www.blogmedya.deriz.biz
http://ssorulmayansorular.bloggum.com
sıksorulmayansorular sorar ya siz
ayrılmayın
böyle
ayrılık
olmaz
Latin Amerika ABD ablukasında
ABD, üs edindiği
Kolombiya üzerinden Latin Amerika demokrasisine karşı gizli bir savaş
açtı. İmtiyazlı grupların kontrolünü yeniden tesis etmek isteyen
savaşın ana hedefi de samimi politikalar güden bir sosyal demokrasi
kurmaya çalışıp yoksullara özgüven aşılayan Chavez
02/05/2008 (418 kişi okudu)
John Pılger
Dünyanın
hâkim gücü Irak fethi ve İran'a karşı yürüttüğü kampanyanın yol açtığı
gürültü ve kargaşanın ötesinde, bir başka kıtaya yönelik büyük oranda
gizli bir savaş sürdürüyor: Latin Amerika. Washington maşalar
kullanarak, kendisine orta sınıf diyen imtiyazlı bir grubun kontrolünü
yeniden tesis etmeyi hedefliyor. Kolombiya'daki psikopat rejimin ve
mafyanın işlediği katliamları ve yürüttüğü uyuşturucu ticaretinin
suçunu başkalarının üzerine yıkmaya çalışırken, Venezüella, Ekvador ve
Bolivya'daki reform hükümetleri sayesinde Latin Amerika'nın yoksul
çoğunluğunda yeşeren umutları tüketmek istiyor.
Chavez IMF'yi kıtadan kovdu
Kolombiya'da başlıca savaş alanı, yani savaşın sınıf niteliği
Kolombiya Silahlı Devrimci Güçleri (FARC) gerillalarınca çarpıtılıyor.
Bu örgütün de adam kaçırma eylemleri ve uyuşturucu ticaretine
başvurması, kıtanın efsanevi isyan tarihini şu an Bush rejiminin
ilkel-faşizmine karşı çıkmakla bağdaştıranlara kara çalmak yönünde bir
araç hizmeti görüyor.
Venezüella Devlet Başkanı Chavez ABD Afganistan'ı bombalayıp
binlerce sivilin ölümüne yol açtığında, "Terörle mücadele yolu terör
olamaz" demişti. Bu sözlerinden sonra hedef tahtasına kondu. Ancak
bütün anketler onun insanlığın çoğunluğunun duygularına tercüman
olduğunu gösteriyordu; insanlar 'terörle savaş'ın hâkimiyet için
başlatılan bir haçlı seferi olduğunun farkındaydı. Ulusal liderler
arasında Bush'a karşı duran neredeyse tek isim olan Chavez düşman,
ABD'den bağımsız ve işleyen sosyal demokrasi planlarıysa Washington'ın
Latin Amerika'daki egemenliğine tehdit ilan edildi. Latin Amerika
uzmanı James Petras şunları yazıyordu: "Daha da kötüsü, Chavez'in
milliyetçi politikaları, kitlesel isyanların, halk ayaklanmalarının ve
ABD yanlısı kukla muktedirlerin (Arjantin, Ekvador ve Bolivya'da)
devrilmesinin değişmez manşetler olduğu bir dönemde (2000-2003
arasında) Latin Amerika'da bir alternatifi temsil ediyordu."
Bu alternatifin, yoksulluğun da imtiyazların da muazzam boyutlar
kazandığı ülkelerde 'orta sınıf' tarafından algılanma şeklinin içerdiği
tehdidi küçümsemek mümkün değil. Petras'a göre, bu kesimin 'acımasız
bir diktatörce yönetildiklerine dair gülünç fantazileri', Güney
Afrika'daki apartheid rejimini destekleyen beyazların paranoyalarından
farksız. Venezüella'da da dizginsiz ve vahşi bir ırkçılık var.
Yoksullar yok sayılıyor. Özel televizyonlarda, melez olan Chavez'e
'maymun' diye hakaret edilmediği gün geçmiyor. Bu aklını yitirmiş kin
sadece korunaklı yaşayan süper zenginlerden değil, onların yanında saf
tutan yöneticilik, gazetecilik, halkla ilişkiler, sanat, eğitim ve
diğer alanlarda çalışan Amerikan hayranı orta sınıf mensuplarından da
geliyor. Gazeteciler bu açıdan kilit rol oynuyor -2002'de Chavez'i
devirmeyi başaramayanlrdan biri şu itirafta bulunuyordu: "Medya bizim
gizli silahımızdı."
Bu kişilerin çoğu kendilerini liberal sayıyor. Chavez 1998'de ilk
kez seçildiğinde, ülke tipik bir Latin Amerika tiranlığı değil,
seçkinlerin kendileri için yürüttüğü, belli özgürlüklere sahip liberal
bir demokrasiydi. Bu kesim petrol gelirini yağmalıyor, görünmez
milyonlara kırıntı vermiyordu. Onlar için halk egemenliği nefret
edilecek bir şeydi ve hâlâ da öyle.
Latin Amerika'da demokrasiye karşı yürütülen savaşın ön
cephesinde Kolombiya var ve başlıca hedefi Chavez. Chavez'in ilk
işlerinden biri OPEC'i diriltmek ve petrol fiyatlarını rekor düzeylere
çıkarmaktı. Karayipler ve orta Amerika'daki en yoksul ülkeler için
petrol fiyatını indirdi ve Venezüella'nın yeni petrol zenginliğini borç
ödemek için kullandı. Böylece kıtaya hükmeden IMF'yi kovdu. Yoksulluğu
yarı yarıya azalttı -gayrı safi milli hasılaysa çarpıcı biçimde arttı.
Hepsinin ötesinde yoksullara hayatlarının düzeleceğine dair özgüven
aşıladı.
İronik olan şu ki, Castro'dan farklı olarak, Chavez zenginlere
karşı gerçek tehdit oluşturmadı; hatta onun başkanlığında daha da
zenginleştiler. Chavez'in gösterdiği şey, samimi politikalar güden,
neo-liberalizm'in aşırılıklarına prim vermeyen bir sosyal demokrasinin
gelişebilip yoksullara ulaşabileceğiydi. Geçen yılki anayasa
referandumunda sandığa gitmeyen sıradan Venezüellalılar işte bu
'ılımlı' sosyal demokrasiyi protesto ediyordu; onlara göre yozlaşmış
bürokratlar yerlerinde dururken ve lağımlar taşarken bu sosyal
demokrasi yeterli gelmiyordu.
ABD Venezüella'nın sınır komşusu Kolombiya'yı kıtanın İsrail'i
yapmış durumda. 'Plan Kolombiya' uyarınca, dünyadaki en cani
insanlardan bir kısmı 6 milyar dolarlık silaha, uçağa, özel kuvvete,
paralı askere ve lojistiğe boğuldu. Bu insanlar, Pinochet'nin ve Latin
Amerika'da terör estiren diğer cuntaların mirasçısı; emirlerindeki
gestapoların çoğu Amerikalar Okulu'nda eğitildi. O okulun eski bir
öğretmeni bana, "Onlara sadece nasıl işkence edeceklerini değil, nasıl
cinayet işleyeceklerini, yok edeceklerini öğretiyorduk" demişti.
1996-2006 arasındaki 31 bin 656 yargısız infaz ve kaybedilme vakasına
dair bir çalışmada Kolombiya Hukukçular Komisyonu bunların yüzde
46'sının sağcı ölüm timleri, yüzde 14'ününse FARC gerillalarınca
öldürüldüğünü ortaya koydu. Ülke içinde mülteci konumuna düşen 3 milyon
insanın çoğunun yerinden yurdundan edilmesinin sorumlusu
paramilislerdi. Bu felaket Plan Kolombiya'nın sözüm ona 'uyuşturucuyla
mücadele'sinin bir ürünü; asıl amaç FARC'ı yok etmek. Şimdi bu plana
halk demokrasilerine, başta da Venezüella'ya karşı yıpratma savaşı da
eklendi.
Amerikan özel kuvvetleri Kolombiya ordusuna Venezüella'ya
girmeleri, komşu ülke vatandaşlarını kaçırmaları ve paramilisleri
halkın arasına sokmaları, böylece Venezüella güçlerinin sadakatini
sınamaları 'tavsiyesi'nde bulunuyor. CIA'in 1980'lerde Honduras'ta
uyguladığı ve Nikaragua'daki reformcu hükümeti deviren Kontra harekâtı
model alınıyor. FARC'ın yenilgisi, kılpayı anayasa referandumu
zaferiyle canlanan Venezüella seçkinleri kasımdaki seçimde tabanını
genişletirse Venezüella'ya yönelik topyekün bir saldırının girizgâhı
sayılıyor.
Uribe Kolombiya'nın Pinochet'si
Uribe, Kolombiya'nın Pinochet'si ve ABD'nin adamı. 1991'de
açıklanan bir ABD İstihbarat raporu, o dönem senatör olan Uribe'nin
'Medellin karteline çalıştığını' ve kartelin uyuşturucu baronu
Escobar'ın 'yakın dostu' olduğunu ortaya koydu. Uribe'ye yakın 62
siyasi paramilislerle yakın işbirliği gerekçesiyle soruşturuldu. Uribe
iktidarının bir özelliği de, şaibeli ilişkilerine ışık tutan
gazetecilerin başına gelenler. Geçen yıl önde gelen dört gazeteci,
Uribe'yi eleştirdikten sonra ölüm tehdidi aldı. 2002'den beri en az 31
gazeteci suikasta uğradı. Uribe'nin bir başka alışkanlığı sendikaları
ve insan hakları savunucularını 'FARC işbirlikçisi' diye karalamak. Bu
onları hedef haline getiriyor.
Uribe, Blair'in övgülerine de mazhar olmuştu; Britanya'nın Latin
Amerika'da geçmişten beri oynadığı büyük ölçüde gizli rolü yansıtıyordu
bu. Ölüm timleriyle kucak kucağa çalışan Kolombiya ordusuna verilen
'karşı-isyan desteği', cinayetlerle suçlanan SAS birliklerinin
eğitimini de kapsıyordu. 8 Mart'ta Britanya Dışişleri yetkilileri,
güney İngiltere'deki Wilton Park konferans salonundaki bir 'karşı isyan
semineri'ne Kolombiyalı yetkilileri davet etti. Dışişleri'nin, akıl
hocalığı yaptığı katillerle bu kadar aleni ve utanmaz biçimde poz
vermesi pek nadir görülür.
Batı medyasının rolü de önceki örnekleri takip ediyor;
Yugoslavya'nın parçalanmasına ve Irak'ın kitle imha silahlarına dair
yalanların itibar kazanmasına giden yolu açtıkları gibi. Venezüella'ya
yönelik bir saldırının taşlarını döşeme kampanyası da, benzer yalan ve
karalamaların tekrarlanmasıyla sürdürülüyor.
Batı basını da iştirak ediyor
3 Şubat'ta The Observer iki sayfasını Chavez'in Kolombiya kaynaklı
uyuşturucu ticaretiyle suç ortaklığı yaptığı iddialarına ayırdı.
Saddam'ı Kaide'yle bağlantılandırmakta sicili hayli kirli olan gazete,
"Chavez'in Avrupa'ya kokain sokulmasında parmağı olduğu ortaya çıktı"
başlığını atıyordu. Suçlama temelsizdi; dedikodulardan başka şey yoktu.
Kaynak verilmiyordu. Tersine, muhabir bile haberin pespayeliğini açık
ediyordu: "Hiçbir kaynak, Chavez'i Kolombiya'daki uyuşturucu işiyle
doğrudan bağlantısı olmakla kişisel olarak suçlamadı." Gerçek başka: BM
Uyuşturucu ve Suçla Mücadele Dairesi Venezüella'nın uyuşturucuyla
uluslararası mücadelede tam işbirliği yaptığını ve 2005'te en fazla
kokain yakalayan üçüncü ülke olduğunu rapor ediyor. Hatta Britanya
Dışişleri Bakanı Howells, 'Caracas'ın muazzam işbirliği'nden dem
vuruyor.
Bu yalanların arkasında ölümcül bir amaç var. 10 Mart'ta Bush
yönetimi Venezüella'daki halk demokrasisini 'terörist devletler'
listesine, Kuzey Kore, Suriye, Küba, Sudan gibi ülkelerin yanına ilave
etme sürecini başlattığını açıkladı. O listenin bir başka mensubu, yani
İran, şu an dünyanın başta gelen terörist devletinin saldırısını
bekliyor.
(Britanya'da yayımlanan haftalık dergi, 24 Nisan 2008)