Türkiye'nin bugün demokratik
bir toplum olduğunu söylemek, demokratik
bir siyasi kültüre sahip bir toplum olduğunu
söylemek mümkün değildir.
AKP'nin ikili yapısı
Murat Belge 04/05/2008 (2062 kişi okudu) AKP'nin 1 Mayıs karşısında takındığı tavır, en üstte verilen kararın yarattığı rüzgârın tabanda, hastane kapısına gaz bombası atan polisin katına ulaştığı zaman büründüğü biçim, daha epey tartışılacak herhalde. AKP'nin, muhatap TSK olmadığı zamanlarda, yani 'baş'la 'ayak' arasında bir yerlerden kendine eleştiri geldiğinde, inatçı bir üslup benimseme alışkanlığı da var.
Şimdi bu süreç
karşısında da böyle bir tepki gösterebilirler, bu da kendileri için pek
olumlu olmaz, ama kararı kendileri verecekler.
Tam tersine, bundan başka bir şey beklemenin herhangi bir somut dayanağı olamaz. Bu parti, kendi içindeki dinamiklerden çok kendi dışındaki koşulların dizilimi yüzünden siyasi yelpazenin 'demokrasi' tarafında yer ve rol almaya itiliyor. Onun için de, somut olaylar karşısında böyle yalpalamasını doğal karşılamak gerekiyor.
Nihai yönünün demokratikleşmeye doğru olmasında en önemli etken de, iyi kötü bir parlamentarizm geleneğine sahip olması, birçok kere iktidarını oyla seçebilmiş, hatta birkaç sefer iktidarı oyla uzaklaştırmış olmasıdır.
Ya da, şu dönemin daha 'sıcak' konusu, İslam ülkelerine bakalım. Demokrasi bakımından Türkiye kıyaslanamayacak kadar ileridedir.
MSP ile RP arasında İslamcı siyasi hareket, dünyanın başka Müslüman, özellikle Arap ülkelerinde görmeye alışık olduğumuz siyasi hareketlerden pek farklı değildi; hatta çok zaman onları taklit etmeye çalıştığı da söylenebilir.
Yaygın kanı, özellikle 28 Şubat gibi olaylarla, laik bürokrasinin (öncelikle TSK tabii) bu çizginin radikalizmini törpülediği yolunda. Oysa bu doğru değil. Örneğin MSP'nin küllerinden doğan Refah çok daha radikal olmuştu. Bir 'törpüleyen' varsa, o bürokrasi falan değil, halk, toplumun kendisi. Türkiye'de halk, siyasi alışkanlıkları, bunun yanında yaşama üslubuyla, 'radikal İslamcı' diye niteleyeceğimiz bir siyasi akımı başının üstünde taşımaya hazır değil.
dünyanın geleceğine anlamlı bir katkısı olabilecek bir toplum haline getiriyor (komplo odaklarının 'ılımlı İslam' diye çarpıttıkları şey değil bu).
Ama bir kesim var ki, böyle bir olumlu gelişmeyi durdurmak için her şeyi yapmaya hazır.
|



EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu
AKP'nin ikili yapısı
