İki maç sonra finaldeyiz şimdi sırada Hırvatistan var
Hasan Cemal
İki maç sonra finaldeyiz; şimdi sırada Hırvatistan var
Evet, finale finale, Viyana’nın fethine!
CENEVRE
Evet, evet aynen öyle, finale finale, Viyana’nın fethine! Bu kez
Viyana kuşatması dün gece İsviçre Alpleri’nden başlamış durumda.
İki maç sonra finaldeyiz.
Şimdi sırada Hırvatistan.
Öylesine bir moral depoladık, öylesine bir özgüven kazandık ki, bu takım, bu topçular bundan sonra artık kolay kolay maç vermez.
Psikolojik üstünlük artık bizde.
Kupaya, daha doğrusu başarıya o kadar büyük bir açlığı var ki Milli
Takım’ın, bu çizgiyi, bu yükselişi yakaladıktan sonra kimseye kolay
kolay yenilmez.
Bu satırları zorlukla yazıyorum.
Müthiş bir duygu fırtınası içindeyim.
“Yazık, buraya kadarmış” derken, 75. dakikada Arda’nın golüyle öylesine bir patlama yaptık, inanılır gibi değildi.
Sonra Nihat girdi devreye. 88’de ilk gol, 2-2.
Çıldıracağız!
90’da müthiş bir şut yine Nihat’tan, 3-2.
Delirmek içten değil.
Ne oluyoruz derken, bir kırmızı kart Volkan’a. İki dakika daha var.
Aman Allah’ım! Bir gol yer de iş penaltılara kalırsa, Tuncay var
kalede...
Ve nihayet bitti.
Haydi bakalım yazılara takla!
Bir maç içinde bu kadar iniş çıkış olabilir mi? Bu kadar mahkûm
oynarken, işler kötü giderken, birdenbire 2-0’dan oyunu çevirebilecek
kadar bir şahlanış nasıl olur da yaşanabilir?
Hepsi bir maçta olur mu?
Sevinç içindeyiz.
Fatih Hoca ve aslanlarını yürekten kutluyorum.
Evet, evet, finale finale, Viyana’nın fethine!
Aşağıda maç öncesi yazdığım yazı...
* * *
Kül rengi bir sabaha uyanıyorum, içimde kıpırdamaya başlayan heyecanla, maç heyecanıyla birlikte...
Hava yine kapalı.
Yağmur çiseliyor.
Akşam da yağmurlu olacakmış. Doğru dürüst güneş yüzü göremeyecek miyiz bu memlekette?
İçimdeki sıkıntı...
Maç n’olacak?
Fatih Hoca’nın yüz çizgileri de sıkıntılıydı, akşamki basın
toplantısında. Söylemi, mimik ve jestleri, sağolsun, etrafına yine
dalga dalga negatif enerji yayıyordu.
Ve gazeteci milletinin genç habercileri, Hoca’ya sorularını genellikle
çekine çekine yöneltiyorlardı, bir terslik olmasın diye herhalde. Kim
bilir, belki de fırça tedirginliği...
Fatih Hoca bu yaştan sonra tabii değişmeyecek. Daha çok ‘meydan
okumak’tan beslenen ve bundan hoşlanan halleri ağır basıyor gibi...
Oysa güleryüzlü olmak ona daha çok yakışıyor.
Belki de bu kadarı, çok kritik bir maç öncesinin gerginliğidir.
Anlaşılabilir bir ruh hali.
Ancak Hoca’nın bu gergin halleri, böyle bir maç öncesinde gencecik
topçularımızı nasıl etkiler bilemiyorum. Bu arada ben de Hoca’nın yüz
ifadesini okumaya çalışırken, aklımdaki o soruyu sormaktan vazgeçiyorum.
Yenecek miyiz bu Çekleri?
Bir yensek, iki maçta finaldesin. Üçüncü maçta da şampiyon!
Düşünebiliyor musun iki maçta finali yakalıyorsun, üçüncüde kupa senin.
Yani Viyana’nın fethi!
Neden olmasın? Önce hayal etmeyi öğren! Ve 68’in sloganını hatırla:
Gerçekçi ol, imkansızı iste!
Frene bas oğlum Hasan.
Çekler çok iyi takım. Avrupa futbolunda sağlam yeri olan, sistemi
oturmuş, gelenek, ekol sahibi bir takım. İsviçre’ye Almanları iki kez
yenerek, grup birincisi olarak geldiler.
Şu Koller’e bak, ünlü santforları. Boyu 2.02, 100 kilo, ayakkabısı 50 numara ve 87 milli maçta tam 54 gol...
Ama Koller eski Koller değil. Çok fazla da zıplayamıyormuş. Ayrıca
bizim zebella gibi, aslan gibi bir Servet’imiz var, gözünü daldan
budaktan sakınmayan...
Şunu da unutma, Rosicky gibi bir stardan, oyun kurucudan yoksun durumda
Çekler. Büyük futbolcu Nedved’leri de yok artık, milli takımı bıraktı.
Bizde de Emre Belözoğlu sakat.
Bazı futbol yorumcularımıza bakıyorum, bu eksikliği önemsemiyorlar.
Geçen sezondaki çok büyük maç eksiğinin Emre’yi olumsuz etkilediği
kanısındalar. Ben farklı düşünüyorum ama...
Bir başka önemli nokta:
Psikolojik üstünlük bizde. İsviçre maçıyla birlikte moral ve özgüven
aşılandı takıma. Bir de başarıya açlık konusu... Bunlar da
avantajlarımız.
Futbol bu, belli mi olur.
Yazı parça parça geliyor, sıkıcı.
Kahve mi, pub mı?..
Cenevre’nin ‘Eski Şehri’nde pazar sabahı açık bulduğum ve benden başka
kimseciklerin bulunmadığı bir kahve köşesinde bu satırları yazıyorum.
Hasan Bülent Kahraman’dan dinlemiştim. İngilizler bir tarihte demiş ki:
“Fransızlar kahve açtı da ne oldu? İşsizler buluştular, kafa kafaya
verip ihtilal planları yaptılar, hatta ihtilal yaptılar.
Biz en iyisi pub açalım. Gelsinler kafayı bulup yumuşasınlar.”
Günün ilk yazısının sonunu nihayet idrak ettik.
Şimdi de girişini yazmak için akşamı, yani maçı bekleyeceğim, içimde gittikçe dallanıp budaklanan bir heyecan ağacıyla...
İnşallah sevinen biz oluruz.
*********
"arab at'ı çim de sprint atıyor."
yağmur yağıyor yağmur...


laleler günü 1 mayıs









download 200 MB oldu







GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.














