Görünen o ki, siz Murat Belge'nin dünkü yazısında açıkça ortaya koyduğu gibi, Türkiye'yi
AB vizyonundan uzaklaştırma, halkı bu süreçten soğutma yanlısısınız.
Ergun Babahan
ebabahan@sabah.com.tr
İçişleri-dışişleri
Bir kısım medya Ergenekon'u önemsizleştirme, küçümseme, karalama çabası içinde.
İşi sadece bir tanığın ifadelerine indirgemeye çalışıyorlar.
Cumhuriyet
gazetesine atılan bombalar, Ümraniye'de ele geçen bombalar, Danıştay
saldırganlarının bu bombalarla ve bombacılarla ilintisi üzerinde
durmuyorlar.
Oysa ortada bir gerçek var, o da gerekirse şiddete başvurmak amacıyla bir araya gelmiş ve şiddete başvurmuş bir çetenin varlığı.
Çıplak gözle bile bu ilişkilerin uzun bir tarihi olduğu anlaşılıyor.
Hukuk dışına çıkmakta tereddüt etmeyen bu insanları koruyan, korumaya çalışan bir odak olduğu da görülüyor.
"Hâlâ iddianame yazılmadı" teranesi altında, bu insanların kim olduğu, nelere karıştığı gürültüye getiriliyor.
Tıpkı Sarıkız ve Ayışığı darbe girişimlerinde olduğu gibi...
Türkiye'de
bir kısım insanlar, muhafazakarlaşmaktan korkuyor ama daha fazla insan
da hukuk dışılıktan, suikastlardan, demokratik toplumsal
düzenin silah zoruyla kesintiye uğramasından korkuyor.
Üyesi olmaya çalıştığımız
AB'den kapatma davasına ilişkin değerlendirmeler, kimi zaman
çarpıtılarak yayınlanıp, şovenist bir hava yaratılmaya çalışılıyor.
Oysa
Türkiye çağdaş dünyanın bir parçası olacaksa, bu hedefinden
vazgeçmediyse, Brüksel'in de, Washington'un da kapatma davasıyla ilgili
görüş açıklaması kaçınılmaz.
1930'lardan kalma "İç işlerimize karışıyorlar" teranesiyle ilkel bir tepki gösteremezsiniz.
Nasıl kendi yurttaşınıza işkence yaptığınızda tepki geliyorsa, hukuk sisteminizi zorladığınızda da tepki gelecek.
Bu yeni dünya düzeninin açık gerçeği.
Önce
tarafınızı seçin...
Çağdaş, demokratik, çoksesli bir düzenden mi yanasınız; yoksa zorba, AB'den uzak, içe kapalı ama kendi borunuzu öttürdüğünüz bir düzenden mi?..
Görünen o ki, siz Murat Belge'nin
dünkü yazısında açıkça ortaya koyduğu gibi, Türkiye'yi AB vizyonundan
uzaklaştırma, halkı bu süreçten soğutma yanlısısınız.
Ne yaparsanız yapın artık size ait bir iç işiniz yok, unutmayın.
Onun için dıştan gelen seslere kulak verin, anlamaya çalışın ki, Türkiye demokratik yürüyüşüne devam edebilsin.



EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu