Mumbai 11 Eylül’ü yaşıyor
29 11 2008
11 Eylül’ünü yaşayan Hindistan doğal olarak öfkeli. Fakat Pakistan’la yeni başlayan yakınlaşmanın engellenmesine izin verilmemeli
Mumbai’deki
saldırıların boyutu Madrid’le Londra bombalamaları kadar korkunçtu ve
aynı soğukkanlılıkla düzenlendiler. Bu, Hindistan’ın 11 Eylül’üydü.
Hindistan’ın daha önceden yaşadığı sivillere karşı toplu saldırılardan
-parlamentosuna, trenlerine ve kalabalık pazar yerlerine
düzenlenenlerden- farklıydı. Saldırganlar bir ana gemiden çıkan komando
botlarıyla geldi: Amerikalıları, Britanyalıları ve Yahudileri hedef
almadan önce kalabalık bir tren istasyonunda ve hastanede her yere ateş
ettiler. Askeri tarzda bir planlama, ülkenin en zengin kentinin en
gösterişli noktalarını kan gölüne çevirmek için tasarlanmış bir
operasyona dönüşmüştü.
Hintliler dün öfkelenmek için her türlü hakka sahipti ve ilk tepki Pakistan’ı suçlamak oldu.
Başbakan Manmohan Singh saldırganların ‘dış bağlantıları’ olduğunu
söyledi. Bu barbarca saldırıyı her kim planladıysa, bu yüzyılın
güvenlik konusundaki merkezi meydan okumasını acımasızca açık etti:
Zayıf devletler veya onların topraklarından faaliyet gösteren devlet
dışı gruplar, güçlü devletlerden daha büyük güvenlik riskleri yaratır
hale geldi.
Saldırganlar Pakistan’dan gelmiş olsa da olmasa da, Mumbai’daki katliam
hızla bölgesel sonuçlar yaratabilir. Pakistan Devlet Başkanı Asıf Ali
Zerdari iktidara gelmesinden sadece bir ay sonra, Hindistan’la 2004’te
başlayan barış sürecini harekete geçirmek için önemli -ve bazılarının
riskli olduğunu düşündüğü- çabalar harcadı. Zerdari Hindistan’ın
‘hiçbir zaman tehdit olmadığını’ söyledi ve Keşmir’deki İslamcı
militanları terörist diye niteledi. Bu sözler Hindistan’da hevesle
karşılandığı kadar, Pakistan ordusu içinden adı verilmeyen kaynaklarca
kınandı. Pakistan ordusu, üç savaştan ve 60 yıllık düşmanlıktan sonra
Hindistan’dan korunmayı temel ihtiyaç olarak görüyor. Zerdari, ulusunun
karşı karşıya bulunduğu ana tehditle, yani aşiret bölgelerindeki
militanlarla mücadele edebilmek için Hindistan’la barış aramakta
haklıydı. Fakat İslamcı militanların, iki nükleer güç arasındaki
yumuşama sürecini baltalamak için Hindistan’a karşı bir saldırıyı nasıl
kullanabileceğini görmek zor değil - Keşmir’deki seçimlerin ilk iki
aşaması barışçıl geçiyor gibi görünürken, daha da çok sebepleri var.
Amerikan Ulusal İstihbarat Konseyi’nin kısa süre önce yayımladığı bir
raporun da açıkça belirttiği gibi, küresel mücahitlerin geleceği uzun
vadede parlak değil. Rapor, Kaide’nin zayıflıklarının (küresel
halifelik kurmak yönündeki ulaşılamaz amacı, kapsamlı destek alamaması,
Müslümanları öldürmek gibi kendi kendine zarar veren adımları) kısa
süre içinde düşüşe geçmesine yol açabileceğini belirtiyor. Fakat bu
uzun vadeli bir hesap. Hindistan’ın kısa vadeli göreviyse, tehdide
karşı etkili biçimde harekete geçerken iç tepkileri de kontrol etmek.
Özellikle de seçim yaklaşırken, Hindu köktenciler tepki verecektir.
Sivillerin katledilmesiyle doğal olarak sarsılan Hindistan, Pakistan’la
yumuşama sürecinin rayından çıkmasına izin vermemeli; zira militanların
istediği tam da bu. İki hükümet diplomatik yumuşama sürecinde
kalabilmek için şartları zorlamalı. Hindistan militanların iadesini
istiyor. Pakistan militanların Hindistan’da yargı önüne çıkarılmasına
izin verirse, birbirlerine nükleer silah doğrultmuş iki ülke arasında
normalleşme yolunda önemli bir adım atılır. Sonraki adımsa, nükleer
cephanelikten kurtulmak. (Başyazı, 28 Kasım 2008)


laleler günü 1 mayıs









download 200 MB oldu







GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.














