Lider Özkan’ın şoklatan satışı
| 15/05/2008 |
Büyük ‘ulusalcı’ (bu kelimeyi daha fazla mundar etmeden ‘yerelci’ hatta ‘yerel’e geçsek?) ‘solcu’ ‘muhalif’ Kanaltürk Partisi’nin Başkanı, feci etkileyici hatip Tuncay Özkan partisini, pardon kanalını sattı, biliyorsunuz.
Umutlarını, Bu Muhalif Hareket’e bağlayan BizKaçkişiyizKomcular çokçok
şoklanmışlar, Liderleri (şimdi satılmış) kanallarına çıkıp kâh ağlayıp
kâh
bağırarak, kâh küfredip kâh sızlayarak, nasıl mecbur kaldığını satmaya saçıklamadan önce,
“Siz de mi bu halka YALAN söylediniz?”
“Lütfen satmadığınızı, YALAN olduğunu söyleyin”
yollu mesajlar uçuşmuş Bizkaçözgecanız’da.
YALAN ha? Tuncay Özkan ha?
Her neyse: sonra Bizkaçkişiyiznok-
tafanfinfon’dan bi açıklama yapılmış “Kanaltürk’le âlâkamız yoktur. Olmamıştır. Olmayacaktır” yollu da-
ortam (bi nevi) rahatlamış.
Bu Müthiş Muhalif Halk Hareketi Özkan Liderliğinde, kanalsız da devam
edecek-miş yani.
İlk şoklanmanın ardından çabucak esiveren Teselli Meltemleri!
Biliyorsunuz Doğan Grubu’ndayken Aydın Doğan’a ‘baba, babacığım’
demekten helak olan Tuncay Özkan, Mesut Yılmaz Askılığı’nın mükâfatı
olarak Şov Haber’in başına geçirildiğinde aldığı 3-5 milyon dolar
transfer parasını, Milli Rulet Masası’nda doğru noktaya yerleştirerek
25 MİLYON DOLAR değerindeki muhalif mi keskin, kanalını yarattı.
25 milyon dolar’a sattığı söyleniyor kanalını; ama tam belli değil.
Zira ulusal kanal olma hakkını mahkeme kararıyla tekrar kazanırsa bi 5
milyon dolar(cık) daha alacakmış Akanİpek Grubu’ndan.
Vatan’dan Mustafa Mutlu’ya “Zaten borçlarının 24 milyon dolar
tuttuğunu” söylemiş. Ki, piyasada borçlarının 7 milyon dolar olduğu
rivayetleniyormuş Özkan’ın.
NE borçlarının TAM ne kadar tuttuğu belil Özkan’ın, ne de bu ballı satıştan cebinde NE kadar kalacağı.
Ama NE kadar kaldığının/kalacağının hiçbir önemi yok. Zira: hay’dan
gelen huy’a gidecek. Liderlik Yarışı’nda ipi göğüslemesine ramak kalmış
olduğuna inanan Özkan, kasaba kasaba ova yamaç dağ tepe dolaşarak Ne
Şirin Anadolu’yu, siyasi mücadelesine Full Front atılacak.
En nihayet.
Sandviç ve ayran’a, döner-ekmek ve otobüs mazotuna gidecek paraların miktarını TAM öğrenemeyeceğiz yani Özkan’dan.
Aynen: Cumhuriyet Partisi’nden aldığı 13 belgeselin ederi olan miktarın
üç buçuk trilyon mu, dört trilyon mu, yoksa beş trilyon mu olduğunu asla öğrenememiş olmamız gibi.
“Şırılpırıltı Avize Sanayi A.Ş. Kuruluşu: 1963” filan olan bir aile
şirketine Kastamonu’daki videocunun çektiği/çekebileceği bir ‘belgesel’
niteliğindeymiş
bu milyonlarca dolar ‘değerindeki’ çalışma da.
CHP gün yüzüne çıkarmadı.
Göstermedi. Utandı.
Ama elinde 3 kâğıtla, ‘belgeselin’ yapımından epey zaman sonra
kesilmiş, Tuncay Özkan’ı yine basbas bağırırken izleme zevkine eriştim
kendi kanalının anahaberlerinde. Mesela.
“Sor bak, Emre; halkımız bunlar açıklansın istiyor!” diye azarlıyor.
Emre (Kanaltürk’teki bahtsız spiker çocuk) elli dokuzuncu kez sorar
gibi yapıyor Özkan’ın elinde salladığı YAŞAM Avcılık ve Sigortacılık
mıdır nedir, işte Kanaltürk’ün esas sahibi görünen şirketten kesilmiş
görünen faturaların ehemmiyetinin önemini.
Ara ara Kanaltürk’te yakalamak belgesel niyetine oluyordu Özkan’ı.
Alt dişlerini göstere göstere bir bağırma anları var. Milli Eğitim
Bakanı’ndan Başbakan’a sürekli herkese ‘KÖPEK! ALÇAK!’ diye
küfrediyordu.
Hayvanlar Âlemi’nden 1 metafora bunca sardırmış bulunan Özkan, Kemal
Kerinçsiz’de de olduğu üzre, alt dişler gözüke gözüke bağırırken, daha
ziyade ‘sırtlan’ tabir edilen bir vahşi doğa yaratığı insanın aklına
düşüyor, oysa.
Sonra ‘delege’ olarak sızamadığı CHP Kurultayı’na ‘Frigocu Çocuk’
kimliğiyle, pardon Kanaltürk Naklen Yayıncısı kimliğiyle sızdığında da-
Aynı lafı yüz otuz üç kere çevire evire söyleme huyuyla, hem Baykal’ın
‘Yeniden Başkan’lığını çok kutlar edalardaydı; hem de habire ‘Süpermen
yükselir yerden. Halka döner ve bir şeyler söyler’ lafına bağlamıştı.
Süpermen yerden yükseldi. Halka döndü ve NE söyleyecek şimdi? Özkan’ın
takıldığı yerden devam edersek, Baykal’ın söyleyecek laga luga’dan
başka hiçbir şeyi olmadığını biliyoruz.
Babacı Özkan da bunu ‘hissediyor’, ve kendinin söyleyecek pek çok şeyi
varmış, ağzında ne kadar çok tükrük köpürtürse o kadar duygulanmış,
taşmış sabırsızlıktan, isyanlardan sanrısıyla-
Özkan, 25 milyon dolarlık yükseldi şimdi. Vergi, sigorta, maaş vs.
borçlar temizlenince; yerden NE kadar yükselip Esas Hakiki Süpermen
olarak ‘EuroKanaltürk’ isimli elde kalan kanalından da saydırarak, NE
müthiş laflar etmeye devam edecek göreceğiz şimdi.
Halka. Halkına. Halka halka.


EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu