EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar
İsrail barıştan korkmamalı İsrail gazetesi, başyazı, 24 Nisan 2008
İsrail barıştan korkmamalı
İsrail'in güvenliği
açısından, Suriye'yle barış Golan Tepeleri'nden çok daha değerli.
Olmert, Golan'dan çekilme için destek bulmak zorunda
27/04/2008 (111 kişi okudu)
Suriye'yle barış bir kez daha kapımızı
çalıyor ve hatta, İsrail tarafında daha sıcak bir biçimde
karşılanıyormuş gibi görünüyor. Suriye'yle müzakerelerin vakti geldi;
özellikle de, ABD Başkanı Bush'un iktidarı sonuna yaklaşırken ve gerek
Demokrat gerekse de Cumhuriyetçi olsun potansiyel halefleri, Suriye
Devlet Başkanı Esad'ı boykot etmek yerine onunla müzakare etmek yönünde
bir isteklilik gösterirken. John McCain, Hillary Clinton ve Barack
Obama, İsrail'le Suriye arasındaki bir barış anlaşmasını bölgedeki
tansiyonu azaltmanın reçetesi olarak görüyüor. Suriye'yi şer ekseninden
çıkarmak, ittifakları kırarak ve yeni çıkarlar yaratarak Ortadoğu'daki
kozları yeniden paylaştırabilir. İsrail bu tür bir yeni durumdan daha
fazla güvenlik elde edebilir.
Olmert'in liderlik becerisine bağlı
Şu temel gerçeği tekrar tekrar dile getirme ihtiyacı varmış gibi
duruyor: Hiçbir şey, İsrail'in güvenliğine bir barış anlaşmasından daha
fazla katkıda bulunmaz. Golan Tepeleri'ne bağlılık protestoları
başlamadan önce, Golan'dan barış karşılığı çekilmenin sadece kanayan
kalpler değil, açıkça güvenliği düşünen şahsiyetler tarafından da
desteklendiği vurgulanmalı. Golan'da kalmayı isteyenler şunlar:
Herhangi bir çekilmeyi ulusal bir felaket gibi gören Batı Şeria
yerleşimcileri; İsrail Evimiz gibi, güvenlikle ilgili korkular
yaratarak güç kazanan partiler; bölgede ekonomik çıkarı bulunanlar
(uzun yürüyüş yapanlar, şarap uzmanları ve şarap üreticileri gibi); ve,
Hermon Dağı'nın ucundaki noktayı 'İsrail'in gözleri' olarak görenler
gibi geçmişte yaşayan insanlar.
Eski başbakanlar İzak Rabin, Ehud Barak ve Binyamin Netanyahu da
barış ve güvenlik anlaşmaları karşılığında Golan Tepeleri'nden
çekilmeyi desteklemiş ve hepsi de böyle bir anlaşmayı sağlamak için
çalışmıştı. Bugünkü hükümetin toprak ödünleri de içeren tarihi bir adım
atmaya ehil olup olmadığı, liderlik becerisiyle ilgili bir mesele.
Sınır sessizken barış fazla talep gören bir şey değildir, fakat
Suriye'yle barış, bölgedeki çıkar dengelerini değiştirerek bölgesel
barış ihtimallerini ortaya çıkarabilir. Başbakan Ehud Olmert'in Türkiye
başbakanı aracılığıyla Esad'a, barış karşılığında Golan Tepeleri'nin
hepsinden çekilme istekliliğiyle ilgili bir mesaj gönderdiğinde
doğruluk payı varsa, müzakerelerin büyük çoğunluğunun bizzat çekilmeden
ziyade güvenlik düzenlemeleriyle ilgili olacağı açık.
Suriye'deki Veri ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nun başkanı ve
Esad'ın yakın bir danışmanı olan Fevzi Şoaibi, Londra'da yayımlanan
Hayat gazetesindeki bir makalesinde şöyle diyor: "Suriye-İsrail
kanalında atılım yapma vakti geldi." Esad'ın kendisi de Haziran
2007'de, görüşmelerin sadece güvenlik düzenlemelerine odaklanabilmesi
için İsrail'in Golan Tepeleri'nin tümünden çekilme istekliliğini resmen
ve kamu önünde ilan etmesini beklediğini söylemişti.
Suriye'yle barışın bedeli yıllardır biliniyor ve korkuya kapılmak
için neden yok. Barışın güvenlikle ilgili avantajları, Golan'ın
stratejik değerinden daha fazla. Soru şu ki, Olmert'in kendi partisi
Kadima'da bile bu sevindirici hamle için yeterli destek bulmak zor.