Ergenekoncu mu, şeriatçı mı?
İstanbul’da hazırlanan Ergenekon iddianamesinde Danıştay saldırısı
önemli yer tutuyor. Hálbuki... Danıştay saldırısına bakan Ankara’daki
mahkeme, olayın ‘Ergenekon’ ile ilgisi olmadığına karar verdi. Garip
bir çelişki.
Ama gel gör ki Ergenekon davası sürecini, bu ‘çelişkinin seyri’ de önemli ölçüde etkileyecek...
Bir sanığa bir mahkemenin ‘şeriatçı’, savcının ise ‘Ergenekoncu’ olarak yaklaştığı ilginç bir ülkeyiz.
Bu nedenle hukukumuz da ilginç...
* * *
Olup biteni yeniden gözden geçirmekte fayda var...
Önceki gün, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, iddianamede ‘Danıştay saldırısına ve Cumhuriyet Gazetesi’ne patlayıcı madde atmak suçlarına azmettirmenin’ bulunduğunu açıklamıştı.
Danıştay üyelerine 17 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleştirilen silahlı saldırı olayının soruşturma sürecinde, Danıştay saldırganı Alparslan Arslan ile Ergenekon soruşturmasında tutuklanan emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin’in, emekli Yüzbaşı Zekeriya Öztürk’ün ve emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün ilişkisine dair bulgular gündeme gelmişti.
Tekin ve Arslan’ın telefon görüşmeleri belirlenmiş, Küçük’ün de Tekin’le benzer görüşmeler yaptığı ortaya çıkmıştı.
* * *
Ümraniye’de ele geçirilen el bombalarıyla ilgili soruşturma genişleyerek Ergenekon iddianamesinin hazırlanmasına yol açtı.
Ancak Danıştay’a saldırı davası görülürken, sanık avukatlarının soruşturmanın genişletilmesi talepleri uzun süre reddedildi.
Mahkeme, bir süre sonra Ümraniye soruşturmasıyla ilgili belgeleri İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan istedi. Bunun üzerine Ümraniye soruşturmasıyla ilgili 500 sayfalık belge Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.
Bu belgeleri inceleyen mahkeme, soruşturmayı daha fazla genişletmeye gerek görmeyerek, saldırıya karışan tetikçilere çeşitli cezalar verdi. Mahkeme, ‘sanıkların eylemi başörtüsü için yaptıklarına’ hükmetti
Bunu da gerekçeli kararında şöyle açıkladı:
‘Yargılama aşamasında İstanbul CMK’nın 250’nci maddesiyle görevli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 2007/ 1536 esası ile yürütülen soruşturma ile ilgili olarak mahkememizden bir kısım evrak ve suretleri istenilmiştir.
Yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucu, sanıklar ve sanıklara isnat edilen eylemler ile ilgili yürütülen hazırlık soruşturmasının arasında suç vasfını, sanıkların hukuki durumunu ya da sübutu etkileyecek şekilde bir bağlantı tespit edilememiştir.
Dolayısıyla hazırlık soruşturmasının sonucunun beklenmesine gerek de duyulmamıştır.
Yine, sanık Osman Yıldırım, duruşmadaki savunmaları yanında, cezaevinden genel iddialar içeren dilekçeler göndermiş ise de yargılama aşamasında somut olayı aydınlatacak nitelikte bilgi içermeyen bu dilekçelere itibar edilmeyerek, ayrıca araştırılması yoluna gidilmemiştir.’
* * *
Ankara 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi, ‘Ergenekon soruşturmasıyla alakası yok’ kararı verince...
Bazı sanık avukatları, ‘Ergenekon soruşturmasının yeterince incelenmediğini’ öne sürerek kararı temyiz ettiler...
Şimdi, temyiz edilen dosya, Yargıtay’da görüşülmeyi bekliyor.
* * *
Ergenekon iddianamesinde sanıkların ‘Danıştay saldırısını azmettirmekle’ suçlanması, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Yargıtay aşamasındaki kararını etkileyecek mi?
Etkiler ise, hangi yönde etkileyecek?
Bu yeni gelişme, davanın ‘sil baştan’ görülmesi ihtimalini doğuracak mı?
Yargıtay, Danıştay’a silahlı saldırı davasının temyiz taleplerini karara bağlarken, ‘Ergenekon soruşturmasıyla birlikte değerlendirilmeli, eksik inceleme yapılmış’ görüşüyle Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını bozacak mı ya da onaylayacak mı?
Bunlar hukuksal sorular...
Bekleyip, göreceğiz.
* * *
Benim merakım başka bir konuda...
Mahkemeler, Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri...
Savcılar, yargıçlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı...
Muhtemelen aynı okullarda, aynı hocalarda, aynı dersleri okudular.
Buna rağmen...
Aynı dosyada biri ‘şeriatçı’ görürken, diğeri ‘Ergenekoncu’ görmekte...
* * *
‘Objektif hukuk’ veya daha kestirmeden ve popüler bir şekilde söylersem ‘vicdan,’ aynı yere bakarak bu kadar birbirine zıt resimler görmeye olanak verir mi?
Bilmiyorum...
Türkiye bu çelişkiyi çözebilir mi, onu da bilmiyorum.
Ama çözer ise...
Evrensel hukuk kurallarını tavizsizce uygulayan bir ‘hukuk devleti’ne doğru çok önemli bir yol almış olacağız...
Şimdiki parçalanma ve neredeyse düşman kamplara ayrışma durumu, bu çelişkiden kaynaklanmakta...
Birisinin hukukun ırzına geçtiği aşikár, belli olmayan ise bunun kim olduğu...
Ama gel gör ki Ergenekon davası sürecini, bu ‘çelişkinin seyri’ de önemli ölçüde etkileyecek...
Bir sanığa bir mahkemenin ‘şeriatçı’, savcının ise ‘Ergenekoncu’ olarak yaklaştığı ilginç bir ülkeyiz.
Bu nedenle hukukumuz da ilginç...
* * *
Olup biteni yeniden gözden geçirmekte fayda var...
Önceki gün, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, iddianamede ‘Danıştay saldırısına ve Cumhuriyet Gazetesi’ne patlayıcı madde atmak suçlarına azmettirmenin’ bulunduğunu açıklamıştı.
Danıştay üyelerine 17 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleştirilen silahlı saldırı olayının soruşturma sürecinde, Danıştay saldırganı Alparslan Arslan ile Ergenekon soruşturmasında tutuklanan emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin’in, emekli Yüzbaşı Zekeriya Öztürk’ün ve emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün ilişkisine dair bulgular gündeme gelmişti.
Tekin ve Arslan’ın telefon görüşmeleri belirlenmiş, Küçük’ün de Tekin’le benzer görüşmeler yaptığı ortaya çıkmıştı.
* * *
Ümraniye’de ele geçirilen el bombalarıyla ilgili soruşturma genişleyerek Ergenekon iddianamesinin hazırlanmasına yol açtı.
Ancak Danıştay’a saldırı davası görülürken, sanık avukatlarının soruşturmanın genişletilmesi talepleri uzun süre reddedildi.
Mahkeme, bir süre sonra Ümraniye soruşturmasıyla ilgili belgeleri İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan istedi. Bunun üzerine Ümraniye soruşturmasıyla ilgili 500 sayfalık belge Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.
Bu belgeleri inceleyen mahkeme, soruşturmayı daha fazla genişletmeye gerek görmeyerek, saldırıya karışan tetikçilere çeşitli cezalar verdi. Mahkeme, ‘sanıkların eylemi başörtüsü için yaptıklarına’ hükmetti
Bunu da gerekçeli kararında şöyle açıkladı:
‘Yargılama aşamasında İstanbul CMK’nın 250’nci maddesiyle görevli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 2007/ 1536 esası ile yürütülen soruşturma ile ilgili olarak mahkememizden bir kısım evrak ve suretleri istenilmiştir.
Yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucu, sanıklar ve sanıklara isnat edilen eylemler ile ilgili yürütülen hazırlık soruşturmasının arasında suç vasfını, sanıkların hukuki durumunu ya da sübutu etkileyecek şekilde bir bağlantı tespit edilememiştir.
Dolayısıyla hazırlık soruşturmasının sonucunun beklenmesine gerek de duyulmamıştır.
Yine, sanık Osman Yıldırım, duruşmadaki savunmaları yanında, cezaevinden genel iddialar içeren dilekçeler göndermiş ise de yargılama aşamasında somut olayı aydınlatacak nitelikte bilgi içermeyen bu dilekçelere itibar edilmeyerek, ayrıca araştırılması yoluna gidilmemiştir.’
* * *
Ankara 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi, ‘Ergenekon soruşturmasıyla alakası yok’ kararı verince...
Bazı sanık avukatları, ‘Ergenekon soruşturmasının yeterince incelenmediğini’ öne sürerek kararı temyiz ettiler...
Şimdi, temyiz edilen dosya, Yargıtay’da görüşülmeyi bekliyor.
* * *
Ergenekon iddianamesinde sanıkların ‘Danıştay saldırısını azmettirmekle’ suçlanması, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Yargıtay aşamasındaki kararını etkileyecek mi?
Etkiler ise, hangi yönde etkileyecek?
Bu yeni gelişme, davanın ‘sil baştan’ görülmesi ihtimalini doğuracak mı?
Yargıtay, Danıştay’a silahlı saldırı davasının temyiz taleplerini karara bağlarken, ‘Ergenekon soruşturmasıyla birlikte değerlendirilmeli, eksik inceleme yapılmış’ görüşüyle Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını bozacak mı ya da onaylayacak mı?
Bunlar hukuksal sorular...
Bekleyip, göreceğiz.
* * *
Benim merakım başka bir konuda...
Mahkemeler, Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri...
Savcılar, yargıçlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı...
Muhtemelen aynı okullarda, aynı hocalarda, aynı dersleri okudular.
Buna rağmen...
Aynı dosyada biri ‘şeriatçı’ görürken, diğeri ‘Ergenekoncu’ görmekte...
* * *
‘Objektif hukuk’ veya daha kestirmeden ve popüler bir şekilde söylersem ‘vicdan,’ aynı yere bakarak bu kadar birbirine zıt resimler görmeye olanak verir mi?
Bilmiyorum...
Türkiye bu çelişkiyi çözebilir mi, onu da bilmiyorum.
Ama çözer ise...
Evrensel hukuk kurallarını tavizsizce uygulayan bir ‘hukuk devleti’ne doğru çok önemli bir yol almış olacağız...
Şimdiki parçalanma ve neredeyse düşman kamplara ayrışma durumu, bu çelişkiden kaynaklanmakta...
Birisinin hukukun ırzına geçtiği aşikár, belli olmayan ise bunun kim olduğu...


laleler günü 1 mayıs









download 200 MB oldu








GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.














