Ergenokon, CHP, MHP, AKP
Ergenekon meselesi, hukuki davası çok önemli;
ben kendi adıma adil ve etkin işleyecek bir yargı sürecinin son yılların hatta onyılların
Uğur Mumcu cinayeti, 1 Mayıs 1977, Danıştay cinayeti vs.
çok önemli pis
konularını temizleyeceği kanısındayım ve umutla bekliyorum.
Konuya
ilişkin basında çok önemli haberler yayınlanıyor, bizim gazeteden Şamil
Tayyar iki kitap yayınladı, bir türlü genel kurula indirilmeyen TBMM
eski komisyon raporları özünde aynı konuyu araştırıyor vs..
Çevremizde
Ergenekon meselesine ilişkin bir kısmı doğru da olmayabilecek ama
kısm-ı azamının gerçekleri bir biçimde yansıttığını düşündüğüm bir
haber bombardımanı da mevcut.
Gazeteci arkadaşlar da çok haklı
ve doğru nedenlerden bu haber akışını izliyorlar, daha ileriye taşımaya
gayret ediyorlar, olayları anlamaya ve bir
kez daha üzerinin kapatılmasına engel olmaya çalışıyorlar; bu çabalar gerçekten çok saygıya değer ve daha güzel bir Türkiye’nin kurulmasında
yardımcı
olacaklar.
Başka bir gazeteci grubu da bu işler sanki hiç
olmamışcasına davranıyorlar, çuvala sığmayan mızrakları da gizlemeye
çalışıyorlar; gazeteci mesleği
tarihi bu arkadaşlar için çok önemli bir
yargıya varacak, aslında şimdiden vardı bile.
Üniversite
öğretim üyeliği ile köşe yazarlığı meselesini beraber götürmek isteyen
arkadaşlar da bu sürecin içinde ama bizlerin Ergenekon
meselesine
yaklaşımımızın kökten gazeteci arkadaşlara oranla biraz daha farklı
olması gerektiğini düşünüyorum.
Ortaya çıkan ve
gerçekten ürpertici haber ve ipuçlarını değerlendirerek ama bunların da
şehvetine kapılmadan bizlerin Ergenekon meselesini biraz
daha teorik
bir çatıya oturtmak, olan biteni daha genel bir siyasi ve ekonomik
çerçeveden izlemek gibi bir görevimiz ve işlevimiz olduğunu da
düşünüyorum.
Bu Ergenekon meselesinin ileride çok kapsamlı üniversite tezlerine de konu olacağını şimdiden görüyorum.
* * *
Türkiye’de son yılarda ivmesi daha da artan büyük bir mücadele yaşanıyor; olan biteni, yüksek yargıdan orduya kadar tüm kesimlerin bir biçimde müdahil olduğu bu süreci iyi okumak şart.
İçinde
bulunduğumuz çağda yaşayanlar bir açıdan şanslı insanlar zira dünyanın
büyük bir dönüşümüre şahit oluyorlar, sanayi sonrası topluma geçişin
sancılarını yaşıyorlar; bu dönüşümlerin herkese eşit ve iyi yansıdığı
doğal olarak doğru değil ama sürecin kaçınılmaz (biraz daha teknik bir
tabirle tersinmez) olduğu kuşkusuz ve sürecin de temel belirleyicisi
teknolojik devrimler.
Türkiye bu sürecin tam da
göbeğinde ve üstelik AB projesi nedeniyle bizim yaşadığımız siyasi ve
ekonomik dönüşüm sancıları belki başka ülkelerden de daha güçlü; yönü
ve yönünün neler getirip götürdüğü konusunda rivayet muhtelif ama
küreselleşme süreci ve üzerine gelen AB tam üyelik perspektifi ülke
içinde çok önemli değişiklikler yaratıyor, birileri bu süreçten
kazanıyor, birileri de kaybediyor, pozisyonlar, gelir akımları ve
servet stokları dönüşüme uğruyorlar.
Kazanılan ve
kaybedilenler illa ki de sadece doğrudan parasal olmayabiliyor, mevki
rantlarının el değiştirmesi büyük sancılar yaratıyor.
Türkiye’de
yaşanan sancıları laiklik, türban meseleleri üzerinden okumanın çok
büyük hata olduğunu uzun süredir yazıyorum; kavganın en temelinde açık
toplum-kapalı toplum kavgası yatıyor ve kapalı toplumdan açık topluma
geçişin, mesela AB müzakere sürecinin getirdikleri, daha doğrusu
birilerinden götürdükleri yaşanan sürecin sertliğini çok daha iyi
açıklıyor.
Darbe günlüklerinden öğrendiğimiz kadarıyla darbe
ihtimalinin tavan yaptığı senelerin 2003 ve 2004 olması tesadüf pek
değil; bu seneler Türkiye’nin AB konusunda dev adımlar attığı seneler
ve bu adımların birilerini nasıl rahatsız ettiğini, açık toplumdan
vampirlerin ışıktan rahatsız oldukları gibi rahatsız olduklarını iyi
görüyoruz.
Kavga çok geniş kapsamlı bir siyasi, ekonomik kavga ve özünde AB meselesi var.
CHP, MHP gibi partiler, örgütler kapalı toplum kavgası veren legal, meşru siyasi örgütler.
Kapalı toplumcu zihniyet yüksek yargıdan, silahlı kuvvetlere kadar bir ölçüde egemen.
Ergenekon ise aynı kavganın eli silahlı, illegal, isterseniz yeraltı örgütü.
Mesele bana bu kadar net gözüküyor ama aklımda iki soru var.
Koskoca CHP’nin Başkanı’nın bu adamların avukatlığını üstlenmesini başka nasıl açıklarız?
AB
süreci mutlu sona yaklaştıkça bu vampirler daha da azacaklar;
AKP’nin AB konusundaki çekingenliği de acaba bu noktadan mı
kaynaklanıyor?


laleler günü 1 mayıs









download 200 MB oldu








GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.














