Ergenekon
İddianame
kamuoyuna açıklanmadı. Ama hazırlandığına dair yapılan ilk duyuru, bazı
ipuçları veriyor. En belirgin olanı da iddianamenin darbe üzerinden
hazırlanmadığı. Ergenekon örgütlenmesinin, çete/terör örgütü kapsamında
ele alındığı.
Darbe girişimi üzerinden dava açılması halinde, Türkiye geçmişi ile yüzleşmekle kalmaz, hesaplaşırda.
Kimsenin kaçacağı, sığınacağı liman kalmaz. Ne dokunulmazlık kalır, ne
de anayasal korumacılık. Siyaset, asker-sivil bürokrasi, iş dünyası,
akademisyenler, medya, toplum kuruluşları , kısaca hemen her yapı
deşifre olur. Mevcut hukuk bütün bunların üstesinden gelemez elbette,
ama o da bu süreçten diğerleri gibi payını alır. Devletin
denetlenebilirliği imkanı doğar. Zor , ancak dolaysız bir temizlenmenin
kapısı açılır.
Başta 78’liler vakfı olmak üzere, Türkiye’de solun önemli bir kısmı yıllardır 12 eylül anayasasının değiştirilmesini , darbecilerin yargılanmasını haykırıyor. Darbecilerin meydanlara verilen isimlerinin geri alınması için çabalıyor.12 eylül darbecileri hakkında iddianame düzenleyen Sacit Kayasu
, 12 eylül anayasasına takılmış, mesleğinden atılmış durumda. Acı olan,
neredeyse 20 yıldır sürdürülen bu girişimlerin yalnız kalmış olması.
Bugün , darbeler ve Ergenekon konusunda seslerini yükseltmedikleri ve
daha kapsayıcı bir anlayışa yönelmedikleri için solcuları eleştirenler
haklı, ama dönüp, bu çabalar sürerken onlar niye sessizdiler, kendileri
ile de yüzleşsinler. Dolayısıyla aralarında yaklaşım farkı pek de
göremiyorum.
Şimdi durum , dolaylı yollardan sorgulanıyor ve
bunun sonucunda da karışık bir hal alıyor.. Belli ki , karışık kalması
isteniyor. Darbe girişimi üzerinden açılacak bir dava, bizzat devlet
yapılanmasına yönelmeyi sağlar ki, bu da hukukun ve siyasetin, devletin
hiç haz etmediği alanlara kayması demek olur. Dolayısıyla, Ergenekon
davası devletin kendi istediği ölçüde ve sınırlar içinde bir aklanma
operasyonuymuş gibi görünüyor..
Ergenekon örgütlenmesinin çete ve terör örgütü kapsamında ele alındığı duyurusu yapılırken ‘ buradaki terör sözcüğü bölücülük anlamında değil’
gibi bir not düşülmesi , sorgulamaya nasıl bir siyaset çerçevesinden
bakıldığını gösteriyor. Bu siyaset anlayışı çokça tanıdık Kimi
çetelerin sistemin önemli bir parçası olduğu Susurlukla kanıtlanmıştı.
Tansu Çiller ne iyi etmişti de, bir gaf daha yapıp devlet için kurşun
atanların varlığını ifade etmişti. Bir başka deyişle, onlara kurşun
attıran demek ki devletti.
Susurlukla Ergenekon arasında, ülkede yıllardır kurşun atanlardan, şimdi onları azmettirenlere doğru adım atıldığı gibi bir fark var.
Namını
ve ülke sınırlarını aşan şanını yıllar önceden bildiğimiz Ergenekon, en
hakiki Ergenekon ve Ergenekon olarak bir bölünme yaşadı da, şimdi bir tarafın tasfiyesi mi gerçekleştiriliyor sorusunun cevabını , bu soruşturma ile alabilme ihtimalimiz düşük.
Gerek
hükümet gerekse TSK ca gösterilen siyasi iradenin amacı, artık iyice
zeytinyağı gibi suyun yüzeyine çıkmış kısmın, kevgir ile alınması gibi
görünüyor. Başbakanın, aylar önce ‘derin devlet yok, devlet içine
sızmış çeteler var ‘sözünün , sağlaması yapılıyor.. Mevcut devlet
yapısını şekillendirenin, ideoloji olduğu bir gerçek. AKP nin Ufuk Uras’ın
sunduğu önerge teklifini değerlendirmeyişi de , bu gerçeği kamufle etme
aracılığına soyunduğunu gösteriyor. Bu tür oyunlar ve kısmi
ittifaklarla devleti arkasına almaya çalışanlar, devleti
demokratikleştirmek bir yana, çetelerden dahi temizleyemezler.
Ayrıca,
biz bir hukuk devleti henüz olamadık, ama öyle kabul edenlere hangi
hukukun devletiyiz sorusunu hatırlatmakta fayda var.
Bu
davaya , devlet ve hükümeti merkez alarak bakınca, yani davayı onlar
üzerinden okumakla sınırlı tutunca , bütün bunların yanı sıra,
entrikalar sisteminin kendisini daha da gizleyerek ayakta kalma çabası
amaçladığını dillendirmek de kaçınılmaz.
İçimde kalmasın bir şey
daha söyleyeyim, en negatif haliyle, emekli generallerin askeri yargıya
havale edilmesi ve diğer yandan ikibin kusur sayfanın zaman aşımı için
yeterli olabileceği , bizim ülkemize yabancı bir durum da değil.
Ancak,
niye merkeze, hükümet ve/veya devleti koyarak, pozisyon alınsın . Bu,
sadece hükümetin ve devletin yaklaşımını kolaylaştırmaya yarar.
AKP
ye ve ideolojik açıdan yani işin gerçek tarafından bakınca Ergenekon
‘un avukatı olması hiç şaşırtmayan CHP ye, söylenecek çok söz var.
Ama bir o kadar söz, şimdi ve şimdiye kadar sessiz kalan her kurum ve
oluşum için de geçerli. Zira, siyasi irade denilen şey, sadece
hükümete, siyasi partilere ve de bürokrasiye özgü bir iş değil. Asıl siyasi iradeyi , toplum ve onun yolunu açacak oluşumlar gösterir. Yeter ki, bu oluşumlar, merkezlerine kendilerini, kendi ilkelerini koymayı ve ondan şaşmamayı başarsınlar.
Bugün hala 12 eylül anayasası ile yönetiliyor olmak ve onun vesayeti
altındaki kurum ve kuruluşlarla sınırlı tutulmak nedeni ile,
soruşturmaya oradan başlamak, tekrarlamalıyım ki çok daha dolaysız
olurdu . Ama bu, bugüne kadar başarılamadı. Seyrin, bugünün
darbeci anlayışından yola çıkarak o güne uzanması için , bazı
solcuların Ergenekon konusunda seslerini yükseltmelerine engel nedir ?
Artık durum kamuoyunun önünde, gündeminde ve onu desteklemek ,
derinleştirmek, alabildiğine üzerine gidilmesi için irade sergilemek,
kendisine sivil diyen herkesin sorumluluğunda. Bu tür davalar ,
toplumun önüne ikidebir gelmiyor. Gelmesi halinde ise, birilerinin
cezalandırılmasının yanı sıra, bunu çok aşan toplumsal sorgulamaya
dönüşüyor. Kendini, bu sorgulamanın dışında tutanlar, aslında
ilkelerini hükümet yanlısı sayılma paranoyasına feda etmiş oluyorlar .
Topluma yabancılaşmakla kalmıyor, toplumun kendilerine yabancılaşmasını
sağlıyorlar. Hiç kuşkunuz olmasın, kendinizi iyi ifade ederseniz, kimse
sizi AKP ci sanmaz ya da AKP nin yolunu açmış olmazsınız, zaten
darbecilere karşı kendi açmış olduğunuz yolda daha fazla ilerlemiş
olursunuz.
Solculara darbe konusunda sessiz demek, büyük haksızlık.
Onların bu konuda hep sesi çıktı, Susurluk’ta çeteler konusunda da.
Duymak istemeyen duymamıştır. Şimdi beklenen bu sesin yükselmesi ve
daha kapsayıcı olması. Şu sıralar, pek çok köşe yazarı, solculara
söyleniyor,eleştiriyor. Söylensinler. Ben bu eleştiri ve yorumlardan
beklenti okumayı tercih ediyorum. Kimse Türkiye’de, Susurluk misali
toplumu harekete geçirmeyi ve tepki koymayı solcular kadar başaramıyor.
Başaramaz da, çünkü muhalefet solun işi. Kimi zaman cılız, kimi zaman
güçlü toplumsal tepkiyi sokaklara taşırmakta. Darbe bir yana Ergenekon
üzerinden açılan bir davanın en yakın tanıkları da solcular. Atışmak
yerine, ne biliniyorsa anlatmanın, toplumla paylaşmanın tam sırası.
Hüner Buğdaycıoğlu


laleler günü 1 mayıs









download 200 MB oldu







GÜÇLÜ DEĞERLİ TÜRK LİRA'SINDAN KORKMAK NE DEMEK bozun bütün ezberleri !!!
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Dolar'ın 1 YTL düzeyine inmesi halinde ekonomide nelerle karşılaşılacağını anlatıyor bu yazı
Ülke paralarının gerçek değişim oranları emek verimliliğine göre belirlenir.
Hangi ülkenin emek verimliliği yüksekse o ülkenin parası daha değerli olur.
Piyasalarda ise ülkelerin paralarının fiyatları “o ülkenin döviz rezervleri, reel faiz hadleri, dış ticaret
hadleri, ülke riski” gibi bir çok farklı değişken tarafından belirlenir.
Türkiye’de emek verimliliği düşük olmasına rağmen Türk Lirası geçen yıl piyasa fiyatlarıyla Amerikan
dolarına karşı yüzde 18.5 oranında değerlendi.
Bu yıl da Lira’nın değeri Amerikan doları ve Avro karşısında hızla artıyor.
Bir Amerikan doları 1 lira 14 kuruşa kadar indi.
Ne mi oldu?
ABD’de enflasyon oranı faiz haddinin üzerine çıktı.
Amerikan dolarının reel faizi negatif olunca, bir Amerikan doları 1 Türk Lirasına da eşit olabilir.
Hatta bir Lira’nın da altına inebilir.
Çünkü Türkiye dünya ülkeleri arasında en yüksek reel faiz veren tek ülke.
Faiz çok yüksek olunca, bunu duyan parasını Türkiye’ye getiriyor.
Türkiye’nin yüksek reel faiz verdiğini kanıtlayan bir uygulamaya geçen hafta şahit olduk.
Avrupa Yatırım Bankası (AYB) yüzde 12 faiz oranıyla Türk Lirası üzerinden iki yıl vadeli tahvil ihraç etti.
Oysa Türkiye’de Hazine tahvillerinin faizi yüzde 16.4 oranında seyrediyor.
AYB’nin yaptığı Türk Lirası tahvil ihracı yüzde 4.4 ilave faiz ödemenin anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Hatta bu ilave faiz oranını gerçek piyasa fiyatının üzerinde ödenen bir rant olarak değerlendirebiliriz.














