İstanbul'daki 1 Mayıs
"POLİSİN SERT DAVRANMASININ İZAHI GEREKİYOR"
ANKARA
-
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, İstanbul'da dün yaşanan olaylarda polisin, işin başlangıcında bu şekilde sert
davranmasının; polis, emniyet, güvenlik açısından, mülki amirler tarafından bir izahının gerektiğini söyledi.
Çelik, TBMM'de, İstanbul'da dün yaşanan 1 Mayıs olaylarına ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtladı.
''Turistler coplandı, hastaneye gaz bombaları atıldı.
Bunlardan rahatsızlık duydunuz mu?'' sorusuna Çelik, ''70 milyon nasıl
rahatsızlık duyduysa, biz de rahatsızlık duyduk. Olumsuz görüntülere, kim olumlu bakabilir''
karşılığını verdi.
Çelik, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın defalarca ikaz ettiğini,
''Bu işin içinde marjinal gruplar, bunu sabote etmek isteyen çevreler var''
denildiğini söyledi.
Çelik, sendika başkanlarının, belirli bir saatten sonra, olumlu ve
sorumlu bir davranış sergilediğini, daha olumsuz sahnelerin yaşanmaması
için ciddi
bir karar aldığını kaydetti. Bu karardan sonra, olayları sürdürenlerin kimler olduğuna bakmak gerektiğine işaret eden Çelik, Türkiye'nin, böyle bir
görüntüyü vermemesi gerektiğini vurguladı.
Korkulanların olmamasının sevindirici, ancak dünkü sahnelerin son
derece üzücü olduğunu belirten Çelik, "çok daha olumsuz sahnelerin,
olayların
cereyan etmemesi de, bu yönüyle olumsuzluklara rağmen bir teselli görüyoruz. Ölüm, daha feci durumlar olmadı. Bu yönüyle sevindirici.
Ama olayları, görüntüleri tasvip etmek mümkün değil'' dedi.
TOPBAŞ: "ZARAR 1 MİLYAR YTL CİVARINDA"
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Taksim'in büyük
ölçekli toplantıları kaldıramayacak bir bölge olduğunu dile getirerek,
oteller
bölgesi, kültür, sanat ve eğlence merkezi olan Taksim'de, dün, turizmin ve yaşam alanlarının ciddi anlamda etkilendiğini söyledi.
Esnafın da çok rahatsız olduğunu belirten Kadir Topbaş, ''1 Mayıs
nedeniyle İstanbul'un genel olarak zararının 1 milyar YTL civarında
olduğu tahmin
ediliyor. İstanbulluların, esnafın günlük durgunluğu ve hareketsizliğinin getirdiği yansımalar bunlar. Bu yansımalar vergilere de iş hacmine de intikal
edecektir'' diye konuştu."
GÖZALTINDAKİ 527 KİŞİ SERBEST
İstanbul'da 1 Mayıs dolayısıyla yapılan gösterilerde gözaltına alınan 527 kişi serbest bırakıldı.
Dün gerçekleştirilen gösterilerde gözaltına alınan 530 kişinin İstanbul
Emniyet Müdürlüğü'ndeki işlemleri tamamlandı. Bu kişilerden 519'u
emniyetten salıverildi.
Çeşitli suçlardan aranan 3 kişi Fatih Adliyesine, Toplantı ve Gösteri
Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet ettiği belirtilen 8 kişi ise Şişli
Adliyesine sevk
edildi.
Şişli Adliyesi'nde Cumhuriyet Savcısına ifade veren 8 kişi de salıverildi.



EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar












