“Fiyatlar oturana kadar TMO’da pirinç 1.8 YTL”
Pirinç fiyatlarındaki artışı spekülatif olarak değerlendiren Mehdi Eker, serbest piyasa gereği fiyatlara üst sınır getiremeyeceklerini, fiyatlar durulana kadar TMO’nun 1.8 YTL’den pirinç satmaya devam edeceğini söylüyor.
Ahmet Ergen
Küresel ısınma, kuraklık, üretimde düşüş… Tarım, bu nedenlerle geçen yılın en tartışmalı gündem maddelerinden birisi oldu. Nisan ayı başından itibaren ise buğdaydan sonra pirinçteki fiyat artışları tüm dünyanın gündemine oturdu. Dünya Bankası, IMF, Birleşmiş Milletler ve FAO gibi kuruluşlar, olası bir “gıda krizi”ne karşı uyarıyor. Pirinç fiyatlarındaki artış nedeniyle Türkiye’de de tarım politikaları yoğun bir şekilde tartışılıyor. Yıllar sonra yeniden “kuyruk” görüntüleriyle karşılaşılan bir dönemde Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, gelişmeleri CNBC-e Business’a değerlendirdi. “Türkiye’de bir gıda sorunu yok” diyen Eker, sektörün durumunu anlattı..
Dünya, “gıda krizi”ni konuşuyor. Türkiye’nin bir gıda sorunu var mı?
Türkiye’nin gıda sorunu yok. Gıdayı sorun gibi göstermeye çalışanlar
var. Türkiye’de şu anda her yerde her türlü ürün var. Her ürünü bulmak
mümkün. Ürünlerin fiyatı arttı bir miktar. Bunu speküle edenler var.
Fiyatı gerçek maliyetin çok üstünde artıranlar var. Ama Türkiye’de de
serbest piyasa ekonomisi var. Böyle bir ortamda hükümetin ürünlere bir
narh (üst sınır) koyması mümkün değil.
Pirinçle buğday gündemde... Ne tür önlemler düşünülebilir?
Önce herkes bilsin ki buğday ve pirinçte sıkıntı yok. Yeni hasat
dönemine kadar ihtiyacımızı karşılayacak buğday da pirinç de Toprak
Mahsulleri Ofisi’nin stoklarında var. Buğday, stratejik bir ürün.
Yıllık ortalama üretimimiz 20 milyon ton civarında. Tüketimimiz ise
ortalama 18 milyon ton. TÜİK verilerine göre 2007’de üretim, 2006’ya
göre yüzde 13,9 düşüşle 17,2 milyon ton oldu. 2008’de buğday ekim
alanlarında geçen yıla göre bir miktar artış oldu. Mayıs-Haziran
döneminde iklim şartlarının normal seyretmesi halinde yaklaşık 19
milyon ton buğday üretimi gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz.
Uluslararası Tahıl Konseyi’nin 2008 Mart ayı raporunda da Türkiye’nin
buğday üretim miktarında 2 milyon ton artış olacağı öngörülüyor.
“FİYATLAR GEVŞEYECEK”
Buğdaya bağlı olarak tartışılan ekmek zammının gerekli olmadığı yorumları var. Bakanlık olarak siz ne düşünüyorsunuz?
Dünyada buğday fiyatları bir yılda yüzde 150 civarında arttı. Ekmek
fiyatları son 6 ayda İngiltere’de yüzde 13, Fransa’da yüzde 5-7,
İtalya’da yüzde 20, Mısır’da yüzde 26 arttı. Artan dünya fiyatları
ülkemizi de etkiledi. Ancak bizde buğday fiyatındaki artış yıllık yüzde
50 civarında. Artış, ekmek fiyatlarına da yüzde 10 olarak
yansıyabilirdi. Buğday ile ekmek arasındaki maliyet ilişkisi yüzde 21
çünkü. Ama daha fazla yansıdı. Önümüzdeki hasat sezonu iyi bir rekolte
alınmasıyla fiyatların bir miktar gevşemesini bekliyoruz.
TMO’nun hasat döneminde de ithalata devam kararı, hangi amaçla alındı ve nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?
Toprak Mahsulleri Ofisi’nin piyasayı düzenleme işlevini yerine
getirebilmesi için elinde yeterli miktarda hububat stoku bulunmalı.
Ofis’in 2007 alım miktarı sadece 122 bin ton. Mısır alımı ise
gerçekleşmedi. Ülkemiz üretimindeki azalmaya paralel olarak yeterli
miktarda iç alım yapılamadığından dolayı TMO’nun stok miktarı düşük
seviyelerde kaldı. TMO’ya sıfır gümrük vergisiyle tarife kontenjanı
tahsis edildi. Özel sektöre de aynı şekilde vergi indirimi imkanı
sağlandı. Düzenlemelerle yurt içi piyasada önemli bir dalgalanmaya
meydan verilmemesi için yoğun gayret gösterilmesine rağmen dünya
hububat fiyatlarındaki yükselişe bağlı olarak iç piyasada da fiyat
artış beklentisi devam etti. Bunun sonucunda piyasaya yeterince ürün
arzı gerçekleşmediği gibi özel sektör ithalatı da beklenen miktara
ulaşmadı. Gelinen noktada sanayicinin yeni hasat dönemine stoksuz
gireceği, rekoltenin normal olması durumunda dahi üreticinin yüksek
fiyat beklentisiyle belirli bir süre elindeki ürünü bekleteceğini
düşünüyoruz. Bütün bu gerekçeler ışığında piyasaların muhtemel fiyat
artışlarından olumsuz etkilenmesini önlemek, stoklanan hububatın kısa
sürede piyasaya çıkışını sağlamak, spekülasyonların önüne geçmek
amacıyla TMO’ya hasat dönemi dâhil olmak üzere ilave 800 bin ton
ekmeklik buğday ile 300 bin ton mısır ithalat yetkisi verildi.
Pirinç fiyatları neden artıyor?
Bu artışların nedeninin spekülatif olduğunu düşünüyoruz. Dünyadaki
duruma bakarsak, ABD pirincinin ton fiyatı 2007’de ortalama 460
dolarken bugün 850-900 dolar.



EMRE AKÖZ Davanın tek iyi yanı
Geçen sene, Birey Yayınları, 28 Şubat (1997) darbesinin 10'uncu yılı vesilesiyle bir derleme yayınlamıştı: "28 Şubat: Postmodern Bir Darbenin Sosyal ve Siyasal Analizi."
O kitaba yazdığım makalenin başlığı şuydu: 28 Şubat Darbesinin Tek 'İyi' Yanı.
28 Şubat darbecileri, hükümeti devirdi. Refah Partisi kapatıldı.
Necmettin Erbakan, AB karşıtı, ekonomide devletçi, kültür alanında ise dayatma yanlısı bir İslamcıydı .
' Milli Görüş'ün ulusalcılıktan farkı, dindir. Deniz Baykal'a dini ekleyin, karşınıza Erbakan çıkar. Erbakan'daki dinci boyutu kaldırın, geriye bir Kemalist kalır.
28 Şubat darbecilerinin, 'farkında olmadan' yaptığı tek iyi şey... RP'deki 'serbest piyasacı' ve 'AB yanlısı' genç kadronun önünü açmak oldu.
Anadolu sermayesini temsil eden bu kadro 2002'de hükümet oldu.
AKP'ye 22 Temmuz 2007 seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandıran olumlu icraatından bahsetmeyeceğim.
Amacım yukarıdaki soruyu tekrar formüle etmek: " Bu kapatma davasının iyi yanı nedir? "
Ama önce biraz tarih... Atatürk, 1937'de başbakanlığı Celal Bayar'a verirken şöyle demişti: " Ordu komutanlarını ben atarım. Vali atamalarını da ben yaparım. Gerisi sana kalmış... "
İşte iki başlı 'siyasi yapı' bu... Bir yanda: Halkın oyuyla hükümete gelen siyasetçiler ki onların işi ekonomiyle uğraşmaktır... Öte yanda: Devlet alanında konumlanıp 'yüksek siyasetle' (?) uğraşan bürokratik elit...
İki grubu ayıran hudut da laikliktir . Bürokratik elit, alttan gelerek, maddi ve manevi çıkarlarını tehdit edenlerin önünü laiklik ilkesini bir öyle, bir böyle yorumlayarak keser.
Aynı şeyi sık sık yapabilmesinin sırrı şudur: Halkın büyük çoğunluğu Müslüman'dır. Geleneksel kültür din ile yoğrulmuştur. Kitle partisi oluşturmak isteyen hemen her politikacı; dini temalara başvurmak, kendini o terimlerle anlatmak zorundadır.
Ancak politikacı dinden söz ettiği anda... " Dini siyasete alet ediyor " yaygarası ile karşılaşır: Aynı Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın başına geldiği gibi...
İki siyasetçi hariç: 1973'teki Ecevit dine ağırlık vermeden kitleselleşti; çünkü dönem uygundu. Erbakan ise zaten hep 'dinci' oldu.
Bizdeki sistemin diğer kırılgan noktası Kürtlerdir . Kürt vatandaşların en sıradan, en normal talepleri dahi " bölücülük " olarak adlandırılmıştır.
Kürtlerin demokratik taleplerini dile getireceği partiler kapatılmıştır.
Şimdi tekrar AKP'ye dönebiliriz...
AKP ekonomideki başarısıyla gelen devasa oy oranına dayanarak "özgürlükçü siyaseti " boşladı.
Mesela ... 301'i uykuya yatırdı... Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmadı... AB sürecini yavaşlattı... Alevi açılımını kısa keserek, " Canım, zaten bunlar Sünni partisi " dedirtti... Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı yalnız bıraktı... DTP'ye kapatma davası açıldığında sessiz kaldı.... Hrant Dink davasını daha fazla zorlamadı...
Misalleri çoğaltabiliriz.
Sonucu hep birlikte görüyoruz: Antidemokratik güçler atağa geçti.
Özetle: Türkiye'nin hukuk devleti olamadığını apaçık gösteren bu 'siyasi' davanın tek olumlu yanı, AKP'yi kendine getirmesi olacak. Tekrar demokrasinin ipine sarılacak. Kendini kuyudan yukarı çekerken, hakkı yenilen diğerlerini de beraberinde sürükleyecek.
Yapmazsa, boğarlar








download 200 MB oldu