ülkede, sadece AKP değil herkes, ancak zorlandığında,
sıkıştığında sorunları çözmeye kalkışıyor. Abdullah Öcalan 15 ağustosta
barış için bir yol haritası açıklayacağını duyurdu. AKP hükümeti
Öcalan’ın bu ‘yol haritası’ girişimine kayıtsız kalamazdı. Nitekim
hemen o da bir Kürt açılımı yapacağını açıkladı. Şimdi AKP Öcalan’dan
hemen önce veya hemen sonra adımlar atacak.
Hükümetin, Kürt sorununu çözmek neler yapması gerekir sizce?
Silahların
susturulması için Öcalan’la görüşmesi lazım önce. Çünkü ancak Öcalan
silahları susturabilir. Hükümetin, Kürtlerin hakları için ise bir
yerlerle pazarlık yapmasına gerek yok. Çünkü bunlar vatandaşlık
haklarıdır ve Kürtlere de tanınması gerekir. Eğer sen hükümetsen ve
Kürtleri de bu ülkenin vatandaşı olarak görüyorsan, vatandaşların
haklarını tanımak senin sorumluluğundur. Hayata geçirilmesi gereken ilk
vatandaşlık hakkı da Kürtçe eğitimdir. İspanya’nın Bask ve Katalan
bölgelerinde ne yapılıyorsa, AKP hükümeti de onu yapmalıdır.
İspanya’da ne yapılıyor?
Katalan
ve Bask bölgelerinde okullarda çocuklara kendi dillerinde eğitim
veriliyor. Bu arada onlara İspanyolca da öğretiliyor. AKP’nin Kürt
açılımının gerçekten bir açılım olabilmesi için Kürtçe eğitim
meselesinin mutlaka bu pakette ele alınması gerekiyor. Türkiye’de
milyonlarca Kürt var ve bu milyonlarca Kürdün kendi dilinde eğitim
görememesi büyük demokrasi eksikliğidir. Üniversitelerde Kürt dili
kürsülerinin kurulması Kürtçeyle ilgili sorunu çözmez. Esas sorun
Kürtçe diliyle eğitim yapan okulların açılmasıdır. Ama AKP en azından
işe, okullarda Kürtçe dilinin öğretilmesini serbest bırakarak
başlayabilir. Çünkü Kürtçe eğitim meselesinin çözümü aşamalı olarak
gerçekleşecek bu ülkede.
Sizce AKP’nin başka hangi adımları atması gerekecek?
Kürt
meselesinin çözümü için bu aşamada öne çıkan dört konu var. Bir,
silahların bırakılması. İki, Kürtçe eğitim. Üç, adları değiştirilen
yerleşim birimlerine tekrar eski adlarının verilmesi. Dört, koruculuğun
kaldırılması. Hükümet bu konularda adım atmazsa, açılım açılım olmaktan
çıkar. Başbakan kendi bölge milletvekilleriyle görüşecek. Onlar da
Erdoğan’a bunları yapmasını söyleyecekler. Bu önemli adımlar
atıldığında Kürt sorunu çözülmez ama çözümün önü açılır.
Kürt sorunu tamamıyla nasıl çözülür peki?
Anayasanın
değiştirilmesi gerekiyor. “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla
bağlı olan herkes Türktür” cümlesinin anayasadan çıkarılması gerekiyor.
Bu cümlenin yerine Türkiyeli kelimesini koymaya, alt kimlik üst kimlik
aramaya da hiç gerek yok. Herkes kimliği neyse bu ülkede öyle yaşasın.
Anayasa, insanların etnik kimliğiyle ilgili bir tarif yapmasın. Sorunu
bu çözer işte.
Sizin gibi düşünen Kürtlerin sayısı çok mu?
Bildiğim kadarıyla DTP, Türk kimliğinin yanında Kürt kimliğinin de
anayasaya, bu cumhuriyetin kurucu unsuru olarak girmesini istiyor.
Bazı DTP’liler bunu istiyorlar ama Öcalan bugüne dek hiçbir açıklamasında Kürt kelimesinin anayasaya konulmasını istemedi.
Peki, AKP hükümeti bütün bu söylediklerinizi yapabilir mi?
Bugünkü
görünümüyle yapamaz ama AKP son yerel seçimlerde Kürtlerin oyunun
çantada keklik olmadığını gördü. Tayyip Erdoğan, sorunun sadece
ekonomik tedbirlerle çözülemeyeceğini, Kürt meselesinin önemli ölçüde
bir kimlik meselesi olduğunu nihayet anladı. AKP hükümeti, şimdi
anladığım kadarıyla, Kürt açılımı adı altında eve dönüş yasasında bazı
değişiklikler yapacak. Yerleşim birimlerine eski adları verilecek.
Koruculuğun kaldırılması için adımlar atılacak. Çünkü Başbakan geçen
gün, İçişleri Bakanlığı’na bazı çalışmalar yapması için talimat
verdiğini açıkladı. Bu saydığım üç konu da İçişleri Bakanlığı’nın
sorumluluğunda olan konular.
Hükümet bu adımları attığında PKK silahlarını bırakır mı?
Bırakmaz.
Hükümetin aracılarla veya aracısız olarak Öcalan’la görüşmesi
gerekiyor. PKK’ya silahlarını ancak Öcalan bıraktırabilir. Zaten Öcalan
da “hükümet aracı olarak DTP’yi veya yurtdışındaki PKK örgütlerini ya
da âkil adamları kullanabilir” diyor. En doğrusu ise aracılar yerine
Öcalan’la görüşmektir. Öcalan’la görüşme hükümet düzeyinde olmayabilir.
Erdoğan’ın atayacağı bir kişiyle yapılabilir. Öcalan bunu kabul eder
çünkü “2002’den beri kimse benimle görüşmüyor” diyerek avukatları
aracılığıyla sürekli şikâyet ediyor. Son birkaç aydır da Başbakan’a iyi
niyet mesajları gönderiyor.
Öcalan, avukat görüşmelerinde ne diyor?
“Erdoğan’ın
iyi niyetli olduğuna inanıyorum” diyor. Oysa Öcalan, AKP 2002’de
iktidara geldiğinde Erdoğan’la ilgili sert açıklamalar yapıyordu. Çünkü
bu işi askerlerle çözeceğine inanıyordu. Ergenekon operasyonu
başladıktan sonra Öcalan değişmeye başladı. Nitekim 2008’de yaptığı bir
avukat görüşmesinde Ergenekon sanığı generallerden söz etti. “Hurşit
Tolon ve diğerleri buralarda (yani, İmralı’dan sorumlu olan yerlerde)
görev yaptılar. Bunların birkaçı gelip benimle görüştüler. Dönemin
Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu’nun adamları da geldi. MİT Müsteşarı da
geldi, benimle görüştü” dedi. Bir başka avukat görüşmesinde ise
“Ergenekon’dan tutuklu Atilla Uğur da geldi benimle görüştü. O
sıralarda albaydı. Bana, ‘Hem Genelkurmay hem de Başbakan Ecevit adına
seninle konuşuyorum’ dedi. 2001 yılında kendilerini devlet olarak
görenler ve benimle devlet adına görüşenler bugün cezaevinde
yatıyorlar” dedi Öcalan.
Ergenekoncular Öcalan’dan ne istemişler?
Ergenekon’un
PKK’yi kendi amaçları için kullanmak istediği ve İmralı’daki bütün
görüşmelerin amacının bu olduğu anlaşılıyor. Nitekim Öcalan, “Bunlar
beni kandırmaya çalıştılar. Ama ben PKK’yi kullandırtmadım” diyor. Ama
Öcalan bir şey daha söylüyor. “PKK’nin içine sızmalar var” diyor.
Değişik dönemlerde PKK’nin içine Ergenekon ve benzeri örgütlerle
bağlantılı birtakım insanların sızdığını açıklıyor. Ergenekon savcısı
Zekeriya Öz’ün İmralı’ya gelip kendisiyle görüşmesini istiyor.
“Ergenekoncularla neler konuştum, onları açıklayacağım” diyor.
Öcalan Ergenekon davası için tanıklık mı yapmak istiyor?
Evet,
tanıklık yapmak istiyor. Ergenekon savcıları bu konuda ne yaptılar
bilmiyoruz. Ergenekoncuların Öcalan’la İmralı’da yaptıkları
görüşmelerin kayıtları vardır. Acaba savcılar bu metinleri istediler
mi, ya da istedilerse ulaşabildiler mi?
Kürtler hükümetin açılımından ümitli mi?
Kürtlerde
iyimser bir hava hâkim. Çünkü silahlı mücadelede bu ülke yolun sonuna
geldi. Türkiye’nin silahlı mücadelede deneyebileceği hiçbir yöntem
kalmadı. Sınırötesi harekâtlar, faili meçhul cinayetler denendi. Ayrıca
Türkiye’deki kamuoyu da sivil çözüm konusunda belli bir demokratik
olgunluğa ulaştı. AKP hükümetinin cesur adımlar atarak bu iyimser
havayı değerlendirmesi, çözümler getirmesi gerekiyor. Zaten son avukat
görüşmelerinde Öcalan, “Erdoğan adım atsın, ben üstüme düşen görevi
yaparım” diyor.
Kürt sorununun çözümü için Apo da 15 ağustosta bir yol haritası açıklayacak. Neler önermesini bekliyorsunuz?
Öcalan
silahların bırakılması için bir yol haritası çizecek. “Şunları devlet
yapsın, şunları PKK yapsın” diyecek. Aslında Öcalan bunları daha önce
önerdi. Öcalan avukat görüşmelerinde bugüne kadar her şeyi söyledi.
Söyleyeceği pek yeni bir şey yok. Söyleyebileceği tek yeni şey “Ben
silahı tamamen bıraktım” demektir. Onu da söylemeyecek. Silahların
bırakılması için şimdi eski söylediklerini tekrarlayacak büyük ölçüde.
Silahların bırakılması için Öcalan neler önerecek?
Devletle
PKK arasında ateşkes yapılmasını, demokratik bir anayasanın
hazırlanmasını, Hakikatleri Araştırma Komisyonu’nun kurulmasını, Kürtçe
eğitim hakkının tanınmasını, dağdan inenlere siyaset yapma özgürlüğünün
sağlanmasını, koruculuğun kaldırılmasını ve Âkil Adamlar Kurulu’nun
oluşturulmasını isteyecek. Ayrıca dağdakilerin inmesini kolaylaştıracak
bir yasal değişiklik önerecek ve bunun adına af demeyecek.
Hakikatleri Araştırma Komisyonu neyi araştıracak?
“Biz
niye dağa çıktık, niye silaha başvurduk, bunları araştırsınlar. Bize
karşı işlenen faili meçhul cinayetler, yapılan saldırılar ortaya
çıkarılsın, ne oldu ne bitti açıklansın” diyecek. Kendi örgüt içi
infazlarından tabii ki bahsetmeyecek. Öcalan dağdan inmek ve silahları
bırakmak için iki aşamalı bir plan önerebilir. İlk aşamada ‘silah
kullanmamak’ için koşullar öne sürebilir. İkinci aşamada da ‘silahları
tamamen bırakmak’ için ilave koşullar getirebilir. Bunun için
demokratik bir anayasa hazırlanmasını, vatandaşlık tanımının
değiştirilmesini isteyebilir. Ama Öcalan bu yol haritasını sunarken
evvela güçlerini sınır ötesine çekmeli ve artık silah kullanmayacağını
açıklamalı. Yol haritasına böyle başlamalı.
Apo’nun önerileri ya da direktifleri PKK’nın dağ kadrosu üstünde ne kadar etkili olacak?
Çok etkili oluyor.
PKK, Apo’nun bütün emirlerine uyar mı?
Genel
olarak emirlerine uyuyorlar. Ama bazen hayat, PKK’nin Apo’nun
emirlerine uymasına el vermiyor. Mesela geçmişte Öcalan, PKK’ye
Barzani’ye karşı mücadele etmesini önermişti. Bu, pratik olarak mümkün
değildi ve PKK o öneriye uyamadı.
Bir barış olması için iki
tarafın da bazı tavizler vermesi gerekecek. Tavizlerle ilgili olarak
iki kamuoyunda da hoşnutsuzluklar yaşanabilir. Apo’nun Kürt halkı
üstündeki etkisi tam olarak nedir?
DTP’nin aldığı oy
Apo’ya olan desteğin boyutunu büyük ölçüde ortaya koyuyor. DTP’ye oy
veren ve ona sempati duyan Kürtler için Apo, 1984 yılında silahlı bir
eylem başlatmış, belli ölçülerde devlete karşı savaşmış ve bu savaşı
bugüne kadar sürdürmüş bir liderdir. Ve Öcalan’a bağlı olan kesim,
gerçek anlamda ona bağlıdır. Mesela bölgede herhangi bir Kürt şehrine
gidin ve orada 25 yaşındaki PKK’li bir genç kızın DTP içindeki gücünü
görün! Bu Kürt kızının Öcalan’dan ötürü büyük bir gücü vardır. Çünkü o,
Öcalan’ın sadık kitlesidir. Öcalan’ı destekleyen daha çok kadınlar ve
gençlerdir. Demek ki Öcalan kadınlara ve gençlere daha iyi hitap
ediyor. ,
PKK dışındaki diğer Kürt liderler Apo’nun önerilerini destekler mi?
Eğer
önerileri gerçekçi olursa, diğer Kürtler de onu destekler. 15 ağustosta
açıklayacağı yol haritasında, bundan böyle silah kullanmayacaklarına
dair bir açıklama yaparsa büyük destek görür. Öcalan 1999’da silahlı
eylemlere son verme çağrısı yapmış ve silahlı birliklerini Türkiye
dışına çıkarmıştı. Ama hükümet hiç adım atmamış ve bu çatışmasızlık
hali ancak 2004 yılına kadar sürebilmişti. Eğer Öcalan bu adımı tekrar
atarsa, bu kez farklı sonuç verir.
Nasıl bir sonuç verir?
Hükümet de adımlar atar. Çünkü bugün kamuoyu Kürt meselesinin barışçı çözümünü istiyor.
PKK’lılar hangi şartlarla dağdan inerler?
Genel
af yapmak şart. Bir de Öcalan’ı ikna etmek lazım. Öcalan her seferinde
“önemli olan benim özgürlüğüm değil, önemli olan halkın özgürlüğü”
diyor ve dağdan inmenin şartı olarak kendisinin serbest bırakılmasını
şart olarak öne sürmüyor. Çünkü kendisinin dışarı çıkarılmasıyla ilgili
koşulların henüz olgunlaşmadığını biliyor. Öcalan, ortam yumuşadıkça,
barışçı adımlarla çözüm süreci ilerledikçe kendi özgürlüğünün, hapisten
çıkarılmasının gündeme geleceğini biliyor. Öcalan, hapisten çıkarılma
tarihini öne çekmek için barışı hızlandırmak istiyor. Bence Öcalan’ın
kafasından serbest bırakılmak ve rahatça siyaset yapmak geçiyor. Bir
gün bu olacak.
Ne olacak?
Öcalan serbest
bırakılacak. Biz onu cezaevine dün girmiş kabul ediyoruz ama o, on
buçuk yıldır ağır şartlarda içeride. Cezaysa cezasını çekiyor. Beş yıl
sonra Türkiye’de koşullar farklı olacak. O zaman Öcalan’ı salmak
gündeme gelebilir. Bu konu, gündeme gelecektir de... O zaman kendi
kurdurduğu DTP’nin başına mı geçer, başka bir parti mi kurar,
parlamentoya mı girer şu anda kestirmek güç.
Ankara Öcalan’la görüşmeden tek taraflı olarak çok iyi koşullarda bir genel af ilan etse, PKK’lılar dağdan inmezler mi?
Öcalan’ın
tutumuna bakarlar. Öcalan “bu iyi bir adım” derse inerler. Demezse,
inmezler. Öcalan’ı ve PKK’yı dikkate almadan sorun çözülemez. Nitekim
Erdoğan’ın Kürt açılımı yapılacağını söylemesi, Öcalan’ı dikkate aldığı
anlamına geliyor. Şu anda Öcalan ve AKP, Kürt meselesinin çözümü için
kendi yol haritalarını hazırlıyorlar. Aslında AKP’nin Kürt açılımı
girişimi, Öcalan’a bir cevaptır. Tayyip Erdoğan, Kürt açılımı lafıyla,
Öcalan’la bir diyalog başlatmış oldu. Çünkü Başbakan bu açılımla
aslında Öcalan’a, “bizim görüşümüz budur” diyor. Sonra Öcalan da bu
açılımın kendisini tatmin edip etmediğini açıklayacak zaten. Aslında şu
da var. İkisinin de kaygıları aynı.
Neden kaygılanıyorlar?
İkisi
de oylarını arttırma peşindeler. Çünkü ikisi de Kürtlerin savaşın
bitmesini istediğinin, iki yıl sonraki seçimlerde savaşa değil, barışa
oy vereceğinin farkındalar. AKP ve Öcalan şimdiden seçimlere
hazırlanıyorlar. Seçim sürecine ve yarışına aynı anda girdiler. Kim
çözüme daha çok katkıda bulunursa, seçimlerde Kürtlerin oyunu onun
alacağını biliyorlar. Kürt sorununu çözen bir AKP seçimlerde uçar.
PKK’ya dönersek... Dağda kalmak için direnen kadrolar çıkar mı?
Yorgun
düştüler onlar da. Çoğunluk dağda kalmak için direnmez. Sadece küçük
bir fanatik kesim direnebilir. Ama af, sadece yasa çıkarıp ‘dağdan
indiğinde seni hapse atmayacağım’ demek de değildir. Dağdan ineceklerin
günlük hayatlarını sürdürmeleri için, onlara güvenli yaşam koşullarını
hazırlamak, iş bulmak, siyasete girme imkânını da sağlamak gerekir.
Kürt sorunu dağdakilere af çıkarmadan çözülemez ama sadece dağdakilere
af çıkararak da çözülmez. Başka adımlar atılmazsa bizi başka tehlikeler
bekler.
Ne gibi tehlikeler bekler?
1985’lerden
beri, özellikle de 1990’larda yüz binlerce insan yerlerinden
yurtlarından edildi, üç binden fazla köy boşaltıldı. Bu insanlar, büyük
kentlere göç ettiler. Kimlikleri nedeniyle baskı gördüler, işsiz,
evsiz, topraksız, mesleksiz ve eğitimsiz kaldılar. Bunların çocukları o
çaresiz ve yoksul aile ortamlarında büyüdü. Bunlar, hınçlıdırlar,
kinlidirler. Bu insanlar gösterilerde yakıp yıkıyorlar, banka
şubelerini, büyük mağazaları yerle bir ediyorlar. Böyle bir kitle her
geçen gün büyüyor. Eğer Kürt meselesinin çözümü için gerekli reformlar
yapılmazsa, bu kitle kendi radikal siyasetini kurar. O zaman da bu
devlet bugünkü PKK’yi ve Öcalan’ı mumla arar. Savaş ve şiddet sadece
dağda değil şehirlerde de yaşanır. Görmek gerekir. Kürt meselesinin bir
yanı etnik kimlik meselesiyse, bir yanı da ekonomiktir. Bu insanların,
meslek ve iş sahibi yapılarak üretim sürecine katılmaları gerekiyor.
Türkiye,
demokrasiyi yerleştirmek için çok önemli bir aşamadan geçiyor.
Ergenekon çetesi ve darbe girişimleri yargı önüne getiriliyor.
Güneydoğu’da geçmişte işlenen suçlar ortaya çıkarılıyor. Bu gelişmeleri
Kürt halkı nasıl değerlendiriyor?
Kürtler fazlasıyla
politik bir toplumdur. Siyasetle çok ilgilenirler. Çünkü Kürt
meselesinin ancak siyasi yoldan çözülebileceğini, diğer siyasi
sorunların Kürt meselesiyle yakından ilgili olduğunu bilirler. Mesela
askerin siyasete karışmasının, Kürt meselesinin demokratik yoldan
çözümünü engellediğini, silahlı mücadeleyi ve Ergenekon gibi hukuk dışı
yapılanmaları arttırdığını biliyorlar.
Ergenekon’dan Kürtler de çıkmıyor mu?
Daha
da çıkabilir. Kürtlerin önemli bir kesimi barışçı çözümden yanadır ama
çıkarını savaşta gören ve Ergenekon yapılanmasının içinde yer alan
Ergenekoncu Kürtler de vardır tabii. İleride bunlar da deşifre
olacaklar. Ergenekon savcıları doğru olanı yaptılar ve Ergenekon
soruşturmasını Fırat’ın doğusunda değil batısında başlattılar. Çünkü
Ergenekon’un beyni batıdadır. Şimdi operasyon merkezden doğuya doğru
gidiyor. Cizre’de kuyular açılıyor. Cizre’nin eski belediye başkanı ve
bir albay tutuklanıyor. Ergenekon soruşturması ve davası derinleştikçe
Fırat’ın doğusundaki Ergenekon da ortaya çıkacak. Bu Ergenekon’un
içinde ne kadar Kürt var bunlar da öğrenilecek.
Barıştan sonra DTP’nin siyasi gücü ne olur?
Şu
anda bir saflaşma var. Kürt siyasi hareketi donmuş durumda. Barıştan
sonra ortam yumuşayacağı için farklı siyasi eğilimler ortaya
çıkabilecek ve siyasette rekabet artacak. Böylece DTP’nin rakipleri
olacak. Şu andaki durum farklı siyasetlerin güçlenmesini engelliyor.
Oysa Kürtler de heterojen bir toplum. Onların da farklı görüşleri ve
siyasi eğilimleri var. Mesela Irak Kürdistanı’nda da iki parti vardı.
Ortam yumuşadıkça siyasi partilerin sayısı arttı. Nitekim önceki gün
yapılan seçimlerde değişim isteyenlerin oyu arttı.
- 21.07.2009 - Zülfü Dicleli: ‘Şimdi İslamcı kesim bölünecek’
- 20.07.2009 - Zülfü Dicleli: ‘Sol hep din düşmanı oldu’
- 13.07.2009 - Ali Bayramoğlu: ‘Asker kışlaya doğru çekiliyor’
- 06.07.2009 - Esat Canan: ‘Bu askerî suçsa, Büyükanıt yargılansın’
- 30.06.2009 - Suavi Aydın: ‘Parlamento askerlik süresini sormalı’
- 29.06.2009 - Suavi Aydın: ‘TSK en fazla generali olan ülke’
- 16.06.2009 - Hüseyin Ergün: ‘Darbelerde solun rolü fecidir’
- 15.06.2009 - Hüseyin Ergün: ‘Şimdiki ırkçılık ‘esnaf ırkçılığı’
- 08.06.2009 - Mehmet Sepil: ‘Iraklı Kürtler Türkçe öğreniyor’
- 01.06.2009 - Kemal H. Karpat: ‘Demokrasi olsaydı, şeriat gelmezdi’
- 25.05.2009 - Fazıl Hüsnü Erdem: ‘Gül, Kürt hamlesiyle çizgiyi aştı’
- 19.05.2009 - Sedat Laçiner: ‘Paşa’nın etrafında niye çok Rus var’
- 18.05.2009 - Sedat Laçiner: ‘Boru hatları olan ülke bölünmez’
- 11.05.2009 - Mazhar Bağlı: ‘Katliamcı katillere söz mü verildi’
- 27.04.2009 - Ahmet Türk: ‘Operasyon konferansı engellemez’
- Tüm yazıları


laleler günü 1 mayıs









download 200 MB oldu







GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.














