fav. | | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )


cumhurreisi ayed hadis en birinci bila kayd u şard nufüs huviyet cuzdanıkagıt 50 kurus sabim 184 alo Banner Makerlambadan vazo bırakın da çalışalım Andrei Mikhalkov Konchalovski The First Teacheranalar günücolor hareketli duelist filmiEMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi." O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı. 28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı. Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı . ' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır. 28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu. Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu. AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim. Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? " Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... " İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit... İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser. Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır. Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi... İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu. Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır. Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır. Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz... AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı. Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı... Misalleri çoğaltabiliriz. Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti. Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek. Yapmazsa, boğarlarezberbozan okuryazarbezmi alemTRT LOGO ginseng çicekgökyüzü kadar kırmızı 2006

orfeonrecord13289.bloggum Glitter Photos
karar millendirlaleler günü 1 mayıslee young ae duelist filmnaruto shippudenFree Image Hosting - Photolava.com Free Image Hosting - Photolava.compeygamberimizin doğduğu evsalıncakta ata sirinler Srebrenica_Inferno.mp3 BİR (  1  )    İHRACAAT DOLARINDAN
SAĞLANAN TOPLAM GELİR kırmızı beyazsosyalguvenligi tam turkey poem poetry TRT LOGO

 
Nov
29
    
EZBERBOZAN RekLam
download 200 MB oldu
EZBERBOZAN RekLam
www.blogmedya.deriz.biz http://ssorulmayansorular.bloggum.com sıksorulmayansorular sorar ya siz ayrılmayın böyle ayrılık olmaz

 

Gazetecinin "Muhabir" olanı da vardır "Muhbir" olanı da...

Müteveffa John F. Kennedy ABD Başkanı olarak göreve başlarken, "Ülkenizin sizin için ne yapabileceğini değil, sizin ülkeniz için ne yapabileceğinizi sorgulayın" demişti.
Bir çeşit toplumsal özveri çağrısıydı bu.
Kennedy Amerikalılara vatanseverlik çağrısı yapıyor, ülkeleri için özverili olmalarını istiyordu.
Ama "Ülke", "Memleket", "Vatan" kavramlarıyla ifade edilen olgunun "Devlet" anlamına da geldiğini böyle duygu dolu anlarda pek kimse düşünmez.
Oyda "Devlet" tüm bu kavramlardan daha karmaşık içeriklidir.
Örneğin devletin vatandaşlarını şiddete ve hukuksuzluğa karşı koruması öncelikli beklentidir ama devlet kendini korurken, şiddete de hukuksuzluğa da sık sık başvurur.
Örneğin ABD'nin çıkarları söz konusu olduğunda veya uluslararası hukuku yok sayan global teröre karşı mücadele verilirken Amerika'nın da uluslararası hukuku yok saydığını defalarca gördük.
Türkiye Cumhuriyeti devleti de "Kendini koruma" gerekçesine dayanarak zaman zaman hukuk dışına çıkıyor. Bunu da herkes biliyor.
Batman'daki kayıp silahlar gündeme geldiği zaman dönemin Cumhurbaşkanı Demirel'in olayı "Devletin rutin dışı işleri olur" yorumu ile karşıladığını hepimiz hatırlarız.

Karakolda mıyız?
Şimdi de gündemde "Ergenekon Davası" dolayısıyla, odakta Tuncay Güney adının bulunduğu ve devletin (veya MİT'in) kimleri kullanarak istihbarat topladığı tartışması var.
Bu şahsın bir dönem gazetecilik yapmış olması, olayı mesleğimiz açısından da ilgi çekici hale getiriyor.
Özellikle Soğuk Savaş döneminde sol düşünceden olan aydınlar aralarına mutlaka sivil polislerin karıştırıldığına inanır ve herkes birbirinden şüphelenirdi.
Çetin Altan'ın o dönemlerde "İddialar doğruysa hepimiz karakoldayız, iddialar doğru değilse yalancıların arasındayız" diyerek durumu alaya almasını unutmak mümkün değildir.
Aralarında MİT'in de bulunduğu devletteki istihbarat örgütlerinde kaç kişinin kadrolu, kaç kişinin sözleşmeli, kaç kişinin serbest ve kaç kişinin parça başı çalıştığını bilemiyoruz.
Ayrıca bu örgütlerin birbiri hakkında da istihbarat faaliyeti sürdürdüklerini ve bunların tümünün bu istihbaratı bağlı oldukları makama (veya Hükümete) zaman zaman aktarmadıklarını da biliyoruz.
Neticede bunca istihbarat örgütünün varlığına karşın, geçmiş hükümetler askeri darbelerin yapılacağını ancak darbe yapıldıktan sonra öğrenmişlerdir.
Gazetelerde de devlet istihbarat örgütleri adına çalışan elemanların bulunmaması imkansızdır.
Benim bir anım var mesela.

Acaba muhbir kimdi?
12 Eylül askeri rejimi döneminde başyazarı olduğum Milliyet'in yazarı rahmetli arkadaşım Örsan Öymen, Almanya'dan geldiği gün havaalanında gözaltına alınmıştı.
Örsan'ın Gayrettepe'deki Emniyet Müdürlüğü'nde tutulduğunu öğrenince, Trafik Şubesi Müdürü olduğu günden beri tanıdığım o dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı'nın makamına gittim. Uzun görüşmelerden ve Sıkıyönetim Komutanı'nın da araya sokulması sonucunda Örsan Öymen'i tutulduğu Siyasi Şube'den aldım, evime getirdim. Ertesi gün için de bir uçakla Almanya'ya geri dönmesini organize ettim.
Sabah Almanya'ya dönmeden önce gazete binasına uğramak istedi.
Yazı işlerinde arkadaşlarla konuşurken, Şükrü Balcı hakkında hoş olmayan düşüncelerini seslendiriyordu.
Bu sırada bir arkadaş geldi, "Mehmet Bey, Şükrü Balcı telefonda sizinle görüşmek istiyor" dedi.
Telefonu aldım. Şükrü Balcı "Örsan Öymen yazı işlerinde benim hakkımda atıp tutuyormuş. İleri giderse onu tekrar gözaltına alırım, sonra kimse kurtaramaz" diye konuştu.
Bir anda acaba aramızdaki hangi meslektaş Emniyet'e konuşulanlar hakkında bilgi vermişti?
Aslında hepimiz "MİT'e yakın", "Genelkurmay'a yakın", "Polis'e yakın" gazetecilerin olduğunu biliriz.
Bunlardan biri Tuncay Güney örneğindeki gibi açığa çıktığında, en büyük tepkiyi de diğer "yakın" gazeteciler göstermez mi?

 

EkleBunu RSS Ekle Butonu EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu aktifsayfa


" Gazetecinin Muhabir olanı da vardır Muhbir olanı da BAŞYAZI" 0 yorum yapılmış